![]() |
BEKLENEN makasın tenine değdi kefenin aryası düş soğudu kırıldı beynimdeki köstebeğin dişleri cehennemin yanacağı gün de geldi çekildi gözlerime saplanan tığ artık zamana arz ölü saksıların koktuğu bir yol kum tutmuş şelale elin gözesi sislidir artık genzi oyuldu kiraz ağacı duruşu eridi Azrail'in ayaklarımın altına koyduğu buz sesimin taşıdığı su kırıldı gerginleşti boynumdaki ip dondu sana yürüyen yollar şimdi yağmur özledim dese mavi rüzgar ağzım çiçek dolar K.Y. Kubilay Yıldız |
seninle Bir ömür seninle başbaşa kalsak Hayatı beraber koşsak ne olur Bütün yıldızları bir bir dolaşsak Zamanı beraber aşsak ne olur Şarkılar söylesek aşkın dilinden Nağmeler dinlesek seher yelinden Bahar yağmuruyla duygu selinden Gönül ırmağına taşsak ne olur Dudaktan dudağa bir şiir gibi Gönülden gönüle bir nehir gibi Yıldızlara hasret bir şehir gibi Derin uykulara dalsak ne olur Kuşlar gibi geçip tüm hudutlardan Selamlar iletsek ak bulutlardan Kovup elemleri şen duygulardan Sonsuz mutlulukla coşsak ne olur Alıntı |
Dudaksız Portreler akıl biriktiyorum ruhlar sonraya ölüme yağmur suyu uzatan kolun elini kesiyorum ölmeyeceğim yağmurundan bir ilk bahar gününün yüzümü tarayan rüzgarında hüzün öğüteceğim öğretmeni ölü kaygı şuurunda zihin pişirerek yürüyeceğim dudaksız portreler çizliyorlar Tanrı defteri gün açılıyorken yazılan çizilen kader tülünden aşk yazması kalpler çıkaracağım mabedi yıllanmış şarap gülünden dudağımda kızıl şer vuracağım kötülüğe -zaten- demeyeceğim gelgite sarılan sarkıt dikitten buz kılıçlar çekip savuracağım krateri küçük şeytan ininden aşkın şatosuna taşınacağım dudaksız portreler çiziliyorlar yaprağın altında öpüşüyorken kuşlar aşkı gizli yaşatıyorlar reformcu rahibin yasak dilinde bacaklar huzursuz birleşiyorlar ve zaman ki cinler kadar sırlıdır görünmez ellerin gözlerin nemi tenlerden tenlere dökülüyorlar zamanın birinde ikiyi vurup gözlerimden nefes şehrini alıp sıcaksız bacaksız can veriyorlar aşklar şirke koşan atlılar gibi birikip tinlerin lambalarına sevi iplerinden kayboluyorlar dudaksız portreler çiziliyorlar --resmin arkasında yaşanacağım-- uslu seyirlerden seyyar sihirler aslı astarına düşman zehirler aşk tersanesinde dövülüyorlar denize kıvrılmış gemiler gibi açılıp saçılıp uzak koylara sevişip dağların dumanlarıyla fırtına cesaretiyle devleşiyorlar ihaneti bulan kahraman gibi şeklini şemale değişiyorlar dudaksız portreler çizliyorlar ellerimin gözlerime döndüğü yerde geziniyorlar ışığın ardına bak resmin ardına aşk çiziyorlar dudak dolusu Mehmet Nusret Poyraz |
Garip Bir Yolcuyum Her yeni bir gün eskiyecek Her eski yok olup gidecek Bir gün ben de ecel ile gidecek Garip bir yolcuyum Bir yol vardır rahat mı rahat Acaba sonunda hacat mı azat İşte yolcu böyle berbat Garip bir yolcuyum Bir yol vardır taşlı çakıllı Bir yol vardır dünya malı Ebedi saadet aramalı Garip bir yolcuyum Hayatın tadı da yalan Fani dünyadakiler yalan Gördüğümüz büyük bir alan Garip bir yolcuyum Bekir Kılınç |
Paylaşamadık bu acımasız geceleri Seninle uyuyup seninle uyanmanın Hep hayalini kurdum Hele bu olumsuzluklarla dolu Geceyi paylaşmak Uyuyamadım bu gece Uyuyamadım bir tanem Gözlerimi kapatıp daldım Belki yolun rüyama düşer diye Seni görmek hasretimi dindirmek Rüya görmeme bağlı Uyumak istiyorum Seni görmem gerek Oksijene ihtiyacım var Gecenin yarısında Deli bir rüzgâr Yağan yağmurun sesiyle uyandım Gelmedin Paylaşmadın Bu olumsuz gecede yine yalnızım Aklım sende kaldı Şu an gecenin yarısı Gözlerin yumuk Yüzünde tatlı bir yorgunluk Kim bilir neredesin Başucunda olmak Parmaklarımla yüzüne dokunmak Saçlarını taramak Kulağına Seni seviyorum demek İsterdim Deli rüzgâr Yağan yağmur Gecenin karanlığına isyan eder gibi İçimdeki isyanımı onaylarcasına Yanıp sönen trafik lambaları Sensizliğe Hem de ömür boyu sensizliğe İsyanımı içimden Sessiz haykırışlarla İçimi parçalayarak Yaşıyorum Esen deli rüzgâr İnadına yağan yağmur Gecenin karanlığına direnen Kalp atışlarım gibi Alev alev yanıp sönen Trafik lambaları Şu saatte minareden yükselen Allaha yalvarış gibi Sana yalvarıyorum Sensizliğin sonu delirmek Sensizliğin sonu sonum Sensizliğin sonu…! cafer akyol |
Öfke Damlıyor Kalemimden Bugün Bugün yüreğime batıyor bu kalem Her elime alışımda canım yanıyor Her harf öfkeme bürünüp düşüyor kağıda Öfke doğuyor yokluğunun rahminden/bugün Yazıyorum/ yarı aralanmış kapımdan sensizlik giriyor odama Bir de gölgen bakıyor penceremden Elimi uzatıyorum/yoksun Bugün elimde kırılıyor bu kalem Yokluğun akıyor mürekkep yerine /bugün Havada asılı kalıyor mısralarım Yazıyorum/duvarlarımda çınlıyor sesin "ah le yar yar"ı mı söylüyorsun ne Sen söylüyorsun sensizlik doluyor odama Seni dinliyorum/yoksun Bana isyan ediyor bu kalem bugün Bütün yazılarımın başlığı "yoksun" Yazıyorum/Sırtımdaki yaradan kanla karışık pas sızıyor Hani o giderken bıraktığın hançerin hatırası Kağıdıma dökülüyor kanla karışık paslı bir mürekkep Öfke doluyum bugün/öfke yazıyorum Kalemim de öfke dolu/kağıdım da Sensizlikte sana yazıyorum Seni yazıyorum/yoksun. Edirne - 02.08.2008 İrfan Özcan |
Dedim ya gülüm Bana hep hasretin düştü Bana hep özlemin düştü Ben ki Mecnun gibi düşmedim çöllere Ben ki kazma vurmadım dağlara Ama içimde öyle büyüdün ki Döksem sığmaz ovalara Dilimde adın gözlerimde hayalin Karşımda her halin Avuntum tesellim Alnında yanan dudaklarım Ellerini avuçlayan ellerim Varlığınla yetinmek bu olmalı Her an her solukta seni özlemek Özlemek ve acı çekmek Sana ulaşamamak Sana dokunamamak Sadece bir yerlerde olduğunu bilmek Kaç yürek dayanır ki buna Kaç beden ayakta kalabilir Bu yangın ortasında İçim acıyor biliyor musun Acı çekiyor ruhum Acı çekiyor bedenim Kıvranıyorum Yokluğunun acısından Benim acılar içinde Ne yanıp kül oluyorum Nede sönüyorum İçten içe eriyorum Seni çok özlüyorum Seni çok seviyorum… mehmet kaplani |
Hayatın Kıyısında Yaşamın tam kıyısındayım sanki Ya bir adım geri, ya da bir adım ileri, Dokunsan ellerin yanacak, Bıraksan düşeceğim, Parçalarım dağılacak, Kristal misali. Kör bir kuyuya atlar gibi. Dalga dalga çoğalan sesimi Uzaklardan duyar gibi, Kendi hıçkırık ve gözyaşında boğulur gibi, Del bağrımı, es geç hayat, Kalbimi yakan kor gibi. Gözlerimin önünden geçiyor tüm bulutlar, Kimi pembe duygu yüklü anılar, Kimi gri gözyaşı seli hatıralar, Bazen mutlu, Umut yüklü, Bazen çığlık çığlığa geçtiğimiz patikalar, Hani nerde sevenlerim? Rüzgâr misali esip savruldular, Yüzümdeki açan güllerim neredeler? Birkaç damla gözyaşımda boğuldular, Hani kolum kanadım neredeler? Hayatın neresindeyim ben, onlar neredeler? Yaşamın tam kıyısındayım sanki. Ayaklarım pamuk ipliğine bağlı şimdi, Ne bir adım geri, Ne de bir adım ileri, Dengede durmaya çabalayan Bebek misali, Sonsuz bir uçurumun kıyısındayım sanki. Koca bir ömrü kırıştırıp bir sayfa gibi yırtıp atmalı mı? Yoksa zamana inat hayata kafa tutmalı mı? Ya hayat beni tüketecek, Ya da tükenen hayatı yeşerteceğim, Seher vakti yağan çiğ misali. Alıntı |
Öyle Bakma Öyle bakma bana, çarem yok anla Böyle yalnız başıma Daha kaç zaman dayanırım Kestiremiyorum şu zamanda Her bakışında heyecan kaplar benliğimi, Sımsıkı tutmak istesem de ellerini Bir türlü cesaret edemiyorum ki Neden korktuğumu ah bir bilsem de Söküp atsam içimde ki şu zehri (kalbi) Hamit Aydoğmuş |
Sokaktan Gelmek Sokağa mı çıkıyorsun, dikkat et Emanet ol Tanrıya, Sokak demek Eksilmek yarı yarıya. Odalara kapanıp oturdunuz İçinize evin serin sessizliği doldu. Koruyucu duvarlara borçlusunuz Çevrenizde dalgalanan dostluğu. Bir sokağa çıkmayın bozulur bunca büyü Yavan gelir ev size, Hayatınız kuytu ve küflü, Sokaklarsa aydınlık, taze. Ayartıcısı caddelerin eseri Zalim gelişleriniz, Evde size uzanacak elleri İtmek istersiniz. Haince sokaktan dönüşünüz Sisli, karda... Çünkü başka yaşayışlar gördünüz Dışarda. Sokağa çıkarken dikkat Sokaklarda esen rüzgar çünkü. Rüzgarlarla eve dönmek saçma, Ev dar çünkü Behçet Necatigil |
| Saat: 04:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık