![]() |
S.R.Ş (Süper Romantik Şarkılar) Her ne kadar Hoyrat olsam da Sana Ve hayata karşı İçimde sakladığım Ve senin asla Erişmeyi beceremediğin Son derece kırılgan Ve oldukça uysal Yönlerim de var benim. Bilmiyorum Bunu söylemek Ne kadar doğru Ya da yanlış mı Acaba Bile bile Kışkırtmak seni Bu şekilde Birdenbire Ama içimdeki Ses Artık konuşmak İstiyor seninle Belki de Bunun tek sebebi Bugünlerde dinlediğim Aptal ve aynı zamanda Süper romantik şarkılar Zaten Bakarsan aslına işin Ya alkoldür Yakan beni Yaz geceleri Ya da dinlemeye O ya da bu şekilde Maruz kaldığım Aptal Ve süper romantik Şarkılar... Cenk Bölük |
GİDİYORUM...! Hoşçakal aşkım Yolun gülle, Yüreğin sevgiyle dolsun..! Bak... Nerelerden nerelere geldik... Şimdi biz bittik... Bir de başlangıcımız vardı Sonunda bol gözyaşı döktüğümüz. Sor yağmurları kendine Kışları da sor. Baharları bana bırak Senden tek yadigar olarak. Adı belli, sonu belli idik. Soğuk bir mart akşamı idi Beni son kez öpüp gidişin. O an sadece yanımdan Karanlığa karışmıştı yansıman. Şimdi Yüreğimden git diyorsun Olur birtanem giderim . Yollar böyle uzun Aşk’lar böylesine vurgunken Giderim, son kez gözlerine bakamadan Giderim, son kez sarılamadan Uykusuz sabahlayarak. Pişman değilim Sevdim seni. Delice sevildim. Hayat seni yaşamamı istedi Yaşadım.. Ama keşke Yüreğinden giderken Ölüm beklemese başucumda. Yine de Yolun gülle, Yüreğin sevgiyle dolsun..! Sana en kötü sözüm bu olsun..! Alıntı |
Falcı Kadın Kaybettiğim düşlerimi Bir zarara bağlıyorum. Tumturaklı bir falcının, Avuçlarımın arasında gördüğü şey Bir çocuğun kabusu gibiydi. Tamamlanmamış bir portrenin Rüyasına beziyordu! Yakaları kalkık, sigarası ağzında Yüzüm falcıya gülümsüyor, Ona inanmadığını söylüyordu. Falcı kadın inanıp, inanmamaktan değil Ellerimdeki çizgilerin varlığından bahsediyordu. Hayat ağacının yamuk, kavisli çizgileri... Nede işgüzâr bir tavrı vardı Şimdiden alacağı beşliğin keyfine varır gibi şendi. Oysa kimbilir kaçını bedbaht etmişti cümleleri! Kaçını yalancı bir dünyanın içine hapsetmişti! Dudaklarım istemdışı, "Sen yalancısın çingene kadın!" dedi. Falcı kadın gülümsedi, "Bu yalanlar insanları mutlu ediyor civanım; Atasın bir beş liracık..." İslamabad - Mayıs 2005 M. Burak Sezer |
GÖNÜL YARASI.. Dudağımda yarım kalan Söylenmemiş son sözümsün sen Baki olsa da ayrılık Aşk her daim ölümsüzdür.... Hatırla sevgili o eski günleri çocuklar gibi Efkar kitabedir aşka demde okunur Yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur Varsın eller gönül yarası kapanır sansın Kabuğun altında sevgili sen kanayansın.... Ömrümüzün son demidir Dönülmeyen o gitmeler... Hatırla sevgili o eski günleri çocuklar gibi.... Efkar kitabedir aşka demde okunur Yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur... Varsın eller gönül yarası kapanır sansın Kabuğun altında sevgili sen kanayansın Alıntı |
Tek Hece İbrahim Lek Kimleri bağlamış vurmuş pranga Ciğerler dağlamış yakmış harınla Akıllar yitirmiş güzel yanıyla Virane çevirmiş yapan tek hece. Tek hece diyerek geçmeyin sakın Olana bakılsın ibretler alın Uzaktır demeyin hem de çok yakın Aniden yakalar , tutar tek hece. Gün olur , gün geçer içinde kalır Sanırsın her anın bilmem kaç asır Düşenler bilirler çok iyi tanır Mıh gibi saplanır kalbe tek hece. Pembedir renkleri göze hoş gelir siyaha dönünce eziyet verir Bal diye tadarsın belki de zehir Bin türlü yüzlüdür inan tek hece. Kimisi saplanır düşer tuzağa Kimini taşıyan Hakk'a vasıta Kiminde çaresiz açıyor yara Dert ile dermanın olur tek hece. İyidir kötüdür demem denilmez İstemem desen de ondan geçilmez Yer ve an bilinmez öyle seçilmez Bir anda doğuyor içte tek hece. İbrahim Lek |
BİR YAZ GECESİ HÂTIRASI İşveyle, fısıltıyla, gülüşle, Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb Oklar gibi saplanmada kalbe, Düştükçe semâdan yere meh-tâb... Bûseyle kilitlenmiş ağızlar Gözler neler eyler, neler işrâb; Uçmakta bu âteşli havâda Vuslat demi bir kuş gibi bî-tâb...
|
BİZE VERMEKTEN BAHSET "sahip olduklarınızdan verdiğinizde, çok az şey vermiş olursunuz; gerçek veriş, kendinizden vermektir. çünkü sahip olduklarınız, yarın ihtiyacınız olabilir diye saklayıp koruduğunuz şeylerden ibaret değil mi? ve yarın, kutsal şehre giden hacılari takip ederken, kemiklerini, iz bırakmayan kumlara gömen fazla uyanık bir köpeğe ne getirebilir? ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka birşey değil midir? kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak, tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi? çok fazla şeye sahip olup, çok az verenler, bunu gösteriş isteyen gizli arzuları için yaparlar, ki bu da armağanlarını yararsız kılar. ve bazıları vardır ki, çok az şeye sahiptirler ve hepsini verirler. bunlar hayata ve hayatın definesine inananlardır, ve kasaları hiç boş kalmaz. bazıları sevinçle verirler, bu sevinç onların ödülüdür. bazıları ise ıstırap içinde verirler ve bu acı onların vaftizidir. ve bazıları vardır ki, ne vermenin acısını hissederler, ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düşüncesi taşırlar; onlar, şu vadideki mersin ağacının kokusunu salısı gibi verirler. böyle kişilerin ellerinde tanrı dile gelir ve onlarin gözlerinden tanrı, dünyaya gülümser. istendigi zaman vermek güzel bir davranış olabilir; fakat istenmeden, ihtiyacı hissederek vermek çok daha anlamlıdır. ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak, veriş olayından daha fazla sevinç getirir. vermekten alıkoyacağınız herhangi bir şey olabilir mi? sahip olduğunuz her şey bir gün verilecektir. öyleyse şimdi verin ve vermenin hazzını mirasçılarınız değil siz yaşayın.. çoğunlukla şöyle dersiniz: 'vereceğim, ama hak edeni bulabilirsem.' ne koruluktaki meyve ağaçları böyle düşünür, ne de çayırdaki sürüler. onlar, saklandığında çürüyecek olanı, yaşayabilsin diye verirler. herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden bir kişi, sizden gelebilecek şeyleri de hak eder. ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan, sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir. faydasından öte, kabul etmenin gerektirdiği cesaretten ve güvenden daha büyük bir değer var mıdır? ve siz kim oluyorsunuz da, onların göğüslerini yırtarak gururlarını korunmasızca ortaya seriyor, sonra da onlarıin değerlerini örtüsüz ve gururlarını utanmasız olarak değerlendiriyorsunuz? önce kendinizi vermeye hak kazanmış ve verme olayında bir aracı olarak görün. çünkü gerçekte herşeyi veren hayattır ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediğinizde, sadece bir tanık olduğunuzu unutuyorsunuz. ve siz alıcılarr, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için, hiç bir minnet hissi taşımayın. bunun yerine, armağanları kanat yaparak, verenle beraber yükselin; çünkü borcunuzu gereğinden fazla abartmak, annesi özgür yürekli dünya, babası evren olan cömertlik olgusundan şüphe etmek demektir..." Khalil Gibran |
Ayrılık Ne zaman ayrılık saati gelse En vazgeçilmez yerinde yaşamın Duysak ayak seslerini akşamın Ve sokaklardan el ayak çekilse Bir ürpertiyle duyarım o zaman Seni çağıran sesi uzaklardan Ne zaman ayrılık saati gelse Bir gariplik çöker içime birden Kalan tek anı gibi bir devirden Durmadan çalınır o gamlı beste Sanki bilir dem hazin öykümüzü Bulutlar ağlar kararır gökyüzü Ne zaman ayrılık saati gelse Bir çaresizliğe anlatır gibi Birden değişir gözlerinin rengi Mavi solar koyulaşır yeşilse Sarınca ruhunu eski bir hüzün Uçar gider pembeliği yüzünün Ne zaman ayrılık saati gelse Uzatsan özlemle dudaklarını Tüm ağaçlar döker yapraklarını Ne çiçek kalır ortada ne bahçe Sadece uğultusu o rüzgarın Ve bir umut kırıntısı Belki yarın Ne zaman ayrılık saati gelse Bir fırtına çıkmaşcasına büyük İçimdeki güllerin boynu bükük Bir zaman kalakalırım öylece Neden sonra gittiğini anlarım İçimde güller ağlar ben ağlarım Alıntı |
ANLATSALAR GÜLERDİM http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif Dolanıp sokaklarda, arıyordum kendimi. Tılsımın ne bilmedim, bana sen öğrettin sevmeyi. Acılardan geçerken ne hissederse insan. En fazla öyle bildim, ağlamaklı gülmeyi. En uzak derinlikler dizlerimi geçmezmiş. Anlatsalar gülerdim. Aynı denizden yine geçsem, yine aynı yolu seçerdim. En uzak yıldızlar, gözlerinden geçermiş. Anlatsalar gülerdim. Bir daha gelsem bu dünyaya, ben yine seni isterdim. Her şeyim sensin, her şeyim seni sevmemden geçer benim. erhan güleryüz |
Der Gibilerinden... Haşmetini senin endamından almış koca dağlar Dumanlı başları matem, görünmez eteklerinden... Hep dimdik, hep vakur, hep mağrur dururlar; "Yüzyılların bekçisiyiz biz!" der gibilerinden... & Sarısını senin saçlarından almış altın başaklar Nazlı nazlı salınır meltemin okşayan ellerinden... Hep olgun, hep vurgun, hep sargın dururlar; "Kardeşliğin simgesiyiz biz!" der gibilerinden... & Yeşilini senin gözlerinden almış zümrüt ormanlar Uzanır dalları gökleri kucaklama isteklerinden... Her dağda, her koyda, her yerde dururlar; "Vuslatların neferiyiz biz!" der gibilerinden... & Işığını senin bakışlarından almış yıldırımlar Çakmak çakmak uzanır gökyüzünün ötelerinden... Hep aydın, hep yangın, hep şıvgın dururlar; "Sevdaların ateşiyiz biz!" der gibilerinden... & Pendik, İstanbul, 28.10.2004 Saadet Gökçe |
| Saat: 04:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık