![]() |
Küçük bir dünyanin içine gizlenmissin Sadece hissedebiliyorum seni Tipki senin beni hissedebildigin gibi Bazen bütün umutlarimi ,bütün sikintilarimi Oradan sana söylüyorum Tipki senin bana söyledigin gibi Içimizin karanligini bosaltiyoruz bazen Bazen de iki kelime saklayabiliyoruz Seni böyle hissetmek, seni böyle sevmek güzel Bir bakiyorum bir adim geliyor, Bir bakiyorum kilometrelerce uzaksin Geceleri seni düslüyorum yine Küçük bir makinenin içinden Biliyorum ayni yerdeyiz ayni seyi dinliyoruz Hissedebiliyoruz ayni seyi Elimde sana dair hiçbir sey yok Sadece yani basim da çalan minik bir radyo Bilmiyorum su an ne haldesin Ve de evin neresindesin Belki salon da koltuga oturmus, Belki odanda yatagina uzanmis Ayni seyleri düslüyoruz Gecenin bizim için hazirladigi güzelligi dinliyoruz Ben bu gece çok hüzünlendim Göz yaslarim yanagimda kaldi Bir ananin acisini paylasti göz yaslarim Bir sevgilinin siirinde duygulandim Ama bunlarin hepsinde seni düsledim Tipki senin beni düsledigin gibi erkan kültekin |
Sevdan Beni Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz uykusuz kaldım, Terketmedi sevdan beni... Ahmed Arif |
Anlıyorum birdaha görüşemeyeceğiz Bu son buluşmamızdır seninle Yeni bir hayata başlayacaksın artık Onunla,o yeni sevgilinle. Anlıyorum artık o öpecek ellerini Kulağına aşkı o fısıldayacak İçinde bir pişmanlıktan başka Benden eser kalmayacak. Sigaranı söndür kalkabiliriz On adım sonra yollarımız ayrılmalı Sakın ağlama ve birşey söyleme bana İnsan ayrılırken bile büyük olmalı Ümit Yaşar Oğuzcan |
MUTLULUGUN RESMİ Bugün; bütün ağaçlar yüreğimdeydi. Bütün çiçekler gözlerimde. Güneş, ışıklarını dudaklarıma kondurmuştu. Neydi kanımı kaynatan bu güzelliğin adı? Mutluluk muydu? Bugün, Ne varsa hüzünden yana denize fırlattım az önce. Sanki beklermiş gibi hepsini, hop hop hoplatıverdi dalgalarında. En güzel maviliğiyle oynaşıp durdu. "Bak" dedi "fırlattığın hüzünlerine... İşte; onların bendeki hükmü sadece bu!" Sonra, şakalaşırcasına bir kaç tuzlu damlasını sıçratıverdi yüzüme. Gülümsedim mahcup mahcup, onun bu neşesine... Duruldu. Bir deniz yıldızı bıraktı avuçlarıma. Yoksa mutluluk bu muydu? Herkes kalabalıkken, içimdeki yalnızlığı alıp, gidiverdi sihirbaz martılar! Bir de arkasından o bildik şen kahkahalı bağırışmalar! Hiç bu kadar güzelini görmemiştim. Beyazmış meğerse beni, onlarla bütünleştiren mucize! Kanat çırpa çırpa, yüreğimdeki isyanları uçurdular... Yaşamaktan aldığım tad; işte buydu! Yoksa mutluluk bu muydu? "Sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?" Evet... Adım İNSAN... Ya, tabii ki, çizerim! Az önce; ağaç oldum, çiçek oldum, güneş oldum, deniz oldum, martı oldum, ölümsüzleştim... Meğerse, hep yanıbaşımdaymış bu güzel resim! Ben çizdim. Adı umudum'du! Yoksa tüm umutlarım beni hiç terketmeyen mutluluğum muydu? * * * Mutluluk, hepimize sadece kendi çizdiğimiz resimler ve uzaklıklar kadar yakındır! Nedret Türer |
Aşkın Aldı Benden Beni Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü Bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana seni gerek seni Aşkın aşıklar oldurur Aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur Bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem Sensin dünü gün endişem Bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek Bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler Külüm göğe savuralar Toprağım anda çağıra Bana seni gerek seni Cennet cennet dedikleri Birkaç köşkle birkaç huri İsteyene Ver anları Bana seni gerek seni Yunus'dürür benim adım Gün geçtikçe artar odum İki cihanda maksudum Bana seni gerek seni Yunus Emre |
GEÇ AZİZİM GEÇ Biz de yasariz azizim, Yasamaya gelince, biz de yasariz ama, Olmuyor cebimizden kattigimizla eglenmek, Gönlümüzden katalim, Varlikli kisileriz neseden yana. Pazarimiz hos mu geçecek, Sart degil Büyükada, Heybeli; Çok bile gelir kayigi Hristo'nun: Sekiz arsin iki karis, Kiz gibi Cibali yapisi. Bir isaretimize bakar Çikmazsa baligi alesta, Aylardan temmuz, günlerden pazar; Yenikapi açiklarindayiz... Birakin Hasan geçsin kürege, Utandirmaz bu kollar sahibini. Kabarmaz bu avuçlar On ikisinden beri nasirlidir. Fazla külfet istemez, Bol sigaramiz olsun, Köfte, ekmek, domates yeter. Karimiz, sevgilimiz yanimizda Basaltinda sarap testisi... Dedik ya bugün pazar Belki genç arkadasi "Ilk defa günese çikardilar", Isteriz bütün dostlar aramizda olsun; Kiminin Hanya'dan gelir selami, Kiminin Konya'dan Sandalimiz genis degil, ne çare, Gönlümüz kadar. Ne yapalim bol sarabimiz var ya, Onlarin sagligina içecek; Gün ola harman ola!.. Anlariz biz de bu islerden, Elimiz degdi de oksamadik mi, Su "pür hayal" saçlari ? Kim istemez "yâr"i uyutmasini "sine" de Batan güne karsi, "Bâde" içmesini "Yâr eli"nden? Gözü kör olsun felegin, Gelecekten umudumuzu kesmedik, Içimiz öylesine ferah... Son kadehlere dogru sorsun, Sesi en güzelimiz bizden: "Gam, keder ne imis?" Yontulmamis sesimizle cevabi hazir: "Geç azizim, geç!" Rıfat Ilgaz |
Sesleniş Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi... Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Dogu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asildik, öldürüldük ey halkim, unutma bizi... Bagimsizlik, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi... Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşi dalgalandirdigimiz bayragimizi daha da dik tutabilmekti bütün çabamiz. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkim, unutma bizi... Henüz çocuklugumuzu bile yaşamamiştik. Bir kadin eline degmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamiştik daha. Bir gece sabaha karşi, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarimizla çikarildik idam sehpalarina. Herkes taniktir ki korkmadik. Içimiz titremedi hiç. Mezar topragi gibi taptaze, mezar taşi gibi dimdik boynumuzu uzattik yagli kementlere. Asildik ey halkim, unutma bizi... Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasinda vuranlar, agabeyimiz, babamiz yaşlarindaydilar. Ya bu düzenin kirli çarklarina ortak olmuşlardi ya da susmuşlardi bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşisindakilere bagirmamiş insanlarin gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adina, özgürlük adina, demokrasi adina, Bati uygarligi adina, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldük ey halkim, unutma bizi... Bir gün mezarlarimizda güller açacak ey halkim, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey halkim, unutma bizi. Özgürlüge adanmiş bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkim, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi... Uğur Mumcu |
İçimde Saklı Kaldı İçimde saklı kaldı Bu şehrin yıkıntıları Işıkları sönük camları kırık bir şehir Deniz feneri yol göstermiyor gemilere İnsanları heykelleşmiş yüreği betondan bir şehir Kırlngıçlar bile yuva yapmıyor duvarlarına Dışı ne kadar güzel olsa da İçi örümcek ağlarıyla dolu köşkler saraylar Bir bir ve zorla yükseltilmek isteniyor yıkıntılar arasına Kılıcım kör savaşacak gücüm yok Sadece göz yaşlarımı sel yaparım üzerlerine Ama boğulmazlar ki İçimde saklı kaldı Bu şehrin yıkıntıları En orta yerde ben duruyorum Dikenlerin arasında bir çiçek beyaz ve boynu bükük Yıkık şehrin gölgeleri arasında kararmış bir çiçek İçimde saklı kaldı Bu şehrin yıkıntıları Bir ceylan ürkekliği eski bir şarkı Yırtık bir resimden kalan üç beş anı Yalnızlığın yalnızlığında kaybolan umutların bekleyişi Hepsi hepsi içimde kaldı Bir trenin boş vagonlarının birinde Kalkış saatini bekledim bu şehirden kaçmak için Loş sokaklar arasında karanlık gölgeler gezindi Bekleyiş bir çığ gibi büyüdü içimde Tren kalkmadı ben kaçamadım uzaklara İçimde saklı kaldı Bu şehrin yıkıntıları Nergis Kaya |
NE MUTLU SANA ulaşılmaz değildir hayaller unutma gelip geçicidir bu dünyada umrunda bile olmasın tasa rahat bir vicdanın varsa ne mutlu sana............... ibrahim çelebi |
İçerdeki Bahar Ey doğan, dönen, batan güneş Gündüzleri parlayan Geceleri yatan güneş O sıcak ve parlak İçten gülüşünü Askeri duvarların ötesine düşür. Nöbet sırasında Talimler esnasında Durgun, suskun, küskün Soluk tenli erlerin Son umudu tükenmeden Gülümse ordan sıcacık Seher yeline söyle Essin tatlı tatlı İğde kokuları getirsin bahardan Yaysın ortalığa burcu burcu Söğüt dallarında serçeler Suskun durmasın öyle En umutlusundan, yüreklisinden Eğin türküleri söylesinler Sarısından bir çiğdem Ayırıp tel örgüleri ikiye Göstersin selvi boyunu İnansın sevdiğim asker Baharın geldiğine... Fatma Helin Şimşek |
| Saat: 22:06 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık