![]() |
RÜZGAR Şimdi bir rüzgâr geçti buradan Koştum ama yetişemedim, Nerelerde gezmiş tozmuş Öğrenemedim. Besbelli denizden çıkıp Kıyılar boyunca gitmiştir, Tuz kokusu, katran kokusu, ter kokusu Yüreğini allak bullak etmiştir. Sonra başlamış tırmanmaya dağlara doğru Bulutları koyun gibi gütmüştür, Okşayıp otları yaylalarda Büyütmüştür. Köylere de uğradıysa eğer Islak, karanlık odalarda beşik sallanmıştır, Güneş altında çalışanlara İmdat eylemiştir. Sonra başlayıp alçalmaya ovalara doğru, Haşhaş tarlalarında eflatun, pembe, beyaz, Kıraçlarda mavi dikenler.. Toz toprak gözlerine gitmiştir. Şehirlere uğramış ki yanımdan geçti, Haşhaş çiçeğine benzer kızlar görmüştür, Bir gülüş, bir tel saç, allık pudra Alıp gitmiştir. Şimdi bir rüzgâr geçti buradan Koştum ama yetişemedim, Soraydım söylerdi herhalde. Soramadım. http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10181-1.jpg CAHIT KÜLEBI |
CiKaR BeNi Ne OluR AnnE http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifGünlerdir göremediğim yüzünün Sıcağını sindiremediğim kucağının Özlemini duyuyorum anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifBir boşlukta gibiyim sensiz Akıp gidiyor zaman avuçlarımdan Bendini dinlemez ırmaklar gibi Durduramıyorum anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifDüşlerimde görüyorum seni, saçların bulutlar kadar ak, Gökyüzü kadar sonsuz sevgiler yüreğinde Şevkatle bakıyor gözlerin, herzamanki gibi Küçücük bir bebeğim ellerinde anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifBu ne sıcak bir kucak!… Can verdiğin bedeninden bedenime Tükenmez sevgin, sabrınla, yüreğime Yüreğinin atışları karışıyor anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifŞimdi uzaklardayım… Hangi rüzgâr attı beni gurbet ellere… Yüreğimdeki evlat sevgisi mi, ne? Susma! …Ne olur söyle anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifSakınırken gözlerdeki nurdan Bir yarım orda kaldı, bir yarım burda… Bir soluk kadar yakınımdayken Daha, daha sarıp da koklayamadım anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifYaşamın kuralı mı böyle? … Kaybetmeden bilinmiyor kıymeti Koşulsuz sevgi, ilgi nerde? Bulamadım yerine koyacak birini anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifKaç mevsim geçti sensiz. Boynu bükük çiçeklerin... Gönül bahçende bensiz Biliyorum, özlüyorsun sen de, özlüyorsun beni anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifZaman nasıl geçiyor, yanındayken bilemedim Seni ne çok özledim… Seni ne çok sevdim de söyleyemedim Söyleyemedim anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifHer gün bir fırtına esiyor yüreğimde Çığlık çığlığa kopan Kuşların kanatlarında türkülerim Ne olur dinle, dinle anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifKimi gün sızı oluyorsun yüreğimde Kimi gün içime düşen top ateş, Sanki gökyüzünün bütün bulutları gözlerimde Sağnak sağnak yağmur oluyorum anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifDüşününce yaşanmadan geçen günlerimi Yalnızlık korkutuyor beni… Sanki ölüm tutmuş eteğimi Yaşamak istiyorum, yaşamak anne… http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10176-kalp.gifEsirgemeyip sevgini, uzat o güzel ellerini Bir yanımla cocuğum hâlâ, anla!… Kaybolmadan yaşam labirentinden Çıkar beni ne olur, çıkar anne… Leyla Işık |
Zaman Mı Geçti Ne Zaman mı geçti, yok ben mi esriktim, Zakkuma bağlardım güneşi, Gecenin ağır ununu elerdim, Ay benîisrail zeytini. Anlıksal birliğin simgeleriydi Gülkurusu, altın ve tirse, Sirinksin yediveren sesi, Asalbent, buhur kokuları içinde. Ölmüşüm orda bir aralık, Unutuverdim konuştuğum dili, Ama ağacın kendisiydi, Kavramı değildi görünen artık. Melih Cevdet Anday |
Melekler örüyor saçlarını sevgili Dudaklarıma konan bir buse Adına yakarmak kaldı nedensiz Sesinden öte bir ses kaldı sevgili Melekler örerken saçlarını Acına hasret kaldım sevgili Acına, Sayarken düşen sarı yaprakları Ve tükendi derken bütün söylenmişler Yalnız susmak kaldı sevgili Hasret kalmışken acına Ölüm yaşayanlara kaldı sevgili Mezarlardan yükselirken hayat Uzatsan ipekten dokunuşunla parmaklarını Zamanın derinlerine Ölümle yaşayanlar kaldı sevgili Ölüme sevdalananlar Gözlerinde güneş destelenmiş sevgili Karanlıkların içinde ararken güneşi Adın takıldı aklıma Ve güneş adında, adın gözlerinde Aynalardan yansıyan ışıkların ötesinde Sevgili, Gözlerin güneşti destelenmiş Bir avuç toprak kaldı sevgili Uzatırken ellerimi aşkına gül diye diken takıldı toprağa Aşkın suya yazılmıştı, kırmızıya Tutundum toprağa aşkın adına Sevgili toprak bana yazılmıştı |
Dediğin olsun... Ey sevdiğim güzel, benle dalaşa Girme mi diyorsun ? Dediğin olsun... Öfke oklarını yay gibi kaşa Germe mi diyorsun ? Dediğin olsun... Ne demiştin bana sen geçen Salı, Kesiyorsun şimdi bindiğin dalı, Sakın ha bir daha, yoluma halı Serme mi diyorsun ? Dediğin olsun... Sanma ki arzumdu düşmen bu hale, Ne yapayım sen de kaldı ihâle, Bundan sonra bana ne gül ne lâle Derme mi diyorsun ? Dediğin olsun... Yarın da var amma, unutma dünü, Yok yere harcama şu genç ömrünü, Değmem ben, kaptırma bana gönlünü Verme mi diyorsun ? Dediğin olsun... Hay hay dayanırsın kışa soğuğa, Lakin sığmaz bu yük iki koltuğa, Sen kim, mes'ut olmak kim, mutluluğa Erme mi diyorsun ? Dediğin olsun... Akıntıya karşı çekilmez kürek, Kolay değil ki bu, güç kuvvet gerek, Aşk çile demekmiş, yok bende yürek Sevme mi diyorsun ? Dediğin olsun... Dediğin Olsun - Kıvılcım Yayınları 2000 Mümtaz Beğen |
Neler yazmadım şu deftere,senden sonra ve senleyken de... Mutluluğum, sevgim,aşkım ve bunun yanında keder de... Şimdi neler yazmak isterdim sana, yüreğimdeki sitemle, Fakat biliyorum ki; anlamayacaksın gene... Seni cümlelere sığdırmakta güçlük çekiyorum, Herşeyi anlattım da; sana geldi sıra fakat anlatamıyorum... Gözlerim ufak çocuklar gibi seni arıyor, Kalbimde beni dinlemiyor, vefasızlığını anlatamıyorum... Hasta olduğun an geldi şimdi aklıma, Yüreğim acırdı... sana belli etmezdim ama, Sanki kanser olmuşsun gibi korkuturdu beni Kanser değildin, ufak bir griptin aslında... Şimdi ben hastayım, peki sen niye aramazsın? Bilmiyorum halini seninde,bilmem hasta mısın? Aramam seni sevgili; Benim olmayışın varken sesini duyunca nasıl dayanırım...... Seni anlatmak isterdim ama olmadı Kalem kağıt yetersiz kaldı, Sana olan sevgim o kadar büyüktü ki; Bunu kimse anlayamadı... Yolların hepsi ayırıyordu bizi, Seçme hakkın olsa ne olur, Severken seni bu kadar Ayırıyor bizi bütün yollar!! O kadar sevdim ki seni Ayrılmamak için, bırakma diye beni Önümdeki yolları görmedim Olduğum yerde sabit kaldım, Asla gitmedim ileri.. İmkansız aşklar mı bu kadar büyük olur sevgili; Ulaşılmaz olduğun için mi Bu kadar sevdim seni.. |
lanet ve sevgi seni seviyorum desem yalan nefret ediyorum desem de yalan dün nefesimdin ve simdi nefretimsin. keske seni tanimamis olsaydim belki bu duruma gelmezdim kendi kendime soruyorum ki neden neden seni sevdim hani diyerler ya askin gözu kör olur galba bende sana karsi gör oldum. senin askinla yasmamadim yasiyorum sandim ama daima senin yalanlarinla yasiyormusum lanet olsun sana. yalan degil diyorsun seni seviyorum diyorsun hani bana karsi askin benimle oynayip seni seviyorum demek askin mi oluyor. yaziklar olsun sana. sen bana ersey söylemedin ama ben herseyi kendim basima ögrentim kendinden utan yaziklar olsun sensiz yasiyamam diyorsun ölurüm diyorsun hic düsünmedin mi sonrasini mesut sahin | |
her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin "içinde benzetmeler olan" kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok. Uzun bir yoldan gelen Tedariksiz katıksız bir yokuyum Yaralı yarasız sevdalardan geçtim Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu Her seyı anlattım Olan olmayan acıtan sancıtan Bilsem ki sana varmak içindi Bütün mola sancıları Bütün stabilize arkadaşlıklar Daha hızlı koşardım Sever adım gelirdim Gözlerinin mercan maviliğine Sana bakmak Suya bakmaktır Sana bakmak Bir mucizeyi anlamaktır Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır Aşk sorgusunda şahanem Yalnız kelepçeler sanıktır Ne yazsam olmuyor Çünkü bilenler hatırlar Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar Bahçıvanlar değil tüccarlardır Sen öyle göz Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı Sen teninde cennet kayganlığı iken Sana şiir yazmak ahmaklıktır Bir tek söz kalır Dişlerimin arasından Ben sana gülüm derim Gülün ömrü uzamaya başlar Verdiğim butun sözler Sende kalsın isterim Ben sana gülüm derim Gül sana benzediği için ölümsüz Yazdığım bütün şiirler Sana başlayan bir kitap için önsöz Sana bakmak Bir beyaz kağıda bakmaktır Her şey olmaya hazır Sana bakmak Suya bakmaktır Gördüğün suretten utanmak Sana bakmak Bütün rastlantıları reddedip Bir mucizeyi anlamaktır Sana bakmak Allah'a inanmaktır yılmaz erdoğan |
Ya tuttugu bir dilek olsaydi rüzgar Rastgele neselen sokagin sokakligi Tutulabilen dilek olmak sonra Rastgelinebilen sokak. Dün susmustu yürecigin Sustukça çildirilabilen Bir beyaz yol gidislerinde Islik çalmadan kaderine gidismek Susmak bir aglamak degildir Ellerine saglik denilebilen Bir annenin ekmegi bölmesi Seninle ölünebilseydi, seninle ölürdüm. Korku ile dönülebilen her kararin Bir susturucusu olmaliydi Ki cinayet ses getirmesin Suskunluguna birak mermiyi Birak bir savas degildir sevmek Belki bir limon tadidir Ki zaman ne de ince isler aski Ve ask islenmis bir konudur Limon eksi oldugu kadar farkli Git öyleyse ölümle yesertmekse aski Farkli yapan Tüm farklilarin ortasinda kalsanda Öldür beni öldür ki Bir sen yansin uzaklarda Bir sen varsin aslinda Yak ki yoklugun erisin bedenimde. hidayet gül |
Ağır günlerin altında kalıyoruz. Puslu havanın soluğumuzu kestiğini Ve bir sanatçı fırçasından çıkmamış göğün, Üzerimize yıkıldığını, Şimdi şimdi söylüyoruz; Şarkılarımızı nasıl söylediysek. Oysa, çocukluk, oysa mutluluk, Ne kadar yakındır? Bir elmaya uzanmacasına, Bir elma ağacının dallarından sarkmacasına. Ağır günlerin altında adam oluyoruz. Yağmurlu ve kirli. Düşlerimizden yaratılmamış bir dünya bu! Sellerinde; küçük, kağıtdan yapılmış gemilerimizle, Birbirimize sevgi taşıyoruz. Zaman nasılsa aleyhimizde, Tam denize atlayacağız derken, Ağır günlerin altında kayboluyoruz... Ekim - 1998 Albatros |
Bakışlar * barışmak isteyen umutlarımı denizlere attım lastikle yakılmış bir hıdırellez gününde şişelere itinayla yerleştirdim gönderirken körfeze önce boşlukta gezindiler isteklerim batmadan önce attıklarımı geri almadan körfezden çıkıp geldiler sessizlikler içinde kendimi yargılarken savcı edasıyla seni nasıl üzdüm elime bir çiçek almadan bu yüzden bir senin giderken ki kızgın bakışını bir beni devamlı döven kimya hocasının bakışını unutamadım * önce gözlerim sonra dilim sürgülendi gidişine imbatlı körfeze yine bir gemi yanaşıyor başka bir gemi çapalarını palamarsız alırken gidenler el sallıyor gelenler el sallıyor gözlerimin dolaştığı yerlerde gidenlerin ayak sesleri kaldı İzmir sokaklarında bir senin gelen ayak sesin yok gittiğinden beri bu yüzden bir senin giderken ki kızgın bakışını bir beni devamlı döven kimya hocasının bakışını unutamadım * Serdar San - İzmir , 16.05.2006 |
Unutamadım Sevgimiz hatıra kaldı,yaban ellerde Çözülmedin Çözemedim ben seni. Duygularım saklı kaldı,meylerde şişelerde Kana kana, İçemedim ben seni! Sevgiye nankör oldum,tattığım sevgilerde Çok aradım, Bulamadım ben seni! Gururum saklı kaldı,en tenha köşelerde Kimselere şikayet, Edemedim ben seni! Sevgime düşman oldum,karanlık gecelerde Sevince ne yapsam, Silemedim ben seni! Aşkın gizli kaldı,benim kalbimde Bir türlü mazilere, Gömemedim ben seni..! M. Levent ÖZGEÇ |
İkinci Tekil Yalnızlık - Kipi Kendinden Meçhul Şiir - N.Nedja İvanic Şiir-geceler! amca Bir kağıt düşü çocuk bu geceler Adına yakın bir kafiye bulsam; Gizdüşümü olur kırık dökük heceler, çaresiz karanlığa kaçarım amca bir şiir daha düşmüş şu kaldırımlarda -Islak- belli ki yağmur yemiş güz yanından…. ben seni bulut-arar, şimsek çakar; korkardım ah çocuk yağmur yağsa susardım; kaldırımlardan gülücük toplardım…. şimdilerde ben şiir-çıplağım amca! utanır mı gece bir çocuğun gözlerinden…. -hadi ört üstünü çocuk şehir ıslak üşütmesin mısralar- utanır mı hiç şair çırıl-çocuk mısralardan… şehir susunca; ben şiir-ağlardım amca! Söndür şehrin ışığını çocuk, Açıkta kalır gözyaşların.. Bir gören olmasın; -vurmasınlar misketlerimizi- kan adımlar çocuk bu insanlar, bense şiir topallarım… kapat gözlerini ne olur amca okuma bu şiiri! ah çocuk bir bilsen vuracaklar herkesi saklan amca ne olursun önüm arkam sağım solum ah sen henüz öldürülmemiş bir çocuksun . . . amca sus yoksa şiir-oynarım…. hadi çocuk mısra-uyu, -sizde susun insanlar bağrışmayın-! amca görüyor musun? bak şehir! bak insan! yine mi gidiyorsun? görmüyor musun? şiir yağıyor geceye çocukların gözlerinden... hadi durma çocuk, soyun! çık dışarı! .. bu oynayacağımız son oyun gidelim mi buralardan amca çok korkuyorum ah çocuk şiir kovulduğum şehrin kaldırımları bu seni topluyorum duymuyor musun korkmayın ne olur insanlar ! Kaçışmayın sokaklara! küstürmeyin çocukları; kelime-ezilirim! amca kimseler yok ki kime bağırıyorsun . konuşmak kâr etmiyor düşen çocuk ben olunca -amca sen mısra mı ütüyorsun gecelerden? ah çocuk ana dilimi bırakıp gözlerinde, yine şiir susuyorum… |
Sus... Hiç birsey duymak istemiyorum, hiç birsey. Hani sen benim aklimi severdin? Hani bizi birbirimizden daha iyi taniyan, baska hiç kimse olmayacakti dünyada... Eger hala böyleyse, o zaman sus... Neden konusuyorsun? Sus.... Anliyorum, biliyorum, Bitmisligimi, bitmisligini hissediyorum. Sus, hiç birsey duymak istemiyorum.. Senden duymak istedigim tek sey, benden uzaklasan ayak seslerin.... Sus ve git... aşivan |
Nisan yagmurlari yagiyordu sehre Benden vedasiz ayrildigin gün Yaprak döktü yüregimdeki bahar Karanfiller soldu, güllerim kurudu Ihanet etsen Yada bir baskasini sevsen Belkide bu kadar kizmazdim sana Ama sen En ummaz biranda en ummaz bir zamanda bir daha dönmemek üzere gittin Baksana O en sevdigin karanfilleri getirdim sana Al koklasana Birseyler söyle konus benimle Öylesine özlem doluyumki sana solmus resmin dahi yetmiyor artik Biliyormusun Artik nisan yagmurlarini sevmiyorum artik Seni Seni benden aldigi için Yüregimi mezar tasin yaptim Topragina göz yaslarimi akittim Tipki nisan yagmurlari gibi Toprak olmadan bedenin Benimdi ellerin ve gözlerin Son sevdayi yasarken gönlüm Neden onu benden aldin Allah'im Simdi Simdi hüzün isgalinde yüregim Ben yanlizca bir seni Birde kirmizi karanfilleri sevmistim Senden sonra sevmedim bahari Sevmedim nisan yagmurlarini Seni Seni benden aldigi için. barış demir |
İzler Hem küçük, hem de azıcık bir parça umut gibi diyorum. Peşim sıra dalgalar, fırtınalar kopuyor günlerimden. Uzun yolların arasından nicedir özlemişim diyorum Kararıyor ortalık gecenin zifiri ayazına doğru. Bekliyorum. Bekliyorum. Bekliyorum. Tam o anda şafak sökerken dağınık saçların gibi kızıl. Seni görüyorum. Denizleri birleştiriyorum. Sonsuz ve hiç bitmeyen Yağmur ıslatıyor sabahın serinliğini... Kızıl saçlarında parlayan yağmur kristalleri Kayıyor yüzüne doğru ince ve sakin Bakıyoruz bir palyaçonun o umursamaz o sevecen görüntüsüne, sen, ben ve bir gülümsemeyle, hatırlanan o eski ve kırık düşleri unutturan yaşanası Şu hayat!... Çağatay Kaçar |
Gurbet Akşamları Hiç istemem yine gelir, Çatar gurbet akşamları Yüreğime hançer olur, Batar gurbet akşamları. Öldürecek beni dertler, Bende geçti bini dertler, Dertlerime yeni dertler Katar gurbet akşamları. Bilmiyorum dertten gamdan, Zevk mi alır intikamdan? Kanlım gibi şu yakamdan, Tutar gurbet akşamları Şimdi akşam bak şu anda, Zindandayım ben zindanda, Zindan ne ki zindandan da Beter gurbet akşamları Acılara beler beni, Kesip doğrar diler beni, Parça parça böler beni, Yutar gurbet akşamları. Memleketim ilim obam, Kavim, gardaş, dost, akrabam, Gözlerimde anam, babam, Tüter gurbet akşamları. Kadir Mevla’m yardım etsin Ozan Arif yurda gitsin Bitsin artık bitsin bitsin... Yeter gurbet akşamları. Ozan Arif |
HAKKIN YOK Sevmeyi bilemedin Sevilmeye hakkın yok Gün sayıp beklemedin Özlenmeye hakkın yok! Sevdamla coşmadın ki Dağ deniz aşmadın ki Umutla koşmadın ki Kavuşmaya hakkın yok! Hakkın yok bir tek söze Konuşmaya hakkın yok Taştan farksız o kalbi Taşımaya hakkın yok! Aşk nedir bilmedin ki Sevildin sevmedin ki Mutluluk vermedin ki Mutluluğa hakkın yok! Anlarsın bir gün gelir Bunu her seven bilir Terkeden terkedilir Ağlamaya hakkın yok! AHMET SELÇUK İLKAN |
ŞAFAK VAKTİ Şafak vaktidir Terket beni artık hatıra Bundan böyle ben artık dağılıp boydan boya mısralarıma esirler açlar ve mağluplarla hürriyet ekmek ve zafer türküsünü gücümün yettiği kadar söyleyeceğim Sonra bu dehşet ve sefalet içinde mesut günler vaadeden Bir silah sesi gibi titreyeceğim Arif DAMAR | |
Hem küçük, hem de azıcık bir parça umut gibi diyorum. Peşim sıra dalgalar, fırtınalar kopuyor günlerimden. Uzun yolların arasından nicedir özlemişim diyorum Kararıyor ortalık gecenin zifiri ayazına doğru. Bekliyorum. Bekliyorum. Bekliyorum. Tam o anda şafak sökerken dağınık saçların gibi kızıl. Seni görüyorum. Denizleri birleştiriyorum. Sonsuz ve hiç bitmeyen Yağmur ıslatıyor sabahın serinliğini... Kızıl saçlarında parlayan yağmur kristalleri Kayıyor yüzüne doğru ince ve sakin Bakıyoruz bir palyaçonun o umursamaz o sevecen görüntüsüne, sen, ben ve bir gülümsemeyle, hatırlanan o eski ve kırık düşleri unutturan yaşanası Şu hayat!... Çağatay Kaçar |
İçimi Sen Isıtırsın Her bakışta, karda kışta, İçimi sen ısıtırsın. Yüreğime her akışta, İçimi sen ısıtırsın. Saçlarını döküşünde, Gönle hüzün çöküşünde Şafağın her söküşünde, İçimi sen ısıtırsın. Hakikatimde düşümde, Eserin var gülüşümde, Son nefeste ölüşümde, İçimi sen ısıtırsın. Ramazan Alemdar |
Aç Kapıyı Aç kapıyı haber var, Ötenin ötesinden. Dudaklarda şarkılar, Kurtuluş bestesinden. Biz geldik, bilen bilsin. Gönül gönül girilsin. İnsanlar devşirilsin, Sonsuzluk destesinden. Necip Fazıl Kısakürek |
Sitemim Senli merhabalardan vazgeçtim Bunu hak etmiyorsun Seni elvedalarıma ekledim Haberin olsun. Sana karşı sitemlerdeyim bilesin Bekledikçe yollarını gelmedin, gelemedin Kim bilir şu yalan dünyanın hangi dalgasındasın Hiç ummam zihnin bir an beni sayıklasın. Artık her sabah uyandığımda Güneşe seni sormuyorum Sensizliğe uyanmıyorum İnan hiç ama hiç umursamıyorum. Yar senli sitemlerdeyim bilesin Yar her gecenin zehrini ben içtim Yar sana ben yar dedim Yar ah ettim ne sevesin ne sevilesin. Yar dinle bu benim sitemim Senli sevdaları önümden biçip geçtim Bilesin yıldızlarımı sana gömdüm Sevgimi gölgelerine gizledim. Senli merhabalardan vazgeçtim Seni elvedalarıma ekledim Martılara gitmeden haber ettim Bilesin ah ettim Dilerim yanmak neymiş göresin. Handan Koca |
Benim bunda kararım yok, bunda gitmeye geldim Bezirganım mataım çok, alana satmağa geldim. Ben gelmedim dava için benim işim sevi için Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim Yunus Emre |
Ayakkabı Numaram Bilincinde zaman tanımayan bir yansıma, Toprağa bulaşan hesaplaşma, Denizlerin strike mağduru beyaz gölgeleri, Martıları kanattı uykularıma, Okşanırken kentin gecesinde yağmurlarıma, Bilmeceler sardı dört bir yanı, İşaretler atıldı yollarıma, Upuzun ve bir o kadar saçma, Kuşlar öldü çoktan, Asfaltlar yamalandı ve elimizde çıplaklığımız, Kahveler kapandı, Işık mağdur kesildi yalnızlık sokağıma, Çevreye verdiğimiz rahatsızlık saplantısında, Büyüdü birden, Derinleşti küçüldükçe reaksiyon yorgunu bakışlarımız, Tenimi bir bıçak gibi yaraladı usulsüz, Bir o kadar fırtınalar koparan her fısıldayışımız, Eskiden düşünmezdik ki biz yeniyi, Yenide zaten eski yoktu, Sımsıkı bağladık kuşların mevsimlerine sevgiyi, Her ayaklanışta kendi kutusuna kapattık, Öpemedik doyasıya, Her nefeste intihar kurgusu hiçbir cümleyi, Sahi şu denizlerin tadı ne renk, Ayakkabı numaraları neye göre verilir, Neden elbiselerim rotasız bir standart, Neden her gün aynı,hergün sabah,öğle,akşam, Bir o kadarda tesellisizdir şu yaşam, Sahi neden uyanırsın sen,aşk'a aşkmı katar bu saltanat, Yada uyumazsın,uyku ararsın, Yazarsın başıboşluğu sebepsizce, Tanımsız bir yüreğe tanımlarsın, Sahi neden, Aşk'ı aşk gibi yaşayamazsın,hep korkarsın, Neden, Topu topu üç beş kişidir tanıdığın, Binersin sırtına nereye koşarsın, Aslında hiçbirşeydir avucunda yaşadığın, Herşeyi çok iyi bildiğini sandığın, Ve perde kapanır, Ağaç yaşken eğilmez olur, Kırılır artık anlayacağın..... Birkan ASKAN |
Çile Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam, Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birdenbire dam; Gök devrildi, künde üstüne künde... Pencereye koştum: Kızıl kıyamet! Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent, Ok çekti yukardan, üstüme avcı. Ateşten zehrini tattım bu okun. Bir anda kül etti can elmasımı. Sanki burnum, değdi burnuna (yok) un, Kustum, öz ağzımdan kafatasımı. Bir bardak su gibi çalkandı dünya; Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. Al sana hakikat, al sana rüya! İşte akıllılık, işte sarhoşluk! Ensemin örsünde bir demir balyoz, Kapandım yatağa son çare diye. Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, Yepyeni bir dünya etti hediye. Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor; Mekânı bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kâinat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim. Nesin sen, hakikat olsan da çekil! Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! Otursun yerine bende her şekil; Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam! Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, Benliğim bir kazan ve aklım kepçe. Deliler köyünden bir menzil aşkın, Her fikir içimde bir çift kelepçe. Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu öğrensem asıl? Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap, Bir fikir ki, beyin zarında sülük. Selâm, selâm sana haşmetli azap; Yandıkça gelişen tılsımlı kütük. Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci kat gök, esrarını aç! Annemin duası, düş de perde ol! Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç! Uyku, kaatillerin bile çeşmesi; Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. Teselli pınarı, sabır memesi; Size şerbet, bana kum dolu çanak. Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, Sırrını ararken patlayan gülle? Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; Karınca sarayı, kupkuru kelle... Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş, Mevsimden mevsime girdim böylece. Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş, Fikir çilesinden büyük işkence. Evet, her şey bende bir gizli düğüm; Ne ölüm terleri döktüm, nelerden! Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, Yetişir çektiğim mesafelerden! Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık. Her gece rüyamı yazan sihirbaz, Tutuyor önümde bir mavi ışık. Büyücü, büyücü ne bana hıncın? Bu kükürtlü duman, nedir inimde? Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, Bir zehirli kıymık gibi, beynimde. Lûgat, bir isim ver bana halimden; Herkesin bildiği dilden bir isim! Eski esvaplarım, tutun elimden; Aynalar, söyleyin bana, ben kimim? Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, Arzı boynuzunda taşıyan öküz? Belâ mimarının seçtiği arsa; Hayattan muhacir, eşyadan öksüz? Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim, Dev sancılarımın budur kaynağı! Ne yalanlarda var, ne hakikatta, Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. Boşuna gezmişim, yok tabiatta, İçimdeki kadar iniş ve çıkış. Gece bir hendeğe düşercesine, Birden kucağına düştüm gerçeğin. Sanki erdim çetin bilmecesine, Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin. Açıl susam açıl! Açıldı kapı; Atlas sedirinde mâverâ dede. Yandı sırça saray, ilâhî yapı, Binbir âvizeyle uçsuz maddede. Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. İçiçe mimarî, içiçe benlik; Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur! Nizam köpürüyor, med vakti deniz; Nizam köpürüyor, ta çenemde su. Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; Suda ezel fikri, ebed duygusu. Kaçır beni âhenk, al beni birlik; Artık barınamam gölge varlıkta. Ver cüceye, onun olsun şairlik, Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta. Öteler öteler, gayemin malı; Mesafe ekinim, zaman madenim. Gökte saman yolu benim olmalı; Dipsizlik gölünde, inciler benim. Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak. Sen, bütün dalların birleştiği kök; Biricik meselem, Sonsuza varmak... Necip Fazıl Kısakürek |
Gökyüzü Gül attım gökyüzü düştü Denizi bir kilime serdim Üst üste ekledim güzü Aydede.. Ah, işte orada dur! Onardım da sözü Taş gibi kavrayıp suları Saçtım yüzüne gözüne Sonra topladım çalısını çırpısını Tenindeki çiy damlasını Vurup hançeri beyaz rüzgara Mor kınalar devşirdim Soludum da tarlalar uçuştu Gökyüzü gelip usulca Konuverdi delişmen kızın sesine Konsun konmasına da ‘Da’sı var işte bir de Hadi be neyse diyecektim O Lekeler olmasaydı Külotunun öyle gizli görünmesine İlahi gökyüzü Kamaşıp durdu günlerce Soludum gökyüzü uçtu Uzandım da kanadı dağlar |
Bir Sevgili Düşlemeli seven biri sevdiğini sadece aklına düştüğünde sevmeli ve bir sevgili düşebiliyorsa akıldan arasıra akıldan hiç düşmeyecek bir sevgili düşlemeli Önder Nalbant |
AŞK DEDİĞİN DOKUZ DÜĞÜN II Suskusunda gizliydi tutkusu dudaklarının Ellerim yaban kalmış kokusuna teninin Ellerim tüm hoyratlığını hayatın soluğunda boğdu Ve gün gözlerinde doğdu. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Ah bu yalnızlığı yaşamın bir yanıma yaslanmış Yeni masallara öykünüyor Ah sesim uykularımda uzun koşulara bileniyor. Gece birkez daha gözlerime oturmuş Git diyorum gitmiyor. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Oysa ki küçük bir kız çocuğuydu elma şekerinin hasreti . Vakitlice uyanmak gerek. Devrimler doğuracak kadınlar. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Bu sene de çığlık harmana kaldı. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Ve söz efendisinin ellerinde, tutsak kelimelerim var, Cendereden geçmiş hayli yıpranmış nazik kelimelerim var. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Ey; geceleri yorgan yapıp koynuma aldığım O muhteşem gizi hayatın Düşlerimde bilesin tahtın var… http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Tütün sardığım günlerdi gölgesinde çocukluğumun Sana nasıl anlatmalı o masalı bilemiyorum Sana sarıydı heryer desem Sade gök mavi ve yanıyordu koskoca Muş Ovası Sarı sapsarı bir öğle güneşinde. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Helezonları ufku saran geçitler açıyordu Kavak gölgesinde. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Ben tütün sarıyordum Harman yeri efil efil Akşamları genç kızların ve dahi oğlanların Türküleri selam duruyordu dolunayda Ve Haç-e resh¹ bütün ihtişamıyla göz kırpıyordu Küçük aralıklarla yakılan ateşlerde Pekmez kaynatılıyordu. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Halaya duruyordu harman yeri bir yanım cergobez², bir yanım herkoşte³ Eriyordu yüreğimin yağları bir zaman sonra gelecek seni düşündükçe. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Oysa ki daha çok vardı sana… http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif İşte en büyük yara; Sen hayallerimde bile henüz şekilleniyorken Ben yalınayak bile geçemiyordum düşlerinden. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Sana çok vardı… http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Sana varmak için birçok toprak, birçok başak, birçok hayat kavrulmak gerekti. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Ve ben bunu öğrenende yaş Kemal’e erdi. Polisti 945 tevellüt babam; tarladan tapandan, kağıttan kalemden, ekmekten silah silahtan ekmek düşleriyle bilinecek ve birde… http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif O benim babam. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Ben sana örgütlerken bütün haylaz çocukluğumu sen gidiyordun. Neredesin bilemediğimden bildiğim en güzel yerdeydi hediyen… http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Devrimler doğuracak kadınlar kalkın ayağa sokakları bu ülkenin dönüşmeli harmana. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Önce aşk gelmeli bir yanıma sonra varlık kaygısı. Ama önce aşk! kucağında herbir pozisyonda mutluluk çığlığı. Dökülüvermeli eteklerinden usul usul Tagore’un. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Bense bu sonu gelmez şiirleri yazarak dikkatini çekerim belki çocukluğumun. Göğsümde büyüyor sancılar. Daha da bir kanıyor daha da bir kanıyor. Koşun, koşun bu gecede yalnız bir el omuzuma dokunuyor. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif İşte o an ürpertisi aynanın, geçmişi karanlık o aynanın. Bildik dualardan sonra bilinmeyecekleri söylüyor dilim. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Uzakların ritmiyle titriyor titriyor, dökülüyorum yalnızlığını bu şehrin / ıslıklarına. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Dudaklarım kupkuru. Birparça bayat ekmek var aklımda Bir de göğüslerinin doyuruculuğu… http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif İlk aşkın hevesiyle öykünüyorken Kasım kasım kasılıyorken siyah beyaz cama Penceremin altında küçük bir tıkırtı keşke; hiç olmasa ama oluyor biliyorum Keşke kafama kadar çektiğim yorganım sana açılan ayaklarımı da saklasa Sana buncasına çıplak ve savunmasız yakalanmasak Ve dahi yüreğimle ben… http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Çıldırıyorum giderekten.geceleri ışığı açık bırakıyorum sen iyi geceler dileyip giderken…. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Biliyorum halbuki arkamı dönsem sarılacağım bir ten.bilmediğim bilip te tekrar edemediğim niyeyse -ayağım açıkta kalır- -sus Allah aşkına sus. dışarıda kar var. peki ya üşüyenler..sus dedim ya üç kişilik bir bandovar odamın giriş kapısında siz de susun onlar da sussunlar. sade kar taneleri konuşsun ve hükmünü beyazın yazsın tüm aynalara. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Ben de yazıyorum “biz buradaydık ve mutluyduk çokça” http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Yeşil bir mart sabahı yağmura doğuran beni annem. Onaltısında bezden bebeği canlanıvermiş ellerinde Kadınları toprağın doğurgan sarsılmaz şevkatiyle ne yapacağım seni Fısıldıyor kulaklarıma geçmiş masallardan Mexme Mirza delal bir delikanlıymış bir gece koynuma girmiş Sana can bana sen. Sonrasında çinko damlarında bir şehrin düşler ışıldarken Gözlerin geliyor, http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Sesin geliyor bu şehre. Şehir ayaklanıyor ıslık çalamamışlığıma inat dudaklar büzülüyor. Birtek sigara sarıyorum son kağıdımla üzerinde arapça birkaç mısra. http://www.siirparki.com/sizyildiz1.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz2.gifhttp://www.siirparki.com/sizyildiz1.gif Aşk dediğin dokuz düğün, rahminde gülveriyor. Aşk dediğin; öyle birden gelip, gitmiyor… Nihat POLAT İstanbul 2003 1-Haç-e resh: Karaçavuş Dağı ( Muş ovasında bir dağ ) 2:Cergobez : Kadın erkek karışık oynan bir tür halay. 3:Herkoşte : Sadece erkeklerin oynadığı bir tür halay. 4:Mexme Mirza : Masal Kahramanı. |
Penceremde Yağmurlar Başımda karakuş var Dayanılmaz bir acıydı bendeki Ve karşılıksız bir aşktan geriye kalan can kırıkları Üzerine basmamak için uğraştığım sen duymazken beni İçimde bir volkan var ağlıyor ve yakıyor yüreğimi Belki biraz da vuslata özlem sarıyor beni. Penceremde yağmurlar İmkansız aşkım batıyor yüreğimin sahillerinde Ve ben bir balıkçıyım İnsafsızım belki ama vicdansız asla Vuslatın hasretini çektim ben Otururken yanı başında Ve özledim seni her nefes alışımda. Penceremde yağmurlar Ve bir nisan akşamı oluyordun Serin bir nisan akşamı Kardelenler açıyordu mevsimlik Ve bir de... Bir de nisan yağmurları yağıyordu sessizce Sessizce ağlıyordu gökyüzü Karşılıksız sevgime Ruhumu bıraktığım sokaklar ıslanıyordu İlk kez nefesimin kesildiği İlk kez kalbimin sızladığı o sokak Belki seni görürüm diye sabahlara kadar beklediğim Sabahlara kadar hıçkırarak ağladığım O sokak ıslanıyordu Ömrümde ilk defa aşık olduğum İlk defa delicesine tutulduğum o kadın ıslanıyordu Bil ki bitanem sen ıslanıyordun Penceremde yağmurlar ıslanıyordu. Recep Yaşar Macan |
ANLA Titrek bir el ürkekliğinde Tanıdım seni Adı günah adı yasak Adı korku adı telaş Nasılsa bütün mektupların Dili mavi En sonunda Yine sahipsiz kalacak bu aşk Bırak kelebeğin kanatlarında Dönsün dünya Sen yine ayıp gibi Öp beni Tutma Kanasın ellerindeki çığlık Sal gemilerini Zamanı kemiren dudağa Zaten bir mevsim gibi girdin kanıma Ne olur öyle ölüm gibi bakma bana Ne ayrılığa koşmaya gücüm var Ne de bu sevdaya beni anla ../ Oktay ŞAFAK |
Ayrılığın Lezzeti aşık olmak bile bile yaralamaktır kendini ki bu yaradan akan kan kırmızı değil, beyazdır ayrılığın şiirini yazmak ise iyileşmekte olan bir yarayı kaşırken duyulan hazdır Önder Nalbant |
Bir yerde Ölüm Güzel Oluyor İnsan bir kere oluyor ne fena Bu düzeni değiştirmeli Bir kere yaşamalı Çok çok ölmeli En büyük kederler bizim için Bizim için karşılıksız sevgiler Kör kuyular, çıkmaz sokaklar bizim için Dünyaya nasıl gelmişiz sormayın Saygı değer annelerimiz incinmesin Her yerim ayrı ayrı ölmeli Yoksa ölüm yok bana bu dünyada Bir kurşun beynime girsin Bir bıçak kalbime saplansın Kızgın bir demir dağlasın gözlerimi Sonra gelsin bir manga asker Sert bir komut Bir yaylım ateşi Bırak kim bağlarsa bağlasın gözlerimi. Çok düşündüm bilek damarlarımı kesmeyi Rönesans öncesi devirlerden kalma zehir içmeyi Ve düşmeyi yüksek kulelerden mermerler üstüne Ayaklarıma taş bağlayıp denizler altında ölmeyi Yine de ölmedim görüyorsun, ölmedim O aşağılık hesaplar, küçük korkular bırakmadı beni Belki de sen bırakmadın, bilmiyorum Bıraksaydın çoktan unutmuş olacaktın Halbuki şimdi benden kaçman da zor Anlıyorum beni sevmen de zor Dedim ya BİR YERE KADAR YAŞAMAK GÜZEL AMA BİR YERDE ÖLÜM GÜZEL OLUYOR. Şair: Ümit Yaşar Oğuzcan |
ab-ı çeşm -gölgeme... kadife yürek ipek gölge omzumda gül kanatlı güvercin göğsündür tekil öykümün mahşeri su sızıyor göz kırığından aşk dilde hâre dinle… sur çalıyor arşın etekleri Ferhat Gülsün |
Mona Roza Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben öteliyim Açma pencereni perdeleri çek.. Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin agaçları söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçegini eziyor gibi Ellerinden belli olur bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat on ikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki be Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki be Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun soyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artik inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece güne Altın bilezikler o kokulu ten Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller ak güller Sezai Karakoç |
BÜYÜYORUM büyüdükçe, sentetik zamanlara kangren ayaklar bastım, izi kaldı ömrümün... kara çaldılar yüzüme bütün kara parçalarında elbette "afrika dahil" parça başı çalışan kiralık katildi zaman gülüşüm sivas yangını ağlarsam kızma... ölmek bile yakışıyor bazı adama... YIlmaz ERDOĞAN |
buralar sen kokuyor bahar gelmiş memleketime içime hasretin kokusunu çekiyorum başımı döndürüyor bu koku derinlere bir yere götürüyor senli günleri anımsıyorum buralar bahar değil, sen kokuyorsun yılların eskitemediği ilk günkü kokunla .... damarlarıma işlemişsin çıkarıp atamıyorum seni şehirlerin gücü bile yetmiyor unutmaya çok uzaktasın ama içimdesin tutmasamda ellerinden hissediyorum sıcaklığını ilk günkü kadar net yaşıyorum seni .... kalp atışlarım zayıflıyor tepkisiz kalıyorum hayata anlamını yitirmiş şehirler ölüm bile korkutmuyor yıkılacak umutlarım yok hatırlatsa da bu koku çöllerimin bahar zamanını bilirim yeşermez çöller ... ölümü bekliyorum öldüğümde önünden geçtiğimiz mezarlığa koysunlar beni öldüğümde bile çekeyim kokunu ............ BİLAL GÜLÇİÇEK |
KALBİNE YAĞARIM SANDIM Ağaç gölgesinde bekleyen korkak bir serçeydi kalbim, Eğilip elimi tutsan dünya duracak kalbim duracaktı. Yüz görümlüğü bekleyen bir gelin gibi düşer gözlerim, Gözlerin gözlerimi, bana baktığı an kurşun gibi vuracaktı. Ağaç gölgesinde bekleyen korkak bir serçeydi kalbim. Yalnızlığın Şairi gül bırakırmış sokak lambalarının altına, İşte ben o gülleri, seni bulur diye takip eder dururum. Seslenirsin: ‘’kaç! Sığın karanlıklardan ceketimin altına.’’ Bırakmaz ki peşimi, koşar durur ardımdan, beni yıkan gururum. Yalnızlığın Şairi gül bırakırmış sokak lambalarının altına. Dâ’i kalbime selamını seher yeli getirir turnalar kadar yorgun, Yedinci mevsim başlar hayalimde sana sarıldığım zaman. Radyoda söyleyen Zeki Müren, elinde beyaz bir mendil olsun, Bir daha rüyama nasıl gireceksin ve kim bilir ne zaman? Dâ’i kalbime selamını seher yeli getirir turnalar kadar yorgun. Ihlamur ağacı gözyaşlarıma şahittir sarı kanaryam kadar, Gözlerimi kapatıp kokuna dalarım, darmadağın olur şalım. Duyarım, sessiz sessiz nasıl konuşur benimle bu dört duvar, Bir posta güvercini her gece pencerene tüneyen ahım. Ihlamur ağacı gözyaşlarıma şahittir sarı kanaryam kadar. Nur koymuş adımı annem; belki kalbine yağarım sandım. Sevmedim ayışığını sensiz, seyrettiğim yağmurlar tuzaktı, Her gece penceremde, yağmurla seni beklemekten usandım Hayalin yıldız kadar yakın ve en az onun kadar uzaktı. Nur koymuş adımı annem; belki kalbine yağarım sandım. Nur Su A. |
BİTTİ O SEVDA BİTTİ O SEVDA ,KESİLDİ ÇIĞLIKLARI MARTILARIN SU GİBİ BİTTİ,SUYA KARŞIT GİBİ BİTTİ. İTTİ KIYIYI ADINA DENİZ DEDİĞİMİZ ŞEY, UNUTTUK İKİMİZ DE HER TÜRLÜ YETİNMEZLİĞİ. KAYBETTİ KUMARDA GÖZLERİM, KAYBETTİ KUMARDA GÖZLERİ... BİR KORKU RÜZGARLANDI GÖĞÜS BOŞLUĞUMUZDA SANKİ, UZAKLAŞTI AĞAÇLAR BİRBİRLERİNDEN, YAKINLAŞTI AĞAÇLAR BİRBİRLERİNE, YANİ HER SOLUK ALIP VERİŞİMİZDE BİZİM, BİR MEKİK GİBİ KALBİN, BİR MEKİK GİBİ KALBİM, İŞLEYİP DURDU BU YİTİKLİĞİ YENİDEN. NE KALDI? FARKINDA MISIN BİLMEM, GÜNDÜZLER, GÜNDÜZLER BİRAZ AZALDI.. EDİP CANSEVER |
HERSEY SENDE GiZLi Yerin seni cektigi kadar agirsin Kanatlarin cirpindigi kadar hafif.. Kalbinin attigi kadar canlisin Gozlerinin uzagi gordugu kadar genc... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kotu.. Ne renk olursa olsun kasin gozun Karsindakinin gordugudur rengin.. Yasadiklarini kar sayma: Yasadigin kadar yakinsin sonuna; Ne kadar yasarsan yasa, Sevdigin kadardir omrun.. Gulebildigin kadar mutlusun Uzulme bil ki agladigin kadar guleceksin Sakin bitti sanma her seyi,sevdigin kadar sevileceksin. Gunesin dogusundadir doganin sana verdigi deger ve karsindakine deger verdigin kadar insansin Bir gun yalan soyleyeceksen eger Birak karsindaki sana guvendigi kadar inansin. Ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin Unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin Günesin seni isittigi kadar sicak. Kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin ve guclu hissettigin kadar guclu. Kendini guzel hissettigin kadar guzelsin.. iste budur hayat! Iste budur yasamak bunu hatirladigin kadar yasarsin Bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar usursun ve karsindakini unuttugun kadar cabuk unutulursun Cicek sulandigikadar guzeldir Kuslar otebildigi kadar sevimli Bebek agladigi kadar bebektir ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ogren, SEVDIGIN KADAR SEVILIRSIN CAN YUCEL |
Mahşere Kadar güneş oldum gönlünü aydınlatamadım kukla oldum yüzünü güldüremedim seni sevdim ama söyleyemedim yari sevdim yarim diyemedim haykırmışım sevdiğimi dünyaya ama sana söyleyememişim ne fayda aşkını gönlüme kazıdım o aşkıda mahşere kadar saklarım Ömer Faruk Kamburoğlu |
Dilin Yalan Söylüyor Tohumdun yüreğimde fidan oldun büyüdün, Ağaç idin bağımda, çınar oldun yürüdün. Nasıl söküldün öyle, çatır çatır içimden, Köklerin yüreğimde kan revan oldu birden. Çalı çırpı bıraktın giderken yüreğimde, Hepsi bir kıymık gibi beynimin her yerinde. Dilin ne derse desin, gözün öyle demiyor, Seni sevmedim derken, dilin yalan söylüyor. Burası Ulus parkı, karşımız Anadolu, Gönlümün öbür yanı ondan böyle sır dolu. Yalnızım bu şehirde, hem de yapayanlızım, Boğuluyorum gitme, şair olur bir yanım. Yok böyle demiştim ben, yanlış anladım hemen, Bunun hepsi hikaye, baştan komiğiz zaten. Kendimizi kandırdık, kargalar güler buna, Birde ciddiye aldık, karganın papuç damda. Bu koca alemde biz, varla yok arasıyız, Olmasak da olurdu, varsak yaşamalıyız. Olmayacak duaya amin demeyelim biz, Herkes kendi yoluna biz hep böyle gideriz... Bedirhan Gökçe |
Git Ayrılığın nağmesi bu duyduğumuz, Bakışların gönlümü caydırmadan git. Ne bir hatıran kalsın ne de bir umut, Duruşların gönlümü yandırmadan git. Bütün resimlerini sök at duvardan, Sana ait ne varsa çıkart odamdan. Kitabın arasında şöyle canından, Bir gül bırakmıştın ya soldurmadan git. Hani bir şarkı vardı mazide kalan, Öyle içten acıklı, öylesi nalan. Göğsüme yaslanıp da sevince boğan, Yeşermiş tüm aşkları kurutmadan git. Nasıl güzeldi herşey hatırlasana, Nasıl gülüşürdük biz dert ortasında. Ekmek paramız yokmuş ne gam, ne tasa, Güzel hatıraları zehretmeden git. Hani mevsimlerden, hep biri bahardı, Hani gökten her cemre bize yağardı, Hani kış ortasında mevsim bahardı, Şu inanmış gönlümü, kandırmadan git. Allah aşkına bırak, öldürmeden git... Bedirhan Gökçe |
İç Benim İçin Kapını çalarsa mazinin eli Ne olur bir şişe aç benim için Ben hiç ayıkmadım gittin gideli Sende bir kaç kadeh iç benim için Bir gece veda et tatlı uykuna Girdiğim günahı sarhoşken kına Yarıda bırakma Allah aşkına Bu gece kendinden geç benim için Nasıl bir yanlışa ben adım attım Nasıl bu günahın zehrini tattım Sana nasıl kıydım, nasıl aldattım Anlatmak o kadar güç benim için Hoş görme af etme yaptıklarımı Kaldır yeryüzünden artıklarımı Tutuştur resmimi mektuplarımı Savur küllerini saç benim için Tek ondan söz etme canımı dile Sorsan hatırlamam adını bile Değişmek olurmu dikeni güle O senin yanında hiç benim için Maziden eserse hasretin yeli Ne olur bir şişe aç benim için Ben hiç ayıkmadım gittin gideli Sende bir kaç kadeh iç benim için Cemal Safi |
Yağmur Gözlüm - II Sen gidince içim yandı ilk defa Ateşinle yanarım Yağmur gözlüm Resmine baktıkça çekerim cefa Aşkımıza ağlarım yağmur gözlüm. Yıllardır beklerim resmin elimde Kokunu ararım her saç telinde Sevdan bitmiyor şu gönül evinde Sevgimizle yaşarım yağmur gözlüm. Sen yaşarsın ılık ılık kanımda Gezersin bir gölge gibi yanımda Hayallerin vardır her bir anımda Hayalini sararım yağmur gözlüm. Aynada bakarsın her gün yüzüme Hatıran doludur geçmiş mazide Maziyi bırakıp gittin kalbime Hatıranı ararım yağmur gözlüm.. Sormadan girerdin gizli saklıma Her neye el atsam düştün aklıma Dalarım geçmişe varmam farkına Anılarda yaşarım yağmur gözlüm. Göğsümde duruyor sıcak nefesin Hep kulaklarımda çınlıyor sesin Aklımdan çıkmıyor yağmur gözlerin Gözlerine bakarım yağmur gözlüm. Necati Keçeli |
TÜRKİYE Türkiye, Türkiye dağlarını duman almış, üzümler memleketi, tütünler memleketi, Türkiye, Türkiye çok gülmüş, çok ağlamış, sabırlı, bağrı yanık insanlar memleketi. Bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi, pehlivan dağlarında şafaklar büyümüş ve o nehirler delirip gür gür gelirler bir şarkı gibi dağdan denize yürümüş. Sen Türkiye'sin, sağdıcım, kirvem Türkiye. İnsanların, insanların, ah senin insanların, morca gözlerinden öpsem, namuslu gözlerinden, Asiye'm işveli, Hatice fistanı dal işlemeli, sen kırk köyün içinde şanlı Zeyneb'im. Şabanı vurdular yirmi yaşında, köprü başında gel yılmaz Mahmud'um, gel Bilaloğlan. Arabamın atları, deh deh deh aman da, ha burası Karadeniz, gemiler yatar limanda, deryalar aslanı şems-i bahrî Kamil Reis, bu insanlar senden gelir, sana gider, tarlaya savrulmuş buğday gibi Türkiye. Sen Türkiye'sin, ekmeğim, tuzum Türkiye. Omzumda mavzer, koynumda çevresin ve kıl heybemde taze lor peyniri. Gök rengi süt, karanfil rengi şarap, batan güneş gibi bakır taşkömürü ve rüzgara vermiş saçlarını nefti ormanlar ve köylere karşı sarışın harmanlar. Ferik elması, kavun, karpuz, dut ve kayısı, fındık da sende, ceviz de sende, badem de sende, alnımın teri, gözlerimin nuru Türkiye. Sen Türkiye'sin, evim barkım, köyüm obam Türkiye. O senin çifte çarşılı harp görmüş şehirlerin, sahilde Mersin, yayla türküsü Konya. Adana'nın yolları taştan, yola çıkıp Maraş'tan ezanla birlikte vardık bir akşam Urfa'ya. Bursa'nın, ya Bursa'nın ufak tefek taşları, uçan yıldızı dondurur Ardahan'ın kışları. Erzincan'da bir kuş var kanadı gümüş pul pul ve göğe kılıç gibi çekmiş minarelerini şehirler padişahı canım İstanbul. Türkiye, Türkiye, ay'lı yıldız'lı Türkiye, sen Mehmed'sin omuzların Anadolu yaylası, Aladağlar, Toros'lar dev gibi gövden, Sen şehid oğlu, şehid babası, sana selam olsun dünya'dan, hürriyet'ten... Attila İLHAN |
Zaman dedikleri Düşman gibi ilerliyor torunum Göz açıp kapayınca Sen yedi yaşına basarsın Ben su içinde yetmişi omuzlarım Zaman düşman gibi ilerlesin Çıkıp gideriz kırlara Ben karınca şiiri yazarım Zeytin ağaçlarına Sen resimler yaparsın Kağıt fenerli, çingene pembeli resimler Güle oynaya asarız yıldızlara Zaman düşman gibi ilerlesin Hiç aklından çıkarma Yarınlar bizim Güzelim Celal Vardar |
İSTANBUL DESTANI İstanbul deyince aklıma martı gelir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuş İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuş. İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir Anadolu'da toprak damlı bir evde Gülcemal üstüne türküler söylenir Süt akar cümle musluklarından Direklerinde güller tomurcuklanır Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum Gülcemalle gider İstanbul'a Gülcemalle gelir. İstanbul deyince aklıma Bir sepet kınalı yapıncak gelir Şehzadebaşı'nda akşam üstü Sepetin üstünde üç tane mum Bir kız yanaşır insafsızca dişi Boyuna posuna kurban olduğum Kalın dudaklarında yapıncağın balı Tepeden tırnağa arzu dolu Sam yeli söğüt dalı harmandalı Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı Şehzadebaşı'nda akşam üstü Yine zevrak-i derunum Kırılıp kenara düştü İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir Dokuzuncu Senfoni'yle kolkola Cezayir marşı gelir Dört başı mamur bir gelin odası Haraç mezat satılmakta Bir gelinle güvey eksik yatakta Köşede sedef kakmalı tombul bir ut Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta Sonra ellerinde şamdanlar nargileler Paslı Acem kılıçları Amerikan kovboyları Eller yukarı. Ne kadar da beyaz elbiseleri Amerikan deniz erleri Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi Sütten duru, buluttan beyaz Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin Yakışmaz Ama harbederken onlara Bambaşka elbiseler giydirirler Kan rengi, barut rengi, duman rengi Kin tutar kir tutmaz. İstanbul deyince aklıma Kocaman bir dalyan gelir Kimi paslı bir örümcek ağı gibi Gerinir Beykoz'da Kimi Fenerbahçe'de yan gelir Dalyanda kırk tane Orkinos Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir Orkinos dediğin balıkların şahı, Orkinos mavzerle gözünden vurulur Denizin içinde ağaçlar devrilir Kan çanağına döner dalyanın yüzü Camgöbeği yeşili bulanır Bir çırpıda kırk orkinos Reisin sevinçten dili dolanır Bir martı gelir konar direğe Atılan kolyosu havada yutar Bir başkasını beklemez gider Balıkçı gülümser tatlı tatlı Adı Marika'dır bu martının der Her zaman böyle gelir böyle gider. İstanbul deyince aklıma Adalar gelir Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır Çalımından geçilmez altmışlık madamların Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların. İstanbul deyince aklıma kuleler gelir Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır Ama şu Kızkulesi'nin aklı olsa Galata kulesine varır Bir sürü çocukları olur. İstanbul deyince aklıma Tophane'de küçücük bir sokak gelir Her Allahın günü kahvelerine Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir Kimi dilenecek dilenmesine utanır Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm Çöpçü olmuştur bugüne bugün Kiminin sırtında perişan bir küfe Kiminin sırtında nakışlı semer Şehrin cümbüşüne katılır gider Kalın yağlı bir kolana koşulur Piyano taşırlar omuz omuza Kendinden ağır yükün altında adamlar Balmumu gibi erir dururlar Sonra kanter içinde soluk alırlar Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin Nazdan nazik çiniden bilezik eller Derken Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin Hacıyağına bulanmış sesiyle esner: Gamı sadiyi felek Böyle gelir böyle gider. İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi Hepsinin dudağında İstiklal Marşı Bulutlar atılır top top pare pare Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm. İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık Memleketimin insanlarına Daha fazla sokulmak isterim yanlarına Ben de bağırırım birlikte Avazım çıktığı kadar Göğsümü gere gere Ver Lefter'e yaz deftere Stadyum gelir İstanbul deyince aklıma Binlerce insanın aynı anda Aynı şeyi duymasından doğan sevincin Heybetini düşünürüm Birbirine eklenir kafamda Binler yüzbinler milyonlar Sonra bir mısra havalanır ürkek Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar. İstanbul deyince aklıma Yahya Kemal gelirdi bir eyyam Şimdi Orhan Veli gelir Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli Demindenberi senin tadın senin tuzun Senin şiirin senin yüzün Yaralı bir güvercin misali Başımın üstünde dolanır durur Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine Neresine mi arayan bulur Erbabı bilir Deli eder insanı bu şehir deli Kadehlerin çınlasın Orhan Veli. İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Burgaz adasında kıyıda Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli Ziba mahallesinde gece yarısı Sabaha Galata'dan geçer yolları Maytaba alacakları tutar kahvede Zararsız bir deliyi Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin Sonra oturup sessizce ağlarlar. İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Taşında toprağında suyunda Fakirin fukaranın yanıbaşında Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir Kıldan ince kılıçtan keskin Hep iyiden güzelden yana Hep kimsesizlerin. İstanbul deyince aklıma Sait'in son yılları gelir Hey Allahım en güzel çağında Sait'e Dört beş yıl ömrün kaldı denir Sait Sait olur da nasıl dayanır Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine İhtiyar balıkçı pis pis düşünür Bir zehir yeşilidir açılır Bir yeşil ki ciğerine işler adamın Bir yeşil ki kasıp kavurur Küçük mavi çocuk İhtiyar balıkçı Ve dilimize bulaşan zehir yeşili İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri Dilimiz yaşadıkça yaşasın Sait'in şiiri. İstanbul deyince aklıma Sabiyem gelir Sabiyem boynundan büyük bir demetle Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir Bahar nereden gelirse velhasıl Sabiyem oradan gelir Ne delidir ne divane Aslını ararsan çingenedir Tepeden tırnağa güneştir Topraktır Anadır Analar içinde bir tanedir Biri sırtında biri memesinde biri karnında Karnı her daim burnundadır Canını mendil gibi takar dişine Yürekten birşeyler katar işine Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar Alçakgönüllüdür Sabiyem Hem masa satar, hem göbek atar Ver bir çeyrek güzelim der Neyse halin o çıksın falin Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz Sonra anlatır dün gece başına gelenleri Görürüm üryamda bir sarı yılan Cenabet uğraşır durur benimlen Uyanır bakarım benim bebeler Yatağın ucuna kaymış Ayağımın parmaklarını emer. İstanbul deyince aklıma Bir basma fabrikası gelir Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta Kanter içinde mahzun Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun Fabrikada pencereler tavana yakın Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin Dışarda ağaçlar dizi dizi Duvarlar duvarlar uzun duvarlar Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi Dışarda tarlalar turuncu, asfalt mosmor Dışarda dışarda dışarda Mevsim gürül gürül akıp gidiyor Ondokuz yaşında Eyüp'lü Gülsüm Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin Kötü kötü düşünüyor İpeğin akışına doyum olmaz Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz Bir top Amerikandan neler çıkmaz Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi Gülsüm'ün gözleri kamaşır Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm Bir top Amerikana hasret sizlere ömür Gülsüm'lerin sürüsüne bereket Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet Gider Gülsüm gelir Gülsüm Azrail ettiğin bulsun. İstanbul deyince aklıma Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan Yaz demez kış demez mutlaka gelir Kirli yelkeninde yeni bir yama Demirinin pası gelir dilime Nabzımda duyarım motorunun hızını Canımın içine sokasım gelir İri kalçaları pullu denizkızını. İstanbul deyince aklıma Takalar gelir Alçakgönüllü kalender Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer İstanbul deyince aklıma Koca Sinan gelir On parmağı on ulu çınar gibi Her yandan yükselir Sonra gecekondular gelir ardısıra İsli paslı yetim Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim... Bedri Rahmi Eyuboğlu |
Savruk kötü ve yarım bir şiir daha Bugün güzel bir gün! Bunu ancak yaşayanlar bilir.. ve kimbilir; belki de sadece böylesi güzel bir günde aşk, ölüm ve şiir kolkola girebilir... Aşk bitti; Edebiyat en acımasız katildir. Kendi şiirini yazanlar için itihar alın yazısı gibidir. Bilinçli her ölüm yeni bir bilinçle diriliştir. Aşk sadece çirkinler içindir; Acı düşünenler için... ..ve bazıları sadece kaybetmek için varolur; diğerleri kaybedenlere imrenmek için... Zafer GÜN |
Nasıl Anlatsam Ben seni nasıl anlatsam bilmemki Kalbim çarpar benim Bir aşk pınarından geçmek lazımki Senin güzelliğini anlatmalıyım ************************ Gece uyku girmez gözüme Ben seni nasıl anlatsam diye Beni vursalar zincire Seni anlatmadım diye ********************* Benim sevgim gerçek diye Uyumadım sabah,akşam Öldürdüler sonunda beni Seni anlatmadım diye Cahit.İ |
| Saat: 20:44 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık