![]() |
Yaşlı Bir Çınar Ben dalları fırtınalarda kopmuş yaslı ve yaşlı bir çınarım binlerce acının ortasında yorgun ve yalnız alnı gül işlemeli günler getir bana ey çocuk hülyalı gülüşler gözlerinle görmek istiyorum sabahı dünyayı yüreğinle sarmak istiyorum umutlu ve şen ne zemheriler gördüm ben ne fırtınalar geçirdim çağının ışığıyla yak beni çağının ışığıyla sar, üşüyorum gövdemde kaç balta izi var kaç kan lekesi alnımda nice ihanetler gördüm ben nice zulümler üşüyorum alnı gül işlemeli baharlar getir bana umudu sevda kokan sabahlar gözlerinle görmek istiyorum yarınları dünyayı yüreğinle sarmak istiyorum pınar seslerine kat başak tanelerine koy arıt beni günahlarımdan lekesiz bir sevgiyle geçilir ancak ırmaklar kocaman bir yürekle ey çocuk beni yüreğinle sev, gözlerinle okşa bırakma ellerimi n'olur Bırakma... Alıntı |
Yağmura Sarılmak Bazen kuş olmak ister ya insan, Sitem edip geceye... Süzülüp gitmek için enginlere... Çocukça saymayı ister ya insan Bir papatyanın yapraklarında, Kalanın 'seviyor' çıkmasını, Sevdiğinin hatrına el sallar ya insan, Hiç yolcusu olmadığı halde, Giden gemiye rıhtımdan. Bazen kelimelerle dans eder ya insan, Sevgisini en güzel anlatmak, Sevgilinin hasretine yanmak, Kokusunu almak için. Bazen yağmura sarılmak ister ya insan, Yüreğini söndürmek, Özlemini yaşamak, Ağladığını saklamak için... Esra Işık |
Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Hava kararmış, yağmur başlamıştı. Düşlerimize yağmur yağıyordu ellerimizi. Gözlerin donuk bedenin halsizdi. Gizli bir el kalkış hazırlanan otobüse binmek için seni sürükler gibiydi. Sanki kalmak istiyordun. “baharda dönerim” demiştin hatırlıyor musun ?” Sakin beni unutma bekle.” Ben seni unutmadım sevgili, ben seni 'unutmadım'.Bütün kış baharda döneceğin günün hayaliyle ısındım. Minik öpücüklerle uyandırıp güneşin doğuşunu gösterecektim sana. Çiçeklerin, denizin, kumasalın, güneşin tadına birlikte varacak , gün batımlarında denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek, ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik. Yalan değil kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre. Sana benzeyen her şeyi sevdim ben. Sevdiği her şeyde senden izler vardı. Aradığımı buldum sandım ama yanıldım , bulduğum sen değildin. Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım. Her sabah seni bulmak için yolara düşmek geldi içimden ama gidemedim. Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece. “Gelir” dedim kendi kendime, “Söz verdi gelmesi gerek.” Bekledim.Kendimi param parça hissetim ama yine de sana kızamadım.Unuttum kötü sözlerini Unuttum kapında bekletildiğimi.Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini, kavgalarımızı unuttum. Bir tek seni unutmadım sevgili, bir tek seni unutamadım. Hep dönmeni bekledim. Zamanla alıştım acılara , ölüm ilanlarında kendiliğinden siline adreslere. Alıştım sevdiklerimin yokluğuna. Ama yalnızlığa alışamadım, hasrete alışamadım, sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim. Olamadı gülüm bir araya gelemedik. alıntı...Oysa daha yolun başındaydık, tomurcuktuk daha çatlamaya hazır. Bahar gelmeden ayrıldık. Şimdi artan yalnızlığım , büyüyen yokluğu var. Duvarlarda gözlerinin izi , kapı kollarında parmak izlerin saklı. Sen neredesin sevgili, varlığın nerede ? .Bir mevsim döndü , sen dönmedin. Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden. Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere, acılarım yüreğimde çöreklenmişti gece yarılarında. Özlemlerim hiç bu kadar olmamıştı gün ışığına. Hasret bu kadar büyümemişti. Şimdi göçebe olmuş yüreğimle her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum.Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla |
AŞKLARIN ENGÜZELİ!!!!! Sonbaharda Aşk Gülümseyen gözlerim var sanki Sanki yeniden doğmalardayım Bu hazan mevsiminde aşkı bulma yolunda Sevmelerdeyim Aşk kapımı çalıyor sanki Belirsiz gitmelerde gelmelerdeyim Heyecanlı günler,hızlı dakikalar Onunlayken zaman hızlı,mekan belirsiz Yalnızken dakikalar ömre bedel oysa Ufukta görünen aşk sanki Kollarımı açtım sonuna kadar Gel yarim ol ne çıkar Aç kollarını sen de ardına kadar Güzellikler bizimle sanki Sevda oku saplanıyor yüreklere Sanki Sabah cıvıl cıvıl, hazan mevsimi oysa Aşığa her mevsim bahar Sonbaharda aşk bir başka Aşık olmak bambaşka Akşamlar, geceler seni konuşuyor Herkes sana odaklı sanki Bahçelerde asmalar Cebimde sevdalar Portakal kabukları,cebimde sevdalar Aşkıma hediye dökülen yapraklar Sonbaharda aşk güzel sanki Zehra öcal |
YILLAR SONRA Anımsadım sizi Bin dokuz yüz kırk dört Berlin caddeleri … Geçtiniz mahallemizden Bıraktınız aynı izleri … Öncel İpekçi |
Sensiz Mısralar sensizlik dolu bir gecede yine sana şiirler yazıyorum. duymuyorsun özlemleri yollarına seriyorum, görmüyorsun. sensiz olamam diyorum, gülüyorsun... ***** nelerden geçtik ne badireler atlattık her şey geçti... bir şey geçmedi. her şey bitti... bir şey bitmedi. belli mi olur dönersin yine bir gün... ***** rüyalarıma geliyorsun bazen tam sarılacağım, kayboluyorsun. gündüzler kabus oluyor, çünkü yoksun. gerçek miydi yaşadıklarımız diye, düşünüyorum çözemiyorum. hayal gerçek karışıyor birbirine öylesine yaşıyorum. Alıntı |
her satırı mendireğe dizili karabataklara benzeyen bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler icinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan bütün yolcularını boğaz köprüsünün çaldıgı araba vapurunun boş seferleri gibi yanlızca rüzgâr gezinir sensiz yüreğimde durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazdıgım ayrılık siirini okudukca dalgalanır... SUNAY AKIN başka biri olacaksın istemesen de tenine başka bir ten dokunduğunda gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle başka bir nefesle karıştğında nefesin başka biri olacaksın istemesen de gece uykunda ya da gün ortasında irkileceksin apansız bir duyguyla bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi başka biri olacaksın istemesen de bakışlarımın izini taşıyan giysilerin tüketecek ömürlerini birer birer değişecek yeri bir dolabın,pencerede bir çiçeğin başka biri olacaksın istemesen de dudaklarında benden sonraki bir çizgi tanımadığım bir ton gülüşünde ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin sonra,sonra başka birisin.. |
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği insan saatlerce bakabilir gökyüzüne denize saatlerce bakabilir, bir kusa, bir çocuğa yasamak yeryüzünde, onunla karışmaktır kopmaz kökler salmaktır oraya kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir tas gibi dinleneceksin insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına insan balıklama dalmalı içine hayatın bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu fakat ne kadar sevinç varsa yasamak özlemiyle dolmalısın ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına dolaşmalı damarlarında hayatin sonsuz taze kani yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana ATAOL BEHRAMOĞLU |
EYLÜL YİTİKLİĞİ Gurura gizlediğim özlemle, rastladım sana yine dün gece her gece gibi, infazdaki şiir ölümlerimin... acısına gizlendiğim bir kıyamet sahnesi kalabalığıydı can kırıklığım.. gözlerimde cam parçası resimler izi en azından şiir güzelliği gizi ziyan tezgahında pazarlarken beş para etmedi kan yaşım ne acı! susmasını böyle öğrendik belki.. yalan yanlış gülmelere pembeleşirken duman renge mühürlendik coşkulara kilitli labirentten. oysa! böyle olmamalıydı bu şehrin akşam çıkmazı bu kaldırım biçmeleri akasyalı sokaklardan geçerken.. gözü kör eden budaklar figanından düşen dem türküleri eylüle ne acı! saran, talan bir şehir akşamı bağları viran eden hazan gamı ufka sis perçinleyen boğan zifir gece sancısı ilk ürperişi değilken ıssızlığın ve yalnızlığın yineleri yine çok acı! anlamaz halden ahtapot kollu hüzün, incili midye sevinç bildiğim.. gam dediğim sehere düşen yaşam duyumsuz tadımsız bir hiç.. devrana mekan dili yabancı şehir benden anlamaz anlamaz olan sabah aşktan ne acı, ne acı eylül yitikliği.. NEVİN KURULAR |
Ağlama Bir gün ezan sesiyle uyanirsan eger, Bilki ogün benim öldügüm gündür. Biliyorum Allah korusun diyorsun şimdi, Olmaz olamaz öyle bir şey diyip dua ediyorsun. Ama bir rüyanın içinde başka bir rüya da Görüp yıkılıp gidiyorsun işte Gelirsen cenaze törenime eger Bir elham okuman yeter be gülüm. Ağlama, buz kes, konuşma Sadece dua et benim için,ogün Üzülme, ben kiminki diye düsün Ama baş ucumda otur ve beni dinle Sessizliktir yalnızlığımın tek tanığı O sana sevgimi, bir ömür boyu rüzgarlar Eşliginde kulağına hep fısıldar durur. Gerçeği ve dogruyu ben ölsemde sevgim Evet sevgim rüzgarlarla konuşacak kulağına O zaman bileceksin sevgimi Ama ben çoktan toprak olacam bile Serman Şeker |
| Saat: 04:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık