![]() |
BENİM SEVGİLİM OLDUN Geceme mehtap oldun Gündüzüme aydınlık Sabahımda güneş oldun Gözlerimde parıldı Ağaçlarda çiçek oldun Bahçemde baharım Yağmurlarda damla oldun Pınarlarda suyum Kadehimde şarap oldun Bardağımda sevdam Aldığım nefes oldun Kalbimde atışlarım Zamanında gelen oldun Gönlümde kralım Sen benim sevgilim oldun Yüreğimde aşkım. Meryem BURMA |
Tek Kişilik Yalnızlık.. Tek kişilik yalnızlığımın içinde ben mahsur kalmışım Kuş uçmaz, kervan geçmez bir dünyâya dalmışım Yedi düvele, yedi iklime, her yana haber salmışım Tek kişilik yalnızlığımın içinde ben tutuklu kalmışım Bir yalnızlık şiiri dökülür hece hece dudaklarımdan Sararan yapraklarım dökülür bir bir budaklarımdan Karasular iner yılların yükünü taşıyan ayaklarımdan Tek kişilik yalnızlığımın içinde ben tutuklu kalmışım Yıllar sürekli birbirini kovalar kedi fare oyunu gibi Geçen zaman deryâ olmuş hiç görünmüyor dibi Oynuyorum bu dünyâ sahnesinde ben bir garibi Tek kişilik yalnızlığımın içinde ben tutuklu kalmışım Alıntı |
Tozpembe Yıllar yılı yanımızda Kavruldun yağımızla. Hiç bu böyle kalır mı, Biraz geç de olsa Göreceksin hayatın sana da güldüğünü, Sabret yoksa. Nasıl mı? Topraklarda tohumlar vardır Karlar altında kış boyu, Kış geçer, bir bahar günü Çiçek açar tozpembe, Tıpkı öyle. Behcet Necatigil |
sus Sen bilmezsin! Suskunluk ne denli bir girdaptır yürekte bilemezsin! Bitecek “sus”lar bitecekte dönemezsin… Gözyaşlarıdır bu sefer yanan cehennemimde… Sen de yanacaksın… Tükenince sus şarkıları dilimde anlayacaksın… Teker, teker düşüyor tüm şehirlerin elinde yalnızlıktan başka sermaye kalmayacak günü gelince… Sus çağı altın çağını yaşayacak… Sen yapayalnız kalacaksın sen ağlayacaksın sen boğulacaksın gözlerimin girdabında kimse sana acımayacak… Bir lokma arayacaksın sevgiden… Demir bir lokma düğümlenecek boğazına… dönmek isteyeceksin yeniden…. Ateşten suskunluklar düşecek avazına… Hayır! Zalim değilim ben… Unutma pirinç eken buğday biçmez… Sen ateşi ektin tüm sevgi tarlalarına ben bir şey yapmadım… Zaten elim yetişmez… Keşke diyorum… Çekseydim tüm kahır tetiklerini vursaydım yalnızlığı alnının ortasından sus çağım altın çağına dönseydi birden… Ama hayatı bile tutamadım ucundan artık bitti… Artık sondu… Yetti… Alıntı |
Yürüyelim Seninle İstanbulda..... Kırmızıyı sevdiğini bilseydim hayallerim kıpkırmızı olurdu İstanbul hala güneşin ardında ufuklarında birkaç kara leke birkaç kan pıhtısı dudaklarında İstanbul hala sevimli mi sevimli ve hala bir tomurcuk tadında yürüyelim seninle İstanbul'da korkusuz bir rüyadır bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü yenilgisiz bir muamma gibidir arar buluşmayan ellerimizi deli rüzgar yine sarhoş, hovarda tam orada, Çamlıca yokuşunda birkaç bulut çekelim gökyüzünden damarlarımızdan geçirelim ve birden bırakalım suların üzerine sen bir defa konuş, sen bir defa gül kumlu ebrular yapalım seninle serpmeli ebrular, bülbülyuvası hercaimenekşe, gonca ve sümbül yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında yürüyelim seninle İstanbul'da boğaziçi mağrur türkülerini gözlerine baka baka söyleyin martılar üşüyünce denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi anlayabilir misin neden çıban gibi büyür bağrımda büyür de kelebek olur bu sızı kırmızıyı sevdiğini söyledin bu yüzden mi günlerdir İstanbul'da gül kokusu yayılan tepeler kırmızı, sular kırmızı İstanbul bilmeli ki, sahillerine mehtabı taşıyan senin bakışlarındır İstanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler önce senin yüreğine açılır uzaklarda bir yerde toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın parmaklarında hüzün sana doğru akan nehrin ağlayan suretidir bir elimizde umut bir elimizde sevda yürüyelim seninle İstanbul'da musiki kesilsin, tükensin yazı çaresiz kalınca mızrap ve şiir ozan bir kenara bıraksın sazı ressam fırçasına neden mi kızgın tuvalde çizgiler, renkler kırmızı kırmızıyı sevdiğini bilince çekilir mi artık güllerin nazı Anadolukavağı'nda her akşam burcu burcu bir rüyadır hayalin karanlık, hüznünü düşürür dağa kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar endamın her sabah iner toprağa hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz ayrılık acıyla süzülür kandan nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler öylesine yorgun, mahzun ve candan İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda uykusundan uyanınca fırtına dalgalar türkümüze aşina olur yüzümüze bakınca deniz fenerleri sahibini arayan gemilerin çığlığıyla vurulur tarih heyelandır hainlerin ardında İstanbul tarihin soylu anası biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız sevdayı kız kulesi'nden yalıların burukluğu altında geçiyoruz sokaklardan delice anlayabilir misin beyoğlu'nda gezinen hayal kırıklığının benden türediğini anlayabilir misin kırmızı neden böyle doldurur aynalara inleyen yüreğimi sana giden yolların kavşağında bir adam direniyor izini bulmak için siliyor tanyerine akan alın terini ufkunda sapsarı umudun rengi mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah arıyor sessizce kaybolan günlerini Gülhane'de simit satan çocuklar nasıl anlasınlar ellerimizin neden böyle çekingen olduğunu Ayasofya önünde tramvay bekleyenler gökyüzüne dokunurken bu acı kimdir diye sorsunlar içlerinden birlikte yürüyen iki yabancı biz gitsek de, İstanbul'da yine de yıllar yılı gezinmeli bu sızı benden bir yaralı şiir kalmalı senden bir tebessüm, bir de kırmızı Nurullah Genç... |
İÇİMDEKİ SEN Hırçın deniz iken hep gözlerinde duruldum Kısır döngülerde pervaneyken kalbinde durdum Sevdayı gözlerinde anlatırken ben hep sustum Yalnızlığı toprağa gömüp sende acılarımı unuttum Islak gözlerimi senin gülüşlerinde kuruttum. İçimdeki sen bir avuç toprakken; Ben sevginde yeşerecek tohum oldum Kanatlanıp özgürlüğe uçarken Yine senin dalına kondum Sen yokken yarınlarında Dört mevsim dal dal kurudum durdum Seni sevince anladım ki Gülüşlerin ; Acılarıma verdiğim son umudum Sevdaya yelken açmak için Kalbimi avuçlarına sundum. Alıntı |
SANA WE BU KOCA ŞEHİRE İNAT sana ve bu koca şehre inat,gideceğim bildiklerimi yok sayıp karışacağım karanlıklara var olan acıyı gidişime yorup, mendilimle sileceğim ıslanan yanaklarımı son sigaramı marmaraya atarak elveda diyeceğim, sana ve bu koca şehre... sorgulamaya başlayacağım seni,kim olduğunu? neden karşıma çıktığını vakitlerin en olmazında, hayatımın hangi evresini kapatıp, hangisini açtığını çözeceğim sonra sana ve bu koca şehre inat... İstanbul ki dökülür gözünden yaş mevsim hep sonbahar, kimileri hüzün koyar adını ama kimse bilmez; sen beni sonbahar da sevdin ve ben seni... sana ve bu koca şehre inat... hangi ateşlerde yandığını bilmiyor yüreğim ve bilmiyor yüreğin ne haldeyim bir İstanbul şahit, hem sana,hem bana... belki de bu yüzden ısrarla beni çağırırken, meydanlarını dar ediyor sana mevsim hep sonbahar... sana ve bu koca şehre inat alıntı Seni intihar ettim içimde... Varlığının yükü kaldırılamayacak kadardı güçsüzlüğüme. Sen doğdun, yine yeniden; ve ben Seni intihar ettim yaşatamadıklarım adına... Düşününce telafuz ediyor ruhum yaklaşıp yakınlaşıyor sebeb-i nefesine, Kırıyor nefis denen illeti Uzanıyor elleri... Ben senin içindim onca zaman, Lakin... Anlatamamak vardı ya, İşte o: -zordu. -yordu. -kordu. Tuhaf bilmeceleri olan bir bilinmezlik, -döndü. -dolaştı. -sordu. Ne yaparsın sen sebeb-i nefes, gayelerden yitip gidince? Ne yaparsın gözdeki yaş ille de yere düşünce? Ne yaparsın çaresizliğine ve darlığına? Ben sadece, Dilim, elim ermedi Ve... Seni intihar ettim içimde... Kırıl bana... Ben susturmayı başaramadım seni. Söv bana... Dilin neye ererse... Gitmeliyim. Zamansız bir vakitte ayrılıyorum ülkenden. Enginlik denizdeymiş, ben acizane kelam edendim... Çağır lazım olunca. Ama anla, ben beceremedim yaşamayı ve Seni intihar ettim içimde... Sen öldürüldün sanırken, yanılma... seni intihar ederken ölen benim en zifiri şekilde. Bu bir itiraf, Bu bir kaçış, Veda alıntı |
|
|
KIRGINIM..! Kırgınım… Kime olduğunu, neye olduğunu bilmeden kırgınım… Belki hayata, belki kendime kırgınım sadece… Kırgınım… Yüreğim bir yanardağ gibi kaynayarak yanarken, Nasıl oluyor da bir buz dağı oluveriyorum bir anda… Kırgınım… İçim sevgi ile kavrulurken neden böyle yıkıcı, Parçalayıcı oluyorum… En çok sevdiğim varlıkları biranda kırıp, Un ufak ediyorum… Kırgınım… Öfkeme, tat almayan yüreğime, Sevmenin, sevilmenin değerini bilmeyen Kalbime… Kırgınım… Yeşilin huzurunu, mavinin derinliğini, Görmeyen gözlerime... Kuşların nidasını işitmeyen kulaklarıma Kırgınım… Kırgınım… Mantığımla kalbimin arasında gidip gelen Benliğime… Kırgınım… Sonuçlandıramadığım sevgilerime, Sarılmaya korktuğum sevgililerime… Kırgınım çok kırgınım, Beceriksizliğime, korkaklığıma, Kırgınım… Beklide bir hayalden ibaret oluşuma… Alıntı |
| Saat: 23:17 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık