![]() |
Bir başka seviyorum seni Bambaşka seviyorum seni. Bir başka seviyorum seni, Gündüzün geceyi sevdiği, Balıkların denizi,ayrılığın kavuşmayı, Bulutların yağmurları sevdiği gibi, Sonra dalında yaprakları ağaçların, Sonbaharı beklediği gibi, Bambaşka seviyorum seni, Şairin şiiri, Hasretin yüreği özlediği gibi, Bir başka seviyorum seni, Çiçeklerin fotosentezi, Dağların rüzgar'ı beklediği gibi, Bambaşka bekliyorum seni, Uykunun yatağı, Sabahın uyanmayı öğrettiği, Kitabın okunmayı, Kalemin yazmayı bildiği gibi, Bir başka seviyorum seni, Bambaşka yaşıyorum bilemezsin, Yüreğimi benden çalan, Delicesine kapıldığım yüreğini..... |
Sevgiyi tatmadım gülmedi yüzüm acı içinde geçti hayatım hüzün hem gece ağladım hem de gündüzüm haykırdım kadere işte son sözüm sana değil bu isyan affet allah'ım yalvardım tanrıya yalvardım sana bir kara gözlüyü çok gördün bana boynu bükük hayatım gitti ziyana her gün dua ettim daer yazana sana değil bu isyan affet allah'ım isyan ettim diye düzen bozulmuş ne kadar dert varsa bana yazılmış kara sevda bitmez ince sızıymış daha genç yaşımda mezar kazılmış sana değil bu isyan affet allah'ım gülmeyi unttum kimse inanmaz ne yaparsan kader güzel yazılmaz doktor yaram derin artık kapanmaz hep ben mi dertliyim ben mi çilebaz sana değil bu isyan affet allah'ım kalbim acı ıstırapla doluysa çilelerin hepside beni bulduysa felek tuzağını ban kurduysa bana vaat ettiğin tüm hayat buysa sana değil bu isyan affet allah'ım |
ACABA Uyuyan göllere ay ışığında Sevginin resmini çizsem kim anlar? Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında Yağmurun saçını çözsem kim anlar? Bir mekan kaplamış ne varsa nerde Kendi ötesini saklar her perde Sonsuzluğun sona erdiği yerde Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar? Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası Eklenir yarama her dost yarası Et oldum bıçakla kemik arası Cellatla ahdimi bozsam kim anlar? Doğumda yalan var, ölümde gerçek Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek Kırık gönülleri toplayıp tek tek Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar? Gün geldi zamanı gömdüm kabire Dağ oldu aklımın verdiği fire Bağlasam telaşı çelik zincire Sabrın derisini yüzsem kim anlar? İçte deprem olur dışın düğümü İhlâssız çözülmez işin düğümü Aklımdan geçeni, düşündüğümü Okusam kim dinler, yazsam kim anlar? |
SEVGİLİYE Aynı bardaktan içmeyeceğiz artık, Ne cini, ne de beyaz şarabı Şafakta sarılamayacağız artık sevgilim.. İç içe eski, ağır iki gümüş kaşık gibi. Akşam birlikte bakamayacağız Sarnıç üstü terastan karşı dağlara Sen Güneş’le soluyorsun, ben Ay’la Aynı aşkı paylaşıyoruz oysa.. Senin yanında hep aynı adam; sadık, sevecen Benim yanımda onca kadın; yalnızlık delen, kemiren Oysa kara gözlerindeki korkuyu anlayan sadece ben Mutsuzluğumun yarasısın çünkü sen. Seyreltelim artık iyice karşılaşmalarımızı Ancak böyle koruruz belki aramızdaki o yalın aşkı Dizelerimde yalnızca senin sessiz hayalin, Şiirlerimde ise benim sesli nefesim var. Ne korkunun ne de unutuşun dokunamıyacağı Bir orman ateşi bizimki. Ne yalan söyleyeyim gözlerim dolu ağlıyorum şimdi Ah, bilebilseydin nasıl da özledim öpüşünü, Rengi, kuru gül rengi... |
EĞER O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiç bir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namuzsuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "Onca ayrılığın birinci dereceden failidir." denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya, canım ellerini tutmak isterse... Evet sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! Can Yücel. |
ELLERİMDE BİR GÖZTAŞI Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık Sabahcı kahvelerde bir çiroz ötüyordu Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler Uyuklar gibi üstünde mermer masaların Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında Öbür tahtalara öbür insanlara doğru Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu Ağardım, nisanlayınca gece, ve yavrulayan yalnızlık Ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdı Moby Dick Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan Çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde |
BEN SENİ SEVDİM Mİ? Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne Tuttum, ta içime oturttum seni Aldım, okşadım saçlarını, öptüm İçtim yudum yudum güzelliğini Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette Bendeydi özlemlerin en korkuncu Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan, Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim Biri vardı ağlayan gecelerce Biri vardı sana tutkun; o bendim Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük En solmayan güller açtı içimde Ömrümü değerli kılan bir şeydin Sen benim bozbulanık gençliğimde Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya Bir çizgiye vardım seninle beraber Ve bir gün orada yitirdim seni Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni... |
İĞNELİ Anam babama aşık olmuş, Babam da anama. Gezelim bu çarşamba demiş babam. Sur-dişli anam, öyle şık bir fistanı yok, Ablasının nişanlığını istemiş ödünç, Teyzem daha toplu, oturmamış üstüne entari, Teyelle, iğneyle ayarlamışlar üstüne Anamın. Babam, kavilleri üzre, gelip topkapı dışındaki evlerine, Anamı alıp, kaçbir tıramvaylan aktarma, Bebeğe götürmüş o afrodit'i Bebek sırtlarına çıkmışlar. Babam oturtmuş anamı çayıra, Denizi göstermiş, İyi şeylerden söz etmişler, Derken öpecek olmuş anamı, Anam çoktan razı. Babam el atınca orasına, burasına, Fistandaki iğneler batmaz mı eline! Ay! Demiş bağırmış babam... O gün, o çayırda, o an Düştüğüm için ben anamın imgelemine, Yaşamda da, şiirde de Böyle iğneli konuşmaklığım |
ÖLÜ... http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif Bir sonsuz rüyaya açılmış gözler Yummayın, yummayın kirpiklerini! Kim ondan daha çok hayatı özler. Çağırıyor çağırıyor sevdiklerini. Gelmiyor, gelmiyor o yüzler niçin? Kaybolmuş koynunda onlar da hiçin Bilmiyor boyunun ölçüsü için Başının ucuna geldiklerini. Bilmem ki adını onun kim saklar? Şimdiden unutmuş onu kucaklar. Besbelli üşütür soğuk topraklar Soymayın, soymayın giydiklerini |
TAŞ YOLLU DAR SOKAK BUGÜN ÇOCUKLUĞUMUN GEÇTİĞİTAŞ YOLLU DAR SOKAKTAN GEÇTİMKAÇ KERE DÜŞÜP DİZLERİMİ KANATTIMO TAŞLARIN ÜZERİNDE UNUTTUMYÜRÜDÜM ÇOCUKLUĞUMUN GEÇTİĞİAHŞAP EVİMİZİN ÖNÜNDE DURDUMNE YARAMAZLIKLAR YAPMIŞTIM HEP ONUNLA OYNARDIM BIKMADAN SAATLERCEYAŞLARLA DOLDU GÖZLERİMGERİLERE DÖNMEK İSTEDİMBU EVDEAŞIK OLMUŞTUM BİR ÇİFT YEŞİL GÖZEAMA BİRDAHA DÖNEMEZDİMYEŞİL GÖZLERE, TAŞLI SOKAĞA VE AHŞAP EVİMİZESON BİR KEZ BAKIP HOŞÇAKAL DEDİM. |
| Saat: 12:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık