![]() |
Ne Olacak Halim Sen bu satırları okurken ben cok uzaklarda olacağım... Böyle başlardı bütün bildiğimiz mektuplar, Biliyormusun? Bu ikimizin hikayesi, Şu anda nerdesin, ne yapmaktasın; Bildiğim yerlerdemisin yoksa hiç görmediğim bir evin penceresinde mi, Sevdiklerin özlemi sardımı nicedir kalbini, Pişman mısın başlamadıkların için, iç cekiyorsundur şimdi Düşünüpte yazmadığın yazıpta yollamadığın mektupları saklıyormusun hala, Kafanda hep aynı cümle biliyorum ne olacak halim, Ah, biriktirdiğimiz bütün hevesler nasılda hızla tükendiler. En çok kimi özledin, en çok neyi bekledin? Şimdi düşlediklerimin neresindesin... Dedim ya. Bu ikimizin hikayesi... Islandımız bütün yağmurları, dudak kanatan kalpli sızı aşklarımızı, Bizi buluşturan kaldırımları, İşte bütün bunları bütün bunları yazıyorum. Ben unutmadım diye Hatırlıyormusun sonunu değiştirmediğimiz filmleri Hayatın gerceğidir sandığımız kabullenilmiş yenikliği Bir ağızdan söylediğimiz en kahraman cenkliği, Büyürken vazgectiklerimizi yada vazgeçittirdikleri seyleri, Ne Olacak Halim... Çabuk mu büyüdük dersin Biliyorum.. Ne Olacak Halim... Sen bu satırları okurken, ben nerde olacağım kim bilir. Neleri bırakmış olacağım birde, Ne aşkları Ne başlangıçları Ne ayrılıkları tıpkı senin gibi. Biliyormusun... Tek sorum var kendimle şimdi Ahhh Ne Olacak Şimdi Halim.... İclal Aydın |
Yaşiyorum! Ben geldim anneciğim Nasılsın? Seni çok özledim Biliyorum sende beni özledin Çünkü geçen gün o gülen nur yüzünde Doyarak sıkamadığım yanaklarında yaşlar vardı Usulca gelip yanına yaşlarını sildim Sonra bende başladım senle ağlamaya Senin üzülmene dayanamam anne bunu unutma Alışamadın mı bensizliğe Çok mu üzüldün Sana bu acıyı yaşattığım için özür dilerim anne Ama duydum ki Beni yaşatmak için elinden geleni yapmışsın Ve de bunda başarılı olmuşsun Dalağım, böbreğim, karaciğerim Hepsi yaşıyormuş beş farklı kişide İyi ki ölmüşüm ben anne Eğer ben ölmeseydim o kişiler ölecekti Tanımıyorum onları ama Birisi benim karaciğerimle hayata dönmüş Evlenmiş mesut olmuş ve birde çocuğu olmuş. Seni çok seviyorum anne. Ne mutlu bana senin gibi annem var İki yıl geçti aradan Bir trafik kazasıydı bizi ayıran Koparmıştı anamdan beni yaradan Bir anne için büyük acılardı o an. Yüreğin yanmasın anam. Seni çok seviyorum Ben yokum ama ruhum hep seninle Ben yokum ama kardeşlerim seninle Anneler gününde benim parçalarım seni yalnız bırakmazlar Ben gideli iki yıl oldu Bensiz geçen ikinci anneler günün kutlu olsun Sana cenneten tuba dallarını getirdim Al onları başına benden bir taç kondur anneciğim Benim cennet çiçeklerim senin başına konsun Ellerinden öpüyorum annem. Nursel Öztürk |
Var Git Başımdan Kasım var git başımın belası takvimler sensiz de akar gider nasılsa... arsız kasım yeli kırdın bütün dallarımı baharına duran tomurcuk küstü bütün bütün... ben çocuksu sevinçlerimi ödünç vermiştim sana... yazık ki ne yazık ilikdonduran soğuğunda yüreğimin ateşini söndüremedin bir türlü... var git başımdan kasım törpüleme sabrımı sınama beni... Ayşe Tural |
İstanbul'da Boğazla satırları boğazda düğümlendi Hayallerimi karaladım ardı kesilmedi Bi kaç soru var bıktım aynalara sormaktan Baktım etrafıma kimse kalmamış Rüyadaydım uyandım yar beni yanına almamış Bi öpücük ve yalandan gülücük seni senden alır Bazen 4 duvar arasında sorulmaz hatır Hatrı vardı yılların yalanların sıktı artık Yetmiycektin kaldım kendi kendime konuştum Sen yoksun gece hayallerimle bulustum Yıldızlarla konuştum mektupları okudum Neden acaba ben ağlayınca sende ağladın Terk edildim değer verdim çok sevdim yılmadım Acıdığın için dönme bırak sensiz öleyim Beni rüyanda görme yarab ben onu göreyim Çok aradım korktum tam buldum derken soldum Yarını bekledim bekledim olsun günlerim solsun Boş kaldı elim eylülde nerde sevdiğim Çektiğim dertlerin hesabını yapamam hesabını ver Bi resme beni muhtaç ettin seni başıma taç ettim Ardına bakmadın ama sen gittin ben nerde hata ettim Dilleri uzun dostlarım var ancak konuşur Beni anlıyolarmış yanımdalarmış gitsinler Sizi istemiyorum anlayın artık gidin başımdan Çok kalabalık Doldu buralar Kalbim taş bu çocuk acıya alışık Sıkıldım İstanbul'da bunaldım İstanbul'da yanlızım İstanbul'da sen yoksun İstanbul'da... Enis Öztürk |
Sözün dermanı tükendi bu akşam Ağlayamıyacak kadar bitkin şimdi gözlerim Kelamına derman olacak kadar kalemine bulaşmışsam Ölümün hevesine inat gelmenide beklerim.. Kıyına vuran dalgalarda can çekişen sevdalıların Sol yanındaki amanzsız sancı Çığlıklarla yağmalanan ızdırabıyım sükûnetin. Sineme atılan sabır taşlarının darbe izleri Hüznü taşıyan seyyahın heybesi kadar derin Sürgün şehirlerde ipini koparmış kimsesiz bir virane ''Adresi meçhul sevdaların bilindik suretiyim'' Bağrı yanmış öksüzlerin içinde saklanan Ahh Cemali mah anaların Dilinden sökülen günah kadar sadeyim... Tövebeye yeltenmiş ayrılıkların çıkmaz sokağı Leyla oduna yanan Mecnun un kaybolan külleriyim. Ölümün alnını süsleyen perçem Talan olmuş bahçelerin kan kokan gülleriyim.. yüreğine sevda yükü vurulmuş birçare hamal Gözlerine yarin mahrem sürmesi çekilmiş hayal alemiyim.. Diyarında yalın yürek salınan feryal Tanıdık şehirlerde yaban kalmış bakışların elalemiyim Yeni dillenen sabilerin ağzındaki yarım hece hüznü avuçlarında biriktiren sevda marazlı geceyim. Sen çıkmazında düğümlenen çözümsüz bir bilmece Yüreğinde yol alan, kaçak sevdaların bitimsiz hicretiyim ...Mehlika... |
Gözyaşını gördüm –iri, saydam gözyaşını O mavi gözden akan; Ve sonra düştüğünü gördüm Menekşe çiy tanesinin; Gülücüğü, safirin ışığını gördüm Senin yanında soldu Güçlü ışınlarla dolu bakışının Yeri doldurulamadı; Bulutlar uzaklardaki güneşten Akşamın karanlığını Ürküten koyu, tatlı bir renk aldığında En karamsar insanlara İlettiğin o kıvançlı, şen yanını Gökten usulca siler; Oysa gözlerinin arkasındaki ışık Solmaz yüreklerden. Lord Byron |
Aşkın Bıraktıkları... Kayıp kelimelerin öksüzüyüm Anlatamam ben sevgili derdimi Güzlerden bir gün yazarım sana O zaman hatırla beni selamla Sende otur yaz hatırını aşkla Kayıp kendin ışıklarından bahset Öyküsüz bir yaşam nasıl olur Anlat'ki silinsin içimde yaralar Nefrettim karışsın yağmurlara Bağrında yansın yalanların Anlat hatıraları yanmasın düşlerim Belki yazarım san bir gün sevdiğim Yeni bir umud yeni bir aşkla Salarım kendimi düş sokağına Oyalana oylana oyunlarımla O an İçimdeki çocuğa Saklarım aşkımı en güzel hatıralarımla... Ali Baksı |
Ben imkansıza dudak bükerdim Sense halime gülerdin... Olsun! O günlerde ben Biraz mutlu biraz umutlu Biraz içliydim Doğrusu en çok da Kelebeklerin kanadına işlediğin Aşkından dertliydim... Ama o zamanlar Güneş ekilip yıldız biçilen Zamanlardı Aşk dediğin belki de Geceye veda etmeyen bir ay'dı... Heyhat! Hep ama hep O imkansıza takıldın da sen Ve belki de bu yüzden Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden: Ben ağlardım gözlerim gülerdi... Sen gülerdin gözlerin susardı... Şimdi ben O zamanların renklerini unuttum. Belki mavi, belki sarı, belki aktı... Hatırladığım tek şey Güneşle yıldız arkadaştı... Ben unutsam da şimdi Sen hatırlarsın. Sesinde ufacık bir hüzün olsa Ya da acıtan bir özlem gözlerinde Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin... Gelirdim... Gönlümden... Ve sen 'Hoş geldin" derdin Dilinden.... Kocaman bir çocuktum o zamanlar Belli! Dil nedir, gönül ne? Anlamını bildiğim Şüpheli! Şimdi söyle bana! Kaldıysa geriye ne kaldı? Tek tarafı hesaplı bir sevda Niyeti bozuk bir dava Bir de Sadece dağlara caka satan bir sema... Ama ben bunların hepsini sevdim. Şaşacak bir şey yok! Dedim ya... Ben Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim... Sonraları Belki de hiç gülmedim Ve sen Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu Hiç bilmedin! |
Suskun Deniz susmuş Tirilye kıyısında Yokluğunda kumlar soğuk Kayaların rengi solmuş Sandallar bağlanmış dalga kıranın ardına Gözlerimin gördüğü eksik sahil kenarında Güneşin feri azalmış Sevdiğine sarılan kolları kıskanırım Solar yüzüm son baharın son ayında Ethem Turan |
Otlarla, böceklerle içten arkadaşlıklar kurdu. Şiiri deneyiminin şiiri: Güneş anlatıyor dünyayı * Bakıyordum bir bahçe taşı usulca dönüşüverdi aya. * Halinden memnun kardeşim asma. * Düşüncelere dalmış bir taçyaprağıydım * Var mıdır arıların düşünceleri, bir türlü bilmeyiz. * Ve Tanrıyla doğruluyorum budalalığımı * Teneke kutular, lastikler, paslı borular, bozuk makineler arasında, - Kişi bir şeyler öğrendi sonsuzluğa dair. * Acı çekerdim çim-biçare yakalanan kuşlar, yavru tavşanlar için, aşırı değildi kederim. Çünkü mayısın ilk günlerinde bir ötleğene rastlamak unutmaktı zamanı da ölümü de. * Sonsuzluktan korkmamayı öğrendim. THEODORE ROETHKE |
| Saat: 19:32 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık