MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 28 Nisan 2007 00:49

SiSLeR IcInDe InSaNLaR

Bir büyük kır bu dünya:
Gece vakti ıssız kır cin peri.
Bir baş uzanır gibi karanlıktan,
Gün ortası biri selam verip geçer,
Düşünürüm kimdi.

Tenha sokaklarda giderken yalnız,
Durdurur bir başkası beni dalgınlığımda;
Sallanır iki el, anlatır bir ağız,
Kırık dökük sözler kalır akılmda:
- Görüşelim, siz şimdi nerdesiniz?

Sisler içinde insanlar, çoğu yakınken uzak;
Bir yerden tanıyorum, ama nerden?
Ardından bakarım, köşeyi döndü mü yok:
Bir yarım rüzgar değer gider yüzüme
Eski bahçelerden.

Uykuların eşiğinde aynı şey:
Yılların ötesinden biri
Sisler içinde seslenir: -Hatırla!
Gölgeler gibi erir uzatsam ellerimi,
Buğularda.

Sisler içinde insanlar, gün ortası, geceleyin;
Hangisi gerçek, hangisi düş, şaşırdım.
Daha demin vardı, şimdi birdenbire yok
Issız bir kır akşamı
Bu benim yaşadığım.



Behcet Necatigil


Mystic@L 28 Nisan 2007 00:52



Öyle çok baktım ki güzelliğe
onunla dopdolu hayalim.

Gövdenin hatları. Kırmızı dudaklar. Hazla dolu kollar bacaklar
Sanki Yunan yontularından alınmış saçlar,
her zaman güzel, taranmış olsalar da,
hafifçe düşüvermiş solgun alınlara.
Aşkın yüzleri, tam şiirimin
istediği gibi... gençliğimin gecelerinde,
gizlice buluştuğum gecelerinde.

(Türkçesi: Erdal Alova)

Konstantinos Kavafis


arwen 28 Nisan 2007 01:07

sen,
aşkın ilk ve son tadıydın.
kapımı bir kez çaldın,
girdin ama bir türlü çıkmadın.
çıkmamak için her şeyi yaptın.
ne yaptın ettin,
gözlerine beni hapsettin.
çıkmak istesemde çıkamam.
kimbilir neredesin.
seni Aramıyorum.
yetti canıma.
çık artık ezberimdesin.


tarık sasaoğlu


maipoem 28 Nisan 2007 03:14

Ben
senden önce ölmek isterim..
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu..
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakarlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin..
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin..
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz

yan yana düşecek..
Toprağa beraber dalacağız..
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip
filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak:
biri SeN
biri de BeN...

Nazım Hikmet RAN





http://img440.imageshack.us/img440/1501/helpeq6.jpg


Misafir 28 Nisan 2007 03:34

Dur Dedim Gidene


bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor
görüyorum gölgesinde alaca renkli turnalar duruyor
akşamları bana kapanan bakışlarını görüyorum
sancıyorum sabahları yatağından yalnız kalkıyor
kimliksiz bir yüzü acıyla siliyorum ruhumdan
ne ki biz yokuz artık öğlenleri bizi şarkılar çalıyor
hep seven bir yahudi kız gibi sokulurdu sıcağıma
ben o dut ağacının altında, o gökte dolunay
kalsana diyorum çoktan gitmiş kendime
haykırdığım sesim benden çıkmıyor

bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor
ölü çocukların gülüşleri gelmiş karşımda duruyor
bir yalan yağmuru yalıyor yüzümün sokaklarını
kimse bilmiyor orada kuşluğa kadar ağladığımı
aha sesini de almış götürüyor alacakaranlıkta
aha gövdemden koskoca bir aşkın ruhu çıkıyor
kırk yıldır kendimle cebelleş bir tarih yazıyorum
kimi sevsem yolumu bir göğem uçurum kapıyor
usangın ıslıklar atıyorum çoktan gitmiş kendime
attığım her ıslığı menekşeler kesiyor

bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor
baktığım bütün yıldızlar uzayda parçalanmış duruyor
duyuyorum uzak zebraların şehvet okramalarını
hüzünsever yakın papağanların şarkılarını duyuyorum
meğer bakır çalığı bir denizmişim öpüştükçe yarılan
bilmiyor giderken bir falcıya emanet verdim aşkımı
terketsem de akşamları bir sessiz kuğu göğsümde uyuyor
oysa onun da getirdiği öpüşleri vardı dudaklarıma
göğün yüzüne özene bezene astığı düşleri vardı
dolanıyor direnen ruhu gövdelerin ayrıldığı yerde
göğü tırmalar gibi attığı son çığlıklar duyuluyor

ben baktım yer duymuyor ben baktım gök duymuyor


Fadıl OKTAY


Misafir 28 Nisan 2007 09:26

Birbirimize Dokunmalarımız Korkak Kelebeklerdir,

Dokununca Renkleri Yıkılan...
Çünkü Küskün Çocuklar İnanmazlar.
Ki İnanmak Küskün Bir Çocuğun En Büyük Kan Kaybıdır.
Susarım İçimde Bir Yangın Başlar.
Dokunsam Arta Kalan Sen, Kül Olan Ben.
Taş Duvarlar Yanmaz Bilirim.
Büyük Yangınların İsini Giyinirler.

Ama Nafile..
Hiçbir Kalem Ve Hiçbir Ben, Sonraki Sayfada Aynı Sen’i Bulamıyoruz.
Uzaklar Hep Uzak Kalıyor Sevdaya...
Sen Yine De Artık Sesime Düşme.

Her Gece Gözlerimden Hatıralar Çalınmış.
Bir Denizci Ağ Atmış Yalçınlaşmış Düşlerime...
Düşmüşüm.
Bir Ses... Giden Gitmiştir Demiş...
Susmuşum...
Bir Baharın Bedeliydi Bu...


Kahraman Tazeoğlu





DEsssT16 28 Nisan 2007 09:34

BELKİ GELMEM GELEMEM

Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git


atilla ilhan


Misafir 28 Nisan 2007 10:02

Sesine Uyku Kaçmış Adam


Bir Adam Vardı Bu Şehrin Bir Yerlerinde
Sesine Uyku Kaçmış Bir Adam
Ağlasa Duyardınız
Yağmur Şırıltısı Gibi Yağardı Düşler Ormanına
Yüzü Silik Bir Adamdı
Gözlerinde
En Çok Da Gözlerinde Saklıydı Hüznü
Bu Yüzden Kısardı Gözlerini


Buz Gibi Sessizdi O
Sesine Uyku Kaçmış Bir Adamdı
Ne Zaman Düş Kursa
Çocukluğunun Soğuk Günleri Gelirdi Aklına
Gençliğinin
Deli Fişek Günlerine Yazgılıydı Yazgısı
Vadesi Dolmamış Toprakların
İnce Tortularında Saklıydı Ruhunun Gizemliliği

Ve Bir Gün
Bir Şeylerin İntikamını Bıraktı Ardında
Bir Türlü Alamadığı

Şapkalı Günlerin Umut Kokan Güvercinleriyle Birlikte
Gitti Bu Şehirden
Sesine Uyku Kaçmış Adam
Gecelerdir Onu Düşünüyorum
Uykularım Kaçıyor



Kahraman Tazeoğlu


Misafir 28 Nisan 2007 10:39

SENSİZ KALAN BU ŞEHİR

Sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim
Mavi bir aleve dönüştürdün kalbimi bir anda
Tutuşturmak istedim
Beni böyle umarsız bırakıp gittiğin
Zalim bu şehri yakamadım

Gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında
İnanılmaz güzel bakıyordu gözlerime hafif ıslak
En özel en bilinmeyen türleri açmıştı papatyaların
Hatıralarınla titriyordu içim
Kuşlar kanatıyordu gönlümü

Gri bulutlar geçiyordu göğümden
Anlamak üzreydim Neronun Romayı neden yaktığını
Karanlık bir koridor açıldı önümde anlayamadım
Yenik düşmüş bir Napolyon kadar mutsuzdum aslında
İntihara kalkışan Hitler kadar çaresiz
Yakmak üzreydim ki bu şehri
Hatıraların içli bir yağmur gibi boşandı üzerime

Kediler geçti birden kavşaklarından şehrin
Acı acı miyavladılar gözlerime baktılar
Kızgındılar kırgındılar
Onlarda tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar
Onlarda terk ettiğin bu şehri çaresiz yakmak istiyorlar
Yakamıyorlar

Saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde
Her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu
Benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar
Gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin
Her biri bir kenarda darmadağın
Çömelip kalıyordu yutkunuyordu
Rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin

Nereye yürüdüysen bakışın, duruşun, sesin
Anladım söndürmeliyim tutuşan yüreğimi
Kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri
Çünkü sen her şeyinle bendesin

Sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim

Nurullah Genç



NiliM 28 Nisan 2007 10:44

Dalıp gidiyorum

Kar yağıyor Sensizlik ufkuma
Lapa lapa,sessizce.
Dalıp gidiyorum uzaklara
Doğmayacak gözlere
Tutulmamış sözlere
Tükenmeyen umutlara.

Sabahın sessizliğinde
Sararmış bedenimle
Dalıp gidiyorum
Çocksu Sevincilmle
Sensizliğe,
Bir çift siyah sessizliğe.

A.S.İ


Mystic@L 28 Nisan 2007 10:49

Kirpikler ve Kadın Rüzgar bir gece takıldı
Gözbebeklerinin derinliklerine
Ve derin uykuya dalan kirpiklerine
Gece eğlence düşkününe benziyor
Dışarda delicesine yağmur
Sana sarılan beden
Titriyor soğuktan
Belli belirsiz sınırları aşarak
Denize ulaşıyor yaz sürgünleri
Titrek ve tutsak
Tüm duyguların evreninde
Sarhoşu seninle olmanın
Gecenin bir saatinde
Rüzgarlı bozkırlarda
Yasak karanlıklardasın
İçeri dışarı gibi
Kapkara ve ürpertici
Yağmur sonrası
Renksiz bulutları kovalarken
Değdi değecek yeryüzüne
Buğday saçakları gibi
Doplolu gözbebekleri
Gecenin...
Arslan Bayır


NiliM 28 Nisan 2007 12:08



Yalan dolan ile geçen ömrümde
Arıyor gözlerim, acep nerdedir?
Bir tatlı kelâmdır tüten gözümde
Arıyor gözlerim, acep nerdedir?

Bilirim, garibin kimsesi olmaz
Evvel dost diyenler, arayıp sormaz
Hatırın sormaya kapıyı çalmaz
Arıyor gözlerim, acep nerdedir?

Yürekte kanayan derttir, hasrettir
Gönlü bir virane, Engin gariptir
Bir gelse, bir gülse, ol ki cennettir
Arıyor gözlerim, acep nerdedir?


Engin Tunca



kambis 28 Nisan 2007 15:30

Masal Aşklar
*
Aslı - Leyla - Şiirin
ne gübresi bol gülde aşk kaldı
ne çatıda bülbül
menfaat aldı bakışan gözlerde
parasız dürbünle denize bakılmıyor güneş batarken
sakın geri gelmeyin
*
Kerem-Mecnun-Ferhat
gözlerle seven bakışları
sindirdiler kapı eşiklerine
yaya kaldı sevgiler
sadece parası olan dağları deliyor
sakın geri gelmeyin
*
aynaların önünde kimse hazırlanmıyor
sen olmasan ben yoktum provalarına
parası olan konuşuyor
aynasız sırıtarak
aşk sapık rotasına saptı kendinden çok genç ve evli sevgililerle
günlük aşklar aldı sohbet masalarını
övünçler günlüklerin gayri safi milli hasılasında
bari siz sakın geri gelmeyin
ben neler yaşayıp görüp duyarken ............
*
Serdar San - İzmir , 16.05.2006


Sedef 21 28 Nisan 2007 15:33

http://www.siirbul.com/image/kose2.gif


Arzunun bir hayalet sardığı bir geceydi,
Bir geceydi hakikat yalanlara baş eğdi.
Bu gecenin susuzluk mahsulüsün bunu bil.

Kundaksız uzatıldın iğneli beşiğine
Ve böylece Azrail
Istırabı mıhladı küçücük benliğine.

Ecelin kucağında erirken çocukluğun,
Aleme sırdı senin varlığın ve yokluğun.
Hala bilinmez nedir kalbindeki bunalan.

Lambanı yaktılarsa lambanı kendin söndür,
Söndürmekle oyalan,
Gir geceler koynuna,deme yarın gündüzdür,

Belirecek gündüzler sönenlerden yüzsüzdür.


Cahit Sitki Taranci |


Mystic@L 28 Nisan 2007 17:04

Kalbim Unut Bu Şiiri

Uğuldayan ve hep uğuldayan
Bir orman kadar üşüyorum şimdi
Yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda
Yanlış ve zehirli çiçekler açıyor
Kanımda kocaman gözleriyle bir cığlık

Su ve ses kadar beklediğim
Ne kaldı geride,bilmiyorum
Uzanıp uyumak istiyorum gölgeme
Yine sarılmak o kocaman gozlerin
Uğuldayan rüzgarlarına

Bir acıyı yaşarım bi zehirden
Çicekler üretirim kömür karası
Uçurum kadar bir yalnızlık
Yaratırım kendime,atlarım
Anısı yoktur küçük rüzgarların

Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
Büsbütün viran oldu dağlarım
Ezberimdeki türküler de savrulup gitti
Ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
Sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü

Yanlış daha baştan yanlış
Bir şiirdi bu,biliyorum
Ye belki ömrümüzün yakın geçmişi
Bu kadar doğruydu ancak, kimbilir
Kalbim unut bu şiiri

Ahmet Telli


Misafir 28 Nisan 2007 17:24

Sessiz Bekleyiş

Ne adımız büyüktü
Ne de sesimiz

Yaşadık
Bir sunulmuş yaşamı
Sakin
Uslu
Ve itirazsız
Yaşadık yaşamak neyse
Ama doğru ama yalan
Belki gerçek belki masaldı
Ölümün ardında kalan
Öylesine gizliydi ki
Yaşamın içindeki anlam
İnandık
Katlandık

Kendi küçük dünyamızın
Dağlarını aştık
Çöllerine düştük
Umutlarımız
Rüyalarımız
Hayallerimiz oldu -gene küçük-
Ve yanıbaşımızda kocaman gerçeklerimiz

Özlemlerimiz
Hasretlerimiz
Gözyaşlarımız oldu -hepsi bize ait-
Ve kısa kavuşmalarımızda
Biraz buruk biraz çocuksu sevinçlerimiz

Yağmurlarımız
Mevsimlerimiz
Sevdalarımız oldu -güç bulup kolay kaybettiğimiz-
Ve gün batımında
Bir güneş misali yarınlarımız

Şimdi
Zamanın durduğu
Yaşamın sustuğu yerde
Ayrı
Unutulmuş köşelerde
Bir sonsuzluğu
Sessizce
Bekler gibiyiz

Ne adımız duyuldu bizim
Ne de sesimiz



Levent Ümit Temiz


Misafir 28 Nisan 2007 17:48

Lisan

Güzel dil,Türkçe bize
Baska dil, gece bize
İstanbul konusması
En saf, en ince bize

Lisan sayılır öz
Herkesin bildiği söz
Manası anlasılan
Lügata atmadan göz

Uydurma söz yapmayız
Yapma yola sapmayız;
Türkcelesmis, Türkcedir;
Eski köke tapmayız

Acık sözle kalmalı
Fikre ısık salmalı
Müteradif sözlerden
Türkcesini almalı

Yeni sözler gerekse
Bunda da uy herkese;
Halkın söz yaratmada
Yollarını benimse

Yap yasayan Türkceden,
Türkceyi inciltmeden
İstanbul-un Türkcesi
Zevkini, olsun yeden

Arapcaya mayletme
İran-a da hic gitme
Tavcih-i halktan ögren
Fasihlerden isitme

Gayn-lı sözler emmeyiz
Cocuk degil memeyiz
Bir kac dil yok Turanda
Tek dilli bir kümeyiz.

Turanın bir ili var
Ve yanlız bir dili var
Baska bir dili var... diyenin
Baska bir emeli var

Türklügün vicdanı bir
Dini bir, vatanı bir
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisanı bir

Ziya Gökalp


scanner_11 28 Nisan 2007 18:09

ALTI SANİYENİN GETİRDİKLERİ

Tam 6 saniyede yarattığın bir dünyanın
Kalbine gönderiyorsun cesedimi
Sonra sonra çekip gidiyorsun evrenin merkezine
Bir bariyerin arkasında saklanan
İlahinin peşinden koşuyorsun

Farkında değilsin halbuki,
O, cehenneminde hapsolmuş bir zalim
Ve kurtulmak için seni fayda ediyor
Ben tabutumdan çıkmış
Yeniden doğmanın mücadelesindeyken
Sen hala ona tapıyorsun

Beni unuttukça
Yaşlanıyorum.
Geriye dönüp aniden yarattığın
6 saniyelik bir dünyanın ufkunda
Ardışık ikiz yumurtaları benliğinden
Nasıl çıkıyorsa,
Beni de öyle sarıp kovalayan
Bir kabusun içinden utanç duvarını
Bulutlardan ören bir yeşil yaprağın
Gölgesinde buluyor karanlığın bakışları.

Bu bakışlar uzayıp giden bir kuyruklu
Yıldızın ardındaki derinliğin kuklası olup
Şeker meleklerinin farklı yorumlarıyla
Ortaya çıkmıştır...
Bakışlarından gömdüm
Gözlerimin yanılgısını
Yine de açılmıyor ağaçların yaprakları.

Arkanı her kolladığında
Bir uzay boşluğuna kapılan
Yari insan, yari çiçek
Bir saflığın kendisinden doğan
Bebek ağlaması

Bana her bağırışı
Bir yıldırım hızında çarpan
Kamçılayan, kovalayan
Fakat yine de seven
Saatin gerisinde kalan bir çizginin
İnceliğinde yaşanan yüz bin yılın
Taşlarına varan bir noktadan
Bana bir kuvasar kadar uzakta
Duruyorsun...
Başlangıç ve bitiş noktası arasındaki fark
Bazen fark, bazen fark etmez
Bir nefes kadar kısa
Bir yıldız kadar uzak
Fark eşit değildir zaman
Her zaman
Hız eşittir zaman
Zaman zaman.






Misafir 28 Nisan 2007 18:18

Ruhumda Fırtınalar
Ruhumda fırtınalar delirmiş eser,
Limana hasret beklerim.
Umutsuzluk daglarca yolumu keser,
Yola hasret beklerim.

Dil söylemek,el yazmak ister,
Kelama hasret beklerim.
Kır zincirleri sevgini göster,
Sevgiye hasret beklerim.

Alıcı kuşları başımda döner,
Dermana hasret beklerim.
Yüregimin feri söndü söner,
Sevgiliye hasret beklerim.

Sisler sarmış dörtbir yanımı,
Rüzgara hasret beklerim.
Yorgun,düne hasret canımı,
Azraile hasret beklerim.
İshak Özlü


BLacK_HawK 28 Nisan 2007 18:22

İSYANIN SİLKELENİŞİ

Hayat akıyor yokuşlarımızdan artıklarını bırakarak
neye dokunacak olsam
bir kül tufanıdır başlıyor birden
yaralı güvercinler kaçışıyor
ne zaman seyre koyulsam
ne zaman göğe baksam gözlerimin yamaçlarından
gökyüzü tavanlaşıyor.

Yabancı frekanslar karışmaktadır gözlerime
kimdir böyle bakışımın ayarıyla oynayan
çehreme
buzlu bir ölüm soluğu savuran kimdir
kimdir?
'kim' kimdir?
cevaplar ilişmiyor soruların hizasına
kullardan
borsadan
yasalardan
onaylardan süzülüp de geçmeden.

Hayat koyu renklerin altına düşüyor benim adımı
karşılıksız mektuplar yazmaktayım kendime
yine öfkeyle kalkacağım zararla oturmaya
işte isyan zırhını kuşanıyor
artık ne yapsam faydasız
işte tekmil alıyorum önümden
geçen anılar taburundan
bir tutam öfke, bir tutam utanç
ve bir tutam saydam yürek kırıntısıyla
vandal bir tarih cildinde yerimi almaya gidiyorum
tekmilimi vermeye.

Hayat tafrasını atarak aklın varoşlarında
celladına elpençe köleler yardımıyla
karşımıza dikiliyor.
'Sıraya geçin! ' diyor birileri
birileriyse sağlamlaştırıyor ceketinin düğmelerini
ihanetin kulak zarında
kurşun okşayışında sesler yankılanıyor
baskın yiyor en gizli aşk ayinleri
birileri gözlerinin arka odalarına
olağanüstü bir halle kuruluyor
ve birileri gedik açmayı başarıyor zırhlarımızda
birileri...birileri...
çoğaltmaktalar 'bir'liği...
Mustafa evci


Misafir 28 Nisan 2007 18:28

Seni Özledim Oğlum
Bilirmisin?

Bir umuttur özlem
Beklediğine sarılmak için
Zamanı durdurmak
Akreple yelkovana rest çekmektir özlem

Bir umuttur özlem
Uzak yürekleri
Bir birine tutturmak
Sıkı sıkı sarılmak
Kopmadan kalbe yapışmak
Bir umuttur anlık zamanda
Sevdiğini elini tutmaya çalışmaktır özlem

Özlem yürekten üşümüş
Dudakların çarpışması

Özlem, terminal hatlarında
Kaybolan duyguları bağlamktır yürekten

Uzatıp elini yüreğine
Bırakmaksızın sarılmak
Yıkılmadan kopmadan

Trenin raylara sarılması gibi
Benim seni yüreğime
Hapsetmemdir özlem

Özlem hiç kopmaksızın
Benim yanımda olmandır
Tükenmeden ayaz gecelerde
Senin geleceğini bilerek
Beklemektir sabahı
Gün doğana kadar

Ve seni yanımda olduğunu görmektir özlem
Ve seni içime çekmektiğim andır özlem
Sevgili oğlum..
Özlem sensindir...


14/01/2006
02:24
Orhan Eren Uncu


the_pretty 28 Nisan 2007 19:18

!..Üstüme gelme hayat..!


Alıp başını gitmek istersin.
Bilmediğin, bilinmediğin,

Çözmediğin, çözülmediğin bir denkleme.
Biraz ürkek düşünürsün.
Biraz kekeme....

' Üstüme gelme hayat!
Bundan sana ne...? ! '

Kekemeliğin korkularındandır.
Giderken bile; gidene değil de
Geride kalana aklın takılır.


Bir yanına yatarsın ' git.. ' der
bir yanın ' kalmalısın... '
Geceleri hep uykusuz kalırsın...
Ayağına pranga olur tüm düşündüklerin.
Gitmeden daha
Sen; gider gider gelirsin...

' Üstüme gelme hayat....
beni bilirsin....'


Kaldığın bu yerde
Harcadığın yılların gelir aklına
Bir bir sayarsın,
Toplarsın, çarparsın,
Böler, çıkarırsın.
Bakkal defteri kadar kalın
Bakkal defteri kadar karmaşa... Farkedersin ki hayatı
Arka sokaklarda dolanarak yaşarsın.
Kabarmış hesabından kaçarsın.


Üstüme gelme hayat...!
Daha neyi alacaksın..? ! '

Hep sevmişsindir aslında.
Hep ama hep sevmişsindir.
Birini sevmişsindir sonra.
Sonra birini daha...
Birini daha...
Daha....! ?
Her gelip geçen gemiye aşık olmuşsundur
Gemiler gitmiş
Sen yorulmuşsundur.

' Üstüme gelme hayat....!
Gemi olmuşmusundur..? '


Kocaman bir mahalleden
Daracık bir sokağa.
Sokaktan ufacık bir eve
Evden odaya....
kurtulmak ister gibi
kapatmışsındır kalabalıklara kendini.
Gitgide yanlız kalmışsındır.
Yalın yaşanan gecelerde
Gitmekle kalmak arasında dolanırken
Beynine bir silah gibi dayamışsındır korkularını.
Yalnız...Korkak...Kekeme....


!..Üstüme gelme hayat..!
!..Kıyarım kendime..!





Misafir 28 Nisan 2007 19:21

Seni Seviyordum

Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı aksam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsarmı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden başkaydı işte...
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...
Ne güzeldiler sen bilmiyordun...
BEN SENİ SEVİYORDUM...
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu, çoğalıyordu
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk


Cesurduk...
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kızmızıydı bütün karanfiller...
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...
Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yagmurlar yağdı serin haziran aksamlarına
Derken bir gün uzaktan gördüm seni...
Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zaman ki gibi...
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...

İclal Aydın


Misafir 28 Nisan 2007 21:22

Bu Gurbet

Kader kısmet diye düştükçe yola
Durmadan karşıma çıkar bu gurbet
Bırak son nefeste verelim mola
Garibim boynumu büker bu gurbet

Anamdan babamdan ayırdı beni
Hasretle çileye doyurdu beni
Yalandan dolandan kayırdı beni
Durmadan alnıma sıkar bu gurbet

Bir lokma ekmeği zehirle yedir
Feleğin çarkında öğütte bitir
Üzmeden sözünü yerine getir
Dedikçe yaşımı döker bu gurbet

Bağrıma sevdamı gömdükçe azdı
Acep bir saraya köle mi yazdı
Sıra dağları hep yoluma dizdi
Hasretle bağrımı yakar bu gurbet

Ne gün yüzü gördüm nede bir vefa
Sunduğu ilaçtan bulmadım şifa
Ahımı alıpta bilmem kaç defa
Dünyayı başıma yıkar bu gurbet

Dizgin vuramadım hep kahır ettim
Derdimi anlattım azar işittim
Ömrümü uğrunda çölde tükettim
Başımı kumlara sokar bu gurbet

Candan bıktım artık soldum elinde
Mahsende esirdir tadım dilinde
Ağlasam dört duvar dile gelirde
Hücreden yüzüme bakar bu gurbet


Hidayet Erdem


kambis 28 Nisan 2007 22:17

yaşamımdan kesitler


güzel bir mayıs gecesi doğmuşum
havanın nasıl olduğunu sormadım anneme
öyle bir duygu var ki içimde
pırıl pırıldı o gece
ondandır yıldızları sevmem besbelli

. . .

masallarla büyüdüm
toprak az
gökyüzü boldu doğduğum yerde
topraktan gerçeği
gökyüzünden düşlemeyi öğrendim

. . .


Gecikmiş Şiirler
(Kum Yayınları, 1999)


Misafir 28 Nisan 2007 22:26

Barış Olsun
Dinsin kanayan yara
Kurşun sıkın silahlara
Dokunmayın çocuklara

Barış olsun barış olsun
Eden Allahından bulsun

Hakkı sever hakkı bulan
Sevgiden gayrısı yalan
Cana kıymaz insan olan

Barış olsun barış olsun
Eden Allahından bulsun
Uğur Işılak


Mystic@L 29 Nisan 2007 00:03

Yağmur

Buldum sende o tadı,
Hani yağmur düştüğünde yenice,
Toprağın neşesi gib...

Hissettim;
İçim çekilir gibi...

Özledim;
Ferahlatan yüreğimi damla gibi...
Sevdim;
Yağmuru sevdiği gibi toprağın...

Yağmur, gizleme artık kendni.
Boşalt neyin varsa üstüme.
Bir senin, bir sevdiğimin,
Çekerim hem nazını, hem kahrını...

Reşide Sarıkavak


arwen 29 Nisan 2007 01:56

Gece vakti sıkıldım,yürüdüm uzaklara
Ellerim ellerini, arıyordu yollarda
Belki gelirsin diye,bekledim umutluca
Şafağın doğuşunu,izledim yokluğunda

Düşlerimle denizi,seyrettim loş ışıkta
Herşey güzel sevgilim,bir sen yoktun yanımda
Habersizce çaldığım,o resmine bakıpta
Şafağın doğuşunu,izledim yokluğunda

Hasretinle savaştım,yenildim duygulara
Gözyaşlarım süzüldü,hıncımdan yanağıma
Sokulupta sarılmak,isterken kucağına
Şafağın doğuşunu,izledim yokluğunda


yıldırım uzun


Misafir 29 Nisan 2007 12:24

GÖZLERİN YAĞIYOR, BEN AĞLIYORUM...



Yağmur, yağmur,

Bulut, bulut çoğalıyor ,

Gökyüzünde gözlerin...

Gözlerin çoğaldıkça,

Eksiliyor gözlerim

Korkuyorum...

Yağıyorsun,

Gecelerce, günlerce,

Topraklar çatlıyor,

Ben, çağlıyorum...



Yağıyorsun durmaksızın

Sevdamızın üstüne.

Yalanlara karışıp, gölleniyorsun...

Damlalarca akıyorsun gönlümden,

Gözlerin yağıyor,

Ben, ağlıyorum...



Sarıyor gözlerin,

Şehirleri, evleri.

Her kapıdan sanki,

Sen çıkıyorsun...

Saksıda karanfil,

Sularda akşam,

Gözlerin söylüyor,

Ben, dinliyorum...



Yağıyorsun,

Gecelerce, günlerce,

Gözlerin dinmiyor,

Ben ağlıyorum....





Ceyda Görk


blood_lovee 29 Nisan 2007 17:44

Serüven

Solgun bir yüz seninkisi,
Neşesi bitmiş, hayata küsmüş, ümidi kesmiş…
Tek gayesi tekrar barışmak olmuş her şeyle,
Ve her yaprak düştüğünde,
Hissetmişsin rüzgarın savurmasını.
Sen de savrulmuştun bir zamanlar.
Kimi zaman yalnızdın bu diyarda,
Kimi zaman yanında sevdiklerin.
Ama hep sen vardın senin yanında,
O sessizliğin, çaresizliğin ortasında.
Güneş doğarken gözlerinde,
Anlıyordun hayatın güzelliğini.
Hayatın gizemi de vardı senin için,
Hiçbir zaman keşfedemediğin.
Sinsice gelip geçen günler,
Seni hep yordu sandın.
Oysa ki ucu bucağı olmayan dünyada,
Seni üzecek bir tek sen vardın.
Göz yaşların yağmurla karıştığında,
İstedin ki hayat sona ersin.
Ama her doğan güneşle birlikte,
Sevgi dolu gözler olduğunu fark ettin.
Ve zincirlerini her kırdığında,
Yaşamın bir serüven olduğunu öğrendin…

İlknur Karanfil



Nephthys 29 Nisan 2007 21:07

İçimde Senin Hislerin

Orhan ELLİSEKİZ

Bir eylül yağmurunun,
Delice yeryüzüne koşan,
Damlalarında buldum ,
Islak dudaklarının nemini...
Seni nasıl öptüysem,
Yağmuru öyle kucakladım !
Ve beni kaybettiğinde,
Neler hissettiğini.
Yağmur dinince anladım...


Mystic@L 29 Nisan 2007 21:47

Kurtulmuşum Hak nurunu gerçeklerde
Gördün demek kurtulmuşum
Güzelliği çiçeklerde
Gördün demek kurtulmuşum
Sevda alevinde sinsin
Oyna ki bire gidesin
Hak gerçeklerde bilesin
Sordun demek kurtulmuşum
Sevda ateşi yandıkça
Gönül o yare kandıkça
Gerçek sana inandıkça
Vardın demek kurtulmuşum
Gözler konuşur sevişir
Seven bu sırra erişir
Aşka yananlar bilişir
Verdin demek kurtulmuşum
Gahi sessiz gahi azgın
Böyle sanma yarın yazgın
Sevenlerde olmaz bozgun
Erdin demek kurtulmuşum
Sevda türküsü söylensin
Yanık gönlümüz eğlensin
İnce de hakka bağlansın
yerdin demek kurtulmuşum
Sabit İnce


Misafir 29 Nisan 2007 23:04

kerevet






sedirin örtüsü ten
terinde uyur hande
dokunsam eline kırılır sedef
gözlerin
kavanozda akide

her ayrılık biraz nihavent

şekerin tadı tuzdan
benden ötesi sende esaret
düş döktüm yanağına
aynalar çıplak
aşk düze çıktı

nihayet...




Ferhat Gülsün


arwen 30 Nisan 2007 01:39

geceyi gündüzü unuttum gitti.
rüyam da sen, hülyam da sen...
biri işledi damarlarıma kan diye seni,
beynim kapkaça kurban gitti,
bir diğeri kokunu getirdi...
gurbetten gelen mektup gibi koklar dururum şimdi,
nefes de sen, nabzım da sen...

artık hayalini görmek için
kapatmıyorum gözlerimi.
afyon çekmiş gibi yürürken
sağımda sen, solumda sen...
saat taşımıyorum artık kolumda.
sorduklarında ' saat kaç..? '
geçen de sen, kalan da sen...

kışın, üşümüyorum rutubetli teras katında.
romaztizmalarım azmıyor yağmur yağdığında.
ilacım da sen, suyum da sen...
çoktan dalmışımdır senin uykuna
sokulmuşumdur üşmüşsem yanına.
yastık da sen, yorgan da sen...

sevmenin en harbisini tattım sende.
kavuşmakla kaybetmek arasında ince çizgide
hayat da sen, ölüm de sen...
gözlerin; bir insan yarattı.bilmezsin...
hani, boğulacaksa insan 'böylesi olsun.' dediğin.
bir bakışınla kurşuna dizildiğim,
bile bile ipe gittiğim...
ferman da sen...
son arzu da sen...


cafer yılmaz


arwen 30 Nisan 2007 02:03

Ne bu, ilk batışıdır güneşin bahçemizde,
Ne bu, ilk doğuşudur ayın sinemizde.
Ne bu, kopan fırtınaların garip beldede,
Nede bu, ilk titremesidir bedenin, ürpermeyle.

Sanmayın ki şimşekler çaktılar birden bire.
Bu kara bulutlar yavaş yavaş kümelendi tepemizde.
Ya bu gidişimiz, kapılıp ta köpüklü sellere.
Yavaş yavaş çiseleyen yağmurun, etkisidir yerde.

Ne bu, son damla yaştır akan gözlerimizden.
Ne bu, son kelimelerdir dökülen dilimizden.
Ne bu, son hıçkırıktır boğazımızda düğümlenen.
Ne bu, son feryattır yükselen derinden derinden


necdet cemal ocak


Misafir 30 Nisan 2007 02:05

Mavi Yol

Küsme, sendeki sevmelerim kırılır
Bırak kelebeğin bakışlarında dönsün dünya

Tutsam ellerini, avuçlarına cennet yazılır
Su gibi ol yalansız, uzat saçlarını bahara

Bırak gözlerinde uyansın, zeytin yeşili sabahlar
Gülüşündeki her kareyi resimlesin dilimdeki ilk hece

Tutma, masallar yüzünü senden alsın
Konuş rüyalarınla

Kıskansın mum sarısı papatyalar seni
Giyinme sakın yalnızlığı bir daha

Gün doğsun neşene , hep gülümse ölüme
Alıştım seninle hızlı yürümelere

Ne olur! deyişlerin geliyor aklıma ara-sıra
Çektiğin mesajların ritimsiz ayarları

Eli cebinde yüzme hayalleri kuran deniz kızı tavırları
Yaz çiçeği kokulu, bırakma sakın kollarını gün batımına

Bak kağıttan gökyüzü yaptım sana
Düğmele dudaklarını, önce güneş eriyecek yanaklarında

Oktay ŞAFAK



scanner_11 30 Nisan 2007 07:10

ALTI SANİYENİN GETİRDİKLERİ

Tam 6 saniyede yarattığın bir dünyanın
Kalbine gönderiyorsun cesedimi
Sonra sonra çekip gidiyorsun evrenin merkezine
Bir bariyerin arkasında saklanan
İlahinin peşinden koşuyorsun

Farkında değilsin halbuki,
O, cehenneminde hapsolmuş bir zalim
Ve kurtulmak için seni fayda ediyor
Ben tabutumdan çıkmış
Yeniden doğmanın mücadelesindeyken
Sen hala ona tapıyorsun

Beni unuttukça
Yaşlanıyorum.

Geriye dönüp aniden yarattığın
6 saniyelik bir dünyanın ufkunda
Ardışık ikiz yumurtaları benliğinden
Nasıl çıkıyorsa,
Beni de öyle sarıp kovalayan
Bir kabusun içinden utanç duvarını
Bulutlardan ören bir yeşil yaprağın
Gölgesinde buluyor karanlığın bakışları.

Bu bakışlar uzayıp giden bir kuyruklu
Yıldızın ardındaki derinliğin kuklası olup
Şeker meleklerinin farklı yorumlarıyla
Ortaya çıkmıştır...
Bakışlarından gömdüm
Gözlerimin yanılgısını
Yine de açılmıyor ağaçların yaprakları.

Arkanı her kolladığında
Bir uzay boşluğuna kapılan
Yari insan, yari çiçek
Bir saflığın kendisinden doğan
Bebek ağlaması

Bana her bağırışı
Bir yıldırım hızında çarpan
Kamçılayan, kovalayan
Fakat yine de seven


Saatin gerisinde kalan bir çizginin
İnceliğinde yaşanan yüz bin yılın
Taşlarına varan bir noktadan
Bana bir kuvasar kadar uzakta
Duruyorsun...
Başlangıç ve bitiş noktası arasındaki fark
Bazen fark, bazen fark etmez
Bir nefes kadar kısa
Bir yıldız kadar uzak
Fark eşit değildir zaman
Her zaman
Hız eşittir zaman
Zaman zaman.



Fikret Çalışlar




ALTI SANİYENİN GETİRDİKLERİ

Tam 6 saniyede yarattığın bir dünyanın
Kalbine gönderiyorsun cesedimi
Sonra sonra çekip gidiyorsun evrenin merkezine
Bir bariyerin arkasında saklanan
İlahinin peşinden koşuyorsun

Farkında değilsin halbuki,
O, cehenneminde hapsolmuş bir zalim
Ve kurtulmak için seni fayda ediyor
Ben tabutumdan çıkmış
Yeniden doğmanın mücadelesindeyken
Sen hala ona tapıyorsun

Beni unuttukça
Yaşlanıyorum.
Geriye dönüp aniden yarattığın
6 saniyelik bir dünyanın ufkunda
Ardışık ikiz yumurtaları benliğinden
Nasıl çıkıyorsa,
Beni de öyle sarıp kovalayan
Bir kabusun içinden utanç duvarını
Bulutlardan ören bir yeşil yaprağın
Gölgesinde buluyor karanlığın bakışları.

Bu bakışlar uzayıp giden bir kuyruklu
Yıldızın ardındaki derinliğin kuklası olup
Şeker meleklerinin farklı yorumlarıyla
Ortaya çıkmıştır...
Bakışlarından gömdüm
Gözlerimin yanılgısını
Yine de açılmıyor ağaçların yaprakları.

Arkanı her kolladığında
Bir uzay boşluğuna kapılan
Yari insan, yari çiçek
Bir saflığın kendisinden doğan
Bebek ağlaması

Bana her bağırışı
Bir yıldırım hızında çarpan
Kamçılayan, kovalayan
Fakat yine de seven

Saatin gerisinde kalan bir çizginin
İnceliğinde yaşanan yüz bin yılın
Taşlarına varan bir noktadan
Bana bir kuvasar kadar uzakta
Duruyorsun...
Başlangıç ve bitiş noktası arasındaki fark
Bazen fark, bazen fark etmez
Bir nefes kadar kısa
Bir yıldız kadar uzak
Fark eşit değildir zaman
Her zaman
Hız eşittir zaman
Zaman zaman.









NiliM 30 Nisan 2007 08:03

MEKTUP

Yeni mektup aldim gul yuzlu yardan
Gozetme yollari, gel deyi yazmis.
Sivrialan koyunden, bizim diyardan
Daglar mor menevse gul deyi yazmis.

Beserek@te lale sumbul yurudu
Guldede@yi cayir cimen burudu
Karatas@ta kar kalmadi eridi
Akar gozum yasi sel deyi yazmis.

Eglenme gurbette yayla zamani
Mevlanayi seversen aglatma beni
Benek benek mektuptadir nisani
Gozyasim mektuptsa pul deyi yazmis.

Kokuyor burnuma Sivr(i)alan koyu
Serindir daglari, soguktur suyu
Yar mendil gondermis yadigar deyi
Gozunun yasini sil deyi yazmis.

Veysel bu gurbetlik kar etti cana
Karistir gocunu ulu kervana
Gun gecirip firsat verme zamana
Sakin uzamasin yol deyi yazmis.

Aşık Veysel


scanner_11 30 Nisan 2007 11:04

ABIHAYAT VE GONCA GÜL

Bir yanda
Mavi okyanusun kucağında
Yemyeşil bir ada
Abıhayat pınarı çağlıyor ortasında
Nefsim beni çağırıyor
Çıkmaya hazır yola
Tek kişilik sandalında
Öbür yanda
Yanan ormanların bağrında
Kan kırmızı kalbim
Sen bir gonca gülsün ortasında
Gözlerin beni çağırıyor
Ölümsüz gerçek aşka
Arzulu ıslak dudaklarında

Düşünmeden ikisinin arasında
Narin bir kelebeğin kanatlarında
Uçuyorum gönül çiçeğime
Ne de olsa
Sensiz ölümü de özlerim
Seni gördükten sonra
Kapansa da olur gözlerim




NiliM 30 Nisan 2007 11:37

AŞKIMA

Seviyorum seni, kabul edemesen de
Evet diyeceksin birgün, şimdi naz etsende
Mahkum olmuşum aşkına, karşılık vermesende
Razıyım beni kırsanda, yinede seni sevmeye
Aşığınım, dönüşüm yok, sonu ölümüm olsa bile

Özlüyorum seni, yanında iken bile
Zormuş aşk dedikleri, karşılık görmeyince
Tek sevdiğim sen oldun, tek sen olacaksın gönlümde
Üzme, yeter artık, aç gönlünü, bu büyük sevgime
Mutlaka benim olacaksın, yar etmem, yar etmem seni kimseye,

Aydın Güdeloğlu




Misafir 30 Nisan 2007 11:41

Yitirilen

Ola ki Yürürüm Bir Başka Aşka
Ya da Yürürüm Mavi Olmayan Bir Gülüşe
Unutma ki Tek Ask Olduğum Sensin
Aşık Olduğum Değil

Karanlıkla Süzülüyor İçime Yıkım
Dur Diyorum Yıkılıyorum
Uçurumları Bas Ucuma Koyuyorum Sonra
Okşuyorum Rüzgarda Saçlarını
Sıcak İlik Bir Koku Siniyor Yüreğime
Gitme Diyorum Düşüyorum
Sonra Beni Soruyorlar Bana
Tanımıyorum Diyorum
Daha Hiç Karşılaşmadık
Aynı Çizgide Bile Susuşumu Dinliyorlar
Ben Sustukça
Yazık, Bir Çığlığın Doğusu Gibi Ölüyorlar;
Önce Bir Bir, Sonra Hepsi
Sonra Bir Uçurumlar Kalıyor Birde Yıkımlar
Verilen Her şey Borçmuş Gibi Alınıyor
Önce Bir Bir Sonra Hepsi
Sonra Bir Ben Kalıyorum, Birde Yalnızlık
Uçurumlar, Yıkımlar, Ben Ve Yalnızlık
Zorlu Bir Savaşın Unutulmuş Cesetleri Gibi
Yatıyoruz Yan Yana
Öpüşüyoruz, Sevişiyoruz Da Hatta....
Her Şey Oyun Yasaklarına Uygun
Bir Günah Oluyor Sonra
Tek Umudumuzu Göye Gelin Ediyoruz
Telli, Kanlı Düğün İste
Üşüyor Sacların Biliyorum Dargın mısın?
Bu Baharda Mayısa Bıraktığım
Gibi Misin Hala?
Vurulmuş Çocuk Gibi Büyümemiş
Yüreğinde ki Hüzün
Hala Kaçıyor musun Zamansız
Gözlerini Bırakarak Birilerinden
Hala Ellerinden Tutup Sevgileri
Hala Öyle Soğuk Bir Gök
Hala Öyle Yerini Yurdunu Bulamamış Bir Mavi
Dipsiz Kuyuya Salıyor musun Ağlıyarak
Küçücük Bir Dokunuşla Son Sevilen
Olabiliyor musun?

Kendim Kadar Aklımdasın
Ve Askını Şaşırmış Bir Tanrı
Çoğalan Sızısıyla Mutlu Bir Yara
Öyle Misin Mavi Gözlü Sari Saçlı Yoldaşım
Öyle Bıraktığım Gibi misin
Gerçeği Yakmada Hala Usta mısın
Yoksa Çırak mı Yanerken Yollarda
Saçlarıma Dolanan Aydınlığımsın
Somutlaştıramadığım Tek İmgensin
Şiirde Anlattıkça Eksilen Tek Anlam
Hala Bıraktığım Gibi misin
Yoksa Beni Bıraktığın Gibi Mi
Kaç Mevsimsiz Kar Düştü Toprağıma
Hala Bıraktığım Gibi Misin

Şiir: Umut Altınçağ


Misafir 30 Nisan 2007 12:10

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana


Ataol Behramoğlu


NiliM 30 Nisan 2007 12:19

CANIN SAĞ OLSUN


Sen beni sevmeyi ar gördün demek
Çekilir giderim canın sağ olsun
Gönlüne elleri yar gördün demek
Yıkılır giderim canın sağ olsun

Gelmesin tek ışık perdeleri çek
Kimseleri sevmem tâ ölene dek
Buz gibi dört duvar arasına tek
Tıkılır giderim canın sağ olsun.

Mâdem ki değerim biçilmiş hiçe
Girsin dertlerimin tümü iç içe
Çektiğim acıyla ikiye üçe
Bükülür giderim canın sağ olsun


Hani koparılır yavru sütünden
Hani bölünür ya parça bütünden
Nasıl ayrılırsa tırnak etinden
Sökülür giderim canın sağ olsun

Gönlümü dinlerim bülbül zârında
Avunurum belki umut yârında
Aşkının sönmeyi bilmez nârında
Yakılır giderim canın sağ olsun

Nereye götürür hangi noktaya
Sensizlik ne yapar çıkar ortaya
Kaderin attığı zalim oltaya
Takılır giderim canın sağ olsun

Savrulur giderim bugünde dünde
Rüzgârın önünde meçhul bir yönde
Kuru yaprak gibi an gelir ben de
Dökülür giderim canın sağ olsun

Yeşili soldurur güz vurur bağa
O vakit Hasan’ı bırakmaz sağa
Zamanı gelince kara toprağa
Ekilir giderim canın sağ olsun.


Hasan Hüseyin YILMAZ


Misafir 30 Nisan 2007 12:26

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar inansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...


Can Yücel


Misafir 30 Nisan 2007 13:12

Bir Ah'ım Kalacak


Topladım gönlünde her neyim varsa
Yola düşeceğim güneş doğmadan
Biletim cebimde nasip olursa
Gideceğim acın beni boğmadan

Seni yanağından ya da sırtından
Öpüp koklamadan hiç dokunmadan
Hasret gemisine binip rıhtımdan
Gideceğim geri dönüp bakmadan

Hatıran izimi sürmesin diye
Gideceğim tek bir ışık yanmadan
Bir ah'ım kalacak sana hediye
Gideceğim işte sabah olmadan

Koca bir geçmişi o an unutup
Ne resim ne çiçek ne bir mektup
Kalbimi halının altına koyup
Gideceğim hemde hiç ağlamadan

Sevginin anlamı savaştı sende
Bitsin daha fazla yaralanmadan
Herşey sana kalsın ihanetin de
Gideceğim fazla karalanmadan


Metin Özturan


Misafir 30 Nisan 2007 13:22

Ben Seni Sevdim mi

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim boz bulanık gençliğimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim....


Ümit Yaşar Oğuzcan


scanner_11 30 Nisan 2007 14:32

ACILARA TUTUNMAK

Kavuşmak özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
Elleri çığlık çığlık
Yanyana iki dünya

İkimiz iki dağdan
İki hırçın su gibi
Akıp gelmiştik
Buluşmuştuk bir kavşakta
Unutmuştuk ayrılığı
Yok saymıştık özlemeyi
Şarkımıza dalmıştık
Mutluluk mavi çocuk
Oynardı bahçemizde

Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
O yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya

O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere

Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Sevmek diye birşey vardı
Sevmek diye birşey yokmuş

Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konutlukta
Deprem kargaşasında

Yaşadım birkaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de

Acılardan arta kalan
İşte bu bakışlarmış
Kuğu diye gözlerimde
Gün batımı bulutlarmış

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Savrulup gitmek varmış
Ayrı yörüngelerde




Mystic@L 30 Nisan 2007 14:35

Hakkındır yaramazlık.
Dik duvarlara tırman
yüksek ağaçlara çık.
Usta bir kaplan
gibi kullansın elin
yerde yıldırım gibi giden bisikletini..
Ve din dersleri hocasının resmini yapan
kurşunkaleminle yık
Mızraklı İlmihalin
yeşil sarıklı iskeletini..
Sen kendi cennetini
kara toprağın üstünde kur.
Coğrafya kitabıyla sustur,
seni «Hilkati Âdem»le aldatanı..
Sen sade toprağı tanı
toprağa inan.
Ayırdetme öz anandan
toprak *****.
Toprağı sev
anan kadar...
Nazım Hikmet


Sedef 21 30 Nisan 2007 14:35

İstanbul u Dolaştım

İstanbul u dolaştım bu gece
Sen gibi, yuvarladı kaldırımları beni
Hiç bir sokağın sonu gelmedi
Kapı numaranı aradım, sokak-sokak
Işıkları sönmüş tüm evlerin
Safari de, yaşlı aslan düşündüm kendimi
Tarihin gibi eskimişim, kim ne yapsın beni
Bulan sevinmez, kaybeden hiç üzülmez
İçinde kimleri barındırmadın ki İstanbul
Koçları Sabancıları, Uzanları
Koskoca deniz leri bile havuz yaptın
Yalnız bana, bir bana kapını açmadın
Neydi beni sana bağlayan İstanbul
Sevgimi ömrümü, sen gurbetimi aldın
Tarihin gibi eskimişim, kim ne yapsın beni
Bulan sevinmez, kaybeden hiç üzülmez


hasan çam |


scanner_11 30 Nisan 2007 15:18

Açıklarda

Bir ağızdan çalınan düdükler, kalın kalın,
Boşlukta tos vuracak nokta arayan çığlık.
Koşup, yılanlar gibi üzerinden suların,
Arıyor teknemizi oturacak bir sığlık.

Omuz omza şahlanan dalgalar, büyük büyük,
Bir ses işitip ürkmüş, sürülerle canavar.
Gözlerinde kıvılcım, ağızlarında köpük,
Birbirinin üstünden atlayıp geliyorlar.

Gittikçe boşluklara düşmekteyiz enginde;
Arkadaki sahilse, fosfor bir iz halinde,
Her ân bir parça daha uzaklaşıyor bizden.

Deniz, bu yerde ölüm korkusu kadar derin;
Kocaman bir kuş gibi geliyor peşimizden,
Ruhu, bu kapkaranlık suda can verenlerin...





Saat: 13:23

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık