![]() |
SiSLeR IcInDe InSaNLaR Bir büyük kır bu dünya: Gece vakti ıssız kır cin peri. Bir baş uzanır gibi karanlıktan, Gün ortası biri selam verip geçer, Düşünürüm kimdi. Tenha sokaklarda giderken yalnız, Durdurur bir başkası beni dalgınlığımda; Sallanır iki el, anlatır bir ağız, Kırık dökük sözler kalır akılmda: - Görüşelim, siz şimdi nerdesiniz? Sisler içinde insanlar, çoğu yakınken uzak; Bir yerden tanıyorum, ama nerden? Ardından bakarım, köşeyi döndü mü yok: Bir yarım rüzgar değer gider yüzüme Eski bahçelerden. Uykuların eşiğinde aynı şey: Yılların ötesinden biri Sisler içinde seslenir: -Hatırla! Gölgeler gibi erir uzatsam ellerimi, Buğularda. Sisler içinde insanlar, gün ortası, geceleyin; Hangisi gerçek, hangisi düş, şaşırdım. Daha demin vardı, şimdi birdenbire yok Issız bir kır akşamı Bu benim yaşadığım. Behcet Necatigil |
Öyle çok baktım ki güzelliğe onunla dopdolu hayalim. Gövdenin hatları. Kırmızı dudaklar. Hazla dolu kollar bacaklar Sanki Yunan yontularından alınmış saçlar, her zaman güzel, taranmış olsalar da, hafifçe düşüvermiş solgun alınlara. Aşkın yüzleri, tam şiirimin istediği gibi... gençliğimin gecelerinde, gizlice buluştuğum gecelerinde. (Türkçesi: Erdal Alova) Konstantinos Kavafis |
sen, aşkın ilk ve son tadıydın. kapımı bir kez çaldın, girdin ama bir türlü çıkmadın. çıkmamak için her şeyi yaptın. ne yaptın ettin, gözlerine beni hapsettin. çıkmak istesemde çıkamam. kimbilir neredesin. seni Aramıyorum. yetti canıma. çık artık ezberimdesin. tarık sasaoğlu |
Ben senden önce ölmek isterim.. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu.. İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin... Fedakarlığımı anlıyorsun: vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.. Ve orda beraber yaşarız külümün içinde külün, ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.. Toprağa beraber dalacağız.. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak: biri SeN biri de BeN... Nazım Hikmet RAN http://img440.imageshack.us/img440/1501/helpeq6.jpg |
Dur Dedim Gidene bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor görüyorum gölgesinde alaca renkli turnalar duruyor akşamları bana kapanan bakışlarını görüyorum sancıyorum sabahları yatağından yalnız kalkıyor kimliksiz bir yüzü acıyla siliyorum ruhumdan ne ki biz yokuz artık öğlenleri bizi şarkılar çalıyor hep seven bir yahudi kız gibi sokulurdu sıcağıma ben o dut ağacının altında, o gökte dolunay kalsana diyorum çoktan gitmiş kendime haykırdığım sesim benden çıkmıyor bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor ölü çocukların gülüşleri gelmiş karşımda duruyor bir yalan yağmuru yalıyor yüzümün sokaklarını kimse bilmiyor orada kuşluğa kadar ağladığımı aha sesini de almış götürüyor alacakaranlıkta aha gövdemden koskoca bir aşkın ruhu çıkıyor kırk yıldır kendimle cebelleş bir tarih yazıyorum kimi sevsem yolumu bir göğem uçurum kapıyor usangın ıslıklar atıyorum çoktan gitmiş kendime attığım her ıslığı menekşeler kesiyor bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor baktığım bütün yıldızlar uzayda parçalanmış duruyor duyuyorum uzak zebraların şehvet okramalarını hüzünsever yakın papağanların şarkılarını duyuyorum meğer bakır çalığı bir denizmişim öpüştükçe yarılan bilmiyor giderken bir falcıya emanet verdim aşkımı terketsem de akşamları bir sessiz kuğu göğsümde uyuyor oysa onun da getirdiği öpüşleri vardı dudaklarıma göğün yüzüne özene bezene astığı düşleri vardı dolanıyor direnen ruhu gövdelerin ayrıldığı yerde göğü tırmalar gibi attığı son çığlıklar duyuluyor ben baktım yer duymuyor ben baktım gök duymuyor Fadıl OKTAY |
Birbirimize Dokunmalarımız Korkak Kelebeklerdir, Dokununca Renkleri Yıkılan... Çünkü Küskün Çocuklar İnanmazlar. Ki İnanmak Küskün Bir Çocuğun En Büyük Kan Kaybıdır. Susarım İçimde Bir Yangın Başlar. Dokunsam Arta Kalan Sen, Kül Olan Ben. Taş Duvarlar Yanmaz Bilirim. Büyük Yangınların İsini Giyinirler. Ama Nafile.. Hiçbir Kalem Ve Hiçbir Ben, Sonraki Sayfada Aynı Sen’i Bulamıyoruz. Uzaklar Hep Uzak Kalıyor Sevdaya... Sen Yine De Artık Sesime Düşme. Her Gece Gözlerimden Hatıralar Çalınmış. Bir Denizci Ağ Atmış Yalçınlaşmış Düşlerime... Düşmüşüm. Bir Ses... Giden Gitmiştir Demiş... Susmuşum... Bir Baharın Bedeliydi Bu... Kahraman Tazeoğlu |
BELKİ GELMEM GELEMEM Sen istinyede bekle ben burdayım İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım Çünkü ben buradayım karanlıktayım Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor Şarabım bütün ekşi suyum soğuk Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu Ben senin olmadığını arıyorum Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa Hiçbiri benim değil Belki ölmek hakkımı kullanıyorum Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git atilla ilhan |
Sesine Uyku Kaçmış Adam Bir Adam Vardı Bu Şehrin Bir Yerlerinde Sesine Uyku Kaçmış Bir Adam Ağlasa Duyardınız Yağmur Şırıltısı Gibi Yağardı Düşler Ormanına Yüzü Silik Bir Adamdı Gözlerinde En Çok Da Gözlerinde Saklıydı Hüznü Bu Yüzden Kısardı Gözlerini Buz Gibi Sessizdi O Sesine Uyku Kaçmış Bir Adamdı Ne Zaman Düş Kursa Çocukluğunun Soğuk Günleri Gelirdi Aklına Gençliğinin Deli Fişek Günlerine Yazgılıydı Yazgısı Vadesi Dolmamış Toprakların İnce Tortularında Saklıydı Ruhunun Gizemliliği Ve Bir Gün Bir Şeylerin İntikamını Bıraktı Ardında Bir Türlü Alamadığı Şapkalı Günlerin Umut Kokan Güvercinleriyle Birlikte Gitti Bu Şehirden Sesine Uyku Kaçmış Adam Gecelerdir Onu Düşünüyorum Uykularım Kaçıyor Kahraman Tazeoğlu |
SENSİZ KALAN BU ŞEHİR Sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim Mavi bir aleve dönüştürdün kalbimi bir anda Tutuşturmak istedim Beni böyle umarsız bırakıp gittiğin Zalim bu şehri yakamadım Gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında İnanılmaz güzel bakıyordu gözlerime hafif ıslak En özel en bilinmeyen türleri açmıştı papatyaların Hatıralarınla titriyordu içim Kuşlar kanatıyordu gönlümü Gri bulutlar geçiyordu göğümden Anlamak üzreydim Neronun Romayı neden yaktığını Karanlık bir koridor açıldı önümde anlayamadım Yenik düşmüş bir Napolyon kadar mutsuzdum aslında İntihara kalkışan Hitler kadar çaresiz Yakmak üzreydim ki bu şehri Hatıraların içli bir yağmur gibi boşandı üzerime Kediler geçti birden kavşaklarından şehrin Acı acı miyavladılar gözlerime baktılar Kızgındılar kırgındılar Onlarda tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar Onlarda terk ettiğin bu şehri çaresiz yakmak istiyorlar Yakamıyorlar Saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde Her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu Benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar Gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin Her biri bir kenarda darmadağın Çömelip kalıyordu yutkunuyordu Rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin Nereye yürüdüysen bakışın, duruşun, sesin Anladım söndürmeliyim tutuşan yüreğimi Kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri Çünkü sen her şeyinle bendesin Sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim Nurullah Genç |
Dalıp gidiyorum Kar yağıyor Sensizlik ufkuma Lapa lapa,sessizce. Dalıp gidiyorum uzaklara Doğmayacak gözlere Tutulmamış sözlere Tükenmeyen umutlara. Sabahın sessizliğinde Sararmış bedenimle Dalıp gidiyorum Çocksu Sevincilmle Sensizliğe, Bir çift siyah sessizliğe. A.S.İ |
Kirpikler ve Kadın Rüzgar bir gece takıldı Gözbebeklerinin derinliklerine Ve derin uykuya dalan kirpiklerine Gece eğlence düşkününe benziyor Dışarda delicesine yağmur Sana sarılan beden Titriyor soğuktan Belli belirsiz sınırları aşarak Denize ulaşıyor yaz sürgünleri Titrek ve tutsak Tüm duyguların evreninde Sarhoşu seninle olmanın Gecenin bir saatinde Rüzgarlı bozkırlarda Yasak karanlıklardasın İçeri dışarı gibi Kapkara ve ürpertici Yağmur sonrası Renksiz bulutları kovalarken Değdi değecek yeryüzüne Buğday saçakları gibi Doplolu gözbebekleri Gecenin... Arslan Bayır |
http://www.siirkolik.com/images/siir.gif Acep Nerdedir Yalan dolan ile geçen ömrümde Arıyor gözlerim, acep nerdedir? Bir tatlı kelâmdır tüten gözümde Arıyor gözlerim, acep nerdedir? Bilirim, garibin kimsesi olmaz Evvel dost diyenler, arayıp sormaz Hatırın sormaya kapıyı çalmaz Arıyor gözlerim, acep nerdedir? Yürekte kanayan derttir, hasrettir Gönlü bir virane, Engin gariptir Bir gelse, bir gülse, ol ki cennettir Arıyor gözlerim, acep nerdedir? Engin Tunca |
Masal Aşklar * Aslı - Leyla - Şiirin ne gübresi bol gülde aşk kaldı ne çatıda bülbül menfaat aldı bakışan gözlerde parasız dürbünle denize bakılmıyor güneş batarken sakın geri gelmeyin * Kerem-Mecnun-Ferhat gözlerle seven bakışları sindirdiler kapı eşiklerine yaya kaldı sevgiler sadece parası olan dağları deliyor sakın geri gelmeyin * aynaların önünde kimse hazırlanmıyor sen olmasan ben yoktum provalarına parası olan konuşuyor aynasız sırıtarak aşk sapık rotasına saptı kendinden çok genç ve evli sevgililerle günlük aşklar aldı sohbet masalarını övünçler günlüklerin gayri safi milli hasılasında bari siz sakın geri gelmeyin ben neler yaşayıp görüp duyarken ............ * Serdar San - İzmir , 16.05.2006 |
http://www.siirbul.com/image/kose2.gif Arzunun bir hayalet sardığı bir geceydi, Bir geceydi hakikat yalanlara baş eğdi. Bu gecenin susuzluk mahsulüsün bunu bil. Kundaksız uzatıldın iğneli beşiğine Ve böylece Azrail Istırabı mıhladı küçücük benliğine. Ecelin kucağında erirken çocukluğun, Aleme sırdı senin varlığın ve yokluğun. Hala bilinmez nedir kalbindeki bunalan. Lambanı yaktılarsa lambanı kendin söndür, Söndürmekle oyalan, Gir geceler koynuna,deme yarın gündüzdür, Belirecek gündüzler sönenlerden yüzsüzdür. Cahit Sitki Taranci | |
Kalbim Unut Bu Şiiri Uğuldayan ve hep uğuldayan Bir orman kadar üşüyorum şimdi Yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda Yanlış ve zehirli çiçekler açıyor Kanımda kocaman gözleriyle bir cığlık Su ve ses kadar beklediğim Ne kaldı geride,bilmiyorum Uzanıp uyumak istiyorum gölgeme Yine sarılmak o kocaman gozlerin Uğuldayan rüzgarlarına Bir acıyı yaşarım bi zehirden Çicekler üretirim kömür karası Uçurum kadar bir yalnızlık Yaratırım kendime,atlarım Anısı yoktur küçük rüzgarların Yapraklarım yok artık kuşlarım yok Büsbütün viran oldu dağlarım Ezberimdeki türküler de savrulup gitti Ömrümün karşılığı kalmadı sesimde Sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü Yanlış daha baştan yanlış Bir şiirdi bu,biliyorum Ye belki ömrümüzün yakın geçmişi Bu kadar doğruydu ancak, kimbilir Kalbim unut bu şiiri Ahmet Telli |
Sessiz Bekleyiş Ne adımız büyüktü Ne de sesimiz Yaşadık Bir sunulmuş yaşamı Sakin Uslu Ve itirazsız Yaşadık yaşamak neyse Ama doğru ama yalan Belki gerçek belki masaldı Ölümün ardında kalan Öylesine gizliydi ki Yaşamın içindeki anlam İnandık Katlandık Kendi küçük dünyamızın Dağlarını aştık Çöllerine düştük Umutlarımız Rüyalarımız Hayallerimiz oldu -gene küçük- Ve yanıbaşımızda kocaman gerçeklerimiz Özlemlerimiz Hasretlerimiz Gözyaşlarımız oldu -hepsi bize ait- Ve kısa kavuşmalarımızda Biraz buruk biraz çocuksu sevinçlerimiz Yağmurlarımız Mevsimlerimiz Sevdalarımız oldu -güç bulup kolay kaybettiğimiz- Ve gün batımında Bir güneş misali yarınlarımız Şimdi Zamanın durduğu Yaşamın sustuğu yerde Ayrı Unutulmuş köşelerde Bir sonsuzluğu Sessizce Bekler gibiyiz Ne adımız duyuldu bizim Ne de sesimiz Levent Ümit Temiz |
Lisan Güzel dil,Türkçe bize Baska dil, gece bize İstanbul konusması En saf, en ince bize Lisan sayılır öz Herkesin bildiği söz Manası anlasılan Lügata atmadan göz Uydurma söz yapmayız Yapma yola sapmayız; Türkcelesmis, Türkcedir; Eski köke tapmayız Acık sözle kalmalı Fikre ısık salmalı Müteradif sözlerden Türkcesini almalı Yeni sözler gerekse Bunda da uy herkese; Halkın söz yaratmada Yollarını benimse Yap yasayan Türkceden, Türkceyi inciltmeden İstanbul-un Türkcesi Zevkini, olsun yeden Arapcaya mayletme İran-a da hic gitme Tavcih-i halktan ögren Fasihlerden isitme Gayn-lı sözler emmeyiz Cocuk degil memeyiz Bir kac dil yok Turanda Tek dilli bir kümeyiz. Turanın bir ili var Ve yanlız bir dili var Baska bir dili var... diyenin Baska bir emeli var Türklügün vicdanı bir Dini bir, vatanı bir Fakat hepsi ayrılır Olmazsa lisanı bir Ziya Gökalp |
ALTI SANİYENİN GETİRDİKLERİ Tam 6 saniyede yarattığın bir dünyanın Kalbine gönderiyorsun cesedimi Sonra sonra çekip gidiyorsun evrenin merkezine Bir bariyerin arkasında saklanan İlahinin peşinden koşuyorsun Farkında değilsin halbuki, O, cehenneminde hapsolmuş bir zalim Ve kurtulmak için seni fayda ediyor Ben tabutumdan çıkmış Yeniden doğmanın mücadelesindeyken Sen hala ona tapıyorsun Beni unuttukça Yaşlanıyorum. Geriye dönüp aniden yarattığın 6 saniyelik bir dünyanın ufkunda Ardışık ikiz yumurtaları benliğinden Nasıl çıkıyorsa, Beni de öyle sarıp kovalayan Bir kabusun içinden utanç duvarını Bulutlardan ören bir yeşil yaprağın Gölgesinde buluyor karanlığın bakışları. Bu bakışlar uzayıp giden bir kuyruklu Yıldızın ardındaki derinliğin kuklası olup Şeker meleklerinin farklı yorumlarıyla Ortaya çıkmıştır... Bakışlarından gömdüm Gözlerimin yanılgısını Yine de açılmıyor ağaçların yaprakları. Arkanı her kolladığında Bir uzay boşluğuna kapılan Yari insan, yari çiçek Bir saflığın kendisinden doğan Bebek ağlaması Bana her bağırışı Bir yıldırım hızında çarpan Kamçılayan, kovalayan Fakat yine de seven Saatin gerisinde kalan bir çizginin İnceliğinde yaşanan yüz bin yılın Taşlarına varan bir noktadan Bana bir kuvasar kadar uzakta Duruyorsun... Başlangıç ve bitiş noktası arasındaki fark Bazen fark, bazen fark etmez Bir nefes kadar kısa Bir yıldız kadar uzak Fark eşit değildir zaman Her zaman Hız eşittir zaman Zaman zaman. |
Ruhumda Fırtınalar Ruhumda fırtınalar delirmiş eser, Limana hasret beklerim. Umutsuzluk daglarca yolumu keser, Yola hasret beklerim. Dil söylemek,el yazmak ister, Kelama hasret beklerim. Kır zincirleri sevgini göster, Sevgiye hasret beklerim. Alıcı kuşları başımda döner, Dermana hasret beklerim. Yüregimin feri söndü söner, Sevgiliye hasret beklerim. Sisler sarmış dörtbir yanımı, Rüzgara hasret beklerim. Yorgun,düne hasret canımı, Azraile hasret beklerim. İshak Özlü |
İSYANIN SİLKELENİŞİ Hayat akıyor yokuşlarımızdan artıklarını bırakarak neye dokunacak olsam bir kül tufanıdır başlıyor birden yaralı güvercinler kaçışıyor ne zaman seyre koyulsam ne zaman göğe baksam gözlerimin yamaçlarından gökyüzü tavanlaşıyor. Yabancı frekanslar karışmaktadır gözlerime kimdir böyle bakışımın ayarıyla oynayan çehreme buzlu bir ölüm soluğu savuran kimdir kimdir? 'kim' kimdir? cevaplar ilişmiyor soruların hizasına kullardan borsadan yasalardan onaylardan süzülüp de geçmeden. Hayat koyu renklerin altına düşüyor benim adımı karşılıksız mektuplar yazmaktayım kendime yine öfkeyle kalkacağım zararla oturmaya işte isyan zırhını kuşanıyor artık ne yapsam faydasız işte tekmil alıyorum önümden geçen anılar taburundan bir tutam öfke, bir tutam utanç ve bir tutam saydam yürek kırıntısıyla vandal bir tarih cildinde yerimi almaya gidiyorum tekmilimi vermeye. Hayat tafrasını atarak aklın varoşlarında celladına elpençe köleler yardımıyla karşımıza dikiliyor. 'Sıraya geçin! ' diyor birileri birileriyse sağlamlaştırıyor ceketinin düğmelerini ihanetin kulak zarında kurşun okşayışında sesler yankılanıyor baskın yiyor en gizli aşk ayinleri birileri gözlerinin arka odalarına olağanüstü bir halle kuruluyor ve birileri gedik açmayı başarıyor zırhlarımızda birileri...birileri... çoğaltmaktalar 'bir'liği... Mustafa evci |
Seni Özledim Oğlum Bilirmisin? Bir umuttur özlem Beklediğine sarılmak için Zamanı durdurmak Akreple yelkovana rest çekmektir özlem Bir umuttur özlem Uzak yürekleri Bir birine tutturmak Sıkı sıkı sarılmak Kopmadan kalbe yapışmak Bir umuttur anlık zamanda Sevdiğini elini tutmaya çalışmaktır özlem Özlem yürekten üşümüş Dudakların çarpışması Özlem, terminal hatlarında Kaybolan duyguları bağlamktır yürekten Uzatıp elini yüreğine Bırakmaksızın sarılmak Yıkılmadan kopmadan Trenin raylara sarılması gibi Benim seni yüreğime Hapsetmemdir özlem Özlem hiç kopmaksızın Benim yanımda olmandır Tükenmeden ayaz gecelerde Senin geleceğini bilerek Beklemektir sabahı Gün doğana kadar Ve seni yanımda olduğunu görmektir özlem Ve seni içime çekmektiğim andır özlem Sevgili oğlum.. Özlem sensindir... 14/01/2006 02:24 Orhan Eren Uncu |
!..Üstüme gelme hayat..! Alıp başını gitmek istersin. Bilmediğin, bilinmediğin, Çözmediğin, çözülmediğin bir denkleme. Biraz ürkek düşünürsün. Biraz kekeme.... ' Üstüme gelme hayat! Bundan sana ne...? ! ' Kekemeliğin korkularındandır. Giderken bile; gidene değil de Geride kalana aklın takılır. Bir yanına yatarsın ' git.. ' der bir yanın ' kalmalısın... ' Geceleri hep uykusuz kalırsın... Ayağına pranga olur tüm düşündüklerin. Gitmeden daha Sen; gider gider gelirsin... ' Üstüme gelme hayat.... beni bilirsin....' Kaldığın bu yerde Harcadığın yılların gelir aklına Bir bir sayarsın, Toplarsın, çarparsın, Böler, çıkarırsın. Bakkal defteri kadar kalın Bakkal defteri kadar karmaşa... Farkedersin ki hayatı Arka sokaklarda dolanarak yaşarsın. Kabarmış hesabından kaçarsın. Üstüme gelme hayat...! Daha neyi alacaksın..? ! ' Hep sevmişsindir aslında. Hep ama hep sevmişsindir. Birini sevmişsindir sonra. Sonra birini daha... Birini daha... Daha....! ? Her gelip geçen gemiye aşık olmuşsundur Gemiler gitmiş Sen yorulmuşsundur. ' Üstüme gelme hayat....! Gemi olmuşmusundur..? ' Kocaman bir mahalleden Daracık bir sokağa. Sokaktan ufacık bir eve Evden odaya.... kurtulmak ister gibi kapatmışsındır kalabalıklara kendini. Gitgide yanlız kalmışsındır. Yalın yaşanan gecelerde Gitmekle kalmak arasında dolanırken Beynine bir silah gibi dayamışsındır korkularını. Yalnız...Korkak...Kekeme.... !..Üstüme gelme hayat..! !..Kıyarım kendime..! |
Seni Seviyordum Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı aksam güneşi... Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi İnsan hergün anımsarmı aynı gözleri SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden başkaydı işte... Güldüğü zaman yukarıya bakardı; Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı... Ne güzeldiler sen bilmiyordun... BEN SENİ SEVİYORDUM... Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu Geri dönüyordu, çoğalıyordu Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun Kalp ağrısı oluyordun, Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun, Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk, Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk Cesurduk... Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kızmızıydı bütün karanfiller... Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun... Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra Yagmurlar yağdı serin haziran aksamlarına Derken bir gün uzaktan gördüm seni... Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı Kalbimi acıttı her zaman ki gibi... Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi... İclal Aydın |
Bu Gurbet Kader kısmet diye düştükçe yola Durmadan karşıma çıkar bu gurbet Bırak son nefeste verelim mola Garibim boynumu büker bu gurbet Anamdan babamdan ayırdı beni Hasretle çileye doyurdu beni Yalandan dolandan kayırdı beni Durmadan alnıma sıkar bu gurbet Bir lokma ekmeği zehirle yedir Feleğin çarkında öğütte bitir Üzmeden sözünü yerine getir Dedikçe yaşımı döker bu gurbet Bağrıma sevdamı gömdükçe azdı Acep bir saraya köle mi yazdı Sıra dağları hep yoluma dizdi Hasretle bağrımı yakar bu gurbet Ne gün yüzü gördüm nede bir vefa Sunduğu ilaçtan bulmadım şifa Ahımı alıpta bilmem kaç defa Dünyayı başıma yıkar bu gurbet Dizgin vuramadım hep kahır ettim Derdimi anlattım azar işittim Ömrümü uğrunda çölde tükettim Başımı kumlara sokar bu gurbet Candan bıktım artık soldum elinde Mahsende esirdir tadım dilinde Ağlasam dört duvar dile gelirde Hücreden yüzüme bakar bu gurbet Hidayet Erdem |
yaşamımdan kesitler güzel bir mayıs gecesi doğmuşum havanın nasıl olduğunu sormadım anneme öyle bir duygu var ki içimde pırıl pırıldı o gece ondandır yıldızları sevmem besbelli . . . masallarla büyüdüm toprak az gökyüzü boldu doğduğum yerde topraktan gerçeği gökyüzünden düşlemeyi öğrendim . . . Gecikmiş Şiirler (Kum Yayınları, 1999) |
Barış Olsun Dinsin kanayan yara Kurşun sıkın silahlara Dokunmayın çocuklara Barış olsun barış olsun Eden Allahından bulsun Hakkı sever hakkı bulan Sevgiden gayrısı yalan Cana kıymaz insan olan Barış olsun barış olsun Eden Allahından bulsun Uğur Işılak |
Yağmur Buldum sende o tadı, Hani yağmur düştüğünde yenice, Toprağın neşesi gib... Hissettim; İçim çekilir gibi... Özledim; Ferahlatan yüreğimi damla gibi... Sevdim; Yağmuru sevdiği gibi toprağın... Yağmur, gizleme artık kendni. Boşalt neyin varsa üstüme. Bir senin, bir sevdiğimin, Çekerim hem nazını, hem kahrını... Reşide Sarıkavak |
Gece vakti sıkıldım,yürüdüm uzaklara Ellerim ellerini, arıyordu yollarda Belki gelirsin diye,bekledim umutluca Şafağın doğuşunu,izledim yokluğunda Düşlerimle denizi,seyrettim loş ışıkta Herşey güzel sevgilim,bir sen yoktun yanımda Habersizce çaldığım,o resmine bakıpta Şafağın doğuşunu,izledim yokluğunda Hasretinle savaştım,yenildim duygulara Gözyaşlarım süzüldü,hıncımdan yanağıma Sokulupta sarılmak,isterken kucağına Şafağın doğuşunu,izledim yokluğunda yıldırım uzun |
GÖZLERİN YAĞIYOR, BEN AĞLIYORUM... Yağmur, yağmur, Bulut, bulut çoğalıyor , Gökyüzünde gözlerin... Gözlerin çoğaldıkça, Eksiliyor gözlerim Korkuyorum... Yağıyorsun, Gecelerce, günlerce, Topraklar çatlıyor, Ben, çağlıyorum... Yağıyorsun durmaksızın Sevdamızın üstüne. Yalanlara karışıp, gölleniyorsun... Damlalarca akıyorsun gönlümden, Gözlerin yağıyor, Ben, ağlıyorum... Sarıyor gözlerin, Şehirleri, evleri. Her kapıdan sanki, Sen çıkıyorsun... Saksıda karanfil, Sularda akşam, Gözlerin söylüyor, Ben, dinliyorum... Yağıyorsun, Gecelerce, günlerce, Gözlerin dinmiyor, Ben ağlıyorum.... Ceyda Görk |
Serüven Solgun bir yüz seninkisi, Neşesi bitmiş, hayata küsmüş, ümidi kesmiş… Tek gayesi tekrar barışmak olmuş her şeyle, Ve her yaprak düştüğünde, Hissetmişsin rüzgarın savurmasını. Sen de savrulmuştun bir zamanlar. Kimi zaman yalnızdın bu diyarda, Kimi zaman yanında sevdiklerin. Ama hep sen vardın senin yanında, O sessizliğin, çaresizliğin ortasında. Güneş doğarken gözlerinde, Anlıyordun hayatın güzelliğini. Hayatın gizemi de vardı senin için, Hiçbir zaman keşfedemediğin. Sinsice gelip geçen günler, Seni hep yordu sandın. Oysa ki ucu bucağı olmayan dünyada, Seni üzecek bir tek sen vardın. Göz yaşların yağmurla karıştığında, İstedin ki hayat sona ersin. Ama her doğan güneşle birlikte, Sevgi dolu gözler olduğunu fark ettin. Ve zincirlerini her kırdığında, Yaşamın bir serüven olduğunu öğrendin… İlknur Karanfil |
İçimde Senin Hislerin Orhan ELLİSEKİZ Bir eylül yağmurunun, Delice yeryüzüne koşan, Damlalarında buldum , Islak dudaklarının nemini... Seni nasıl öptüysem, Yağmuru öyle kucakladım ! Ve beni kaybettiğinde, Neler hissettiğini. Yağmur dinince anladım... |
Kurtulmuşum Hak nurunu gerçeklerde Gördün demek kurtulmuşum Güzelliği çiçeklerde Gördün demek kurtulmuşum Sevda alevinde sinsin Oyna ki bire gidesin Hak gerçeklerde bilesin Sordun demek kurtulmuşum Sevda ateşi yandıkça Gönül o yare kandıkça Gerçek sana inandıkça Vardın demek kurtulmuşum Gözler konuşur sevişir Seven bu sırra erişir Aşka yananlar bilişir Verdin demek kurtulmuşum Gahi sessiz gahi azgın Böyle sanma yarın yazgın Sevenlerde olmaz bozgun Erdin demek kurtulmuşum Sevda türküsü söylensin Yanık gönlümüz eğlensin İnce de hakka bağlansın yerdin demek kurtulmuşum Sabit İnce |
kerevet sedirin örtüsü ten terinde uyur hande dokunsam eline kırılır sedef gözlerin kavanozda akide her ayrılık biraz nihavent şekerin tadı tuzdan benden ötesi sende esaret düş döktüm yanağına aynalar çıplak aşk düze çıktı nihayet... Ferhat Gülsün |
geceyi gündüzü unuttum gitti. rüyam da sen, hülyam da sen... biri işledi damarlarıma kan diye seni, beynim kapkaça kurban gitti, bir diğeri kokunu getirdi... gurbetten gelen mektup gibi koklar dururum şimdi, nefes de sen, nabzım da sen... artık hayalini görmek için kapatmıyorum gözlerimi. afyon çekmiş gibi yürürken sağımda sen, solumda sen... saat taşımıyorum artık kolumda. sorduklarında ' saat kaç..? ' geçen de sen, kalan da sen... kışın, üşümüyorum rutubetli teras katında. romaztizmalarım azmıyor yağmur yağdığında. ilacım da sen, suyum da sen... çoktan dalmışımdır senin uykuna sokulmuşumdur üşmüşsem yanına. yastık da sen, yorgan da sen... sevmenin en harbisini tattım sende. kavuşmakla kaybetmek arasında ince çizgide hayat da sen, ölüm de sen... gözlerin; bir insan yarattı.bilmezsin... hani, boğulacaksa insan 'böylesi olsun.' dediğin. bir bakışınla kurşuna dizildiğim, bile bile ipe gittiğim... ferman da sen... son arzu da sen... cafer yılmaz |
Ne bu, ilk batışıdır güneşin bahçemizde, Ne bu, ilk doğuşudur ayın sinemizde. Ne bu, kopan fırtınaların garip beldede, Nede bu, ilk titremesidir bedenin, ürpermeyle. Sanmayın ki şimşekler çaktılar birden bire. Bu kara bulutlar yavaş yavaş kümelendi tepemizde. Ya bu gidişimiz, kapılıp ta köpüklü sellere. Yavaş yavaş çiseleyen yağmurun, etkisidir yerde. Ne bu, son damla yaştır akan gözlerimizden. Ne bu, son kelimelerdir dökülen dilimizden. Ne bu, son hıçkırıktır boğazımızda düğümlenen. Ne bu, son feryattır yükselen derinden derinden necdet cemal ocak |
Mavi Yol Küsme, sendeki sevmelerim kırılır Bırak kelebeğin bakışlarında dönsün dünya Tutsam ellerini, avuçlarına cennet yazılır Su gibi ol yalansız, uzat saçlarını bahara Bırak gözlerinde uyansın, zeytin yeşili sabahlar Gülüşündeki her kareyi resimlesin dilimdeki ilk hece Tutma, masallar yüzünü senden alsın Konuş rüyalarınla Kıskansın mum sarısı papatyalar seni Giyinme sakın yalnızlığı bir daha Gün doğsun neşene , hep gülümse ölüme Alıştım seninle hızlı yürümelere Ne olur! deyişlerin geliyor aklıma ara-sıra Çektiğin mesajların ritimsiz ayarları Eli cebinde yüzme hayalleri kuran deniz kızı tavırları Yaz çiçeği kokulu, bırakma sakın kollarını gün batımına Bak kağıttan gökyüzü yaptım sana Düğmele dudaklarını, önce güneş eriyecek yanaklarında Oktay ŞAFAK |
ALTI SANİYENİN GETİRDİKLERİ Tam 6 saniyede yarattığın bir dünyanın Kalbine gönderiyorsun cesedimi Sonra sonra çekip gidiyorsun evrenin merkezine Bir bariyerin arkasında saklanan İlahinin peşinden koşuyorsun Farkında değilsin halbuki, O, cehenneminde hapsolmuş bir zalim Ve kurtulmak için seni fayda ediyor Ben tabutumdan çıkmış Yeniden doğmanın mücadelesindeyken Sen hala ona tapıyorsun Beni unuttukça Yaşlanıyorum. Geriye dönüp aniden yarattığın 6 saniyelik bir dünyanın ufkunda Ardışık ikiz yumurtaları benliğinden Nasıl çıkıyorsa, Beni de öyle sarıp kovalayan Bir kabusun içinden utanç duvarını Bulutlardan ören bir yeşil yaprağın Gölgesinde buluyor karanlığın bakışları. Bu bakışlar uzayıp giden bir kuyruklu Yıldızın ardındaki derinliğin kuklası olup Şeker meleklerinin farklı yorumlarıyla Ortaya çıkmıştır... Bakışlarından gömdüm Gözlerimin yanılgısını Yine de açılmıyor ağaçların yaprakları. Arkanı her kolladığında Bir uzay boşluğuna kapılan Yari insan, yari çiçek Bir saflığın kendisinden doğan Bebek ağlaması Bana her bağırışı Bir yıldırım hızında çarpan Kamçılayan, kovalayan Fakat yine de seven Saatin gerisinde kalan bir çizginin İnceliğinde yaşanan yüz bin yılın Taşlarına varan bir noktadan Bana bir kuvasar kadar uzakta Duruyorsun... Başlangıç ve bitiş noktası arasındaki fark Bazen fark, bazen fark etmez Bir nefes kadar kısa Bir yıldız kadar uzak Fark eşit değildir zaman Her zaman Hız eşittir zaman Zaman zaman. Fikret Çalışlar ALTI SANİYENİN GETİRDİKLERİ Tam 6 saniyede yarattığın bir dünyanın Kalbine gönderiyorsun cesedimi Sonra sonra çekip gidiyorsun evrenin merkezine Bir bariyerin arkasında saklanan İlahinin peşinden koşuyorsun Farkında değilsin halbuki, O, cehenneminde hapsolmuş bir zalim Ve kurtulmak için seni fayda ediyor Ben tabutumdan çıkmış Yeniden doğmanın mücadelesindeyken Sen hala ona tapıyorsun Beni unuttukça Yaşlanıyorum. Geriye dönüp aniden yarattığın 6 saniyelik bir dünyanın ufkunda Ardışık ikiz yumurtaları benliğinden Nasıl çıkıyorsa, Beni de öyle sarıp kovalayan Bir kabusun içinden utanç duvarını Bulutlardan ören bir yeşil yaprağın Gölgesinde buluyor karanlığın bakışları. Bu bakışlar uzayıp giden bir kuyruklu Yıldızın ardındaki derinliğin kuklası olup Şeker meleklerinin farklı yorumlarıyla Ortaya çıkmıştır... Bakışlarından gömdüm Gözlerimin yanılgısını Yine de açılmıyor ağaçların yaprakları. Arkanı her kolladığında Bir uzay boşluğuna kapılan Yari insan, yari çiçek Bir saflığın kendisinden doğan Bebek ağlaması Bana her bağırışı Bir yıldırım hızında çarpan Kamçılayan, kovalayan Fakat yine de seven Saatin gerisinde kalan bir çizginin İnceliğinde yaşanan yüz bin yılın Taşlarına varan bir noktadan Bana bir kuvasar kadar uzakta Duruyorsun... Başlangıç ve bitiş noktası arasındaki fark Bazen fark, bazen fark etmez Bir nefes kadar kısa Bir yıldız kadar uzak Fark eşit değildir zaman Her zaman Hız eşittir zaman Zaman zaman. |
MEKTUP Yeni mektup aldim gul yuzlu yardan Gozetme yollari, gel deyi yazmis. Sivrialan koyunden, bizim diyardan Daglar mor menevse gul deyi yazmis. Beserek@te lale sumbul yurudu Guldede@yi cayir cimen burudu Karatas@ta kar kalmadi eridi Akar gozum yasi sel deyi yazmis. Eglenme gurbette yayla zamani Mevlanayi seversen aglatma beni Benek benek mektuptadir nisani Gozyasim mektuptsa pul deyi yazmis. Kokuyor burnuma Sivr(i)alan koyu Serindir daglari, soguktur suyu Yar mendil gondermis yadigar deyi Gozunun yasini sil deyi yazmis. Veysel bu gurbetlik kar etti cana Karistir gocunu ulu kervana Gun gecirip firsat verme zamana Sakin uzamasin yol deyi yazmis. Aşık Veysel |
ABIHAYAT VE GONCA GÜL Bir yanda Mavi okyanusun kucağında Yemyeşil bir ada Abıhayat pınarı çağlıyor ortasında Nefsim beni çağırıyor Çıkmaya hazır yola Tek kişilik sandalında Öbür yanda Yanan ormanların bağrında Kan kırmızı kalbim Sen bir gonca gülsün ortasında Gözlerin beni çağırıyor Ölümsüz gerçek aşka Arzulu ıslak dudaklarında Düşünmeden ikisinin arasında Narin bir kelebeğin kanatlarında Uçuyorum gönül çiçeğime Ne de olsa Sensiz ölümü de özlerim Seni gördükten sonra Kapansa da olur gözlerim |
AŞKIMA Seviyorum seni, kabul edemesen de Evet diyeceksin birgün, şimdi naz etsende Mahkum olmuşum aşkına, karşılık vermesende Razıyım beni kırsanda, yinede seni sevmeye Aşığınım, dönüşüm yok, sonu ölümüm olsa bile Özlüyorum seni, yanında iken bile Zormuş aşk dedikleri, karşılık görmeyince Tek sevdiğim sen oldun, tek sen olacaksın gönlümde Üzme, yeter artık, aç gönlünü, bu büyük sevgime Mutlaka benim olacaksın, yar etmem, yar etmem seni kimseye, Aydın Güdeloğlu |
Yitirilen Ola ki Yürürüm Bir Başka Aşka Ya da Yürürüm Mavi Olmayan Bir Gülüşe Unutma ki Tek Ask Olduğum Sensin Aşık Olduğum Değil Karanlıkla Süzülüyor İçime Yıkım Dur Diyorum Yıkılıyorum Uçurumları Bas Ucuma Koyuyorum Sonra Okşuyorum Rüzgarda Saçlarını Sıcak İlik Bir Koku Siniyor Yüreğime Gitme Diyorum Düşüyorum Sonra Beni Soruyorlar Bana Tanımıyorum Diyorum Daha Hiç Karşılaşmadık Aynı Çizgide Bile Susuşumu Dinliyorlar Ben Sustukça Yazık, Bir Çığlığın Doğusu Gibi Ölüyorlar; Önce Bir Bir, Sonra Hepsi Sonra Bir Uçurumlar Kalıyor Birde Yıkımlar Verilen Her şey Borçmuş Gibi Alınıyor Önce Bir Bir Sonra Hepsi Sonra Bir Ben Kalıyorum, Birde Yalnızlık Uçurumlar, Yıkımlar, Ben Ve Yalnızlık Zorlu Bir Savaşın Unutulmuş Cesetleri Gibi Yatıyoruz Yan Yana Öpüşüyoruz, Sevişiyoruz Da Hatta.... Her Şey Oyun Yasaklarına Uygun Bir Günah Oluyor Sonra Tek Umudumuzu Göye Gelin Ediyoruz Telli, Kanlı Düğün İste Üşüyor Sacların Biliyorum Dargın mısın? Bu Baharda Mayısa Bıraktığım Gibi Misin Hala? Vurulmuş Çocuk Gibi Büyümemiş Yüreğinde ki Hüzün Hala Kaçıyor musun Zamansız Gözlerini Bırakarak Birilerinden Hala Ellerinden Tutup Sevgileri Hala Öyle Soğuk Bir Gök Hala Öyle Yerini Yurdunu Bulamamış Bir Mavi Dipsiz Kuyuya Salıyor musun Ağlıyarak Küçücük Bir Dokunuşla Son Sevilen Olabiliyor musun? Kendim Kadar Aklımdasın Ve Askını Şaşırmış Bir Tanrı Çoğalan Sızısıyla Mutlu Bir Yara Öyle Misin Mavi Gözlü Sari Saçlı Yoldaşım Öyle Bıraktığım Gibi misin Gerçeği Yakmada Hala Usta mısın Yoksa Çırak mı Yanerken Yollarda Saçlarıma Dolanan Aydınlığımsın Somutlaştıramadığım Tek İmgensin Şiirde Anlattıkça Eksilen Tek Anlam Hala Bıraktığım Gibi misin Yoksa Beni Bıraktığın Gibi Mi Kaç Mevsimsiz Kar Düştü Toprağıma Hala Bıraktığım Gibi Misin Şiir: Umut Altınçağ |
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana Ataol Behramoğlu |
CANIN SAĞ OLSUN Sen beni sevmeyi ar gördün demek Çekilir giderim canın sağ olsun Gönlüne elleri yar gördün demek Yıkılır giderim canın sağ olsun Gelmesin tek ışık perdeleri çek Kimseleri sevmem tâ ölene dek Buz gibi dört duvar arasına tek Tıkılır giderim canın sağ olsun. Mâdem ki değerim biçilmiş hiçe Girsin dertlerimin tümü iç içe Çektiğim acıyla ikiye üçe Bükülür giderim canın sağ olsun Hani koparılır yavru sütünden Hani bölünür ya parça bütünden Nasıl ayrılırsa tırnak etinden Sökülür giderim canın sağ olsun Gönlümü dinlerim bülbül zârında Avunurum belki umut yârında Aşkının sönmeyi bilmez nârında Yakılır giderim canın sağ olsun Nereye götürür hangi noktaya Sensizlik ne yapar çıkar ortaya Kaderin attığı zalim oltaya Takılır giderim canın sağ olsun Savrulur giderim bugünde dünde Rüzgârın önünde meçhul bir yönde Kuru yaprak gibi an gelir ben de Dökülür giderim canın sağ olsun Yeşili soldurur güz vurur bağa O vakit Hasan’ı bırakmaz sağa Zamanı gelince kara toprağa Ekilir giderim canın sağ olsun. Hasan Hüseyin YILMAZ |
Her Şey Sende Gizli Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun. Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar inansın. Bir gün yalan söyleyeceksen eğer; Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret, Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın. Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın, Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak, Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir, Kuşlar ötebildiği kadar sevimli, Bebek ağladığı kadar bebektir. Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin... Can Yücel |
Bir Ah'ım Kalacak Topladım gönlünde her neyim varsa Yola düşeceğim güneş doğmadan Biletim cebimde nasip olursa Gideceğim acın beni boğmadan Seni yanağından ya da sırtından Öpüp koklamadan hiç dokunmadan Hasret gemisine binip rıhtımdan Gideceğim geri dönüp bakmadan Hatıran izimi sürmesin diye Gideceğim tek bir ışık yanmadan Bir ah'ım kalacak sana hediye Gideceğim işte sabah olmadan Koca bir geçmişi o an unutup Ne resim ne çiçek ne bir mektup Kalbimi halının altına koyup Gideceğim hemde hiç ağlamadan Sevginin anlamı savaştı sende Bitsin daha fazla yaralanmadan Herşey sana kalsın ihanetin de Gideceğim fazla karalanmadan Metin Özturan |
Ben Seni Sevdim mi Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne Tuttum, ta içime oturttum seni Aldım, okşadım saçlarını, öptüm İçtim yudum yudum güzelliğini Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette Bendeydi özlemlerin en korkuncu Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan, Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim Biri vardı ağlayan gecelerce Biri vardı sana tutkun; o bendim Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük En solmayan güller açtı içimde Ömrümü değerli kılan bir şeydin Sen benim boz bulanık gençliğimde Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya Bir çizgiye vardım seninle beraber Ve bir gün orada yitirdim seni Ben seni sevdim mi? Sevdim.... Ümit Yaşar Oğuzcan |
ACILARA TUTUNMAK Kavuşmak özgürlükse Özgürdük ikimiz de Elleri çığlık çığlık Yanyana iki dünya İkimiz iki dağdan İki hırçın su gibi Akıp gelmiştik Buluşmuştuk bir kavşakta Unutmuştuk ayrılığı Yok saymıştık özlemeyi Şarkımıza dalmıştık Mutluluk mavi çocuk Oynardı bahçemizde Acı çekmek özgürlükse Özgürüz ikimiz de O yuvasız çalıkuşu Bense kafeste kanarya O dolaşmış daldan dala Savurmuş yüreğini Ben bölmüşüm yüreğimi Başkaldıran dizelere Aramakmış oysa sevmek Özlemekmiş oysa sevmek Bulup bulup yitirmekmiş Düşsel bir oyuncağı Yalanmış hepsi yalan Yalanmış hepsi yalan Sevmek diye birşey vardı Sevmek diye birşey yokmuş Acı çektim günlerce Acı çektim susarak Şu kısacık konutlukta Deprem kargaşasında Yaşadım birkaç bin yıl Acılara tutunarak Acı çekmek özgürlükse Özgürüz ikimiz de Acılardan arta kalan İşte bu bakışlarmış Kuğu diye gözlerimde Gün batımı bulutlarmış Yalanmış hepsi yalan Yalanmış hepsi yalan Savrulup gitmek varmış Ayrı yörüngelerde |
Hakkındır yaramazlık. Dik duvarlara tırman yüksek ağaçlara çık. Usta bir kaplan gibi kullansın elin yerde yıldırım gibi giden bisikletini.. Ve din dersleri hocasının resmini yapan kurşunkaleminle yık Mızraklı İlmihalin yeşil sarıklı iskeletini.. Sen kendi cennetini kara toprağın üstünde kur. Coğrafya kitabıyla sustur, seni «Hilkati Âdem»le aldatanı.. Sen sade toprağı tanı toprağa inan. Ayırdetme öz anandan toprak *****. Toprağı sev anan kadar... Nazım Hikmet |
İstanbul u Dolaştım İstanbul u dolaştım bu gece Sen gibi, yuvarladı kaldırımları beni Hiç bir sokağın sonu gelmedi Kapı numaranı aradım, sokak-sokak Işıkları sönmüş tüm evlerin Safari de, yaşlı aslan düşündüm kendimi Tarihin gibi eskimişim, kim ne yapsın beni Bulan sevinmez, kaybeden hiç üzülmez İçinde kimleri barındırmadın ki İstanbul Koçları Sabancıları, Uzanları Koskoca deniz leri bile havuz yaptın Yalnız bana, bir bana kapını açmadın Neydi beni sana bağlayan İstanbul Sevgimi ömrümü, sen gurbetimi aldın Tarihin gibi eskimişim, kim ne yapsın beni Bulan sevinmez, kaybeden hiç üzülmez hasan çam | |
Açıklarda Bir ağızdan çalınan düdükler, kalın kalın, Boşlukta tos vuracak nokta arayan çığlık. Koşup, yılanlar gibi üzerinden suların, Arıyor teknemizi oturacak bir sığlık. Omuz omza şahlanan dalgalar, büyük büyük, Bir ses işitip ürkmüş, sürülerle canavar. Gözlerinde kıvılcım, ağızlarında köpük, Birbirinin üstünden atlayıp geliyorlar. Gittikçe boşluklara düşmekteyiz enginde; Arkadaki sahilse, fosfor bir iz halinde, Her ân bir parça daha uzaklaşıyor bizden. Deniz, bu yerde ölüm korkusu kadar derin; Kocaman bir kuş gibi geliyor peşimizden, Ruhu, bu kapkaranlık suda can verenlerin... |
| Saat: 13:23 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık