![]() |
Adresim Hüzün bugün günlerden hüzün yer hüzün ülkesi intiharda bileniyor duygular hüzünlü bir karanlığa dolaşıyorum gelişigüzel ayağımın altında dallar eziliyor hüzün kırılıyor yalnızca hüzün alıp hüzün satıyorum kazancım hüzün kaybım da gül uzatıyor küçük bir kız : “al bunlar en güzelleri adları hüzün çiçeği hüzün kokarlar aynen hüzünlü gönlün gibi...” ağaç olsam hüzün dökülüyor yapraklarımdan yağmura koşsam hüzün boşanıyor üstüme bıraksam kendimi kaçsam oradan yok olası hüzün koşuyor ardımdan! ben: hüzün ikametgah: hüzün sokağı adresim bu işte! beni ararsan eğer hüzn'ü sorman yeter bir köpek uluyor sokakta hüzünlü bir ölümdür buralar! (2 Haziran 2003) Naime Erlaçin |
Aşk yıkıntılarıyla dolu kalbim Sanki ucu bucağı olmayan kara bir boşluk Örümcek ağı sarılı dört bir yanım,kurtuldukça içime dolanıyorum Ne zaman çözsem bağlarımı, bir şekilde iç içe giriyor ruhum. Bunların sebebi ne mi? Tabi ki sensin, beni kendine bu kadar bağlamasaydın Bu kadar aşık etmeseydin, ya da hiç olmazsa bitirseydi kendini bende. Bunların hiç biri yaşanmayacaktı. En güzel yanımdın, en büyük acım oldun. Bazen düşüncelerimin içine hapsediyorum kendimi Seni düşünüyorum, senli zamanlarımı. Neden unutamıyorum ki diyorum. Acaba çok mu mutluyduk, ne paylaştık ki bu kadar vazgeçemiyorum diyorum. Sonra bir anda farkında varıyorum... Biz Seninle, Büyük bir aşkı yeni doğmuş bir çocuk masumluyla yaşadık. Çıkarsız, saf ve lekesiz.. Artık biliyorum vazgeçilmez oluşunun sırrını... İçimde taşıdığım kocaman Sen, SEN'im var benim.. Yanımda olmasan da canımın bir yanı daima senin, sana ait.. Ve Asla bir başkasının olmayacak... |
sen yoksun deniz yok yıldızlar arkadaşım ya bu gece harika bir şeyler olsun yahut bir bomba gibi infilak edecek başım ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım istanbul minareler odamda gibi gökyüzü temiz ve parlak işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz muhalif bir rüzgar karşı sahilden fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz havada kanat sesleri ve çılgın kokular deniz yok yıldızlar uzaklaşıyor ben yine yalnız kalıyorum istanbul minareler kaybolmuş sen yoksun... |
Yağmurda Unutulan Şarkı Önce bir yağmur bir yağmur iki gözüm... Önce ıpıslak iki kuş! Sonra yıkılmış evrenler geçti vitrinlerden, Sonra insanlar iki gözüm! İnsanlar, Kahrolmuş!... Islak senaryolar üstüne ta iç boşluktan, Boyut boyut yalnızlıklar ağıyordu... Öksüz anılar üstüne iki gözüm! Kırık ikindiler üstüne, Kuşkulu bir yağmur yağıyordu... İkişer üçer yitiriyordum seni kavşaklarda, Yollar ayak bileklerime dolanıyordu hep, Taş taş çöküyordu en kutsal yapılar... Yüzler karanlıktı iki gözüm! Düşünceler dar, Bir geçit bulamıyordum sana, Ellerim yordamlarını yitirmişti üstelik, Hep yabancıydı çaldığım kapılar!... Oysa ki, son çağrımdı bu ta can köşemden! Oysa yürek yürek son yeşermemdi, Çağ çağ, kanat kanat, sevgi, ışık, nur... Ah sonra o yağmur iki gözüm! Ah sonra o, Yağmur!... Şimdi, En kırık vaktidir uzak inbatların... Öykümüzün en yaralı yerinden, Damlar yüreğime ılık bir sızı! Sonra birden duyar gibi olurum, Hoyrat yağmurlar altında, Martı çığlıklarına karışıp giden Çocuksu şarkımızı... Nefes Al Da İstanbul Ağlamasın bazen cümleler eksik kalır kelimeler yetmez hislerimizi anlatmaya şu an belki de öyle bir haldeyim... sen şimdi gidiyorsun ya yüzünü döken yalnızca ben değil ben seni andıkça tüm şehir ağlayacak arkandan kafamı çeviremiyor göz ucuyla dahi bakamıyorum bu anlamsız gidişine seni durdurmaya kimin gücü yeterdi ya da hangi sözcük aklını çelerdi bilmiyorum peki ya ben sensiz ne yaparım bu şehirde nasıl alışırım bu gidişine hadi alıştım diyelim sensiz yaşlanmak sözü çok ağrıma gidiyor hadi şimdi kırma beni aç o öpülesi gözlerini bağır çağır istersen küfret ama ne olursun nefes al nefes al da istanbul ağlamasın... |
Kar Beyaz İstanbul İstanbul'da sokaklar bembeyaz. Kara dumanlar çıkıyor bacalardan. Çekilmiş evine herkes. Kimi kestanesinin derdinde, Kimi yakacak peşinde. İstanbul beyazlar içinde. Hava buz kesmiş diyorlar, Sular donmuş mu donmamış mı bilmem. İki bin sekizin şubatında sokaklarda, Bir serseri ben. Gecem-gündüzüm bilmem. Üşümüyorum. Ya da donuyorum da hissetmiyorum. Derdim büyük ama İçemiyorum. İstanbul kışı yaşıyor. Ben kendimi yakmışım. Pişiyorum. Kanmayın beyaza. En kirlisidir aslında. Acıttı canımı ordan biliyorum. Ben beyaza artık güvenmiyorum. |
Ölümü Ektim Randevu Yerinde Beklemekten Ağaç Olsun Zembereği boşalmış sözcüklerin Akreple yelkovan öpüşüyor onikide Bütün ziller vaktinde vuruyor, tembellik edip gitmeyeceğim Kusura bakma ölüm Bugün de gecikeceğim Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına Martılar uykuya dalmış Kar bütün izlerini örtmeye hazır Randevularımıza sadığımdır sektirmem saatini ama bu sefer tembelliğim tuttu, ölüm daha çok beklersin beni… Şimdi kış ölümün vaktidir derler ve tecrübelerimden bilirim kışın ölene söverler. Kusura bakma ölüm ben ardımdan sövdürmem. Bu randevuya asla gelmem. Bu şiirin içinden tren de geçebilir Uçak da Vapur da Bütün teknolojik ölüm aletleri de ama hiç birine binmeyeceğim Kusura bakma ölüm gelmeyeceğim *** Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki Ve ben ne olacağını merak ederken hani filmin en güzel sahnesinde sinemadan çıkar gibi hayattan çıkıp gidemem Kusura bakma ölüm Adın çok soğuk gelemem Bunca mazeretim varken yaşama dair, ölümü aklımdan bile geçirmem Seviyorum seni hayat tüm kötü sürprizlerini de.. Erol ZAVAR |
UNUTAMADIĞIM Açardın, Yalnızlığımda Mavi ve yeşil, Açardın. Tavşan kanı, kınalı - berrak. Yenerdim acıları, *****likleri... Gitmek, Gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, Gözlerinde yatmak zindanı Gözlerin hani? "To be or not to be" değil. "Cogito ergo sum" hiç değil... Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı, Durdurulmaz çığı Sonsuz akımı. İçmek, Gözlerinde içmek ayışığını. Varmak, Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani? Canımın gizlisinde bir can idin ki Kan değil sevdamız akardı geceye, Sıktıkça cellad, Kemendi... Duymak, Gözlerinde duymak üç - ağaçları Susmak, Gözlerinde susmak, Ustura gibi... Gözlerin hani? Ahmed ARİF |
Sen Hiç Başkalarının Biten Aşklarına Ağladın mı? Sen hiç başkalarının biten aşklarına ağladın mı? Ben ağladım. Çünkü biliyordum o ne denli bir acıdır... Nasıl eksiltir insanı, nasıl sızlatır yüreğini kor düşmüşcesine. Aslında herşeye rağmen hayat devam eder bitenlerin ardından. Çiçekler hep açar, güneş, ay hep doğar eskisi gibi... Ama...Eskisinden daha çok acı verir bazen nefes almak. Hani o çok sevdiğin, belki birçok şeyini feda ettiğin, geceleri uyku yerine düşünüp hiç yorulmadan hep sevdiğin yoktur artık. Terkedilmek değil de, ona gözlerine bakarak yeniden sevdiğini söyleyemeyeceğini bilmek sızlatır yüreğini. Yaşamak güzeldir, herşeye rağmen ölüm hiç gelmez aklına. Yaşamak bir şanstır da özlemek biraz yorucu. Hani çocukken oynadığın beş taşlar, yakan toplar, doktorculuklar... Hani kaçamak yenen dondurma, şekerlemeler... Onları özler gibi özlersin de bir de bunu söyleyebilsen! Aslında söylemek zor değil de terkedilmek var ya bu bağlar dilini. O sevse seni terketmezdi diye düşünürsün. Oysa sen onu hala nasıl deli gibi seversin. Söleyemedikçe büyür o yumak içinde. Büyür de dur diyemezsin... Yolda yürümek bazen ne anlamsız gelir insana. Gideceğin bir yer yok... Ya da... Gitmek istediğin yere gidemeyecek olmak... Aslında ne olur ki şimdi çıksan, onun evinin önünden geçsen. Belki camdadır... Belki... Belkiler öyle çoktur ki. Belkiler aslında içimizdeki umutlar... Belki o da beni seviyor, belki beni bekliyor, belki yeniden başlar, belki, belki, belki... Umut mu, kendini kandırış mı bilinmez ki. Belki umut belki başka birşey... Sözler bitti derler ya bazen, çok yanılırlar. Sözler söylenir ve asla bitmez. Bir bıçak kesiğinin yarası kapanır da sözlerin yarası asla sarılmaz. Yıllar geçse de nasıl acıtır canını hala... Bazılarımızın gözleri hep nemlidir ya, hani en mutlu anlarında bile... Kimbilir içlerinde sızlayan hangi söz yarası vardır bilinmez ki... Bilinmez... Bilmediğimiz ne çok şey vardır aslında. Bazı anlar vardır hayatta pek az yaşarsın. Aslında şanstır da biz farkına varamayız. Annemiz, babamız, kardeşimiz, hani sizi çok kızdıran komşunuz, bir de hep zayıf aldığınız matematik yok mu... Acaba şans mı yaşadıklarımız. Anneni, babanı görebilmek bir şans mı hiç düşündünüz mü? Ama onlar beni anlamıyor demeyin. Belki anlaşılmamak bile bir şans değil mi? Kaybedince anlarımızı anlıyoruz şanslarımızı ama neden hep geç kalıyoruz... Halbuki yolda şöyle bir bakınca etrafıma ne telaş içinde koşuşturuyoruz hayatın içinde. Ama yine de hep birşeylere geç kalıyoruz. Sevmeye, yaşamaya, umut etmeye... Herkes koşuşturuyor ya, gök yüzüne bakan yok hiç. Yürürken şöyle bir durup baksanıza neler var orada? O sonsuz boşluk aslında nasıl da dolu umutlarımızla... Biten bir aşka ağlamak bile aslında ne denli bağlanmak hayata? Aslında hiç bitmeyecek sandığımız şeyler var ya hepimizin... O yüreğimi bitişiyle sızlatan aşk da öyleydi benim gözümde. Onlar hiç ayrılmayacak sanırdım hep... Ama demek ki herşey bitermiş birbir. Bitermiş bazen ölümüne denen sevdalar bile. O zaman acılar da biter! Evet! Evet! Zaman herşeyi azaltır. Sevgiyi, acıyı, daha neleri neleri... Ama zaman özlemi azaltır mı? Ya alışkanlıklar nerede kaldı? Öyle uzun zaman geçmiş ki aradan hani onunla tanışalı... Hayatın içinde bir bağdır, o da koparsa işte birgün o zaman ne olur... Ne mi olur? Belki iyi, belki kötü. Hem belki... 06.05.2002 Neşe Demirağ |
Seni Seviyorum Çünkü... Seni seviyorum, çünkü her sabah kalktığımda bir günü daha seninle geçirecek olmanın mutluluğunu yaşatıyorsun bana. Ben güne seninle başlıyorum ve her gün hayatı yeniden keşfediyorum. Seni seviyorum, çünkü gökkuşağının her tonunu gölgede bırakan en parlak renksin sen. Herşey senin rengini taşıyor ve benim için ancak o zaman anlamlı oluyor. Seni seviyorum, çünkü herşeyde sen varsın. Nasıl olmayacaksın ki? Sanki sen doğduğumdan beri içimdeydin. Yüreğimin en derin köşesindeydin. Sanki ortaya çıkmak için beni bekliyordun. Ve ben orada olduğunu fark edince hakettiğin yere çıkardım seni. Seni seviyorum, çünkü hep benimlesin. Seni görmem için yüzüme bakmam gerekmiyor. Gözümü kapatsam ordasın. Gördüğüm her yüz aslında sensin. Seni seviyorum, çünkü gözlerinin içindeki binlerce yıldız, gecenin karanlığını delip geçiyor. Sen bana bakarken ben kendimi yıldızlara bakıyor gibi hissediyorum. O yıldızların parlaklığında kaybediyorum kendimi. Gözlerim kamaşıyor ama şikayetçi değilim aydınlığından. Güneş doğmasa, yıldızlar kaybolmasa diyorum, ama biliyorum ki güneşim de sen olacaksın gecenin sonunda. Bu kez daha parlak, daha aydınlık çıkacaksın karşıma. Seni seviyorum, çünkü saçların ellerimin arasında kayıp giderken , dünyadaki cenneti bulmuş gibi hissediyorum kendimi. Cennetin sahibi sensin ve biliyorum ki sadece izin verdiklerin girebilir o cennete. Ben o cennette kalmaya kararlıyım. Seni seviyorum, çünkü her gülümseyişin içime yeniden yaşama sevinci dolduruyor. Her gülümseyişin, karamsarlığı yıkıyor, umutsuzluğu parçalıyor. Bir çiçek bahçesine çeviriyor çorak dünyayı.Çiçek dedim ya, bir çiçek adı verseydim sana papatya olurdun. Açışıyla dünyaya, insanlara baharın geldiğini müjdeleyen papatya. İddiasız ama güzel. Güzel ama kibirsiz. Seni seviyorum, çünkü seni sevmeyi, sana dokunmayı, seni dinlemeyi, sana bakmayı, seni koklamayı, seninle paylaşmayı seviyorum. Seninle birlikte insana dair ne varsa onları da seviyorum. Seni sevdiğimi anlatmaya çalışırken ne kadar çaresiz olduğumu da görüyorum. Her sözcükten sonra durup tekrar tekrar düşünüyorum, seni yeterince anlatabildim mi diye. Biliyorum ki yetmeyecek, bu kadar sözcükten sonra bile sana sevgimi anlatamamış olacağım. Sözcüklerin bittiği yerde gözlerime bak. Onlar bu sevgiyi çok daha iyi anlatacaktır sana... Mehmet Coşkundeniz |
| Saat: 20:44 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık