![]() |
Seni sevmek, uçmak misali Her an biraz daha yüksekte Özgürce, sonsuz mavide kanat çırpmak gibi.. Seni sevmek, güneş misali Öyle aydınlık Öyle sıcak.. Batışındaki kızıllıkta bile, doğacağın güne dair hayaller kurmak gibi.. seni sevmek kışın dondurucu ayazında lapa, lapa kar yağarken üstüne terleyebilmek gibi.. Seni sevmek Seni daha çok sevmeyi istemek Seni daha da çok sevdiğini hissedebilmek gibi.. Her anını seninle paylaşmak istediğim Şu basit ve bir o kadar karmaşık hayatımın En özel şeyidir seni sevmek.. mehmet çiçekdağı |
Sabaha Kadar Şu şairler sevgililerden beter; Nedir bu adamlardan çektiğim? Olur mu böyle, bütün bir geceyi Bir mısranın mahremiyetinde geçirmek? Dinle bakalım, işitebilir misin Türküsünü damların, bacaların Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını Yuvalarına? Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını Kullanılmış kafiyeleri yollamak için, Kapıma gelecek çöpçülerle, Deniz kenarına? Şeytan diyor ki: "Aç pencereyi; Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar." Orhan Veli Kanık | |
AĞIT En sevdiğin elbisemi giydim bu gece Kokunu sürdüm, solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm. Yazdığın mektupları okudum, kana kana su içer gibi Plâklarını çaldım. Ah! En çok o şarkıda özledim seni... Issızlık kapıyı çaldı, Açmaya korktum gece yarısı. Şehir uykuya daldı, Baktım dışarıya; katran karası. Rüzgâr telaşla kokunu getirdi bana Aldım koynuma. Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta. Tenine dokundum beni hissetsin diye Ellerimi tut, ısıt diye. Aç gözlerini... Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular. Soluğun saçlarımı yaladı, sanki bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma. Yakıştılar... Boğuldum karanlıkta. Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut, dokun bana Aç gözlerini... Attım kendimi caddelere, yeşil ceketin sardı beni. Yürüdüm üstüne karanlığın, korkusuz. Tuttum elini... Can Dündar |
o ker*** sekinin dibi dibiydi en son hatırladığım bir şeyler değişse de anılar kalıyor değişmeden aramadığın sürece bulmak için onu koştuğunda peşinden birde bakıyorsun ki yenileri örtmüş onu türk öğer koç |
Umudum ol, gel yaşat beni bu yok edici döngüde. Varsın yine kış olsun mevsimler, varsın şarkılar cinnete çağırsın olmadık vakitlerinde gecenin.İçinde taşıdığın o efsundan akıt yüreğime. Göğermek için cesaret bulsun içimde kardelenler. Ben bu hayatı sensiz aşamam. Yol bilmem iz bilmem bu karanlıklar çağında. Mücrimim üstelik aldanışlarla geçtim sevgili ülkesinden. Bilemezsin ne büyük korkular taşıyorum ve ne kadar garip. Havalar ısınmadı bir türlü. Ektiğim tohumlar yeşermeyip çürüyecek bu gidişle. Üstelik bazı martıların Ereğli’den Ankara’ya balık taşıyan kamyonların peşine takıldıkları ve Ankara’ya ulaştıklarında denizsiz kalıp orada öldükleri söylendi bana. Üşüdüm, bir şeyler döküldü içimden. Gel ateşim ol. Yak, ısıt beni, donduracak yoksa bu kaybedişler kanımı. Nefesim ol, gel solut beni. Son bulsun düzensiz eskiyişlerim. Sil yaşamak karşısında duyduğum tüm tedirginlikleri. Umudum ol. Gülüşlerin aydınlatsın yüzümü, yüzüne döndür yüzümü ki, nice derin kuyuları aşıp geldiğim, sırf sevdim diye seni, ne çok ben tükettiğim kendimden anlaşılsın. Sebebim ol. Adıma bakıp mücrim rivayetlerle anmasın kimse beni. Aramızda söylenmemiş hiçbir sözün kalmadığı, sonucunda hayat denilen bölüşümün sevinçlerin sana hüzünlerin bana kaldığı bilinsin. Bilinsin, hiçbir kayıtta inat için olsun itiraz şerhime rastlanmadığı. Gel, umudum ol, ya temize çek bütün sözlerimi ya da helakim ol, al bende kalan son emanetini. M.Varol ÖZTÜRK |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci | |
Yoruldum Su fani dünyaya geldim geleli, Bir sevda pesinde kostum yoruldum. İnsan olup kendim bildim bileli, Azgin seller gibi costum duruldum. Sevgi sevgi diye türküler yaktim, Sevda ülkesinde ben bir duraktim. Nem var nem yokise size biraktim, Sarmasik misali actim sarildim. Bir güzel görünce figanim artti, Askin kantarina cikarip tartti. Kum tanesi gibi sacti firlatti, Sevda cöllerinden astim yoruldum. Kırkbesinde koca belim büküldü, Saclarim yolundu tel tel döküldü. Umutlarim iplik iplik söküldü, Buzdaglari gibi dondum kirildim. Hayat penceresin kapayip actim. INCE bir han idi cok gelip gectim. Sevda irmagindan bir zerre ictim, Vefasiz bir yare taptim vuruldum. Sabit İnce |
En güzel şarkı söylenmeyendir. Seni, senden habersiz sevmek ise; Aşkların en güzelidir. Bu günlerde hüzün var bende, Aklım hala sende, aşkın kalbimde, Ne güzel şarkı oldun dilimde. Ağlıyorum kaderime, katlanıyorum sensizliğe, Öyle güzelsin ki, sana gül diyemiyorum; Çünkü sana, bir bülbül aşık olsun istemiyorum. Şarkıların ve aşkların en güzelinde hep sen var, Bu aşk ateşi, daha ne kadar yanar; Bu kalb, hançer yemiş gibi sensizlikte kan ağlar! Seni, yanımda var sayarım geceleri, Paket, az gelir anınca seni ve güzelliğini, Haydi, n’olur uzat elini, İnan; bu gönül böylesine bir tek, seni sevdi! ... erbil kutlu |
Dişiliğine, dişlerine değer biçemez sahaflar kızıl denizin en nadide istiridyelerinden __hediyeleridir sana onlar... kurban olur gözlerinin sürmesine __sahranın gazelleri, kan götürür çölleri o zaman... kıskanır dolunay kısık gözlerini, cesaret edemez bakmaya gül cemalini... saklanır gölgelerin ardına, gözlerini yumar, seni hayal etmeyi umar, defne dallarından kumrular... daha da meraklanır, çok işitmiştir adını, teninin limon kokularını. odana hafifçe sallanır, defne ve lavantaların arasından. cumbalardan süzülür, pencerenin dibine büzülür. izler tüllerin içinden bebek tenini. tasvirler gölgeler seni... gölgende misk yağı ve tütsüler ay’ı güzelliğin büyüler... gölgeler ellerim. hadi gel işte o an. demidir __gözlerinde sevişmenin ipekler arasında Nur Sultan... |
Rüzgardı Zaman çocukluk günlerimde, hep bir adım önümde rüzgardı zaman. belki çok iyi tanıyordu, yokmuş gibi izliyordu gelişimi gözünde. hür havamı kokluyordu isyanları yokluyordu aceleci yüzümde. sanırım ki biliyordu, her gün umut veriyordu o yaşta bile. Yahya Akbulut.. |
| Saat: 05:20 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık