MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

scanner_11 30 Nisan 2007 16:47

ADRESSİZ DUYGULARA ADANMIŞ DİZELER

Sen okyanus oldun;
Ben nehir oldum, kavuşmak için sana,
çakıl taşları takıldı ayaklarıma.
Sen yakamoz oldun;
Ben yıkanan deniz kızı oldum,
yakamoz aydınlığında...
Sen bulut oldun;
Ben damla oldum her seferinde buharlaşıp,
döndüm tekrar sana.
Sen ağaç oldun;
Ben yaprak oldum, salındım rüzgarlarla,
ayaz geceler şahit gözyaşlarıma...
Sen toprak oldun;
Ben tohum oldum serildim toprağa,
güneş kavurdu kavurdukça.
Sen sarp kayalık oldun;
Ben nergis oldum,
kokum dağ boylarında...
Sen Zeus oldun;
Ben Prometheus olamadım oysa...
Yüreğim kadar yakın,
düşlerim kadar uzak olan sevgiliye;
Uçsuz bucaksız evrende
bir yerlerde varsın biliyorum
Bir gün ellerim dokunacak
yüreğim kafesinden çıkarak
karışacak çağlayanlara
Biliyorum sen ve ben
aynı düşün içindeyiz.
Sen beni ben seni arıyoruz.
Kelebeklere baktığında
senin de gözlerin doluyor
düşündükçe,
güzelliklerini ve kısacık ömürlerini
Dün gece yine aynı düşü paylaştık
atlayıp bir gemiye dünyayı dolaştık sevgili
yunusların çığlıklarıydı şarkımız
ve yıldızlar
ve ay parlıyordu üzerimizde
sen iç çekiyordun sevgili
çünkü
bu düşün sonunda
yine aynı dünyada
düşlerin kadar uzak
yüreğin kadar yakın olacaktım
ben de acı çekiyorum sevgili
Yaşadıkça bu acıyı
seni daha çok seviyorum
Biliyorum
bir gün
düşlerim kadar uzak
yüreğim kadar yakın olmayacaksın.
Yüreğimde ve elimi uzattığımda
Dokunabileceğim kadar yakınımda olacaksın.
ansızın
çıkacaksın düşlerden
kapkara gözlerin bir ışık olup
sızacak geceme
gecem yıldız olacak gökyüzüne
okyanuslardan dağlardan
gelen rüzgar,
al beni
götür o uzak
diyarlara.
kaldırmıyor yüreğim bu ağırlığı;
kalbim,
ellerim,
kanıyor.
kalbim ellerimde
ellerim ise üşümekte.
dinle
rüzgarın şarkısını
ağıtlar yakar gibi sevdaya
ve yalnızlığa
tanrım
kelimelerim ne kadar da çaresiz
nasıl da sessiz
boğazım düğümleniyor
sonra;
gözlerim nehir oluyor,
bulut oluyor,
ve sonra
uzun bir yolculuğa çıkıyor
düşüncelerim
parçalara ayrılıyorum
her parçam ayrı bir ülkede
sonra birden
o ruhumu alıp götüren müziğin sesi
ay ışığında dans ediyorum
yıldızlarla...
yakamozlar yanıyor
dalgalar vurdukça
gece alıyor beni kayboluyorum
gölgeler korkutuyor beni
ve infaz ediyorum düşlerimi




Misafir 30 Nisan 2007 16:55

Bir Gün
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, acil
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsan apansız
Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir kara gül biterse
Bil ki seni seviyorum

Ümit Yaşar Oğuzcan


Guest_ASU 30 Nisan 2007 17:09


Eller Ne Bilir Ki Senin Kıymetini


Gözlerin gelir aklıma,aklım gözlerindeyken,
güllerden daha güzeldi teninin kokusu,
koklamaya doyamazdı her bir hücrem,
saçların, tel tel saçların dolanırdı ellerime,
saçının bir tek teline zarar gelmesinden korkardım...
rüzgar eserdi deli deli poyrazdan lodosa,
keşişlemem şaşardı,aklım kaçardı,
sen rüzgarın kızı savurma kendini hoyrat ellere,
eller ne bilir ki senin kıymetini....

alıntı...


LaZKoPaT6161 30 Nisan 2007 18:29

HERKEZ GİBİ
Gönlümle başbaşa düşündüm demin,
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi ta içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin

Maziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni eminim,
Kalbimde kalbine yok bile kinim,
Bence artık sende herkes gibisin.

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor,
Onlardan kalbime sevda geçmiyor,
Ben yordum kalbimi birazda sen yor,
Çünkü bence şimdi herkes gibisin.

Yolunu beklerken daha dün gece,
Kaçıyorum şimdi senden gizlice,
Kalbime baktımda işte iyice,
Anladım ki sende herkes gibisin.

Büsbütün unuttum seni eminim,
Maziye karıştı şimdi yeminim,
Kalbimde senin için yok bile kinim,
Bence sende şimdi herkes gibisin.

Nazım Hikmet RAN


NiliM 30 Nisan 2007 18:49

GİTMEK İSTİYORDUN

Gitmek istiyordun, hadi git
bir daha bakma geri
beni unut
beni unut ki devleşsin aşkım
karşıma çıkma bir daha ne olur
dayanmaz kalbim buna
katlanamaz tekrar sana bakmaya
gözlerim bakmasın gözlerine
unutamayacağım bir an daha yaşatma bana
anıları tekrar yaşatma bana
kaldırmaz yüreğim
bir aşk çarpıntısını daha
bir daha akmasın gözyaşım
gerçek acılara saklasın kendini biraz da
biraz da dünya ağlasın bana
yeter benim ağladığım
hadi durma git artık
git ama şunu bil ki
bir daha sevmeyeceğim bir başkasını
seni sevdiğim gibi
ama bir daha bir başkası da kanatamayacak kalbimi
senin gibi
git ama şunu bil ki unutmayacağım seni
sen beni unuttukça ben daha iyi hatırlayacağım seni
sen mutlu oldukça daha çok hüzün basacak beni
olmayacaktı biliyordum zaten
sevemeyecektin beni
ben ona üzülüyordum be güzelim
sana değil
kaderimeydi isyanım sana değil
hadi durma git
git ama bil ki
senin için çarpacak bu çılgın yürek yaşadıkça

Muhammed Sarıkaya


Sedef 21 30 Nisan 2007 19:35

SENİ ARIYORUM...

Anlaşılmaz anlarda
Uçsuz bucaksız gibi
Kör olduğum karanlığın
Soğuk bir öpücükle
Gururuma dokunduğunda
Ve bomboş odalarda
Yok olan bir ütopya gibi
Beynime vuran gerçeğin
Yaşattığı zelzelenin
En alt katında
Ve tıpki
Kaybolmuş sokaklarda
Gıldırtan bir uğultu gibi
Sağır olduğum sessizliğin
Çekip gitmişliğin
En son kapısında
SENİ ARIYORUM...

Mediha ÖZER |


BLacK_HawK 30 Nisan 2007 19:46

Dünya arsızın,meydan yüzsüzün
Servet hırsızın,hüküm soysuzun
olunca
Bebelere kurşun sıkmak mübah sayılır.
Utanç duvarının adı değişir savunma olur
Mazlum Çeçen haritadan silinir unutulur
Gündeme getirmek
haber yapmak günah sayılır

Carpık düzenle,yamuk sistemle
Rütbeli moda olur işkence
Demokrasi adı verilince
Cifte standart'a ikilem'e
Zulumler refah sayılır

İşgal demokrasi özgürlük donuna gireli
Cüceler fil oldu yedibaşlı yedi memeli
Nutku tutuldu İnsanlığın mazlumların vebali
insanlığın yüz karası savaşlar
itibar görür
başımıza ilah sayılır

Aşık Çağlari
31 05 2004


BLacK_HawK 30 Nisan 2007 20:39

öyle yalnızlıklar gördümki senden önce
hiç biri yaşatmadı böyle kendini
acıtmadı gecelerce ağlatmadı
ve ben böyle ıssızlığın çığlıklarını hç duymadım
her sesi sana yordum her rengi sende buldum
seni aradım duyduğum sesle avundum ama yıne yoktun
ve sabahlar.
gecenın teslimiydi belkide acısıydı tum tesellilerin
belkide hesabıydı geçmiş koca ömrün
rengim siyahtı hayat ise senin ödülün
aklımdaydın yıne o sokaklarda gezerken
evet belkıde sarhoş oldum gecelerce
bir su damlası gibi koca denizlerde
ya da bir kum tanesi yalnız kumsallarda
dilimin ucunda hep sen ama yaşadığım hayalin
sevda kocaman bir yalan dillere düşen bir ateş belkide
yüreğimi koydum sana ben tüm benliğimle
derinden öyle yırtarak öyle sırılsıklam
çığlık çığlığa aşık oldum sana ben
hayatımı sana verdim öylesine değil erkekçe
doğmamış çocuğumuzun adını koyduk
her yağmurda onu andık senınle
sen sen öylece yatardın omuzuma
tüm dünyaya küser ikimizde belki
ölürdük o anda ama sen unuttun şimdi beni
verdiğin sözleri,ne o yoksa ağladınmı
ağlama ben sana hala vurgun hala aşık
hala sana ait ve verdiğim sözdeyim hayata dair
ölmicem ayrılmıcam hayattan sana söz verdim
ama sorma sakın
aslında o an öldüm o son bakışınla
vurdun beni hayata bağlayan her şeyi kopardın
mezarıma bakıyorum son kurşun silahımda
boynumda vebalim göz yaşlarım hala yanaklarımda
dönmezsin bilirim bedenin ağır kalır yaşamda
belkide gitmeliyim şimdi bir daha dönmemek üzere
tutamadığım sözümle bulamadığım kendimle
ağlamadan yine erkekçe ölüyorum
zaten ölü olan ruhum bedenimide çekiyor içine
sus sakın ağlama çünki ben yine sana aşık
yine sana vurgun yine seninim


Mystic@L 30 Nisan 2007 21:25

Acının omuzlanışı

Kadını bir gürültüye sapladılar.
Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı
kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar
fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar
bombalar, bö sesleri, savaş alaborası"
Yaşamak bir tıkırtıydı aldırmadılar.

Çocukların düşlerinde bir Markut
bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan
hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün
Markuuuut Torbanı sarkıt.
Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık
öbür ucunda o kambersiz geçen düğün.

Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler
Markuuuu! Torbanı sarkıt.
Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün
güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın
korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.
Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar
aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?
Gömleğimi zorlayan kuş sesleri

İsmet Özel


Mystic@L 30 Nisan 2007 21:45

Dede dağı ile vermenin arası,
Morcalı Köyünün yegane merası..
Medeniyet diyarı gönlümün aynası,
Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm...

İki mescidi vardır birde camisi,
İlkokulu,hanı,odası meclisi..
Dilde destan gözün suyu çeşmesi,
Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm...

Fukara gönlümün sılai sevdası,
Bir yanda boyalığı ve mandırası..
Görmeye değer ilginçtir manzarası,
Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm...

Yaslanmış yatar iki yamaçta Köyüm!
Özlemi var şu gönlümde düğüm,düğüm..
Kınalı kekliğim,ah güzel hüyüğüm,
Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm...

Aşık Çağları (Muammer Çalar)


Misafir 30 Nisan 2007 22:52

NEVİN






siliyor yine masayı Nevin
eğilmiş...
güneş vuruyor eteğine
başka bir âlem yansıyor ardına...




Nevin :

hizmetçisi hizmete muhtaç evin
güzel kız, alımlı
bacaklarını görmen lazım
gözlerine bakma sen, hafif şehlâ
ama fettan...

Muharrem :

bakkalın çırağı, yakışıklı ***
Nevin'e askıntı
habire süt taşıyor eve
bebek besliyor sanki
- iç Nevin iç, iç...


tüm enerjisini silerken harcamıyor tabi
geceleri beslemediği kedinin ;
tıkırtıları geliyor oda/dan...

konuşma öğretiyor kediye
önce iki harf ;
'' ah ''
sonra bir harf daha ;
'' o... ''

hafif kırık bir tip Nevin
dilinde hep aynı şarkı
'' bir kereden hiç bişey olmaz ''

- daha bişey olmadı ki Nevin...

güneş vuruyor yine
akşamdan kalma garip
gölgesi yansıyor kapıya...
banyoda boşaltıyor ruhunu...
boşalıyor tüm kirinden

işte...
tertemiz oldu Nevin
kire hazır ve nazır artık...







Gökhan CENGİZ


baybazalt 1 Mayıs 2007 01:09

merhaba.ben korkmaz.
şiirimi beğenip sayfanıza eklemeniz beni mutlu etti.teşekkür etmek istedim.dilerseniz,seslendirilmiş iiirlerimede ulaşabilirsiniz.

Korkmaz Bıçkın ın yazdığı,Kayıp şairin seslendirdiği ve murat göğebakan,Hatice,çılgın sedat,Nuray hafiftaşın şiir aralarında şan okuduğu piyasada olmayan linkler ! ayrıca http://www.siirdefteri.com/index.php?sayfa=sair&sair_id=12482&sair=Korkmaz%20Bıçkın adresinden korkmaz bıçkının diğer şiirlerinede ulaşabilirsiniz

1- http://dosyam.net/?id=i29exk ( Ölmüme Tek taşayım )


2- http://dosyam.net/?id=od0gek ( Umutsuz Bekleyiş) Şan,Murat Göğebakan

3- http://dosyam.net/?id=qsb6ly ( Bittim ) Şan Hatice


4- http://dosyam.net/?id=27ju2p ( Mapus sevdam )


5- http://dosyam.net/?id=cxn34n ( Çocuklarımız ) Şan Çılgın sedat


6- http://dosyam.net/?id=wdiucp ( Şehit Vasiyeti) Nuray hafiftaş


7- http://dosyam.net/?id=d82tq2 (Gün Batışlım)


8- http://dosyam.net/?id=nl1j1o ( Bırak Hayalim sevsin)


9- http://dosyam.net/?id=fu2xv1 ( Ey sevdiğim )


Nephthys 1 Mayıs 2007 02:02

Aşk nedir diye sordular bana, hiç düşünmeden koydum ismini yerine, yazıp yüreğimin elleriyle..
Senli anlamlar yükledim sevda şarkılarının her sözcüğüne, her hecesine. Haykırışlara dönüştüler, içimde bir yerlerde..
Sırılsıklam bir özlemdi,
Gözlerimden akan..
Damla damla bir ümitle,
İçimde oyalanan...
Dokunmanın coşkusuyla,
Taştı boşaldı birden..
Saklanamaz bir çağlayışla,
Kurtuldu esaretten...

Umutlarım terketmişlerdi beni çoktan oysa. Mutululuklarsa uzaktılar bana, bir o kadar da ulaşılmaz. Yalnızlık bir yağmur misali yağıyordu ruhuma hiç durmaksızın. Zincirleyip yüreğimi, hapsetmiştim ben de ıssızlığıma kendimi. Ta ki ellerin dokununcaya kadar ellerime.. Atıp yüreğimdeki zinciri bir kenara, açtım bütün kapılarımı sana.. Susturup aklımdan geçen bütün düşünceleri, kulak verdim içimdeki çığlıklara..

Evet, sendin beklenen,
Evet, sendin istenen,
Eksikliği gözlenen,
Yokluğunda özlenen...
Bir yanım hep eksik, hep yarımdı yokluğunda. Neyi özlediğimi, neyi beklediğimi bile bilmiyordum. Neyi aradığımı, neyi istediğimi bile fark etmiyordum. Yollarım vardı benim.. Önümü görmeden, bilmeden nereye varacağını, gittiğim. Bazen hızla koştuğum, bazen yavaş adımlarla yürüdüğüm. Yolların sonu karanlıktı, sen çıkmadan önce yollarıma.

Asabiydim ondandı,
Hep mutsuzdum ondandı,
Yıllar yılı saklandım,
Gözyaşıyla kutlandım...

Bulutların arkasına gizlenmiş güneş misali, korkuyordum sevdaya göstermekten kendimi. Bütün karanlıklarımı çıkarıp aydınlığa, güneşim olup doğdun dünyama. Susuz kalıp kururken ruhum bir toprak gibi, yağmurum oldun, yağdırdın sevdanı üzerime. Cümlelerimin gizli kalmış özneleri, "sen" li oldular, "biz"li oldular.. Umutsuzluklara ait tüm gözyaşlarımı silip, mutluluğa dair damlalar döktüm gözlerimden..

Gidişin de çok ani oldu ya,
Gelişin gibi..
İşin doğrusu;
Varlığına alışmaktan daha zor oldu,
Yokluğuna alışmak.
Alıştım mı bilmiyorum,
Ama mecbur olduğumu biliyorum.
Boşver...
Coşkusuda çok güzeldi varlığının,
Yokluğunun acısı da, hiç fena değil hani...

Seni görmediğim zamanlarda, hani hiç dokunmadığım günlerde, hani bakışların değmediğinde bile gözlerime, bir an dahi düşünmedim çıkarıp atmayı içimden. Senli kelimelerim çığlığa dönüştüğünde, kaybolduğunda yokluğunun karanlığında, sen duymadığında bile vazgeçmedim sana seslenmekten. Düşlere, hayallere sarılıp, günlerce gecelerce avundum onlarla. Sensizlikte de sevmeyi öğrendim seni.. Hasretini de sevdim.. Seninle herşeyi sevdiğim gibi.. Varlığının heyecanı gibi sahip çıktım, benimsedim yokluğunun acılarına da.. Güldüreni de, ağlatanı da, sevinçler yaşatanı da, hüzünlere boğanı da.. Sana dair, sevdana dair ne varsa, benimdi onlar da...

Soranlara neden böyleyim,
Bilmediğimi söyledim.
Yalandı bu,
Sensizlikti keyifsizlik sebebim.
Gelişinle eksik parçam bir anda tamamlandı..
Sende gördüm ya o an,
Sevinçten nasılda ağlandı...

Geldiğinde sona erdi tüm acıtanlar, tüm sancıtanlar. Çıplak yüreğinle basıp yüreğime, dindirdin yaralarımın kanayanlarını.
Dünyama gelmeden önce kapalıydı gözlerim, açtım gözlerimi, uyandım sevdana.
Hiç beklemediğim bir anda, hiç ummadığım bir zamanda tuttun yine ellerimden..
Çıkmazlara doğru giden adımlarımı, döndürüp geriye yürüdüm sana doğru gelen yollara..
Yarım kalmış bir hikayenin bilmediğim bir satırında bıraktığım sevdanı, alıp oradan devam ediyorum kelimelerime..
En güzel dünlerim, en inanılası düşlerimdin sen. Şimdi en yaşanılası bugünlerim, en umut dolu yarınlarımsın benim..

Evet, sendin beklenen,
Evet, sendin istenen,
Eksikliği gözlenen,
Yokluğunda özlenen...

Hep "Aşk" Olarak Kalacaksın Sen..
Yüreğimin Kalemiyle Yazılan, Her Satırımda...


Sedef 21 1 Mayıs 2007 02:07

Ölesiye Seviyorum


Bana gel
Kendinle beraber
Kalbini de getir
Sonra umutlarını
Sonra dualarını
Ve hiç bitmeyen
Ve hiç bitmeyecek olan
Aşkını da beraberinde getir bana..
Maviyi sevdimse senden
Dalmışsan hayale senden
Senden hep kendimden geçmişliğim..
Şimdi hasretini kokluyorum
Senin yerine,
Seni öylesine değil
Ölesiye seviyorum.



Zafer Şık


Nephthys 1 Mayıs 2007 02:29

hüzün sabahı ....



senin suçun yok dağlar kızı
sadece bir muammadır adın
direk iğneyle işlenmiş sızı
ruhumda eksikliğin var kadın
senin suçun yok dağlar kızı
sen beni benden kopardın

bir kısmım var, bir kısmım yar ve yarım
sislere boğulmuş içimdeki boşluk
dengeyi kuracak bir tılsım ararım
yoksa süründürecek beni bu sarhoşluk
bir kısmım var, bir kısmım yar ve yarım
olmadım seninle, seninle son olmuştuk

senin suçun yok ayDer kız
derin suların dünü kararttı
çehreni boyadığın altın yaldız
sığ sularda günü sararttı
senin suçun yok ayDer kız
ve tanrı, kadını yarattı

bahçem talan olmuş gülüm dolu vurgunu
yavrusun yitirmiş kuş gibi ağlar şimdi
dağlarda bahar, yağmur durgunu
çiçeklerin hatrına yağar şimdi
bahçem talan olmuş gülüm dolu vurgunu
bir acının içinden doğar şimdi

hapsolmuşum hesapsızlığına sevdamın
bir çılgın küheylan koşturur içimde
gem vurmak için boşa çırpınmayın
bir anka, bir atmaca, hep başka biçimde
hapsolmuşum hesapsızlığına sevdamın
bedenim çarmıha çivili, düş üm niçinde

kim yıkabilir ki taçsız kıralın tahtını
gönlüm taht kurmuş sevda ülkesine
çirkin de olsa çöplüğün saltanatını
vermez arslanda gelse hiçbirisine
kim yıkabilir ki taçsız kıralın tahtını
ve gülüm; ölümden öte gelir kendisine

umutla sarıldım sarı sevdalara
ateşler üzerinde süren serüven
pırangada vurulur mahkumlara
cezasını çeker suçu işleyen
umutla sarıldım sarı sevdalara
aşk,mahkum ve pıranga değişmeyen

bir ışık demeti saçlarında üslenmiş
gözlerimde yanık izler bıraktı
kim derdi bu adam senden ayrılacakmış
yalancı düş lerin beynimi kararttıı
bir ışık demeti saçlarında üslenmiş
tüm renklerimi, rengiyle sararttı

kuyruklu yıldız savurganlığında gece
yıldıza çarpılmış ve sendelemiş gibiyim
uykularıma saman yolu gelince
yörüngesini kaybetmiş bir serseriyim
kuyruklu yıldız savurganlığında gece
saçlarına serilsin, yıldızları seyredeyim

eline değdiğimde elin bir gül yaprağı
solacakmış gibi kadife tenler
umutsuz ruhun arzular toprağı
mezarı bekler gibi ölmüş bedenler
eline değdiğimde elin bir gül yaprağı
avuç içlerinde ter, korkak kelebekler

bilmem neden ufka dikilmiş gözlerin
yarım kalmış bir şarkıyı mı söyler
boğazında düğümleniyor değilmi sözlerin
yoksa yüzüne kıyamayan bakışımı gözler
bilmem neden ufka dikilmiş gözlerin
hiç anlayamadığın aşkımı özler

zambak duruşu beyaz yanakların
güneşe vurulmuş tan gibi kızarır
bilmem hangi isyandadır dudakların
hangi umutsuz duayı mırıldanır
zambak duruşu beyaz yanakların
düş kadar yakın,dün gibi uzaktadır

gözlerin rengini, deryaya verdi
ürkek damlalar yanağında nehir
rüzgar esmeyi saçlarından öğrendi
ince topuklarında iz, hançerle bir
ğözlerin rengini, deryaya verdi
mahkum; sularda bir ışık gibi erir

bir bilinmezlik sanki, sarar hep beni
geçip giden günlerin hesabını sorar
birgün bulacakmışım sanki, der gibi
gölgesi yosun tutmuş hatıranı arar
bir bilinmezlik sanki, sarar hep beni
umuttan başlayıp mahşere koşar

gözlerindeki yağmur damlaları
imbik imbik akıtır içime acısın
eritir yüreğimdeki yalçın kayaları
ömrüme kurulmuş darağacısın
gözlerindeki yağmur damlaları
mahkuma tutulup, hükme ağlasın

ah işte bilinmiyor timsah gözyaşları
hedef benmiyim, yoksa kim bu ağlayan
masum eğilip mahkum yalvarışları
omzuma yaslanmış,arzularda boğulan
ah işte bilinmiyor timsah gözyaşları
sevgi tacirinin zincirinden akan kan

gönüllere taht kurmuş züleyhamısın
saltanata asılı kalmışsın,buklelerinden
sonsuza kadar yaşamakmı maksadın
bir deryasın, köpükler altında ezilen
gönüllere taht kurmuş züleyhamısın
in artık babil kulelerinden

nerden öğrendin klopatra bakışları
ruhun katerina, görüntün kadın
hayatına amaç yaptın alkışları
soysuzlukla anılır oldu adın
nerden öğrendin klopatra bakışları
keşke baharda doğan nergis olsaydın

dönmez zamanlar içimde titrer
avcıya tutulmuş ceylan yüreği
hayallerim bir söz ile biter
seni sevmiyormuşum cümleciği
dönmez zamanlar içimde titrer
sen bir hayalin yalan gerçeği

bir ah ile yaşlanır zamanlar
işte bak adın mazi oldu
hasret ile devrilir dev gibi adamlar
bir hüzün sabahı adınla doğdu
bir ah ile yaşlanır zamanlar
çıkmaz sokaktır varlığının sonu

güller ve gönüller bir birine benzer
kırılmayınca güzelliği hep daimdir
baharla açar,kanı boğan renkler
sonsuzluk, ressamın tualindedir
güller ve gönüller birbirine benzer
sevgisini herzaman cömertçe verir

sevgi yeşerirse çorak gönüllerde
güneş sevinir ay sevinir
sevgiliye bir demet gül verilirse
eller sevinir gül sevinir
sevgi yeşerirse çorak gönüllerde
karanlık sularda ay belirir

ayDer ufka baktığında güneşle çizgi
uzun uzun yol, uzun uzun yol olsun
kulaklarında çınlayan şu yaman ezgi
yağmur yağmur umut, bulutla dolsun
ayDer ufka baktığında güneşle çizgi
hayatında isyan,mezarında son bulsun


illad


e.t.i.c.h.e.t 1 Mayıs 2007 03:26

*Unutursun Mihribanım*


"Unutmak kolay mı?" deme,

Unutursun Mihriban'ım

Oğlun kızın olsun hele,

Unutursun Mihriban'ım.



Zaman erir kelep kelep.

Meyve dalında kalmaz hep

Unutturur bir çok sebep,

Unutursun Mihriban'ım.



yıllar sineye yaslanır;

Hatıraların paslanır,

Bu deli gölün uslanır

Unutursun Mihriban'ım.



Süt emerdin gündüz-gece,

Unuttun ya, büyüyünce

Ha işte tıpkı öylece

Unutursun Mihriban'ım.



Gün geçer, azalır sevgi;

Değişir her şeyin rengi

Bugün değil, yarın belki,

Unutursun Mihriban'ım



Düzen böyle bu gemide;

Eskiler yiter yenide

Beni değil, sen seni de

Unutursun Mihriban'ım.


Benide Unutursun...




NiliM 1 Mayıs 2007 07:05

Bir Nefes Çek İçine Ayrılığı

Kar, fırtına gözlerin
Kır’a düştü söylediğim ilk sözün üstüne
Perakende satıyorsun sen, ben mecburum
Tebessümlerinle ömrüme

Vakitsiz geliyor hasretin akla
Akşamcının biri kör kütük sarhoş
Her adım ayrı bir yük, her bekleyiş umut, eziyet
Geçiyor zaman Düşsede ömrüne ak ve hasret

Yılların usanmadan biriktirdiği an
Zaman en vicdansız haliyle körüklemişti
Gözlerin Ah, ah gözlerin
Sözlerin tüketirken, bitirirken gülüşlerin, sensizlik eziyetti...

Şimdi iki ara bir dere
Sıvamadım hiç paçalarımı ben,bölük pörçükken sevda
Bilirdim her gelişin yeni bir ayrılıktı Ten’ime –acıtır
Mevsimler hediyen, öfkeye gebe zamanlar beklerdi,,, çaresizdim


Kimlik bunalımında şimdi aldığım her nefes
Hangisi senin için ciğerlerimi gasp etti
Kaç kere zehirledin, çekerken içime seni
Kimlere kustum, ölüm düşünmemiştim –ölürken ağaçlar yapraksız
Adını koyamazken senin...


M.K. Vers


scanner_11 1 Mayıs 2007 07:06

Af Akşamı

Af buyruğuyla açılmıştı hapishane kapısı
Taşıyordu koca burunlar tıraşlı enseler kara çeneler
Dizleri eğri omuzları çarpılmış sırtlar çıkık dökülüyordu
Vakitlere kapanmış büyük karanlıklardan
Taşıyordu vay dökülüyordu vay
Yırtık pis bitli çirkin
Sokağı dolduruyordu terli can uğultusu

Geçiriyordu avucunu şaşkınlıkla saçından saçından
9 yıl yatmış

Kolunda anası kucağında yavrusu
Doldurmuştu kapının önünü kalabalık
Kimi ta dağ köylerinden koşmuş
Kimi ta denizlerden
Bir özlem sarmış bağrı ölümden yüce
Sevgiyle arıyorlar parçalarını
Heybelerinde ekmek destilerinde su

Bir türlü inanamıyordu sokaklara sokaklara
20 yıl yatmış

Gönüllere sığmaz olmuş kavuşmak duygusu
Öyle sarılır ki geçmişe
Erir göğsü göğsünde tutuklunun
Pişmanlık kavaklar tarlalar davarlar için
Pişmanlık gemilere düğünlere ırmaklara
Pişmanlık beşiklerden kağnılardan sessiz
Yerce gökçe değil insan dolusu

Çılgınca kucaklıyordu hepimizi hepimizi
5 buçuk yıl yatmış

Taşar içerde kalanların sorusu
Çubuk demirler arkasından maviliğe
Hem esenliğe ermiş hem yaşlı yelcek
Bir yurt türküsü yeniler karanlığı
Zaman yeğnik değildir yeğniktir
Dön de gör ***** belleyecek
Boş koğuşlar kurmuş pusu

Sönük gözü aydınlıkla büyüyordu büyüyordu
8 yıl yatmış

Çıkınlarda gecenin binlerce gecenin uyunmamış uykusu
Bir yorgunluk çökünce yürünmüş yeryüzünden
Kalabalıkta dağılır birer ikişer özgür
Doğuya batıya kuzeye güneye özgür
Yüreklerinde bir çığ
Yaşamak sevinci vay
Yaşamak korkusu

İnmeli yani sıçrıyordu havaya havaya
17 yıl yatmış




NiliM 1 Mayıs 2007 07:31

Bir mayıs günü



bilmezdin
nasıl bir işgal altındaydı, bir mayıs günü yüreğim
mitinge düsmüş her bir jop darbesinde sürünmekteydi sen diye hücrelerim

"sevmek için çok geç, ölmek için çok erken" diyordu Sadri Alışık bir filminde
nasılda takılmıştım o söze
nasılda hayıflanmıştım geç kalınan herşeye

sanırsınki sen
şöyle aniden köse başından çıkan...



dökülüyorsun imge imge gözlerimden arnavut kaldırımlarına
ve bilmelisin ki
onlar bizim ıslaklığımız
ağır yük mirasyedilerimize nadide yürek yangınlarımız

isyankar sokakların garip çocuklarıyız
ve
sensizlik sahipsizlik

vurur dehşetle kalbimi kavuşmanın hayalı bile

bıraktım ne çok şey kaldırımlarına
ha kıydı ha kıyacak

attığın yangınlara kendi yüreğin ve gözlerinden kayan bir ben idi
kıydın ya
şahittin ya bir kavuşma sabahını sönmez alevlere
düstüm içimdeki şenlikle tek mahşerime

çekince derin bir nefesle uzaklıkları
tükeniyor ciğerlerim
taşıyorsun dışıma
büyüyorsun nazlım büyüyorsun belenip nazende silamla

dar(in)da(yim) gurbetim

dünya cüce avuçlarımda
düsünce sen gözlerimden tasalı yollara

ettim inşa içten içe duvarlarımı
uzanacak ellerin
tırmaladıkça küllerin, toz duman gönül bahçesi

kaypakça çekilirken adaletsizliğin ortasına
içine fide vermekteydi aşk sarmaşıklarım

olduğunda kıyamet yalnızlığım
sen idin kurtuluşum
elindeydim

kıvrılacak yer arayan yavru kedi gibiydim
sen benim soba kenarı sıcaklığımdın

emanet bir candı sona taşıdığım
girince dünyama sen
kıymete bindi soluyuşlarım
azdı hayat
taştı eflatuna kuruyan ırmaklarım

Sude Nur Haylazca


nünü 1 Mayıs 2007 10:29

Acının Şarkısı

Yürümüştüm o yolları tek başıma
Seni unutacağımı sanarak
Bir hayale kapılmıştım
Mutlu olacağımı düşünerek

Yaşadığıma dair belirti
Şu durmayan kalbimin atışı
Senden kalan tek şey ise
Kalbimde bıraktığın aşk acısı

Şimdi dillerden düşmeyen
Hüznün ve acının şarkısıyım
Okuyanın gözyaşlarına boğulduğu
Bir aşk masalının kahramanıyım ben...


Misafir 1 Mayıs 2007 11:12

Güzelsin

Görenler kendini beğenmiş sansın,
Sen böyle havalı pozla güzelsin.
Varsın âşıkların bıksın usansın,
Sen böyle cilveyle, nazla güzelsin...

Göz göre gelince aklım şaşıyor,
Yüreğim koşmaktan yorgun düşüyor,
Sığmıyor gönlüme aşkın taşıyor,
Sen benim haddimden fazla güzelsin...

Vadesi yakına eğleme meyil,
Sen sen ol zamanı zengine eğil,
Ben gibi hüzünlü hazanla değil,
Sen, taze baharla yazla güzelsin...

Aşk hevesle başlar, hasret, gurbetle.
Solmasın gençliğin gamla, kasvetle.
Çünkü sen her zaman sen muhabbetle,
Şiirle, şarkıyla, sazla güzelsin...


Cemal Safi


Mystic@L 1 Mayıs 2007 11:54

Acıyı Bal Eyledik

-Pir sultan ölür dirilir-

Bak şu bebelerin güzelliğine
Kaşı destan
Gözü destan
Elleri kan içinde

Kör olasın demiyorum
Kör olma da
Gör beni

Damda birlikte yatmışız
Öküzü hoşça tutmuşuz
Koyun değil şu dağlarda
San kendimizi gütmüşüz
Hor baktık mı karıncaya
Kırdık mı kanadını serçenin
Vurduk mu karacanın yavrulusunu
Ya nasıl kıyarız insana

Sen olmazsan öldürmek ne
Çürümek ne zindanlarda
Özlem ne ayrılık ne
Yokluk ne yoksulluk ne
İşşiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı

koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne

kahrolasın demiyorum
kahrolma da
gör beni

kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne

ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu

körolasın demiyorum
kör olma da
gör beni

Hasan Hüseyin Korkmazgil


NiliM 1 Mayıs 2007 12:04

AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.
Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar.
Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler,
randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur.
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili.
İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili.
Zaman ileri doğru değil, içeri,
yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir.
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur.
Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.
Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan@da Ganj Nehri@nin kıyısında yakılan
yoksul adamın hissettikleri de onunladır,
yitirdikleri de...
Newyork@ta, bir sokakta,
o kartondan kulübesinde yaşayan kadının
çıplak yalnızlığı da.
Her şey onunladır, ona emanettir sanki,
ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,
kanımıza karışan ilkel acı,
o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı
hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum,
aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye.
Belki de bu yüzden ilk gençliğimde,
o yoğun aşık olduğum yıllarda,
gözüme uyku girmez,
dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri,
o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır,
insanları uykularından uyandırmak isterdim.
Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan
o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili.
Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer.
Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...
Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer.
Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider,
hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır.
Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz,
evlere kapanır...
Bazen denizler, kıyılar çeker insanı.
İnsan bu kapılmayı anlayamaz,
oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu.
Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...
İşte şimdi biz de sevgili,
ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp,
soluğu evlerde alacağız,
ya da denizler, kıyılar çekecek bizi.
Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak,
başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak,
yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...
Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular,
taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili.
Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan.
Yaşadıklarımızı unutmaya çalış.
Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü,
sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel,
o yaban ağrısını geri alacak.
Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek,
sonra geçecek...
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili...

Cezmi Ersöz


Misafir 1 Mayıs 2007 12:31

MEHMETÇİK

Öldük...Hayrımız mı var ki Kendimizden gayrısına !..

Öldük be dostlar,öldük
Bakmayın siz güldüğümüze,
ağladığımıza
Öldük...
Hayrımız mı var ki
Kendimizden gayrısına !..

Hayırsız olduktan sonra
Ha nefes almışız,
ha ölmüşüz farketmeden
farkettirmeden ...


AHMET ÜNAL ÇAM


arwen 1 Mayıs 2007 15:56

Alda Git

Kendine iyi bak deyişin kulağımda,
Yazdığın elveda notu avuçlarımda,
Masum bakışın göz bebeklerimde kalmış,
Yeter artık emanetlerini alda git.

Sıcacık ellerin,buz kesmiş ellerimde,
İçimi dağlayan sesin kulak dibinde,
Masum günahsız yüzün aynalarımda kalmış,
Yeter artık emanetlerini alda git.

Rüyamı süsleyen anıların gönlümde,
Kurşun gibi delen bakışlar sol göğsümde,
Topladığım çiçeklerin elimde kalmış,
Yeter artık emanetlerini alda git.

Seni seviyorum deyişini yüreğimde,
Ben gidiyorum deyişini belleklerimde,
Bıraktığın aşk sancısı içimde kalmış,
Yeter artık emanetlerini alda git.

Espiyeli Muhsin AKTAŞ



Misafir 1 Mayıs 2007 16:03

Lesya

Lesya
Aşkım benim. umutsuzluğum.
Yalnız seninle dolu ruhum..
Sevdiğimi anlardın,
eğer olsaydı biraz duygun.
Lakin sen duygusuzsun.
-Olmaz ! Dedin. Boyun eğdim aşkıma.
Kim tanıştırdı seni, kim yakıştırdı bana ?
Tek dag degil, uçurumlar aramızda.
Acıma istemem perişan durumuma,
Yalanlar senin olsun, gerçekle gir,
gireceksen ruhuma.


Misafir 1 Mayıs 2007 16:04

Türkiye Benimle Gurur Duyacak..!

Toplanın ey millet başlıyor oyun
Artık şeytan bile bana uyacak
Yaşarken burada bir sürü koyun
Türkiye benimle gurur duyacak

İlk önce futbolla başlarım işe
Üç-beş gol atarak dalarım düşe
Transfer ayında oldum mu köşe
Türkiye benimle gurur duyacak

Aslında paraya pula taparken
Ağamla paşamla kaset yaparken
Her türlü hileyle malı kaparken
Türkiye benimle gurur duyacak

Bin ceviz kırsam da ağrımaz dişim
Utanmam söylerim gelmişse çişim
Ülkeme hizmeti görev bilmişim
Türkiye benimle gurur duyacak

Hep aynı senaryo hep aynı film
Her zaman gerçeği saptırır dilim
Nihayet doğurdu seksi sevgilim
Türkiye benimle gurur duyacak

Çevremde silahlı insan ordusu
Ne dünya ne ahret ne kul korkusu
Nasılsa hırsızın öter borusu
Türkiye benimle gurur duyacak.


Muammer Baydere


scanner_11 1 Mayıs 2007 16:10

Ağlama

Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!
Tek damla yaşın düşmesin yere.
Bak, tek güzelliğimiz yokluk,
Sana bir öğüt; ağlama boş yere.

Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,
Senin bir damla gözyaşına.
Ağlayana kimse boyun eğmez.
Kimse bakmaz kimsenin yaşına.

Ne kadar kötülük, pislik varsa;
Sen herşeyi tertemiz öğren.
Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa;
Seni garip sanır her gören.

Ağlama sakın çocuk, ağlama!
Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.
Sevgini hep söyle, sakın saklama.
Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil.




SHADOW77 1 Mayıs 2007 16:45

~HIRS~
Sen kaçan bir yavru geyiksin dağda,
Ben peşine düşmüş bir canavrım.
İstersen dünyayı çağır imdada,
Yeryüzünde bir sen,bir de ben varım.
* * * * * *
Seni korkutacak hep geçtiğin yollar.
Peşinden gelecek ayak sesim.
Sarıp vücudunu hayali kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
* * * * * *
Nefesimden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü.
Sen benden kaçsan da şehir şehir,
Yine bana kalacaksın son günü.
* * * * * *
Hırsım gibi sonsuz yaşasan sende,
Ben ölümle sırdaş olup beklerim.
Hırsıma toprağı rakip etsen de,
Mezarında bir taş olup beklerim..!
Necip Fazıl KISAKÜREK


Sedef 21 1 Mayıs 2007 16:47

HABERİN VAR MI

Sen öyle güzel ben böyle naçar

seni seviyorum haberin var mı

nasıl söylesem nasıl açıklasam

haykırsam, bağırsam, çağırsam

beylerbeyinde

çamlıca caddesinde

suyu akmayan çeşmenin

kuruyan sarnıcın

yaşlanmış çınarın altında

muntazam

bir rüzgâr

ve kamyonların gürültüsü altında

egzozları altında otobüslerin

insanların bakışları altında

tomurcuklanan güllerin boy atan çiçeklerin

zakkum ağacının akşam sefalarının

daha yeni yeni

tohumların topraktan başlarını uzattıkları

bu günde.



Seni seviyorum haberin var mı

ben ki naçar ben ki şair zanaatkâr

borsadan repodan faizden uzak biri

kalbim harbi bir aşkla çarpıyorken taksimdeyim

kendini kendine saklayan bir şairin yanındayım

benim değil etrafı duvarlarla çevrili köşkler

rıhtımları deniz kenarlarını geri alamıyorum

yani her şey tamam değil

çocukların keyiflerini kaçırtamıyor kimse

kimse rezil bir hayata teşne değil

kimse kaçamıyor günahlarından

duyuyor musun

zikrullah esenlikler sunuyor bize.



Ben sana sevgimi sen bana güllerini sun

ben böyle naçar sen öyle güzel.

Nurettin Durman


Misafir 1 Mayıs 2007 22:45

lla ki Sen…


Hayat dolanır eteklerime
Kaçırdığım zamana yanarım
Ağzımın tadıdır adın
Bu yüzdendir mavi bakar
Mavi kokarım


Tutuşur sözler dilinde
Tenimdeki pınarla sularım
Gözlerime renktir aşkın
Bu yüzdendir aşkla bakar
Aşkla coşarım


Ay söyler şarkımızı
Sancılansa da yıldızlar
Dünyama umuttur uzattığın el
Bu yüzdendir senle uyur
Senle uyanırım


Kalbine dolmasın hüzün
Keder kapını hiç çalmasın
Dilimin tuzudur adın
Bu yüzdendir senle akar
Senle dolarım

Mehtap


Misafir 1 Mayıs 2007 22:50

Bir gün ansızın geleceğim

Bir gün ansızın geleceğim
kızıla bürünmüşken yüreğin
yaban gülleri gibi kokacak sevdam


dudaklarım susuzluktan çatlak
dibi delik kırık testiden
bir damla su içeceğim
suya hasret
kuruyan dudakların feryadı
derinden bir ahhh

elimde sakladığım sıcaklığın terk edilecek avuclarına
ellerim üşüyecek titreyeceğim
şarkı sözlerinden uçuşan imgeler
kanayan yüreğe merhem
damla damla döküleceksin gözlerimden
berraklığın kapkara bir iz bırakacak ardında silinmeyen

ateş böcekleri
kırmızı bir lalenin gölgesinde sevişirken
kırmızı çilekler doğacak beyaz bir çiçekten
ansızın olacak gelişim be sevdalım
hissedeceksin taa uzaklardan


Kamuran GÜNDÜZALP


Mystic@L 2 Mayıs 2007 00:29

Yaşanmamış Hatıralar -I-

Yaşanmamış hatıralar bilirim
Büyülü sonbahar akşamlarında
Bulutlar üstünde su kenarında
Yalnız hayal edilen hatıralar
İşte; en ürpertici nağmelerle
Bizim şarkımızı söyliyen rüzgar
Sen dudağında gülümsemelerle
Ben gözyaşlarımla, bu alemdeyim
Fakat yine bizbize, başbaşayız
Duymasan düşünmesen de; unutma
Bir daha bu anı yaşıyamayız.

-II-

Görülmemiş manzaralar bilirim
Karda, kışta, belki de ilkbaharda
Hür denizlerde, kuytu ormanlarda
Sadece hissedilen manzaralar
Bak. Dinle, neler anlatıyor yağmur
Üşüyorum üşüyorum beni sar
Karanlık başladı, gitme ne olur
inan değişen manzaralar değil
Kilometreler ayıramadı bizi
Fakat bir gün gelir de birleştirir
Beyaz bir güvercin kanadı bizi

-III-

Söylenilmemiş mısralar bilirim
Hüzün dolu yağmurlu gecelerde
Alev çalgılarının sustuğu yerde
Yalnız, yalnız düşünülen mısralar
Bilinmeyen şeyler huzur içinde
Bilmenin bilinmez bir korkusu var
Bak bütün rüyalarım nur içinde
Çünkü, bugün havasını kokladığın
denizaşırı bir diyar bilirim
Ve o diyarda seninle beraber
Yaşanmamış hatıralar bilirim.
Ümit Yaşar Oğuzcan


arwen 2 Mayıs 2007 00:36

Ne kadar kırmışsın seven kalbimi
Asla düzelmiyor farkında mısın
İsteseydin verir idim canımı
Sana ah ettiğim şarkımda mısın

Aşkın şarkı olmuş düşmez dilimden
Kısmet değil bir şey gelmez elimden
Ayırdılar beni gonca gülümden
Bana uzak değil yakında mısın

Senin hayalinle yıllarım geçti
Mevla'm çile için benimi seçti
Başıma çekilmez dertleri açtı
Sana ah ettiğim şarkımda mısın

Senle beni ayıranlar gülmesin
Yaşamaktan bıksın ama ölmesin
Sensiz ne acılar çektim bilmesin
Bana uzak değil yakında mısın

Bıraktım her şeyi mazide kalsın
Ben murat almadım yad eller alsın
Artık benim değil elin yarisin
Sana ah ettiğim şarkımda mısın



seher atan


scanner_11 2 Mayıs 2007 07:20

Ah Agop Ah

Son şişeyi hakladık Agop
Mezemiz de tükendi böylece
Sustur artık
Deşmesin (aman'lı) şarkılar yüreğimizi
Bir of daha çekmeyin
Şu kavanoz dipli dünyaya

Ah Agop ah

Çekmesen dayanır mı yürek?
Çekmesen biter mi ömür be?
Bir kere düşmüsüz
Bir kere yanmışız Allah'ına kadar
Ne anlar halimizden süt kuzuları,
Ne anlar derdimizden beyefendiler
Sen hepsini sil defterinden
En kralına çizgiyi çek be Agop

Of Agop of

Masama onu getir, hasretim dinsin artık
Bu gece şöyle gönlümce yaşamalıyım
Keyfimce gülmeliyim, eğlenmeliyim
Anlıyorsun değil mi Agop?
Şarabım, rakım o benim
Onu görmeliyim
Onu yudum yudum içmeliyim bu akşam

Öyle ya Agop
Yok bende ondan başkası
Anlamam ben "yer bonjur" diyenlerden
Bozulurum - onluk, beşlik - gibi
Kibarlık yok kitabımda
Sosyete neyime benim
Ah be Agop - Ah be
Yetmez mi?
Allah'ına kurban
Allah'ına kurban
Allah'ını seveyim demek be?

Oy dibi delik dünya oy
Nasıl da harcıyoruz gençliğimizi?
Nasıl da can çekişiyor umutlarımız?
Oyuncağın mıyız?
Kurbanın mıyız?
Yok Agop yok
Dinlemem ne dünya, ne kader
Dinlemem ne dert, ne keder
Okurum bildiğimi
Bilirim ettiğimi
Of da çekerim, ah da çekerim, vah da çekerim
Ama yine de boyun bükmem
Halime şükreder
Günümü gün ederim Agop
Günümü gün ederim.




nünü 2 Mayıs 2007 11:34

Adını Sen Koydum
sisli dağların gölgelediği yüreğime
adın kırmızı karanfillerle yazıldı
gözlerinin rengi yeşile karıştı
ve yılın ilk ayı ile birlikte
bir yürek açtı
yağan yağmurlar şahit oldu
karlar hüznünden eridi
iliklerime işleyen soğuğun
titrekliğini duydum
o an
saçıma düşen bir yağmur damlası
yanağıma bir buse kondurdu
adını sen koydum
kar altında üşüyen
sıcağa yangın toprağın sesini
elimle kopardığım gülün sızlanışını
ruhumda duydum
o an
dudaklarıma bir dua düştü
adını sen koydum


scanner_11 2 Mayıs 2007 11:35

BEN SENİ ASLA

Sen hayatımın en vazgeçilmez aşkı
Sen uğrunda en çıldırdığım esmer
Sen yolunda savaşlar verdiğim sevdam
Sen uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Sen beklediğim
Sen özlediğim
Sen gizlediğim...

Güneş doğmayı unutabilir
Sabah olmayı
Yağmur yapmayı
Ama ben seni asla...

Çiçekler açmayı unutabilir
Kuşlar uçmayı
Baharlar gelmeyi
Ama ben seni asla...

Ne zaman bir şiir okunsa aklımdasın
Ne zaman bir telefon çalsa karşımdasın
Sen tanrımın en güzel armağanı
Sen hayatımın en gerçek yalanı
Sen bütün huylarımı ezbere bilen
Sen gözyaşlarımı en iyi silen
Sen dünyanın en güzel kadını

Sen yemeğimin tuzu
Yüreğimin buzu
Anasının en güzel kızı
Sen kalbimde en tatlı sızı
Sen bütün varlığımın en sevimli hırsızı
Sen sevdikçe sevilesi
Övdükçe övülesi
Öptükçe öpülesi aşkım...

Sen beni yokluğuyla delirten
varlığıyla yolumu yolundan çeviren
Sevdasıyla beni bir dağ gibi deviren kadın
Bundan böyle senden sorulsun günahlarım
Sende bütün sorularım
Sende bütün cevaplarım
Adam olmuşsam senden
Katil olursam senden
Ben çoktan vazgeçtim kendimden
Ama senden
Asla kadınım
ASLA! ...

AHMET SELÇUK İLKAN


nünü 2 Mayıs 2007 12:03

GECE...

 [/I]</SPAN>


karanlığın eli dokununca yüreğime yalnızlığım aklıma gelir,kederlenirim..gönül boşluğu buğulandırır gözlerimi,gün hiç doğmayacakmış gibi hissederim...sevgi susuzluğumda,sevmek-sevilmek özleminde yorgun düşerim..ellerim hasret aşkın avuçlarına..”seni seviyorum,tek aşkım” sözlerine açlık duyarım,sanki hiç doymayacak gibi! vuslat-ı beklemekten bezgin düştü umutlarım..gecenin siyahı saklar sessiz haykırışlarımı!

şu gökyüzü,şu ay ışığı ve yıldızlar,bestelenen sevda şarkımı dinlemekten usanmadılar! bulutlar çarpışır şaşkınlıkla,ağlar bazen gökyüzü dudağımdan dökülen nağmelere! bazen samanyolu renklerini verir,mutlu etmek istercesine..

gecenin sessizliği dokununca yüreğime,yarışır göz yaşlarım YAĞMURLA delicesine!


Guest_ASU 2 Mayıs 2007 12:39

Kayıp Bir Aşk

yükseklerde yaşanmış hep aşklar,
mevsimlere hiç aldırış etmeden,
gökyüzünün maviliğini çalmışlar,
yemyeşil yaprakları soldurmuşlar,
martıların çığlığında sessizliğe bürünmüş şehir...

hatıraların gölgesi kaplarken asfaltları,
bir misinaya takılı kalmış hayaller,
balıklar ürkek ve tedirgin,
kulaktan kulağa yayılıyordu ayrılık sesleri,
dalgalar çıldırmış ve hırçın,köpük köpük...

ellerim buz kesmişken ayaz gecelerde,
yelkovan saatleri çalmışken saniyelerden
gözyaşları yalan olmuş bir geceliğine,
unutur ve unuturum sandığım,
kayıp bir aşkın izleri var yüreğimde silinmeyen...

alıntı...


Mystic@L 2 Mayıs 2007 13:27

Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım **** zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım **** zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel,
Ay karanlık...

Ahmed Arif


scanner_11 2 Mayıs 2007 13:55

Küfrüm Edebimi Aştı Bu Gece
Sen benim gözümde bir hiçsin artık,
Nefretim aşkımı aştı bu gece
Bugün ki sözlerin söz müydü artık
Son sözün sabrımı aştı bu gece

Kolayca bitsin bu diyemedin de
Salladın savurdun basiretsizce
Hiç mi ders almadın onca gezdik de
Yağmurun rahmeti aştı bu gece

Yürümeyen neydi,ilişkimiz mi?
Günüm sensiz bomboş deyişimiz mi?
Sensiz yaşayamam çelişkimiz mi?
Yalanın doğrunu aştı bu gece

Evlenmek hayali kapımda idi
Giriş kat evimin boyası yeni
Mobilyan,takımın, alınmış idi
Vuslatım tadını aştı bu gece

Yemedim yedirdim ne varsa sana
Üç kuruşum olsa verirdim daha
Memurdum yoksuldum hatırlasana
Hafızam haddini aştı bu gece

Ayakların donmuş,üşümüştün de
Gece yatamamış üzülmüştüm de
Bir ay oruç tutup yememiştim de
O çizmen boyunu aştı bu gece

Yapılan söylenmez, gelmezmiş dile
Allahtan beklenir kul bilmese de
Kızgınlığım buna, sebep ise de
Sabrım miadını aştı bu gece

Onca gez toz benle,seviyorum de
Sonra git nişanlan bir de ona de
Şerefsizlik değil, nedir bu söyle
Küfrüm edebimi aştı bu gece

Sana son bir sözüm, nasihatım var
Aldığım ahlakla bir terbiyem var
Senin doğuran ana deyip geçmek var
Saygım adabımı tuttu bu gece
Gönlümün romanı bitti bu gece
Hangisine yansam şimdi gün gece
Ömrümden beş yıl gitti bu gece
Bedirhan Gökçe


Misafir 2 Mayıs 2007 14:05

31 Mart Vakâsı



/ kaç umuda yurt oldu sendeki bu mânâ



şavkıyla ateşi sûr eden misafir
beş köşeli şiirdir gelişine ikram
demirledim selamı ayın serkeş kumuna
dök denizi genzime
göğe erdi dip / boğulmam



mektep yolunda sepken
meşki aşk olanın gönlünde erir yalan
gördüm günü ayın hülyâ suyunda
dök içini içime
dile geldi mür / uyan



gecenin seyrinde terli rüya
öncesi karadır sevdanın
sonrası sepya



Ferhat Gülsün


nünü 2 Mayıs 2007 15:37

Bitanem

Dalga ile kıyının aşkını bilir misin?
Öncesinden başlayıp, sonsuza giden dalga,
Hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya.
Dalga seven, kıyı sevilendir.
Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga
Ve döner hep geriye
Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya
Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca
İşte, ben de seni böyle severim bitanem.


Bitanem,
Bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini?
Bilirler görünmeyeceklerini...
Sevilmeyeceklerini...
Koklanmayacaklarını...
Okşanmayacaklarını...
Ama inatla açarlar aşkla, sevgiyle, özlemle.
Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını
İşte, ben de seni böyle beklerim bitanem



Bitanem,
Ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin?
Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için
Öyle zorludur ki ayrılmaları
Verir meyvesini ağaç
Meyve tohum olur, tohum kök olur
Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden
İşte ben de böyle bitanem;


YOK OLMAYI GÖZE ALDIM
TEKRAR SENDE DOĞMAK İÇİN...


Sedef 21 2 Mayıs 2007 15:39

...SEN BİLİRMİSİN...

Sen uykusuzluk nedir?
Bilirmisin tırnaklarınla yastığı parçaladığın oldumu hiç?
Gözlerini tavana dikip düşündüğün oldu mu bütün gece.
Aramayınca sormayınca ölesiye ağladın mı?
Sen yanlızlık nedir bilirmisin?
Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı yüreğine?
İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı ?
Bütün gururunu çiğneyip sevgilinle geçtiğiniz yollarda göz yaşı döktün mü?
Sen aşk nedir bilir?
Yanan başını duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden?
Sen,sen hergün bir defa yaşayıp bin defa öldün mü?
Ben ağlıyorsam ayıpla beni birgün kendimi sonsuzluğun koynuna bırakırsan yaralı ve yenik bir aşık gibi
Unutma sevgilim her seven bir kahramandır unutma ki ama asla unutma ki bu sözleri
İNSAN SEVEBİLDİĞİ KADAR İNSANDIR

burcu ates


Misafir 2 Mayıs 2007 17:00

BU VATAN KİMİN

Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.

Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır.

Ardına bakmadan yollara düşen
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.

İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir.

Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir.

Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil
Topun namlusundan görenlerindir ...

Orhan Şaik GÖKYAY



Misafir 2 Mayıs 2007 20:47

Ellerimde yağmur okunuşlu sonbahar yazgısı
Gözlerimde kırılgan hayaller
Ve mısra mısra ihanet
Ve satır sonlarında kafiyelere bürünmüş hüzün…
El salla sensizliğime
Yine gidiyorsun iki gözüm..!

Bilmem kaçıncı kayboluşun seherinde
Unutulmaya yollarken kendimi
Sen aklıma çakılan bir kırık cam buğusu
Bir demli çay tiryakiliğisin dudaklarımda
Ahh Esvâra!
Uykularım kaçaklık ezgisi
Düşlerimde kıyamet hükmü gülüşün
Suskun şehirler avaz bir ayazda
Her yanda boynu bükük
Sesi yanık türkü kokusu
Bir asansör kabini kadar dolu içim
Bir o kadar boşlukta düşlerim
Pencere önlerinde tükettiğim akşamlar
Ve sesimde tutuşan eylül şarkıları
Bağrımda postal izi ihtilaller
Kan süzgeci, işkence sabahları
Ve kaçak bir aşk militanı kendi çıkmazında
Sonu yok Esvâra
Sonu yok bu yolun..!

Ektiğim gelincikler açmış darağaçlarında
Her infaz bir düğün
Her asılışta kan damıtır yaprakları
Ve bilir misin(?) yakmıyor beni;
Ne senin kadar gelincik tarlası,kan kızılı
Ne de ciğerlerime süzülen sarı tütün acısı…
Şimdi ben ayyaş adımlarla koşarken yılları
Geride bıraktığım senlerce anının
Salya sümük yaşam artıklarının
Ve üşümüş duvarların ağırlığınca
Yokluğuna yangın susuşlardayım..
Karadeniz isyan seslerinden dalgalı
Yüzünde bin yıllık sevdasının izleri
Her damla bir zincir
Her dalga bir çığlık gözlerinde
Yakamozlu suretinde ayrılık çizgileri
Zindansı bir öykü çocukların dilinde
Yusuf kavlince,
İbrahim’in bedeninde
Gayya kuyularda ateşe verilmiş
Dilek ağacı kanayışı
Çaputları kızıl isyan bayrağı
Oysa ateşlenmeden fitili unutulmanın
Avuçlarında karanfillerle çıkıp gelecektin
Her gidişin bir dönüşü var demiştin
Her gidişin bir dönüşü…
Şimdi bir intiharın habercisi mi bu yılgın kuşlar
Bu martıların suskunluğu..?
Epeydir mavi kokmuyor deniz
Toprak tütmüyor eskisi gibi
Ve sözlerim yıllanmış acılar tilaveti
Ki kırılmasın diye şiirler
Her gece sarhoşluğumla boğarım sesimi…

Yasak zamanlardan geçtim
Dilimde eylül türküleri
Ve peşimde kendine yabancı bir geçmişle..
Okunmadan atılmış anlamsız bir mektup mahiyetinde
Ayaklar altında ezildi ömrüm
Ve hayatlar tanıdım bana çok benzeyen;
Hayatlar Esvâra
Doğumları kıyamet şöleni
Varlıkları kaybolmanın resmiyetine kayıt…
Akrebin kıskacındaki
Yelkovan savunmasızlığında
Ne kadar hızlı koştuysam zamanı
O kadar çok öldüm
Ve insanlar gördüm
Hiçliğin kalabalık meydanlarında
İnsanlıkları zaman aşımına uğramış
Solgun kent yüzlerinde
Mahzur bir çıban gibi sırıtkan;
Suretleri aynalarda ölüm çığırtkanlığı

Üstüne alınmasın kimse
Bitişim kendime
İçim kendimden sürgün benim
Dört yanım taş duvar
Dört yanım çöl susamışlığı
Güzde titreyip düşen
O sarı yapraklar gibi hayat
Ve mutluluk
Kaf dağında bir eski masal şimdi
Ve ben sonrasızlığımın göçebe yürüyüşlerinde
Kambur öyküler anlatıyorum kendime
Yüklenip tüm aşk cinayetlerini,
Toprağın kokmazlığını ve ayazını yalnızlığın
Kırılgan çocuk tebessümlerinde
Somurtkan bir fotoğraf kalıyorum…

Hala yatağımın altında bir tutam zemheri
Sen gizli bir gün-âhsın avuçlarımda
İçim bozkır ayazı,poyraz
İhtiyar bir Sahra sürgünlüğü yüreğim
Bir yanı Kays deliliği
Ve iliklerimde dolanır Leylâlığın
Çöl rüzgârlarında kum misâli…
İhanet kulaklarımda uğultulu seranat
Damarlarımda kehribar sarısı hüzün
Aşina bir terkedilişin öyküsü yankılanan
Tren garlarının üryan çığlıklarında
Onun yasıdır düş ülkelerinde yitikliğim
Meczupluğum aşk dili yakarışlarda
Firari sevişler yorgunu
Gökyüzünde solgun gül sevdalısı çocukluğum
Ve sızılar giyinmiş yüzüm
Gözlerimde kan yumağı cümleler
Hüzün işlemeli gergeflerde
Telef olmuş harf yığınları
Toplasan “hayat” olur adı
Ki çokça acıya dipnot düşülmüş adım
Okundukça kanarım…

Bir nihavent şarkıdır yalnızlık
İntihara meyilli dudaklarımda
Dilim suskunluğa salıncak
Her kelâm içimde infilak bir öykü
Kara geceler lâl masallarda rivayet okunur
Ve aşk Esvâra..!
Aşk, bir var-mış bir yok-muş bilmecesi
Cevabı gözlerinde bir deli kahverengi
Velhâsılı kelâm
Seninle anladım aşktan ziyâde kendi ötekiliğimi
Sonrası cinayet kavli

Elimde tüketemediğim hüzünler
Yeryüzü cehennemî bir yangın
Gökyüzü uçukluğumun mabedi
Ve ikindi rüzgârlarının kanat çırpışında
Mavi deniz özlemi yokluğun…
Şiirlerle savruluyorum geceye
Gözlerim bunca yorgunlukken
Ve ömrüm kül olmuşken avuçlarında
Söylesene yâr..!
Yangınıma niye bu rüzgâr…?


uçukmavi



SHADOW77 2 Mayıs 2007 20:56

~BÜYÜCÜ~
Şeytan dağında bir mağarada,
Duydum bir büyücü kadın varmış.
Aşka inanmayan taş kalplileri,
Büyülerle kara sevdalı yaparmış.
Yüreğimde yenilginin acısıyla,
Yol aldım şeytan dağına.
Az gittim,uz gittim derken
Bir akşam vardım büyücünün mağarasına.
Dedim,bir halden bilmeze düştüm,
Al bütün varımı,yoğumu..
Bir büyü yap da anlasın,
Sevdanın ne yaman şey olduğunu.
İki yürek yaptı taştan
Koydu bir bulanık suya.
Üç gün,üç ay,üç yıl sonra gel diye seslendi kuyuya.
Üç gün,üç ay,üç yıl bekledim.
Bir kuşluk vakti çaldı kapım.
O deli dolu,kendini beğenmiş kız,
Ne hallere gelmişti,Allah'ım.
Kara gözlerinde şimdi,
Kara gecelerin sızısı vardı.
Ağladı,sızladı,kapandı ayaklarıma.
Sev beni,sev diye yalvardı.
Git dedim,istemiyorum artık.
Biraz da sen öğren ağlamasını.
Yalnızlığın kahreden acısını..


İnanmayın dostlarım,inanmayın..Ne büyücü var ortada,ne de büyü.
Yıllardır kendimi avutmak için,uydurdum bu yalan öyküyü...:(
Kürşad AŞIKLI


Misafir 2 Mayıs 2007 22:20

YAK BİR SİGARA

Malta kahvesinde akşam oldu
İstanbul koktu çay, simit, mor menekşe
Yaksana bir sigara, aşksızlık öldürür adamı
Yaz nedir ki yoksa, yaralı bir aşk belki
Salınarak yürüyen öfkeli bir karanfil
Sevda belki yeşeren saksıdaki
Sokaklar gül yası, çocuklar ağlamaklı
Bir yağmur yağsa dağılır elbet bu sıkıntı
İşçi kahvesinde rüzgârsız akşam oldu

Yaksana bir sigara, işsizlik öldürür adamı
Çocuklar çiçekler vapur saatleri
Ayın kandili güzelim kardeşim
Ekmeğin buğusu suyun öyküsü
Aşka benziyordu aşka benziyordu

İşsiz umarsız birine akşam oldu
Aşklar bitti atlar denize indi
Deniz ki açıldık ay saatleriydi
Paylaşmak için balıkçıların mutsuzluğunu
Yaksana bir sigara, düzelirse aşkla düzelir dünya

Yalnız aşkla, paylaşılınca güzel olan

Ahmet ADA


kambis 2 Mayıs 2007 22:34

Delil Yok
*
örselemeden panjurları
nemli burun deliklerimle kokluyorum
hiç bir iz bulamadım gidişine
sen gideli her şey yerli yerinde
yemek yediğin tabak
yerlere serilmiş güneş ışıkları
gömüp saklamaya çalıştığım duvardaki çatlak
yüzümdeki hüzün
eğri duran takvim
kadir kıymet bilmeyen gidişinin pıhtısı
odadaki düetsel replikler
meyve vermeye küs nar ağacımın dalları
hercai menekşenin kırıklığı
tek ayağı tökezleyen masama düşmüş ekmek kırıntıları
sesleri uzaktan gelen çocuk ıslıkları
penceremde menderesler çizerek akan buğu damlası
neme sürülmüş banyomun duvarı
her yerde delil arıyorum gidişine
*
bir sigara fırladı cebimden
dudaklarımın kenarına oturdu
tavana asıldı gözlerim
sen gideli olay yerini inceliyorum
gidişine delil bulamadım
*
Serdar San - İzmir , 11.03.2006


NiliM 2 Mayıs 2007 22:42

SUSTUM


sevdandan kalan kırıntıları topladım yine
yüreğinin mahzeninde aşk dedim, dilendim
sebep olup kanımı akıtırken
kalbimde kırdığın hançer ( * )
bakışına su
bir tebessümüne aş dedim
her gün içime attım sevdanı
sustum...


''zaman her şeyin ilacı'' derken dostlarım
zehir oldu ömrüme sensiz geçen her an
nefes almaya çalıştıkça gözlerim
hayalinin enkazı yıkıldı kirpiklerime...


yüzüm soldu...
gülmüyor artık İstanbul''a
Kadıköy''e küsüm...
Eminönü''nde hüzün...
Pierre loti''de matemin var


senden ayrıldıktan sonra ben
can evimden vuruldum
sağ yanımda kadehler
sol elimde can dostum
ardından deli düştüm
ben her akşam resminle konuştum
ağladı evimin duvarları
uğultusuyla seni sordu rüzgar
sustum...


gecelerine ortak oldum İstanbul''un
ardından feryatlar etti cam kırığı gözlerim ;
''dönüşü yok gittiğin yolun,
bu gidişin mutluluğun sonu/dur
dur...''
dedim,
dur...
sustum...


yokluğunun ilk günü
oturup Balat''ta sedasızca öldüm
karşı köşede hüznüm dirildi
kalkıp yürürken uzaklara hayalin
içimden ;
''gitme.!''
diye bağırdım
sustum...


Gökhan CENGİZ



Saat: 20:25

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık