![]() |
ADRESSİZ DUYGULARA ADANMIŞ DİZELER Sen okyanus oldun; Ben nehir oldum, kavuşmak için sana, çakıl taşları takıldı ayaklarıma. Sen yakamoz oldun; Ben yıkanan deniz kızı oldum, yakamoz aydınlığında... Sen bulut oldun; Ben damla oldum her seferinde buharlaşıp, döndüm tekrar sana. Sen ağaç oldun; Ben yaprak oldum, salındım rüzgarlarla, ayaz geceler şahit gözyaşlarıma... Sen toprak oldun; Ben tohum oldum serildim toprağa, güneş kavurdu kavurdukça. Sen sarp kayalık oldun; Ben nergis oldum, kokum dağ boylarında... Sen Zeus oldun; Ben Prometheus olamadım oysa... Yüreğim kadar yakın, düşlerim kadar uzak olan sevgiliye; Uçsuz bucaksız evrende bir yerlerde varsın biliyorum Bir gün ellerim dokunacak yüreğim kafesinden çıkarak karışacak çağlayanlara Biliyorum sen ve ben aynı düşün içindeyiz. Sen beni ben seni arıyoruz. Kelebeklere baktığında senin de gözlerin doluyor düşündükçe, güzelliklerini ve kısacık ömürlerini Dün gece yine aynı düşü paylaştık atlayıp bir gemiye dünyayı dolaştık sevgili yunusların çığlıklarıydı şarkımız ve yıldızlar ve ay parlıyordu üzerimizde sen iç çekiyordun sevgili çünkü bu düşün sonunda yine aynı dünyada düşlerin kadar uzak yüreğin kadar yakın olacaktım ben de acı çekiyorum sevgili Yaşadıkça bu acıyı seni daha çok seviyorum Biliyorum bir gün düşlerim kadar uzak yüreğim kadar yakın olmayacaksın. Yüreğimde ve elimi uzattığımda Dokunabileceğim kadar yakınımda olacaksın. ansızın çıkacaksın düşlerden kapkara gözlerin bir ışık olup sızacak geceme gecem yıldız olacak gökyüzüne okyanuslardan dağlardan gelen rüzgar, al beni götür o uzak diyarlara. kaldırmıyor yüreğim bu ağırlığı; kalbim, ellerim, kanıyor. kalbim ellerimde ellerim ise üşümekte. dinle rüzgarın şarkısını ağıtlar yakar gibi sevdaya ve yalnızlığa tanrım kelimelerim ne kadar da çaresiz nasıl da sessiz boğazım düğümleniyor sonra; gözlerim nehir oluyor, bulut oluyor, ve sonra uzun bir yolculuğa çıkıyor düşüncelerim parçalara ayrılıyorum her parçam ayrı bir ülkede sonra birden o ruhumu alıp götüren müziğin sesi ay ışığında dans ediyorum yıldızlarla... yakamozlar yanıyor dalgalar vurdukça gece alıyor beni kayboluyorum gölgeler korkutuyor beni ve infaz ediyorum düşlerimi |
Bir Gün Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa Bil ki seni düşünüyorum Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, acil Örtün karanlıkları masmavi denizlerde Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde Bil ki seni bekliyorum Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar Bil ki seni istiyorum Gecelerden bir gece uyanırsan apansız Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız Ve bir gün kabrimde bir kara gül biterse Bil ki seni seviyorum Ümit Yaşar Oğuzcan |
Eller Ne Bilir Ki Senin Kıymetini Gözlerin gelir aklıma,aklım gözlerindeyken, güllerden daha güzeldi teninin kokusu, koklamaya doyamazdı her bir hücrem, saçların, tel tel saçların dolanırdı ellerime, saçının bir tek teline zarar gelmesinden korkardım... rüzgar eserdi deli deli poyrazdan lodosa, keşişlemem şaşardı,aklım kaçardı, sen rüzgarın kızı savurma kendini hoyrat ellere, eller ne bilir ki senin kıymetini.... alıntı... |
HERKEZ GİBİ Gönlümle başbaşa düşündüm demin, Artık bir sihirsiz nefes gibisin. Şimdi ta içinde bomboş kalbimin Akisleri sönen bir ses gibisin Maziye karışıp sevda yeminim, Bir anda unuttum seni eminim, Kalbimde kalbine yok bile kinim, Bence artık sende herkes gibisin. Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor, Onlardan kalbime sevda geçmiyor, Ben yordum kalbimi birazda sen yor, Çünkü bence şimdi herkes gibisin. Yolunu beklerken daha dün gece, Kaçıyorum şimdi senden gizlice, Kalbime baktımda işte iyice, Anladım ki sende herkes gibisin. Büsbütün unuttum seni eminim, Maziye karıştı şimdi yeminim, Kalbimde senin için yok bile kinim, Bence sende şimdi herkes gibisin. Nazım Hikmet RAN |
GİTMEK İSTİYORDUN Gitmek istiyordun, hadi git bir daha bakma geri beni unut beni unut ki devleşsin aşkım karşıma çıkma bir daha ne olur dayanmaz kalbim buna katlanamaz tekrar sana bakmaya gözlerim bakmasın gözlerine unutamayacağım bir an daha yaşatma bana anıları tekrar yaşatma bana kaldırmaz yüreğim bir aşk çarpıntısını daha bir daha akmasın gözyaşım gerçek acılara saklasın kendini biraz da biraz da dünya ağlasın bana yeter benim ağladığım hadi durma git artık git ama şunu bil ki bir daha sevmeyeceğim bir başkasını seni sevdiğim gibi ama bir daha bir başkası da kanatamayacak kalbimi senin gibi git ama şunu bil ki unutmayacağım seni sen beni unuttukça ben daha iyi hatırlayacağım seni sen mutlu oldukça daha çok hüzün basacak beni olmayacaktı biliyordum zaten sevemeyecektin beni ben ona üzülüyordum be güzelim sana değil kaderimeydi isyanım sana değil hadi durma git git ama bil ki senin için çarpacak bu çılgın yürek yaşadıkça Muhammed Sarıkaya |
SENİ ARIYORUM... Anlaşılmaz anlarda Uçsuz bucaksız gibi Kör olduğum karanlığın Soğuk bir öpücükle Gururuma dokunduğunda Ve bomboş odalarda Yok olan bir ütopya gibi Beynime vuran gerçeğin Yaşattığı zelzelenin En alt katında Ve tıpki Kaybolmuş sokaklarda Gıldırtan bir uğultu gibi Sağır olduğum sessizliğin Çekip gitmişliğin En son kapısında SENİ ARIYORUM... Mediha ÖZER | |
Dünya arsızın,meydan yüzsüzün Servet hırsızın,hüküm soysuzun olunca Bebelere kurşun sıkmak mübah sayılır. Utanç duvarının adı değişir savunma olur Mazlum Çeçen haritadan silinir unutulur Gündeme getirmek haber yapmak günah sayılır Carpık düzenle,yamuk sistemle Rütbeli moda olur işkence Demokrasi adı verilince Cifte standart'a ikilem'e Zulumler refah sayılır İşgal demokrasi özgürlük donuna gireli Cüceler fil oldu yedibaşlı yedi memeli Nutku tutuldu İnsanlığın mazlumların vebali insanlığın yüz karası savaşlar itibar görür başımıza ilah sayılır Aşık Çağlari 31 05 2004 |
öyle yalnızlıklar gördümki senden önce hiç biri yaşatmadı böyle kendini acıtmadı gecelerce ağlatmadı ve ben böyle ıssızlığın çığlıklarını hç duymadım her sesi sana yordum her rengi sende buldum seni aradım duyduğum sesle avundum ama yıne yoktun ve sabahlar. gecenın teslimiydi belkide acısıydı tum tesellilerin belkide hesabıydı geçmiş koca ömrün rengim siyahtı hayat ise senin ödülün aklımdaydın yıne o sokaklarda gezerken evet belkıde sarhoş oldum gecelerce bir su damlası gibi koca denizlerde ya da bir kum tanesi yalnız kumsallarda dilimin ucunda hep sen ama yaşadığım hayalin sevda kocaman bir yalan dillere düşen bir ateş belkide yüreğimi koydum sana ben tüm benliğimle derinden öyle yırtarak öyle sırılsıklam çığlık çığlığa aşık oldum sana ben hayatımı sana verdim öylesine değil erkekçe doğmamış çocuğumuzun adını koyduk her yağmurda onu andık senınle sen sen öylece yatardın omuzuma tüm dünyaya küser ikimizde belki ölürdük o anda ama sen unuttun şimdi beni verdiğin sözleri,ne o yoksa ağladınmı ağlama ben sana hala vurgun hala aşık hala sana ait ve verdiğim sözdeyim hayata dair ölmicem ayrılmıcam hayattan sana söz verdim ama sorma sakın aslında o an öldüm o son bakışınla vurdun beni hayata bağlayan her şeyi kopardın mezarıma bakıyorum son kurşun silahımda boynumda vebalim göz yaşlarım hala yanaklarımda dönmezsin bilirim bedenin ağır kalır yaşamda belkide gitmeliyim şimdi bir daha dönmemek üzere tutamadığım sözümle bulamadığım kendimle ağlamadan yine erkekçe ölüyorum zaten ölü olan ruhum bedenimide çekiyor içine sus sakın ağlama çünki ben yine sana aşık yine sana vurgun yine seninim |
Acının omuzlanışı Kadını bir gürültüye sapladılar. Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar bombalar, bö sesleri, savaş alaborası" Yaşamak bir tıkırtıydı aldırmadılar. Çocukların düşlerinde bir Markut bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün Markuuuut Torbanı sarkıt. Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık öbür ucunda o kambersiz geçen düğün. Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler Markuuuu! Torbanı sarkıt. Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların. Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının? Gömleğimi zorlayan kuş sesleri İsmet Özel |
Dede dağı ile vermenin arası, Morcalı Köyünün yegane merası.. Medeniyet diyarı gönlümün aynası, Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm... İki mescidi vardır birde camisi, İlkokulu,hanı,odası meclisi.. Dilde destan gözün suyu çeşmesi, Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm... Fukara gönlümün sılai sevdası, Bir yanda boyalığı ve mandırası.. Görmeye değer ilginçtir manzarası, Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm... Yaslanmış yatar iki yamaçta Köyüm! Özlemi var şu gönlümde düğüm,düğüm.. Kınalı kekliğim,ah güzel hüyüğüm, Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm... Aşık Çağları (Muammer Çalar) |
NEVİN siliyor yine masayı Nevin eğilmiş... güneş vuruyor eteğine başka bir âlem yansıyor ardına... Nevin : hizmetçisi hizmete muhtaç evin güzel kız, alımlı bacaklarını görmen lazım gözlerine bakma sen, hafif şehlâ ama fettan... Muharrem : bakkalın çırağı, yakışıklı *** Nevin'e askıntı habire süt taşıyor eve bebek besliyor sanki - iç Nevin iç, iç... tüm enerjisini silerken harcamıyor tabi geceleri beslemediği kedinin ; tıkırtıları geliyor oda/dan... konuşma öğretiyor kediye önce iki harf ; '' ah '' sonra bir harf daha ; '' o... '' hafif kırık bir tip Nevin dilinde hep aynı şarkı '' bir kereden hiç bişey olmaz '' - daha bişey olmadı ki Nevin... güneş vuruyor yine akşamdan kalma garip gölgesi yansıyor kapıya... banyoda boşaltıyor ruhunu... boşalıyor tüm kirinden işte... tertemiz oldu Nevin kire hazır ve nazır artık... Gökhan CENGİZ |
merhaba.ben korkmaz. şiirimi beğenip sayfanıza eklemeniz beni mutlu etti.teşekkür etmek istedim.dilerseniz,seslendirilmiş iiirlerimede ulaşabilirsiniz. Korkmaz Bıçkın ın yazdığı,Kayıp şairin seslendirdiği ve murat göğebakan,Hatice,çılgın sedat,Nuray hafiftaşın şiir aralarında şan okuduğu piyasada olmayan linkler ! ayrıca http://www.siirdefteri.com/index.php?sayfa=sair&sair_id=12482&sair=Korkmaz%20Bıçkın adresinden korkmaz bıçkının diğer şiirlerinede ulaşabilirsiniz 1- http://dosyam.net/?id=i29exk ( Ölmüme Tek taşayım ) 2- http://dosyam.net/?id=od0gek ( Umutsuz Bekleyiş) Şan,Murat Göğebakan 3- http://dosyam.net/?id=qsb6ly ( Bittim ) Şan Hatice 4- http://dosyam.net/?id=27ju2p ( Mapus sevdam ) 5- http://dosyam.net/?id=cxn34n ( Çocuklarımız ) Şan Çılgın sedat 6- http://dosyam.net/?id=wdiucp ( Şehit Vasiyeti) Nuray hafiftaş 7- http://dosyam.net/?id=d82tq2 (Gün Batışlım) 8- http://dosyam.net/?id=nl1j1o ( Bırak Hayalim sevsin) 9- http://dosyam.net/?id=fu2xv1 ( Ey sevdiğim ) |
Aşk nedir diye sordular bana, hiç düşünmeden koydum ismini yerine, yazıp yüreğimin elleriyle.. Senli anlamlar yükledim sevda şarkılarının her sözcüğüne, her hecesine. Haykırışlara dönüştüler, içimde bir yerlerde.. Sırılsıklam bir özlemdi, Gözlerimden akan.. Damla damla bir ümitle, İçimde oyalanan... Dokunmanın coşkusuyla, Taştı boşaldı birden.. Saklanamaz bir çağlayışla, Kurtuldu esaretten... Umutlarım terketmişlerdi beni çoktan oysa. Mutululuklarsa uzaktılar bana, bir o kadar da ulaşılmaz. Yalnızlık bir yağmur misali yağıyordu ruhuma hiç durmaksızın. Zincirleyip yüreğimi, hapsetmiştim ben de ıssızlığıma kendimi. Ta ki ellerin dokununcaya kadar ellerime.. Atıp yüreğimdeki zinciri bir kenara, açtım bütün kapılarımı sana.. Susturup aklımdan geçen bütün düşünceleri, kulak verdim içimdeki çığlıklara.. Evet, sendin beklenen, Evet, sendin istenen, Eksikliği gözlenen, Yokluğunda özlenen... Bir yanım hep eksik, hep yarımdı yokluğunda. Neyi özlediğimi, neyi beklediğimi bile bilmiyordum. Neyi aradığımı, neyi istediğimi bile fark etmiyordum. Yollarım vardı benim.. Önümü görmeden, bilmeden nereye varacağını, gittiğim. Bazen hızla koştuğum, bazen yavaş adımlarla yürüdüğüm. Yolların sonu karanlıktı, sen çıkmadan önce yollarıma. Asabiydim ondandı, Hep mutsuzdum ondandı, Yıllar yılı saklandım, Gözyaşıyla kutlandım... Bulutların arkasına gizlenmiş güneş misali, korkuyordum sevdaya göstermekten kendimi. Bütün karanlıklarımı çıkarıp aydınlığa, güneşim olup doğdun dünyama. Susuz kalıp kururken ruhum bir toprak gibi, yağmurum oldun, yağdırdın sevdanı üzerime. Cümlelerimin gizli kalmış özneleri, "sen" li oldular, "biz"li oldular.. Umutsuzluklara ait tüm gözyaşlarımı silip, mutluluğa dair damlalar döktüm gözlerimden.. Gidişin de çok ani oldu ya, Gelişin gibi.. İşin doğrusu; Varlığına alışmaktan daha zor oldu, Yokluğuna alışmak. Alıştım mı bilmiyorum, Ama mecbur olduğumu biliyorum. Boşver... Coşkusuda çok güzeldi varlığının, Yokluğunun acısı da, hiç fena değil hani... Seni görmediğim zamanlarda, hani hiç dokunmadığım günlerde, hani bakışların değmediğinde bile gözlerime, bir an dahi düşünmedim çıkarıp atmayı içimden. Senli kelimelerim çığlığa dönüştüğünde, kaybolduğunda yokluğunun karanlığında, sen duymadığında bile vazgeçmedim sana seslenmekten. Düşlere, hayallere sarılıp, günlerce gecelerce avundum onlarla. Sensizlikte de sevmeyi öğrendim seni.. Hasretini de sevdim.. Seninle herşeyi sevdiğim gibi.. Varlığının heyecanı gibi sahip çıktım, benimsedim yokluğunun acılarına da.. Güldüreni de, ağlatanı da, sevinçler yaşatanı da, hüzünlere boğanı da.. Sana dair, sevdana dair ne varsa, benimdi onlar da... Soranlara neden böyleyim, Bilmediğimi söyledim. Yalandı bu, Sensizlikti keyifsizlik sebebim. Gelişinle eksik parçam bir anda tamamlandı.. Sende gördüm ya o an, Sevinçten nasılda ağlandı... Geldiğinde sona erdi tüm acıtanlar, tüm sancıtanlar. Çıplak yüreğinle basıp yüreğime, dindirdin yaralarımın kanayanlarını. Dünyama gelmeden önce kapalıydı gözlerim, açtım gözlerimi, uyandım sevdana. Hiç beklemediğim bir anda, hiç ummadığım bir zamanda tuttun yine ellerimden.. Çıkmazlara doğru giden adımlarımı, döndürüp geriye yürüdüm sana doğru gelen yollara.. Yarım kalmış bir hikayenin bilmediğim bir satırında bıraktığım sevdanı, alıp oradan devam ediyorum kelimelerime.. En güzel dünlerim, en inanılası düşlerimdin sen. Şimdi en yaşanılası bugünlerim, en umut dolu yarınlarımsın benim.. Evet, sendin beklenen, Evet, sendin istenen, Eksikliği gözlenen, Yokluğunda özlenen... Hep "Aşk" Olarak Kalacaksın Sen.. Yüreğimin Kalemiyle Yazılan, Her Satırımda... |
Ölesiye Seviyorum Bana gel Kendinle beraber Kalbini de getir Sonra umutlarını Sonra dualarını Ve hiç bitmeyen Ve hiç bitmeyecek olan Aşkını da beraberinde getir bana.. Maviyi sevdimse senden Dalmışsan hayale senden Senden hep kendimden geçmişliğim.. Şimdi hasretini kokluyorum Senin yerine, Seni öylesine değil Ölesiye seviyorum. Zafer Şık |
hüzün sabahı .... senin suçun yok dağlar kızı sadece bir muammadır adın direk iğneyle işlenmiş sızı ruhumda eksikliğin var kadın senin suçun yok dağlar kızı sen beni benden kopardın bir kısmım var, bir kısmım yar ve yarım sislere boğulmuş içimdeki boşluk dengeyi kuracak bir tılsım ararım yoksa süründürecek beni bu sarhoşluk bir kısmım var, bir kısmım yar ve yarım olmadım seninle, seninle son olmuştuk senin suçun yok ayDer kız derin suların dünü kararttı çehreni boyadığın altın yaldız sığ sularda günü sararttı senin suçun yok ayDer kız ve tanrı, kadını yarattı bahçem talan olmuş gülüm dolu vurgunu yavrusun yitirmiş kuş gibi ağlar şimdi dağlarda bahar, yağmur durgunu çiçeklerin hatrına yağar şimdi bahçem talan olmuş gülüm dolu vurgunu bir acının içinden doğar şimdi hapsolmuşum hesapsızlığına sevdamın bir çılgın küheylan koşturur içimde gem vurmak için boşa çırpınmayın bir anka, bir atmaca, hep başka biçimde hapsolmuşum hesapsızlığına sevdamın bedenim çarmıha çivili, düş üm niçinde kim yıkabilir ki taçsız kıralın tahtını gönlüm taht kurmuş sevda ülkesine çirkin de olsa çöplüğün saltanatını vermez arslanda gelse hiçbirisine kim yıkabilir ki taçsız kıralın tahtını ve gülüm; ölümden öte gelir kendisine umutla sarıldım sarı sevdalara ateşler üzerinde süren serüven pırangada vurulur mahkumlara cezasını çeker suçu işleyen umutla sarıldım sarı sevdalara aşk,mahkum ve pıranga değişmeyen bir ışık demeti saçlarında üslenmiş gözlerimde yanık izler bıraktı kim derdi bu adam senden ayrılacakmış yalancı düş lerin beynimi kararttıı bir ışık demeti saçlarında üslenmiş tüm renklerimi, rengiyle sararttı kuyruklu yıldız savurganlığında gece yıldıza çarpılmış ve sendelemiş gibiyim uykularıma saman yolu gelince yörüngesini kaybetmiş bir serseriyim kuyruklu yıldız savurganlığında gece saçlarına serilsin, yıldızları seyredeyim eline değdiğimde elin bir gül yaprağı solacakmış gibi kadife tenler umutsuz ruhun arzular toprağı mezarı bekler gibi ölmüş bedenler eline değdiğimde elin bir gül yaprağı avuç içlerinde ter, korkak kelebekler bilmem neden ufka dikilmiş gözlerin yarım kalmış bir şarkıyı mı söyler boğazında düğümleniyor değilmi sözlerin yoksa yüzüne kıyamayan bakışımı gözler bilmem neden ufka dikilmiş gözlerin hiç anlayamadığın aşkımı özler zambak duruşu beyaz yanakların güneşe vurulmuş tan gibi kızarır bilmem hangi isyandadır dudakların hangi umutsuz duayı mırıldanır zambak duruşu beyaz yanakların düş kadar yakın,dün gibi uzaktadır gözlerin rengini, deryaya verdi ürkek damlalar yanağında nehir rüzgar esmeyi saçlarından öğrendi ince topuklarında iz, hançerle bir ğözlerin rengini, deryaya verdi mahkum; sularda bir ışık gibi erir bir bilinmezlik sanki, sarar hep beni geçip giden günlerin hesabını sorar birgün bulacakmışım sanki, der gibi gölgesi yosun tutmuş hatıranı arar bir bilinmezlik sanki, sarar hep beni umuttan başlayıp mahşere koşar gözlerindeki yağmur damlaları imbik imbik akıtır içime acısın eritir yüreğimdeki yalçın kayaları ömrüme kurulmuş darağacısın gözlerindeki yağmur damlaları mahkuma tutulup, hükme ağlasın ah işte bilinmiyor timsah gözyaşları hedef benmiyim, yoksa kim bu ağlayan masum eğilip mahkum yalvarışları omzuma yaslanmış,arzularda boğulan ah işte bilinmiyor timsah gözyaşları sevgi tacirinin zincirinden akan kan gönüllere taht kurmuş züleyhamısın saltanata asılı kalmışsın,buklelerinden sonsuza kadar yaşamakmı maksadın bir deryasın, köpükler altında ezilen gönüllere taht kurmuş züleyhamısın in artık babil kulelerinden nerden öğrendin klopatra bakışları ruhun katerina, görüntün kadın hayatına amaç yaptın alkışları soysuzlukla anılır oldu adın nerden öğrendin klopatra bakışları keşke baharda doğan nergis olsaydın dönmez zamanlar içimde titrer avcıya tutulmuş ceylan yüreği hayallerim bir söz ile biter seni sevmiyormuşum cümleciği dönmez zamanlar içimde titrer sen bir hayalin yalan gerçeği bir ah ile yaşlanır zamanlar işte bak adın mazi oldu hasret ile devrilir dev gibi adamlar bir hüzün sabahı adınla doğdu bir ah ile yaşlanır zamanlar çıkmaz sokaktır varlığının sonu güller ve gönüller bir birine benzer kırılmayınca güzelliği hep daimdir baharla açar,kanı boğan renkler sonsuzluk, ressamın tualindedir güller ve gönüller birbirine benzer sevgisini herzaman cömertçe verir sevgi yeşerirse çorak gönüllerde güneş sevinir ay sevinir sevgiliye bir demet gül verilirse eller sevinir gül sevinir sevgi yeşerirse çorak gönüllerde karanlık sularda ay belirir ayDer ufka baktığında güneşle çizgi uzun uzun yol, uzun uzun yol olsun kulaklarında çınlayan şu yaman ezgi yağmur yağmur umut, bulutla dolsun ayDer ufka baktığında güneşle çizgi hayatında isyan,mezarında son bulsun illad |
*Unutursun Mihribanım* "Unutmak kolay mı?" deme, Unutursun Mihriban'ım Oğlun kızın olsun hele, Unutursun Mihriban'ım. Zaman erir kelep kelep. Meyve dalında kalmaz hep Unutturur bir çok sebep, Unutursun Mihriban'ım. yıllar sineye yaslanır; Hatıraların paslanır, Bu deli gölün uslanır Unutursun Mihriban'ım. Süt emerdin gündüz-gece, Unuttun ya, büyüyünce Ha işte tıpkı öylece Unutursun Mihriban'ım. Gün geçer, azalır sevgi; Değişir her şeyin rengi Bugün değil, yarın belki, Unutursun Mihriban'ım Düzen böyle bu gemide; Eskiler yiter yenide Beni değil, sen seni de Unutursun Mihriban'ım. Benide Unutursun... |
Bir Nefes Çek İçine Ayrılığı Kar, fırtına gözlerin Kır’a düştü söylediğim ilk sözün üstüne Perakende satıyorsun sen, ben mecburum Tebessümlerinle ömrüme Vakitsiz geliyor hasretin akla Akşamcının biri kör kütük sarhoş Her adım ayrı bir yük, her bekleyiş umut, eziyet Geçiyor zaman Düşsede ömrüne ak ve hasret Yılların usanmadan biriktirdiği an Zaman en vicdansız haliyle körüklemişti Gözlerin Ah, ah gözlerin Sözlerin tüketirken, bitirirken gülüşlerin, sensizlik eziyetti... Şimdi iki ara bir dere Sıvamadım hiç paçalarımı ben,bölük pörçükken sevda Bilirdim her gelişin yeni bir ayrılıktı Ten’ime –acıtır Mevsimler hediyen, öfkeye gebe zamanlar beklerdi,,, çaresizdim Kimlik bunalımında şimdi aldığım her nefes Hangisi senin için ciğerlerimi gasp etti Kaç kere zehirledin, çekerken içime seni Kimlere kustum, ölüm düşünmemiştim –ölürken ağaçlar yapraksız Adını koyamazken senin... M.K. Vers |
Af Akşamı Af buyruğuyla açılmıştı hapishane kapısı Taşıyordu koca burunlar tıraşlı enseler kara çeneler Dizleri eğri omuzları çarpılmış sırtlar çıkık dökülüyordu Vakitlere kapanmış büyük karanlıklardan Taşıyordu vay dökülüyordu vay Yırtık pis bitli çirkin Sokağı dolduruyordu terli can uğultusu Geçiriyordu avucunu şaşkınlıkla saçından saçından 9 yıl yatmış Kolunda anası kucağında yavrusu Doldurmuştu kapının önünü kalabalık Kimi ta dağ köylerinden koşmuş Kimi ta denizlerden Bir özlem sarmış bağrı ölümden yüce Sevgiyle arıyorlar parçalarını Heybelerinde ekmek destilerinde su Bir türlü inanamıyordu sokaklara sokaklara 20 yıl yatmış Gönüllere sığmaz olmuş kavuşmak duygusu Öyle sarılır ki geçmişe Erir göğsü göğsünde tutuklunun Pişmanlık kavaklar tarlalar davarlar için Pişmanlık gemilere düğünlere ırmaklara Pişmanlık beşiklerden kağnılardan sessiz Yerce gökçe değil insan dolusu Çılgınca kucaklıyordu hepimizi hepimizi 5 buçuk yıl yatmış Taşar içerde kalanların sorusu Çubuk demirler arkasından maviliğe Hem esenliğe ermiş hem yaşlı yelcek Bir yurt türküsü yeniler karanlığı Zaman yeğnik değildir yeğniktir Dön de gör ***** belleyecek Boş koğuşlar kurmuş pusu Sönük gözü aydınlıkla büyüyordu büyüyordu 8 yıl yatmış Çıkınlarda gecenin binlerce gecenin uyunmamış uykusu Bir yorgunluk çökünce yürünmüş yeryüzünden Kalabalıkta dağılır birer ikişer özgür Doğuya batıya kuzeye güneye özgür Yüreklerinde bir çığ Yaşamak sevinci vay Yaşamak korkusu İnmeli yani sıçrıyordu havaya havaya 17 yıl yatmış |
Bir mayıs günü bilmezdin nasıl bir işgal altındaydı, bir mayıs günü yüreğim mitinge düsmüş her bir jop darbesinde sürünmekteydi sen diye hücrelerim "sevmek için çok geç, ölmek için çok erken" diyordu Sadri Alışık bir filminde nasılda takılmıştım o söze nasılda hayıflanmıştım geç kalınan herşeye sanırsınki sen şöyle aniden köse başından çıkan... dökülüyorsun imge imge gözlerimden arnavut kaldırımlarına ve bilmelisin ki onlar bizim ıslaklığımız ağır yük mirasyedilerimize nadide yürek yangınlarımız isyankar sokakların garip çocuklarıyız ve sensizlik sahipsizlik vurur dehşetle kalbimi kavuşmanın hayalı bile bıraktım ne çok şey kaldırımlarına ha kıydı ha kıyacak attığın yangınlara kendi yüreğin ve gözlerinden kayan bir ben idi kıydın ya şahittin ya bir kavuşma sabahını sönmez alevlere düstüm içimdeki şenlikle tek mahşerime çekince derin bir nefesle uzaklıkları tükeniyor ciğerlerim taşıyorsun dışıma büyüyorsun nazlım büyüyorsun belenip nazende silamla dar(in)da(yim) gurbetim dünya cüce avuçlarımda düsünce sen gözlerimden tasalı yollara ettim inşa içten içe duvarlarımı uzanacak ellerin tırmaladıkça küllerin, toz duman gönül bahçesi kaypakça çekilirken adaletsizliğin ortasına içine fide vermekteydi aşk sarmaşıklarım olduğunda kıyamet yalnızlığım sen idin kurtuluşum elindeydim kıvrılacak yer arayan yavru kedi gibiydim sen benim soba kenarı sıcaklığımdın emanet bir candı sona taşıdığım girince dünyama sen kıymete bindi soluyuşlarım azdı hayat taştı eflatuna kuruyan ırmaklarım Sude Nur Haylazca |
Acının Şarkısı Yürümüştüm o yolları tek başıma Seni unutacağımı sanarak Bir hayale kapılmıştım Mutlu olacağımı düşünerek Yaşadığıma dair belirti Şu durmayan kalbimin atışı Senden kalan tek şey ise Kalbimde bıraktığın aşk acısı Şimdi dillerden düşmeyen Hüznün ve acının şarkısıyım Okuyanın gözyaşlarına boğulduğu Bir aşk masalının kahramanıyım ben... |
Güzelsin Görenler kendini beğenmiş sansın, Sen böyle havalı pozla güzelsin. Varsın âşıkların bıksın usansın, Sen böyle cilveyle, nazla güzelsin... Göz göre gelince aklım şaşıyor, Yüreğim koşmaktan yorgun düşüyor, Sığmıyor gönlüme aşkın taşıyor, Sen benim haddimden fazla güzelsin... Vadesi yakına eğleme meyil, Sen sen ol zamanı zengine eğil, Ben gibi hüzünlü hazanla değil, Sen, taze baharla yazla güzelsin... Aşk hevesle başlar, hasret, gurbetle. Solmasın gençliğin gamla, kasvetle. Çünkü sen her zaman sen muhabbetle, Şiirle, şarkıyla, sazla güzelsin... Cemal Safi |
Acıyı Bal Eyledik -Pir sultan ölür dirilir- Bak şu bebelerin güzelliğine Kaşı destan Gözü destan Elleri kan içinde Kör olasın demiyorum Kör olma da Gör beni Damda birlikte yatmışız Öküzü hoşça tutmuşuz Koyun değil şu dağlarda San kendimizi gütmüşüz Hor baktık mı karıncaya Kırdık mı kanadını serçenin Vurduk mu karacanın yavrulusunu Ya nasıl kıyarız insana Sen olmazsan öldürmek ne Çürümek ne zindanlarda Özlem ne ayrılık ne Yokluk ne yoksulluk ne İşşiz güçsüz dolanmak ne gün gün ile barışmalı kardeş kardeş duruşmalı koklaşmalı söyleşmeli korka korka yaşamak ne kahrolasın demiyorum kahrolma da gör beni kanadık toprak olduk çekildik bayrak olduk döküldük yaprak olduk geldik bugüne ekmeği bol eyledik acıyı bal eyledik sıratı yol eyledik geldik bugüne ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz bir gider bin geliriz beni vurmak kurtuluş mu körolasın demiyorum kör olma da gör beni Hasan Hüseyin Korkmazgil |
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan@da Ganj Nehri@nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork@ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili... Cezmi Ersöz |
|
Alda Git Kendine iyi bak deyişin kulağımda, Yazdığın elveda notu avuçlarımda, Masum bakışın göz bebeklerimde kalmış, Yeter artık emanetlerini alda git. Sıcacık ellerin,buz kesmiş ellerimde, İçimi dağlayan sesin kulak dibinde, Masum günahsız yüzün aynalarımda kalmış, Yeter artık emanetlerini alda git. Rüyamı süsleyen anıların gönlümde, Kurşun gibi delen bakışlar sol göğsümde, Topladığım çiçeklerin elimde kalmış, Yeter artık emanetlerini alda git. Seni seviyorum deyişini yüreğimde, Ben gidiyorum deyişini belleklerimde, Bıraktığın aşk sancısı içimde kalmış, Yeter artık emanetlerini alda git. Espiyeli Muhsin AKTAŞ |
Lesya Lesya Aşkım benim. umutsuzluğum. Yalnız seninle dolu ruhum.. Sevdiğimi anlardın, eğer olsaydı biraz duygun. Lakin sen duygusuzsun. -Olmaz ! Dedin. Boyun eğdim aşkıma. Kim tanıştırdı seni, kim yakıştırdı bana ? Tek dag degil, uçurumlar aramızda. Acıma istemem perişan durumuma, Yalanlar senin olsun, gerçekle gir, gireceksen ruhuma. |
Türkiye Benimle Gurur Duyacak..! Toplanın ey millet başlıyor oyun Artık şeytan bile bana uyacak Yaşarken burada bir sürü koyun Türkiye benimle gurur duyacak İlk önce futbolla başlarım işe Üç-beş gol atarak dalarım düşe Transfer ayında oldum mu köşe Türkiye benimle gurur duyacak Aslında paraya pula taparken Ağamla paşamla kaset yaparken Her türlü hileyle malı kaparken Türkiye benimle gurur duyacak Bin ceviz kırsam da ağrımaz dişim Utanmam söylerim gelmişse çişim Ülkeme hizmeti görev bilmişim Türkiye benimle gurur duyacak Hep aynı senaryo hep aynı film Her zaman gerçeği saptırır dilim Nihayet doğurdu seksi sevgilim Türkiye benimle gurur duyacak Çevremde silahlı insan ordusu Ne dünya ne ahret ne kul korkusu Nasılsa hırsızın öter borusu Türkiye benimle gurur duyacak. Muammer Baydere |
Ağlama Ağlama, gözleri kızarmış çocuk! Tek damla yaşın düşmesin yere. Bak, tek güzelliğimiz yokluk, Sana bir öğüt; ağlama boş yere. Ne olursa olsun hiçbir şey değmez, Senin bir damla gözyaşına. Ağlayana kimse boyun eğmez. Kimse bakmaz kimsenin yaşına. Ne kadar kötülük, pislik varsa; Sen herşeyi tertemiz öğren. Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa; Seni garip sanır her gören. Ağlama sakın çocuk, ağlama! Korkmayana zarar gelmez, bunu bil. Sevgini hep söyle, sakın saklama. Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil. |
~HIRS~ Sen kaçan bir yavru geyiksin dağda, Ben peşine düşmüş bir canavrım. İstersen dünyayı çağır imdada, Yeryüzünde bir sen,bir de ben varım. * * * * * * Seni korkutacak hep geçtiğin yollar. Peşinden gelecek ayak sesim. Sarıp vücudunu hayali kollar, Enseni yakacak ateş nefesim. * * * * * * Nefesimden havaya kattığım zehir, Solduracak bir gül gibi ömrünü. Sen benden kaçsan da şehir şehir, Yine bana kalacaksın son günü. * * * * * * Hırsım gibi sonsuz yaşasan sende, Ben ölümle sırdaş olup beklerim. Hırsıma toprağı rakip etsen de, Mezarında bir taş olup beklerim..! Necip Fazıl KISAKÜREK |
HABERİN VAR MI Sen öyle güzel ben böyle naçar seni seviyorum haberin var mı nasıl söylesem nasıl açıklasam haykırsam, bağırsam, çağırsam beylerbeyinde çamlıca caddesinde suyu akmayan çeşmenin kuruyan sarnıcın yaşlanmış çınarın altında muntazam bir rüzgâr ve kamyonların gürültüsü altında egzozları altında otobüslerin insanların bakışları altında tomurcuklanan güllerin boy atan çiçeklerin zakkum ağacının akşam sefalarının daha yeni yeni tohumların topraktan başlarını uzattıkları bu günde. Seni seviyorum haberin var mı ben ki naçar ben ki şair zanaatkâr borsadan repodan faizden uzak biri kalbim harbi bir aşkla çarpıyorken taksimdeyim kendini kendine saklayan bir şairin yanındayım benim değil etrafı duvarlarla çevrili köşkler rıhtımları deniz kenarlarını geri alamıyorum yani her şey tamam değil çocukların keyiflerini kaçırtamıyor kimse kimse rezil bir hayata teşne değil kimse kaçamıyor günahlarından duyuyor musun zikrullah esenlikler sunuyor bize. Ben sana sevgimi sen bana güllerini sun ben böyle naçar sen öyle güzel. Nurettin Durman |
lla ki Sen… Hayat dolanır eteklerime Kaçırdığım zamana yanarım Ağzımın tadıdır adın Bu yüzdendir mavi bakar Mavi kokarım Tutuşur sözler dilinde Tenimdeki pınarla sularım Gözlerime renktir aşkın Bu yüzdendir aşkla bakar Aşkla coşarım Ay söyler şarkımızı Sancılansa da yıldızlar Dünyama umuttur uzattığın el Bu yüzdendir senle uyur Senle uyanırım Kalbine dolmasın hüzün Keder kapını hiç çalmasın Dilimin tuzudur adın Bu yüzdendir senle akar Senle dolarım Mehtap |
Bir gün ansızın geleceğim Bir gün ansızın geleceğim kızıla bürünmüşken yüreğin yaban gülleri gibi kokacak sevdam dudaklarım susuzluktan çatlak dibi delik kırık testiden bir damla su içeceğim suya hasret kuruyan dudakların feryadı derinden bir ahhh elimde sakladığım sıcaklığın terk edilecek avuclarına ellerim üşüyecek titreyeceğim şarkı sözlerinden uçuşan imgeler kanayan yüreğe merhem damla damla döküleceksin gözlerimden berraklığın kapkara bir iz bırakacak ardında silinmeyen ateş böcekleri kırmızı bir lalenin gölgesinde sevişirken kırmızı çilekler doğacak beyaz bir çiçekten ansızın olacak gelişim be sevdalım hissedeceksin taa uzaklardan Kamuran GÜNDÜZALP |
Yaşanmamış Hatıralar -I- Yaşanmamış hatıralar bilirim Büyülü sonbahar akşamlarında Bulutlar üstünde su kenarında Yalnız hayal edilen hatıralar İşte; en ürpertici nağmelerle Bizim şarkımızı söyliyen rüzgar Sen dudağında gülümsemelerle Ben gözyaşlarımla, bu alemdeyim Fakat yine bizbize, başbaşayız Duymasan düşünmesen de; unutma Bir daha bu anı yaşıyamayız. -II- Görülmemiş manzaralar bilirim Karda, kışta, belki de ilkbaharda Hür denizlerde, kuytu ormanlarda Sadece hissedilen manzaralar Bak. Dinle, neler anlatıyor yağmur Üşüyorum üşüyorum beni sar Karanlık başladı, gitme ne olur inan değişen manzaralar değil Kilometreler ayıramadı bizi Fakat bir gün gelir de birleştirir Beyaz bir güvercin kanadı bizi -III- Söylenilmemiş mısralar bilirim Hüzün dolu yağmurlu gecelerde Alev çalgılarının sustuğu yerde Yalnız, yalnız düşünülen mısralar Bilinmeyen şeyler huzur içinde Bilmenin bilinmez bir korkusu var Bak bütün rüyalarım nur içinde Çünkü, bugün havasını kokladığın denizaşırı bir diyar bilirim Ve o diyarda seninle beraber Yaşanmamış hatıralar bilirim. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Ne kadar kırmışsın seven kalbimi Asla düzelmiyor farkında mısın İsteseydin verir idim canımı Sana ah ettiğim şarkımda mısın Aşkın şarkı olmuş düşmez dilimden Kısmet değil bir şey gelmez elimden Ayırdılar beni gonca gülümden Bana uzak değil yakında mısın Senin hayalinle yıllarım geçti Mevla'm çile için benimi seçti Başıma çekilmez dertleri açtı Sana ah ettiğim şarkımda mısın Senle beni ayıranlar gülmesin Yaşamaktan bıksın ama ölmesin Sensiz ne acılar çektim bilmesin Bana uzak değil yakında mısın Bıraktım her şeyi mazide kalsın Ben murat almadım yad eller alsın Artık benim değil elin yarisin Sana ah ettiğim şarkımda mısın seher atan |
Ah Agop Ah Son şişeyi hakladık Agop Mezemiz de tükendi böylece Sustur artık Deşmesin (aman'lı) şarkılar yüreğimizi Bir of daha çekmeyin Şu kavanoz dipli dünyaya Ah Agop ah Çekmesen dayanır mı yürek? Çekmesen biter mi ömür be? Bir kere düşmüsüz Bir kere yanmışız Allah'ına kadar Ne anlar halimizden süt kuzuları, Ne anlar derdimizden beyefendiler Sen hepsini sil defterinden En kralına çizgiyi çek be Agop Of Agop of Masama onu getir, hasretim dinsin artık Bu gece şöyle gönlümce yaşamalıyım Keyfimce gülmeliyim, eğlenmeliyim Anlıyorsun değil mi Agop? Şarabım, rakım o benim Onu görmeliyim Onu yudum yudum içmeliyim bu akşam Öyle ya Agop Yok bende ondan başkası Anlamam ben "yer bonjur" diyenlerden Bozulurum - onluk, beşlik - gibi Kibarlık yok kitabımda Sosyete neyime benim Ah be Agop - Ah be Yetmez mi? Allah'ına kurban Allah'ına kurban Allah'ını seveyim demek be? Oy dibi delik dünya oy Nasıl da harcıyoruz gençliğimizi? Nasıl da can çekişiyor umutlarımız? Oyuncağın mıyız? Kurbanın mıyız? Yok Agop yok Dinlemem ne dünya, ne kader Dinlemem ne dert, ne keder Okurum bildiğimi Bilirim ettiğimi Of da çekerim, ah da çekerim, vah da çekerim Ama yine de boyun bükmem Halime şükreder Günümü gün ederim Agop Günümü gün ederim. |
Adını Sen Koydum sisli dağların gölgelediği yüreğime adın kırmızı karanfillerle yazıldı gözlerinin rengi yeşile karıştı ve yılın ilk ayı ile birlikte bir yürek açtı yağan yağmurlar şahit oldu karlar hüznünden eridi iliklerime işleyen soğuğun titrekliğini duydum o an saçıma düşen bir yağmur damlası yanağıma bir buse kondurdu adını sen koydum kar altında üşüyen sıcağa yangın toprağın sesini elimle kopardığım gülün sızlanışını ruhumda duydum o an dudaklarıma bir dua düştü adını sen koydum |
BEN SENİ ASLA Sen hayatımın en vazgeçilmez aşkı Sen uğrunda en çıldırdığım esmer Sen yolunda savaşlar verdiğim sevdam Sen uğrunda ölümlere gidip geldiğim Sen beklediğim Sen özlediğim Sen gizlediğim... Güneş doğmayı unutabilir Sabah olmayı Yağmur yapmayı Ama ben seni asla... Çiçekler açmayı unutabilir Kuşlar uçmayı Baharlar gelmeyi Ama ben seni asla... Ne zaman bir şiir okunsa aklımdasın Ne zaman bir telefon çalsa karşımdasın Sen tanrımın en güzel armağanı Sen hayatımın en gerçek yalanı Sen bütün huylarımı ezbere bilen Sen gözyaşlarımı en iyi silen Sen dünyanın en güzel kadını Sen yemeğimin tuzu Yüreğimin buzu Anasının en güzel kızı Sen kalbimde en tatlı sızı Sen bütün varlığımın en sevimli hırsızı Sen sevdikçe sevilesi Övdükçe övülesi Öptükçe öpülesi aşkım... Sen beni yokluğuyla delirten varlığıyla yolumu yolundan çeviren Sevdasıyla beni bir dağ gibi deviren kadın Bundan böyle senden sorulsun günahlarım Sende bütün sorularım Sende bütün cevaplarım Adam olmuşsam senden Katil olursam senden Ben çoktan vazgeçtim kendimden Ama senden Asla kadınım ASLA! ... AHMET SELÇUK İLKAN |
GECE... [/I]</SPAN> karanlığın eli dokununca yüreğime yalnızlığım aklıma gelir,kederlenirim..gönül boşluğu buğulandırır gözlerimi,gün hiç doğmayacakmış gibi hissederim...sevgi susuzluğumda,sevmek-sevilmek özleminde yorgun düşerim..ellerim hasret aşkın avuçlarına..”seni seviyorum,tek aşkım” sözlerine açlık duyarım,sanki hiç doymayacak gibi! vuslat-ı beklemekten bezgin düştü umutlarım..gecenin siyahı saklar sessiz haykırışlarımı! şu gökyüzü,şu ay ışığı ve yıldızlar,bestelenen sevda şarkımı dinlemekten usanmadılar! bulutlar çarpışır şaşkınlıkla,ağlar bazen gökyüzü dudağımdan dökülen nağmelere! bazen samanyolu renklerini verir,mutlu etmek istercesine.. gecenin sessizliği dokununca yüreğime,yarışır göz yaşlarım YAĞMURLA delicesine! |
Kayıp Bir Aşk yükseklerde yaşanmış hep aşklar, mevsimlere hiç aldırış etmeden, gökyüzünün maviliğini çalmışlar, yemyeşil yaprakları soldurmuşlar, martıların çığlığında sessizliğe bürünmüş şehir... hatıraların gölgesi kaplarken asfaltları, bir misinaya takılı kalmış hayaller, balıklar ürkek ve tedirgin, kulaktan kulağa yayılıyordu ayrılık sesleri, dalgalar çıldırmış ve hırçın,köpük köpük... ellerim buz kesmişken ayaz gecelerde, yelkovan saatleri çalmışken saniyelerden gözyaşları yalan olmuş bir geceliğine, unutur ve unuturum sandığım, kayıp bir aşkın izleri var yüreğimde silinmeyen... alıntı... |
Maviye Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine Rüzgarda asi, Körsem, Senden gayrısına yoksam Bozuksam, Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç, Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım **** zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım **** zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş Etme gel, Ay karanlık... Ahmed Arif |
Küfrüm Edebimi Aştı Bu Gece Sen benim gözümde bir hiçsin artık, Nefretim aşkımı aştı bu gece Bugün ki sözlerin söz müydü artık Son sözün sabrımı aştı bu gece Kolayca bitsin bu diyemedin de Salladın savurdun basiretsizce Hiç mi ders almadın onca gezdik de Yağmurun rahmeti aştı bu gece Yürümeyen neydi,ilişkimiz mi? Günüm sensiz bomboş deyişimiz mi? Sensiz yaşayamam çelişkimiz mi? Yalanın doğrunu aştı bu gece Evlenmek hayali kapımda idi Giriş kat evimin boyası yeni Mobilyan,takımın, alınmış idi Vuslatım tadını aştı bu gece Yemedim yedirdim ne varsa sana Üç kuruşum olsa verirdim daha Memurdum yoksuldum hatırlasana Hafızam haddini aştı bu gece Ayakların donmuş,üşümüştün de Gece yatamamış üzülmüştüm de Bir ay oruç tutup yememiştim de O çizmen boyunu aştı bu gece Yapılan söylenmez, gelmezmiş dile Allahtan beklenir kul bilmese de Kızgınlığım buna, sebep ise de Sabrım miadını aştı bu gece Onca gez toz benle,seviyorum de Sonra git nişanlan bir de ona de Şerefsizlik değil, nedir bu söyle Küfrüm edebimi aştı bu gece Sana son bir sözüm, nasihatım var Aldığım ahlakla bir terbiyem var Senin doğuran ana deyip geçmek var Saygım adabımı tuttu bu gece Gönlümün romanı bitti bu gece Hangisine yansam şimdi gün gece Ömrümden beş yıl gitti bu gece Bedirhan Gökçe |
31 Mart Vakâsı / kaç umuda yurt oldu sendeki bu mânâ şavkıyla ateşi sûr eden misafir beş köşeli şiirdir gelişine ikram demirledim selamı ayın serkeş kumuna dök denizi genzime göğe erdi dip / boğulmam mektep yolunda sepken meşki aşk olanın gönlünde erir yalan gördüm günü ayın hülyâ suyunda dök içini içime dile geldi mür / uyan gecenin seyrinde terli rüya öncesi karadır sevdanın sonrası sepya Ferhat Gülsün |
Bitanem Dalga ile kıyının aşkını bilir misin? Öncesinden başlayıp, sonsuza giden dalga, Hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya. Dalga seven, kıyı sevilendir. Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga Ve döner hep geriye Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca İşte, ben de seni böyle severim bitanem. Bitanem, Bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini? Bilirler görünmeyeceklerini... Sevilmeyeceklerini... Koklanmayacaklarını... Okşanmayacaklarını... Ama inatla açarlar aşkla, sevgiyle, özlemle. Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını İşte, ben de seni böyle beklerim bitanem Bitanem, Ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin? Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için Öyle zorludur ki ayrılmaları Verir meyvesini ağaç Meyve tohum olur, tohum kök olur Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden İşte ben de böyle bitanem; YOK OLMAYI GÖZE ALDIM TEKRAR SENDE DOĞMAK İÇİN... |
...SEN BİLİRMİSİN... Sen uykusuzluk nedir? Bilirmisin tırnaklarınla yastığı parçaladığın oldumu hiç? Gözlerini tavana dikip düşündüğün oldu mu bütün gece. Aramayınca sormayınca ölesiye ağladın mı? Sen yanlızlık nedir bilirmisin? Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı yüreğine? İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı ? Bütün gururunu çiğneyip sevgilinle geçtiğiniz yollarda göz yaşı döktün mü? Sen aşk nedir bilir? Yanan başını duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden? Sen,sen hergün bir defa yaşayıp bin defa öldün mü? Ben ağlıyorsam ayıpla beni birgün kendimi sonsuzluğun koynuna bırakırsan yaralı ve yenik bir aşık gibi Unutma sevgilim her seven bir kahramandır unutma ki ama asla unutma ki bu sözleri İNSAN SEVEBİLDİĞİ KADAR İNSANDIR burcu ates |
BU VATAN KİMİN Bu vatan toprağın kara bağrında Sıradağlar gibi duranlarındır. Bir tarih boyunca onun uğrunda Kendini tarihe verenlerindir. Tutuşup kül olan ocaklarından, Şahlanıp köpüren ırmaklarından, Hudutta gaza bayraklarından Alnına ışıklar vuranlarındır. Ardına bakmadan yollara düşen Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan Huduttan hududa yol bulup koşan, Cepheden cepheyi soranlarındır. İleri atılıp sellercesine Göğsünden vurulup tam ercesine, Bir gül bahçesine girercesine, Şu kara toprağa girenlerindir. Tarihin dilinden düşmez bu destan, Nehirler gazidir, dağlar kahraman, Her taşı yakut olan bu vatan, Can verme sırrına erenlerindir. Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil Bu sevgi bir kuru ifade değil, Sencileyin hasmı rüyada değil Topun namlusundan görenlerindir ... Orhan Şaik GÖKYAY |
Ellerimde yağmur okunuşlu sonbahar yazgısı Gözlerimde kırılgan hayaller Ve mısra mısra ihanet Ve satır sonlarında kafiyelere bürünmüş hüzün… El salla sensizliğime Yine gidiyorsun iki gözüm..! Bilmem kaçıncı kayboluşun seherinde Unutulmaya yollarken kendimi Sen aklıma çakılan bir kırık cam buğusu Bir demli çay tiryakiliğisin dudaklarımda Ahh Esvâra! Uykularım kaçaklık ezgisi Düşlerimde kıyamet hükmü gülüşün Suskun şehirler avaz bir ayazda Her yanda boynu bükük Sesi yanık türkü kokusu Bir asansör kabini kadar dolu içim Bir o kadar boşlukta düşlerim Pencere önlerinde tükettiğim akşamlar Ve sesimde tutuşan eylül şarkıları Bağrımda postal izi ihtilaller Kan süzgeci, işkence sabahları Ve kaçak bir aşk militanı kendi çıkmazında Sonu yok Esvâra Sonu yok bu yolun..! Ektiğim gelincikler açmış darağaçlarında Her infaz bir düğün Her asılışta kan damıtır yaprakları Ve bilir misin(?) yakmıyor beni; Ne senin kadar gelincik tarlası,kan kızılı Ne de ciğerlerime süzülen sarı tütün acısı… Şimdi ben ayyaş adımlarla koşarken yılları Geride bıraktığım senlerce anının Salya sümük yaşam artıklarının Ve üşümüş duvarların ağırlığınca Yokluğuna yangın susuşlardayım.. Karadeniz isyan seslerinden dalgalı Yüzünde bin yıllık sevdasının izleri Her damla bir zincir Her dalga bir çığlık gözlerinde Yakamozlu suretinde ayrılık çizgileri Zindansı bir öykü çocukların dilinde Yusuf kavlince, İbrahim’in bedeninde Gayya kuyularda ateşe verilmiş Dilek ağacı kanayışı Çaputları kızıl isyan bayrağı Oysa ateşlenmeden fitili unutulmanın Avuçlarında karanfillerle çıkıp gelecektin Her gidişin bir dönüşü var demiştin Her gidişin bir dönüşü… Şimdi bir intiharın habercisi mi bu yılgın kuşlar Bu martıların suskunluğu..? Epeydir mavi kokmuyor deniz Toprak tütmüyor eskisi gibi Ve sözlerim yıllanmış acılar tilaveti Ki kırılmasın diye şiirler Her gece sarhoşluğumla boğarım sesimi… Yasak zamanlardan geçtim Dilimde eylül türküleri Ve peşimde kendine yabancı bir geçmişle.. Okunmadan atılmış anlamsız bir mektup mahiyetinde Ayaklar altında ezildi ömrüm Ve hayatlar tanıdım bana çok benzeyen; Hayatlar Esvâra Doğumları kıyamet şöleni Varlıkları kaybolmanın resmiyetine kayıt… Akrebin kıskacındaki Yelkovan savunmasızlığında Ne kadar hızlı koştuysam zamanı O kadar çok öldüm Ve insanlar gördüm Hiçliğin kalabalık meydanlarında İnsanlıkları zaman aşımına uğramış Solgun kent yüzlerinde Mahzur bir çıban gibi sırıtkan; Suretleri aynalarda ölüm çığırtkanlığı Üstüne alınmasın kimse Bitişim kendime İçim kendimden sürgün benim Dört yanım taş duvar Dört yanım çöl susamışlığı Güzde titreyip düşen O sarı yapraklar gibi hayat Ve mutluluk Kaf dağında bir eski masal şimdi Ve ben sonrasızlığımın göçebe yürüyüşlerinde Kambur öyküler anlatıyorum kendime Yüklenip tüm aşk cinayetlerini, Toprağın kokmazlığını ve ayazını yalnızlığın Kırılgan çocuk tebessümlerinde Somurtkan bir fotoğraf kalıyorum… Hala yatağımın altında bir tutam zemheri Sen gizli bir gün-âhsın avuçlarımda İçim bozkır ayazı,poyraz İhtiyar bir Sahra sürgünlüğü yüreğim Bir yanı Kays deliliği Ve iliklerimde dolanır Leylâlığın Çöl rüzgârlarında kum misâli… İhanet kulaklarımda uğultulu seranat Damarlarımda kehribar sarısı hüzün Aşina bir terkedilişin öyküsü yankılanan Tren garlarının üryan çığlıklarında Onun yasıdır düş ülkelerinde yitikliğim Meczupluğum aşk dili yakarışlarda Firari sevişler yorgunu Gökyüzünde solgun gül sevdalısı çocukluğum Ve sızılar giyinmiş yüzüm Gözlerimde kan yumağı cümleler Hüzün işlemeli gergeflerde Telef olmuş harf yığınları Toplasan “hayat” olur adı Ki çokça acıya dipnot düşülmüş adım Okundukça kanarım… Bir nihavent şarkıdır yalnızlık İntihara meyilli dudaklarımda Dilim suskunluğa salıncak Her kelâm içimde infilak bir öykü Kara geceler lâl masallarda rivayet okunur Ve aşk Esvâra..! Aşk, bir var-mış bir yok-muş bilmecesi Cevabı gözlerinde bir deli kahverengi Velhâsılı kelâm Seninle anladım aşktan ziyâde kendi ötekiliğimi Sonrası cinayet kavli Elimde tüketemediğim hüzünler Yeryüzü cehennemî bir yangın Gökyüzü uçukluğumun mabedi Ve ikindi rüzgârlarının kanat çırpışında Mavi deniz özlemi yokluğun… Şiirlerle savruluyorum geceye Gözlerim bunca yorgunlukken Ve ömrüm kül olmuşken avuçlarında Söylesene yâr..! Yangınıma niye bu rüzgâr…? uçukmavi |
~BÜYÜCÜ~ Şeytan dağında bir mağarada, Duydum bir büyücü kadın varmış. Aşka inanmayan taş kalplileri, Büyülerle kara sevdalı yaparmış. Yüreğimde yenilginin acısıyla, Yol aldım şeytan dağına. Az gittim,uz gittim derken Bir akşam vardım büyücünün mağarasına. Dedim,bir halden bilmeze düştüm, Al bütün varımı,yoğumu.. Bir büyü yap da anlasın, Sevdanın ne yaman şey olduğunu. İki yürek yaptı taştan Koydu bir bulanık suya. Üç gün,üç ay,üç yıl sonra gel diye seslendi kuyuya. Üç gün,üç ay,üç yıl bekledim. Bir kuşluk vakti çaldı kapım. O deli dolu,kendini beğenmiş kız, Ne hallere gelmişti,Allah'ım. Kara gözlerinde şimdi, Kara gecelerin sızısı vardı. Ağladı,sızladı,kapandı ayaklarıma. Sev beni,sev diye yalvardı. Git dedim,istemiyorum artık. Biraz da sen öğren ağlamasını. Yalnızlığın kahreden acısını.. İnanmayın dostlarım,inanmayın..Ne büyücü var ortada,ne de büyü. Yıllardır kendimi avutmak için,uydurdum bu yalan öyküyü...:( Kürşad AŞIKLI |
YAK BİR SİGARA Malta kahvesinde akşam oldu İstanbul koktu çay, simit, mor menekşe Yaksana bir sigara, aşksızlık öldürür adamı Yaz nedir ki yoksa, yaralı bir aşk belki Salınarak yürüyen öfkeli bir karanfil Sevda belki yeşeren saksıdaki Sokaklar gül yası, çocuklar ağlamaklı Bir yağmur yağsa dağılır elbet bu sıkıntı İşçi kahvesinde rüzgârsız akşam oldu Yaksana bir sigara, işsizlik öldürür adamı Çocuklar çiçekler vapur saatleri Ayın kandili güzelim kardeşim Ekmeğin buğusu suyun öyküsü Aşka benziyordu aşka benziyordu İşsiz umarsız birine akşam oldu Aşklar bitti atlar denize indi Deniz ki açıldık ay saatleriydi Paylaşmak için balıkçıların mutsuzluğunu Yaksana bir sigara, düzelirse aşkla düzelir dünya Yalnız aşkla, paylaşılınca güzel olan Ahmet ADA |
Delil Yok * örselemeden panjurları nemli burun deliklerimle kokluyorum hiç bir iz bulamadım gidişine sen gideli her şey yerli yerinde yemek yediğin tabak yerlere serilmiş güneş ışıkları gömüp saklamaya çalıştığım duvardaki çatlak yüzümdeki hüzün eğri duran takvim kadir kıymet bilmeyen gidişinin pıhtısı odadaki düetsel replikler meyve vermeye küs nar ağacımın dalları hercai menekşenin kırıklığı tek ayağı tökezleyen masama düşmüş ekmek kırıntıları sesleri uzaktan gelen çocuk ıslıkları penceremde menderesler çizerek akan buğu damlası neme sürülmüş banyomun duvarı her yerde delil arıyorum gidişine * bir sigara fırladı cebimden dudaklarımın kenarına oturdu tavana asıldı gözlerim sen gideli olay yerini inceliyorum gidişine delil bulamadım * Serdar San - İzmir , 11.03.2006 |
SUSTUM sevdandan kalan kırıntıları topladım yine yüreğinin mahzeninde aşk dedim, dilendim sebep olup kanımı akıtırken kalbimde kırdığın hançer ( * ) bakışına su bir tebessümüne aş dedim her gün içime attım sevdanı sustum... ''zaman her şeyin ilacı'' derken dostlarım zehir oldu ömrüme sensiz geçen her an nefes almaya çalıştıkça gözlerim hayalinin enkazı yıkıldı kirpiklerime... yüzüm soldu... gülmüyor artık İstanbul''a Kadıköy''e küsüm... Eminönü''nde hüzün... Pierre loti''de matemin var senden ayrıldıktan sonra ben can evimden vuruldum sağ yanımda kadehler sol elimde can dostum ardından deli düştüm ben her akşam resminle konuştum ağladı evimin duvarları uğultusuyla seni sordu rüzgar sustum... gecelerine ortak oldum İstanbul''un ardından feryatlar etti cam kırığı gözlerim ; ''dönüşü yok gittiğin yolun, bu gidişin mutluluğun sonu/dur dur...'' dedim, dur... sustum... yokluğunun ilk günü oturup Balat''ta sedasızca öldüm karşı köşede hüznüm dirildi kalkıp yürürken uzaklara hayalin içimden ; ''gitme.!'' diye bağırdım sustum... Gökhan CENGİZ |
| Saat: 20:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık