![]() |
Ben, Seni Sevmiştim Artık yağmurlarda yağıyor Islanıyor ve üşüyoruz. Toz pembe rüyalarımızı En giz yerinde bölüyorlar. Tanyeri eskisi kadar doş değil, Hasret çekmemek elde değil. Senden uzak, senden uzak bu yerde Zor da olsa günler bitmez değil. Yine bugün rüyamda sen vardın. Halinle,tavrınla bütün güzelliğinle Bir kelebek gibi dalıma kondun. Herşey bir rüyaydı,bütün güzelliğinle. Sevdiğim kahverengi gözlerinde, Bilinmedik bir elveda hüznüyle. Halinle,tavrınla bütün güzelliğinle Son nefes gibi bedenimden gittin. Ben,seni sevmiştim oysa ki, Benliğime mahpus bir sır gibi. Oysa ki ben, seni sevmiştim; Yüreğime mahpus bir sev'i gibi... Akdağ Ersoy |
Belkide Hiç Yazmamalıydım.... gitmeleri severdim ben... ve sende bilirdin birgün gideceğimi öyle herşeyi dagnık bırakarak... Ortalığı toplamadan gitmek... Üzülmeni istemedimki ben... Alışma derdim ya hep sana alışmıcaktın bana... Söz verdim bu gidişe Bekleyen yok ama gitmeliyim... öyle yaa söz verdim gecelerime yağmur yağmıyor artık... Hergün bir yıkım... Düşlerim çıkmazda.... Bedenim karanlık bir sokakta... tek bir ışık vuruyor başımdan aşağıya... yanlızca beni aydınlatan... Gitmelerime nedenler aramalıydım Ben... bir neden bulmalı ve gitmeli... yalanlara soktum seni Yalana buladım... Sonra nedeni yalan yaptım.. kaçtım insanlardan... Ve ben bu gidişi senin üzerine yazdım... kullanmazken silgileri...elimden düşürmez oldum... Bi kalemken yazdıklarımı sildim... Ve senide Öyle... Belkide hiç yazmamalıydım... alıntı |
Ecelim Olur Musun? Hayret! Nasıl da ışıldıyor yüreğin Sen gerçekten kul musun Sevdanı gördüm gözlerinde Yoksa ulaşamayacağım nur musun? Çırpınır güzelliğinin yakamozunda şiirler Nakarat nakarat yakar bedenimi şarkılar Mısra mısra, mızrak mızrak Saplanır gözlerime güzelliğin. Gülüşün bir çocuğun sevinciyle Bayram öncesi arifeleri hatırlatır Öyle özlem, öyle elbise, öyle pabuç Her açılan kapıda şefkatinle karşılaşmak Öyle şeker, öyle fıstık; öyle lokum Hasretinin hararetiyle buğulanmış bir cama, İsminin baş harfini yazınca büyürüm yeniden Öyle mecnun, öyle Ferhat, öyle kerem Sen yüreğimdeki iklimin baharı Sen lisanı olmayan dillerin alfabesi Sen, yavan bir hasretin sevda katığı Sen bir ilâha niyetlendiğim sahurum. Gitme sakın yüreğimden âşık sana bu şehir Asılmış suratların boynundaki ilmik Çatılmış kaşların şakağındaki kurşun Bükülmüş dudakların isyandaki dilleri Yokluğunla savaşmanın, çırılçıplak kışı Hep mahcubiyet doğurur güneş yerine. Oysa güneşimsin sen Uslanmaz ki sensiz bu beden Bir tebessüm et yeter Bakışındaki nakışa gölge olmam ben. Fesat bir yalnızlık var içimde Yoksun ya yanımda olmasın kimse mutlu Şimdi sensiz açan çiçekler solsun Ağustos ayında, el ele tutuşmuş âşıklar donsun NEYSE! Hepsi bir yana dursun, Sadece sana öleceğim ecelim olur musun? |
Vuslatı Getiren Kar Tanesi Gibi Usul usul kar taneleri düşüyor şehrime, Onları seyrediyorum, elimde bir fincan kahve, Süzülüyorlar gökyüzünden toprağa kavuşmak için, Ama yavaş yavaş, Toprağa çektirecekler ya vuslat öncesinde, Hasretini arttıracaklar ya, Çıldırtacaklar onları bekleyen toprağı. Usul usul süzülüyor kar taneleri havada, Biraz çektirecekler önce, Sonra okşayacaklar tenini toprağın. Kar taneleri bile vuslatı getiriyor toprağa, Onlar bile kavuşuyorlar senede birkaç defa da olsa, Gökte inadına usulca süzülen bir kar tanesi gibi, Sende bir gün gelecek misin bana... Gökhan Taflan |
GerçekLerim Yeter MutLuluğuma... çok istediğin (!) baş rolü başkası kaptı tatlım. İzlemek kaldı sana bir tek.. Bilmediğin o kelimeyi izleyerek nasıl öğreniceksin bilmiyorum. Bu sefer aşkı ben oynuyorum sevgili Hani demiş ya muhtesem şair ‘ Beni anladığın da aşkı da anlayacaksın.’ Ben artık beklemiyorum senden anlamanı Ne beni ne de aşkı. Sadece görmeni istiyorum o yaşadığını sandığın aşkı.. Ben şimdi sadakatı oynuyorum sevgili.. O bir türlü beceremediğini.. Maskeni bana bırakıp gittiğinde kalan sadakati.. Işık söndü ve tükendi aşkın.. Olmayan aşkın mı demeliydim yoksa.. ‘Seni seviyorum’lara yükledin sen aşkı. Fazla geldi kaldıramadı yüreğin. Dudaklar kapandı ve sustu sözlerim.. Ön sıralardan aldım biletini.. Bir tane de değil hem de ! Yanındaki de öğrensin istedim aşkı. Darılma sevgili izle gerçek aşkı istedim !. Kitap kapandı ve masal bitti sevgili .. Benim ihtiyacım yok artık masallara. Gerçeklerim yeter mutluluğuma Alıntı |
Uzaklardasın Uzaklardasın Uzakta olsan, hep yanımdasın Bazen esen bir rüzgarla Odama dolmakta... Bazen yağmur olup Pencereme vurmaktasın. Meltemdi esen dün gece, Haykırdım ona sevgimi Sessizce... Aralayıp pencereni İzin verdinmi girmesine? Yağmur şarkı söylüyor bu gece, Damlalar raks ediyor Gizlice... Bir gökyüzü tanık,bir de ben. Sen uzaklardasın Uzakta olsan, hep yanımdasın. FATMA DOĞRU |
Yılın Son Şiiri Bu, kötü ve sensiz geçen yılımın son günü Acımasız her halinin son günü Bugun bana hayır demenin de son günü Bu gece seni sensiz yaşadığım son gün Seni özleyeceğim en son gün Bitti artık bu yıl, benimde son günüm seni görmeden yaşadığım son gün Kötü ve sensiz geçen yılımın son günü Ölüyorum bak artık saat oniki son günüm Tutmadın elimden benimle kalamadın bilmedinki bugun son günüm Sensiz sonsuz uykuya dalacağım son günüm Kötü ve sensiz geçen yılımın son günü Burak Alsu |
Her Şey Çok Güzel Olacak Bugün de seni gömüyoruz zaman kabrine, Ağlamak yok ama herkes için aynı terane, Doldurdun miladını artık, Kimine sevinç bahşettin, Kimine hüzün, Bazısı hep güneşin sarı selamını aldı, Bazısı için gece tek yaşamdı, Ne olursa olsun geçti bir dolu sene, Ve inan ki şimdi karşımda oturan, Geçmiş zaman kipiyle kullanmaya başlayacağımız, İhtiyar sene, Her şeye rağmen yaşamak güzeldi, Her şeye rağmen çekmek ayaz havasını sonsuzca içime. Sessizliğin savsata lafları bazen umudu kırmış olabilir, Ya da sevdiğinin gölgesi pencere altından gülümsemiyor, Belki de yaralı bir ceylan misali kalmış da olabilirsin, Hiç olmasa belki hain akbabalar başında ölüm uçuşlarında, Olmuş da olabilir, Lakin vazgeçmek yok, Anlamsızlığın kıyılarına vurmuş ya da karaya oturmuş olsak bile, Şunu görmek lazım, Bu hayat denilen vahşi kısrağın gemleri hep kendi elimizde, Geçen senede, Bu senede... Bütün ruhumlar inanıyorum ki her şey çok güzel olacak, Yeni yıl ağlayarak doğsa bile güldürmek için geliyor, Akşamsefaları sümbüller bu sene hiç boynun kırmayacak, Ve bu senede aşık olacaksın belki bu sefer o beklediğin olacak, Piyango vurmayacak bu senede sana varsın olsun be, Zaten en büyük piyango senin gönlüne vurmuş, Karşılıksız seviyorsun ya insanları daha ne, İnanıyorum... Çünkü bazen inanmak yeter/bazen sevmek yeter. Not:Herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım Her şey gönlünüzce olsun. Metin Çalışkan |
Bayrak Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü Kız kardeşimin gelinliği, Şehidimin son örtüsü, IŞIK ışık dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum Senin destanını yazacağım, Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım, Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım, Dalgalandığın yerde ne korku ne keder, Gölgende bana da bana da yer ver. Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar, Yurda ay yıldızının ışığı yeter, Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün, Kizıllığında ısındık, Dalgalardan çöllere düşürdüğü gün Gölgene sığıındık, Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalğalı Barışın güvercini, savaşın kartalı Yüksek yerlerde açan çiçeğim Senin altında doğdum Senin dibinde öleceğim, Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim Yer yüzünde yer beğen, Nereye dikilmek istersen, Söyle seni oraya dikeyim. Arif Nihat Asya |
ŞİİRLERARASI YOLCULUK Duygularımıza cemre düştüğü an tohumlar ekmiştik yüreğimize. Soğuk ve durgun geçen dönemde hep hazırdan yediğimizden, kelime hazinemiz tam takırdı. Açlık kapıya dayanmıştı. Üstelik ektiklerimizin hasatına da daha çok zaman vardı. Doğduğumuz şiirden, harfi, kelimesi altın, doyacağımız büyükşiirlere gitmek gerekiyordu. Nasıl olsa vasfımıza uygun bir dize bulma ihtimali vardı büyükşiirlerde. Dize olmasa, kelime, kelime olmasa hece ile yetinebilirdik. Ne de olsa kıt kanaat okumaya alışmış, asgari harflerle yaşamayı öğrenmiştik. Duygularımızın uçan halısının havası inmiş lastiklerini şişirip yola koyulduk. Küçük dizelerden oluşan Aşk şiirlerine ulaşmıştık. Rakımı düşük, kelime olamamış heceleri oluşturan harf nüfusunun yoğun olduğu aşk şiirlerinin arasında mola verdik. Harfler ya ş(aşk) ın ya savaş(k) halindeydiler. Acıkmıştık, bir şeyler yemek istedik. Pişmiş aş(k) a su katıldığını gördük. Kokuşmuşluğu tiksinti vericiydi. Sifonu bozuk dörtlüklerin ortasındaki enkazda Tosun eserlerini imzalıyordu hayranlarına. Öfke ile yolculuğumuza devam ettik. Sürekli göç alarak imla plansız bir şekilde büyümüş şiirlerin içinden geçtik. Ne harfler ne heceler ne de kelimeler bir birleriyle kaynaşmamıştı. Şiire yabancı bir şekilde dizelere yerleşmişlerdi. Bir süre sonra doğdukları şiire kesin dönüş yapacak gibiydiler. Bunlardan türeyen yeni nesil harfler ve heceler ise hangi şiirin duygusuna göre büyüyecekleri kararsızlığının ikilemi içindeydiler. Varoşları bol şiirlere doğru ilerliyorduk. Meyvesi duygu olan tek bir ağaç yoktu. Bu şiirlerde bütün yük dişi harflerin sırtındaydı. Erkek harfler şiirin ortasında bir dizenin etrafına çöreklenmiş, pişpirik oynuyor, noktalama işaretlerinin ince belli, sırma saçlı, al yazmalı bardaklarla ikram ettiği çayları yudumlayıp, yan gelip yatıyorlardı. İmla hatasına rastlamamış şaşırmıştık. Şiir çıkışında anladık ki, imla yokmuş şiirde. İrili ufaklı şiirler, dizeler, kelimeler aşarak büyükşiire ulaşmıştık. Yaldızlı ışıklarla parlıyordu büyükşiirin heceleri. Kiminde sakindi, kiminde koşturmaca içindeydi harfler. Hecelerden dışlanmış harfler, şiirin boş alanlarına çadır veya gecekondu kurmuşlardı. Her türlü ihtiyaca cevap verebilecek durumdaydı büyükşiirler. Fast food dizelerden tutun da, işportaya düşmüş ihraç fazlası kelimelere kadar her şey vardı. Her dize kendine uygun olanlara hizmet ediyordu. Lüks dizelere kolay girilemiyordu. Eğer kendi şiirinden gelmiş bir tanıdık veya bir hemşeri kelime elinden tutmuyor, kılavuzluk etmiyorsa büyükşiirlerde barınmak mümkün değil. İşte o zaman anlaşılır ki, büyükşiirlerin harfi hecesi altın değilmiş. Şiirlerarası hızlı gidilse de şiiriçinde sürat yapmamak gerekiyordu. Kontrolsüz virgüllerden çıkan harfler sağa sola bakmadan dalıyordu dizelere. Her an bir travma riskiyle karşı karşıya kalınabilirdi. Ayrıca her şiirin kendine göre bir özelliği, bir güzelliği vardı. Gerek bunları ve gerekse kelimelerın, dizelerin mimari yapısını, şiirin doğal, kültürel zenginliklerini iyice görmek için Şiiriçinde yaya dolaşmak en güzeli. Geri dönme zamanı gelmişti. Eli boş dönmek olmaz diye düşünüp, ağlak kelimelere sattığım mendillerden, eksozuna boğulduğum hecelerin camlarını silmekten biriktirdiklerimle kendi şiirime döndüm. Oh be, hecesini, kelimesini sevdiğim canım şiirim, nasıl özlemişim seni. Yiyip içtiğin senin olsun, okuyup gördüklerini anlat diyenlere “ŞİİR İÇİNDE SÜRAT YAPMAYINIZ, HATTA YAYA DOLAŞINIZ” diyorum. Rahim TAŞ |
| Saat: 07:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık