![]() |
TAHİR İLE ZÜHRE Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte, Yani yürekte.. Meselâ bir barikatta dövüşerek, Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken, Meselâ denerken damarlarında bir serumu, Ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin, Ama o bunun farkında değildir. Ayrılmak istemezsin dünyadan Ama o senden ayrılacak. Yani sen elmayı seviyorsun diye Elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık, Yahut hiç sevmeseydi, Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil... Nazım Hikmet Ran |
Sustum! ............. yüzünle konuşuyorum şimdi! bir beyaz hayal seriliyor çimenlerime; papatyalara benziyor...(dönüyor sonra sarışın bir kuş sürüsüne..) gözlerinde dokunuyorum güzelliğine.. seni özlüyorum anlamıyorsun tutup öldürüyorum birini (sevgim kanıyor..) gömüyorum sineme... sustum!.. ............ ellerini tutuyorum şimdi! başak dolu bir ova nazlanıyor gözümde.. göçüyor harman yerlerine..(rüzgara direnen yaba gibi) bir inip bir çıkıyorsun gene de, sen duymuyorsun samanların arınıyor tenimde tanelerinde acıkıyorum... parmaklarını yiyorum kimse görmüyor benimdir onlar, vermem geriye... sustum!.. ............ saçlarını kokluyorum şimdi tel tel güller doluyor bahçelerime.. kar mevsimini düşünmüyorum hiç!..(leylekler ağaç tepelerinde) kim demiş! doruklar beyaz değil!..beyaz değil işte.... sen görmüyorsun yazdan kalma güneşle eğiliyorum kırmızıların solmasın diye. sustum!... ........... uzaklığını ölçüyorum şimdi.. mesafeler artıyor içimde.. yollar büklüm büklüm..yollar dikine...(noktam derinleşiyor gitgide) sen bilmiyorsun kilometre taşlarını kaç kez saydım dersin... bir tanesi bile yoktu kapının önünde... bir kürek kor ateş bulup üfledim yüreğime... |
Bırak ellerini,sarayım gülüm Tatlı dillerini,toprağa gömdüm Seni canımdan çok seveyim dedim Kara gözlerini,ararsa gönlüm Kışın duman olur,bizim oralar Yüreğimse kordur,aşkı yaralar Seni arıyordur,gökte turnalar Kara gözlerini,ararsa gönlüm Bahattin Tonbul |
İnci Dakikalari . Sen bana yeni yilsin her dakika Her dakika bir yasima daha giriyorum Sen benim üstüne titredigim güzel ve yeni Saatim kadar saadetimin gözbebegi zamansin Ben bin parçaya bölündüm her parçasinda Her parçasindayim kirkayak sesli boguk arkadasligin Çalkantisiz Üniversitenin yalnizligin ve aglamanin Erkek aglar mi diyeceksin Hayberin kapisi aglar mi erkek aglar mi Ben yel gibi erkekler aglar diyorum Bir dakika aglar yilbasi dakikasinda Daha gözlerimin gerçek yaslari belirmeden Aglamak diye bir sey yoktur diye bir sey Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya Çürük ve havada asili tahtalar üstünde Hafif kedi ayaklariyla yürür gerçekten yürür ya Sen benim aglamami erkekligime Uyanan ölmeyen yenilenen Azgin kislar içinde keskin baharlar bulan Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekligime say Bütün bir yil bütün bir yasama boyu Gizli heybelere binbir gece esyasi doldurduguma say Ben otomobilleri böylesine yankisiz sagir komam Öyle bir isyan siiri var ki ben onu yakalayacagim Bu yunan sehrinin düzenini öper ve yalvaririm Sehrin ölümünü yanlis anlama Gözleri kör oldu dogrudur ama o kadar Ve sehrin gözlerini geri verme dakikalaridir bu yilgin çanlar Senin odan günisigi en güzel müzik bana Farkliliklar odasi Giden tren buharlari içinde örümcek agi Sen güzel örümcek agi yasamakla yasamamak Dogdugumuz süpheyle öldügümüz süphe arasina gerilmis Garip bulut farkli müzik güzel örümcek agi Ben bir yabanci bugunun kokusunu aliyorum Bu kokuyu aliyorsam onulmaz kiskançlik yaramdandir Benim garipligime bakma benim kiskançligima bakma benim Incilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum Bu inciler denizlerin en karanlik noktalarinda bile yoktur Benim ak ve kara kayalar içinde buldugum inciler Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur Olduklari yerde bile . Sezai Karakoç |
Ne zaman eskiyor sevgiler Ödenen bedellerin acısı geçince mi? Yağmur yağıyor, mutfak camındayım Nasıl üşüdüğümü bilemezsin Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama Şimdi telefon açsam sana Sesini duymakta yetmiyor ki Hep ayni cumleler.Babamlar nasil? Ilacini aldin mi? Nedenini bilmedigim bir aglamak var icimde Bir yerlere sigdiramiyorum yuregimi Bazen dalip giderdin mutfakta yemek yaparken, tahta kasikla tencerenin basinda oylece Ne dusunurdun acaba? Ozlemek cok fena anne, anlamak seni daha da... Omuzlarim agriyarak uyaniyorum sabahlari Benim kizimin omuzlarini ovmasina daha cok var Gittikce sanami benziyorum ben? Ya da 'annenin kaderi kiza' dedikleri dogru mu? 'Baban eskitir herseyi kizim, 'demistin bir kez Anlamamisim meger, eskiyormus annecigim Omzunu ovacak kalmiyormus meger ayni evin icinde Şimdi duysan bunlari, ne uzulursun mutsuz mu kizim diye, coktan kendinden vazgecmis bir sesle Mutsuz degilim de anne, yagmura ve mutfagimdaki kedere care bulamiyorum Evimi topluyor, toz aliyor, patlican kizartiyor, televizyon seyrediyor, aksam calan kapiyi aciyorum Actigimi goren olmuyor Pisirdigim yeniyor da, guzel olmus denmiyor Cay demleniyor demleniyor, demleniyor... Kederim mutfagimın her yerine yerlesiyor Ah nasil eskiyor hersey anne, nasil eskiyor Eskilerimi de atmaya kiyamiyorum Seni çok özlüyorum Bana yasakladığın bahçeler sanada mı uzaktı hep Gidemeyişine ağladın mı sende Ne zaman eskiyor sevgiler Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle kalbimde bir acı şarkılar seni söyler İclal Aydın Yağmur |
Rastgele sonra bölün iyiden iyiye dilime pranga demirleyin kucağıma cansız bebek dudağıma kimliksiz kadın yelkenime ağustos ölüsü ben soyunayım siz bakın sonra konuşuruz ne deseniz düzgün olur bu mizaç iyi gelir aydınlığa korkarım ışık kaparsınız mum üflesek başka cezası yoktur düş çalarsınız sonra sevişiriz içimizden çıkılmaz üleşiriz -yarım yalnızlık düşer gel ki kurulur sabah kapı önü mayın tüm mahal patlar dağılırız sonra neler olur neler harikadır günlük gazeteler yaşamak güzel -ah güzel işte! sevinmek gerek ebeveyn ölülerine özlemle kılınır namaz dirilir mecaz paylama bilmez musalla, gün böleriz aydan çıkına otuz ötesi bebeğe anılardır sonra bakın bakalım boş dam kuru sıkı çöker ya onda dokuzu kaçmaktır yaşamın babamız vurur vicdan sızlar anamız doğurur (da kime ne?) ha siz oluruz ha biz bekleyelim ne olacak belki hınzır saadet belki bitli önlük kimlikleri emsalsiz vücutlar çoğalacak sonrasını bilmem ne kadar bilmek gerek ölmek için önce yaşamak gerek... H.Sürsal |
İntihar ettim, boynunu öptüğüm yerde. Boynunda derin boşluk, dudaklarımı orada kaybettim, Ellerimin şarkısı, nakaratını terk etti bu sırada Sen iki büklüm bir kadın gölgesi oldun Ben aşk kelimesinin bütün harfleriyle seviştim Senin karanlıklarına sızdığımda Bir çığlık koptu aramızdan, ben sustum ama Dağlar, bir çiçeğin gövdesinden damladı kanayarak. İntihar ettim, boynunu öptüğüm yerde. Boynun, derin bir şehir çizgisi gibi inceldi,inceldi,inceldi Gözle görülecek bir düşten kopardım tenini Tenine, bulutlar sürdüm sonra, soğuk. Yangın içten bir izdi kimsenin görmediği Yağmurları ısıttım yalancı dilinde. Gözlerinin ucu kirlendi Küllerinden bir ilkbahar bıraktım Sessiz sedasız. Ama ben ölürken Sen idam ağaçları yeşerttin bütün mevsimlerinde. İntihar ettim boynunu öptüğüm yerde. Ve boynundan ayrıldım ilk. Emrah ÇETİNKAYA |
Ten Susturur Ayazı Gönül yanlışlarının matem turlarında Tütsü kokusu sarar sevda esaretlerini Düşer faslı eftelya serpil umutlara Köşede afroz keser yekte bıçkını küheylan Galataya karşı serper umutlarını seher Derinden bir nağmeye bürünür sevda Vakit yıldız kaymalarına dem tutuşundayken Keramet sanar gölge oynaşmalarını haspa İlk defa gülüştü sabahla rüzgar Kağıttan helvalar dizildi dünden güne Döküldü hatıralar Leica öbeklerinden Ömür enstantanelerinde sarıldı siyahla beyaz Merdiven aralığına sinik tahayyüller Suslarında khpe soylu bir geceyi siler İhtimal vaki insel nağmelerinde tazenin Aşk yanar kaminetosunda Düşselinde ten susturur ayazı I.Ergüney |
Dalga dalga üstüme yıkıverdin bu şehri. Batan güneş bir daha doğmayacak gibi. Eser kalmadı o eski halimden, Dilimden düşen her kelime girift, Ne desem belli ki anlaşılmazım. Sensiz her anım kahır mı kahır. Bu gitmeler sana yakışır. Demek; Veda etmeden gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. Gün gelir seninde güneşin düşer dağlar ardına. Tel tel aklar düştükçe saçlarına. Madem gideceksin, hiç dönüp arkana bakma. Kim bilir, kaç seven yenik düştü bu inadına. Bu gidişin anlaşılmaz değil, yakındır anlaşılır. Böyle gitmeler ancak sana yakışır. Demek; bir kalemde silip gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. Hangi acıyı çekemez ki insan, bir acıda sen kat. Nasıl olsa çok sürmez, bitecek bu hayat. Yapmadığın şey mi, beni de sil hayatından at. Kurtulurum belki ağlamaktan, her gece her saat. Adını anarsam ********im, yıkmaz beni bu dert, bu kahır. Bu gitmeler ancak sana yakışır. Demek utanmadan çekip gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. Ne kadar gözümde büyütmüşüm değmezmişsin. Bazen aşılmaz karlı dağlar gibiydin. Bazen içinde kaybolduğum okyanus. Bu kentin her sokağında, her simada seni arardım. Zaten yoktun, hiç olmayacaksın, canım yokluğuna da alışır. Bu gitmeler ancak sana yakışır. Demek buracıkta bırakıp gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. Sorarım, hangi acı üstüne mutluluk kurulmuş? Hangi kin, hangi nefret aşka yakışmış? Hani aşkı, sevgiyi dokurdun şiirde nakış nakış. Şimdi benim hayatım son bahar, seninki kara kış. bil ki ahım gölgen olur peşinde dolaşır. Bu gitmeler ancak sana yakışır. Demek yüz üstü bırakıp gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. şefik aydemir |
Eğer O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! CAN YÜCEL |
| Saat: 11:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık