![]() |
Aşkımı Sulara Bırak Aşkımı al da sulara bırak Balıklar dinlesin feryad-ı figanımı. Ben çekmekten tükendim artık Dağlara salıver benim ahımı. Kırk Haramiler düşsün peşine, Lime lime etsinler Kimin tasası?.. En güzel günler boşa harcandı, Ümitler tükendi, Hayaller bitti! Kimler ki kimlere peşkeş çekildi, Kaç nesil boş yere yok oldu gitti!.. Bu sevda eksik, Bu sevda yarım; Yaşasam n'olmuş? Kaç dakka varım? Birlikte gezdiğim arkadaşlarım Nereye kayboldu, Nereye gitti?.. Sulara bırak, Sulara bırak; Aşk denilen şey kuru bir heves! Kaç civan vakitsiz düştü yerlere! Arıma gidiyor aldığım nefes! Çetin Özdemir |
ÖYLESİNE SEVMİŞTİM Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden Sevdiğimiz şarkıları da Pencereme konan yusufçukları da Bana karanlığı bırak Beni bırak, beni böyle bırak Böyle ansızın, böyle yakışıksız Böyle anlamsız, böyle dağınık Öyle kapıda susuşun Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun Öyle sağlam, öyle bir de vuruşun Koy beni sensizliğe Ve otursun içime kül gibi kor yangının Şimdi gidiyorsun, git Hadi git Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git Hadi kanatma Hadi yıkma Hadi dokunma Zaten ben seni öylesine sevmiştim Şimdi gidiyorsun, git Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsinBütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı her şeye inat İ.Sadri |
ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM Ben, şairimin mısralarında dil, Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül, Aşığımın sazında tel, Öpülesi bir el olmak istiyorum: Ben, öğretmen olmak istiyorum… Ben çaresizliğin filizlendiği yerde ümit, Korkunun mayalandığı yerde yürek, Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek olmak istiyorum: Ben, öğretmen olmak istiyorum… Şu öksüz yavruya sımsıcak kucak, Şu yetim çocuğa yanan bir ocak, Çorak topraklara yağan yağmur, Azgın sulara bent, Mehmet’imin elinde çağlar açan kılıç, Doktorumun elinde derman saçan neşter, Mimarımın, mühendisimin elinde pergel, cetvel: Ben ana, ben baba, Ben Fatih, ben İbni Sina; Ben mimar Sinan olmak istiyorum: Ben öğretmen olmak istiyorum… Ben, ressamımın elinde fırça, tuvalinde renk, Bestekârımın en içli şarksında nağme, Hattatımın, nakkaşımın elinde kalem: Ben hoca Ali Rıza, Ben Itri, Leyla hanım, Ben Karahisari olmak istiyorum. Ben öğretmen olmak istiyorum… Ben öğretmen olmak istiyorum Vatan evladına Türklüğü öğretmek için, Ben öğretmen olmak istiyorum İstiklal Marşımı gururla söyletmek için, Ben öğretmen olmak istiyorum Milletimi “muasır medeniyet seviyesin” yükseltmek için… Ben zehirli mantarların Deve dikenlerinin Ayrık otların boy attığı verimsiz bir toprak değil Ben, Kırlarında elvan elvan çiçeklerin açtığı, Dağlarında hür kuşların uçtuğu, Pınarından susayanın içtiği, Yollarından yiğitlerin geçtiği, Çiftçisinin başak başak kardeşliği biçtiği Bir vatan olmak istiyorum: Ben öğretmen olmak istiyorum… Ben Hakk’a yönelen alınlarda nur, Vatan topraklarını çevreleyen sur, Mehmetçiğin göğsünde “iman”, Gençliğimin damarında “asil kan”; Ben zulme eğilmeyen baş, Ben Türklük için ağlayan gözlerde yaş, Barışta güvercin savaşta kartal olmak istiyorum. Ben öğretmen olmak istiyorum… Ben öğretmen olmasam diyorum… O zaman kim öğretir güzel Türkçemi Henüz anne diyen dillere, Kim öğretir insanlığı, duyguyu genç nesillere, Kim öğretir büyüğünü saymayı, Küçüğünü şefkat ile sevmeyi? Ben öğretmen olmasam diyorum: O zaman şu körpe fidan Nasıl öğrenecek sert rüzgârlara göğüs germeyi, Nasıl öğrenecek, çiçek açıp meyve vermeyi? Şu gelinlik kızım, Şu bıyıkları yeni terleyen deli kanlım Kimden öğrenecek insan gibi sevilmeyi, sevmeyi, Vatan için, millet için, bayrak için Göz kırpmadan ölmeyi? Ben öğretmen olmasam diyorum, Kim dokuyacak kilimimi, halımı, Kim işletecek madenimi, fabrikamı, Kim alıp satacak ürettiğim malımı? Ben öğretmen olmasam Kim yazıp okuyacak şiirimi, romanımı; Kim yazıp okuyacak Sıladan gurbete, gurbetten sılaya Hasret taşıyan mektuplarımı? Ben öğretmen olmalıyım diyorum Çünkü vatanımı severim. Çünkü bilirim vatan için ölmesini… Alnımda şeref tacıdır Tarihim, Cumhuriyetim, Türklüğüm… Ben öğretmen olmalıyım diyorum; Çünkü heyecan veriyor bana Şu çeşme, şu kervansaray, şu cami, şu türbe, Şu davul, şu zurna, Şu halay, şu horon şu bar, şu zeybek… Bana heyecan veriyor Anamın yazmasındaki oya söylediği ninni, ağıt, Tat alıyorum ekmeğimden, aşımdan Gurur veriyor bana milli kültürüm… Ben öğretmen olmalıyım diyorum; Çünkü inanıyorum Allah’ıma, İnanıyorum “Beşikten mezara kadar oku” diyen “Peygamberime İnanıyorum “Ne mutlu türküm” diyen Atatürk’üme… Ben öğretmen olmalıyım diyorum; Çünkü biliyorum affetmesini, Biliyorum asil duygularla insanları sevmesini… Ben olmalıyım diyorum; Çünkü inkâr etmiyorum tarihimi Hor görmüyorum geçmişimi, Atalarım önümde en büyük rehber diyorum. Çünkü ben özenmiyorum İnsana, insanlığa saygı duymayan hiçbir fikre, Çünkü ben bel bağlamadım Örfüme, âdetime, dinime ters düşen çirkinliklere… Sen öğretmen olmalısın kardeşim; Sen namussun, vicdansın, adaletsin… Sen müspet ilimsin Sen irfansın, inançsın geleceği aydınlatan… Sen, buram buram tüten vatan sevgisi, Sen burcu burcu kokan Türklük duygususun. Sen öğretmen olmalısın kardeşim, Sen öğretmen olmalısın… Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim; Biz, görmeyenlere göz, Duymayanlara kulak, Yürüyemeyenlere ayak olmalıyız… Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim kızıyla, erkeğiyle Layık olabilmek için “Öğretmenler, yeni nesil sizin esriniz olacaktır” diyen Ulu önder Atatürk’e… Biz, şairlerimizin mısralarında dil, Genç kızlarımızın gergeflerinde nakış nakış gül, Âşıklarımızın sazlarında tel, Öpülesi bir el olmalıyız: Biz öğretmen olmalıyız… H. Nejat SEFERCİOĞLU |
SON MEKTUP Siz beni hala anlayamadınız… Ve anlayamayacaksınız çağlarca da, Hep tutturmuş yıl “1919 Mayıs’ın 19’u” diyorsunuz, Ve eskimiş sözlerle beni övüyor övüyorsunuz. Mustafa Kemal’i anlamak bu değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Bırakın o altın yaprağı artık… Bırakın rahat etsin anılarda şehitler… Siz bana neler yaptınız ondan haber verin. Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin? Mustafa Kemal’i anlamak yerinde saymak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Bana Türkiye’yi getirin bir daha, Uygar uluslarla eşit yeni buluşlardan! Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı? Uzaya Türk adını Atatürk kapsülleriyle yazdınız mı? Mustafa Kemal’i anlamak avunmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Hala o acıklı anılar dudaklarınızda! Hala oturmuş on kasımlarda bana ağlıyorsunuz. Uyanın artık diyorum uyanın, uyanın… Uluslar fethine çıkıyor uzak dünyaların. Mustafa Kemal’i anlamak göz boyamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Beni seviyorsanız ve eğer anlıyorsanız! Laboratuarlarda sabahlayın kahvelerde değil: Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar… Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar, Mustafa Kemal’i anlamak ağlamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Aranızı kapatın istiyorum uygar uluslarla! Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklukla: Bu vatan bu canım vatan, sizden çalışmak ister! Paydos öğrenmeye, paydos avunmaya yeter, yeter Mustafa Kemal’i anlamak aldatmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Demokrasiyi getirmiştim size özgürlüğü: Görüyorum ki! Hep aynı yerde hiç ilerlememişsiniz, Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek gerekir. Hani köylerde bolluk, hani kaygısız günler; Mustafa Kemal’i anmak işitmek değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. |
Yağ yağmur yağ! Karanlığına, sessizliğine Sıcaklığına, derinliğine Yavaş yavaş gecenin. Erisin sinesinde varlığın, Güzelliğin, ıslak gözlerin. Bir serinletici esinti olsun, dolsun içime Şenlensin bende, benden ötelerde, mânâ evlerim Açılsın kapıları, derinliğine gecenin, sevgimin. Yönelsin sessizliğin esrarında ruhuma Döne döne, mânâ cevherim. Koyulsun âlemi istikbâle; ruhum -sevgi süvarim- Vursun sinesinden karanlığı, aydınlık okuyla ellerim. Unutup, Leylâ’ya sevdalı gönülleri; Bir devrin sonundaki garipleri, Tuna sularına tedirgin düşen katreleri, Ufuklarını resmeden güneşleri, Sarsın sımsıcak bedenim. Yükselsin yeşil kubbelerinden; Dâvûdî sesi âlemin. Dönsün etrafında yine dünya Sema âyininde kâinatın Teselli Sefa Gümüş |
TALİHSİZ Arzunun bir hayalet sardığı bir geceydi, Bir geceydi hakikat yalanlara baş eğdi. Bu gecenin susuzluk mahsulüsün bunu bil. Kundaksız uzatıldın iğneli beşiğine Ve böylece Azrail Istırabı mıhladı küçücük benliğine. Ecelin kucağında erirken çocukluğun, Aleme sırdı senin varlığın ve yokluğun. Hala bilinmez nedir kalbindeki bunalan. Lambanı yaktılarsa lambanı kendin söndür, Söndürmekle oyalan, Gir geceler koynuna,deme yarın gündüzdür, Belirecek gündüzler sönenlerden yüzsüzdür. Cahit Sitki Taranci |
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... |
Pamuk İpliği kendimize döşediğimiz taşlar görünmeyenin piramidi başka uygarlıkların saatleriydi kullandığımız zehirli yıldızlarını tanıdık gökyüzünün kendimizi bile büyüledik piramidimizin giziyle petrol kuyusu bütün gün rasaşane bütün gece koynumuzdaki tılsımı düşürmedik güne teslim etmedik kelimeleri dar boğazlarda,kör geçitlerde,karanlık dönemeçlerde bozuk para kadar kullandık çarşılarınızı baktığımız pencereleri kimselere kiralamadık uğramadık bir harf için bile mürekkebinize yalvaç olmadan,ermiş olmadan gelip geçtik karanlık oyların kamusundan güvendik sessizliğin derinliğine içimiz bölünse de başkalarına parçalanmadı kendimize çizdiğimiz yekpare harita ömrümüzün yolları kırk yıl,kırk yaş,kırk ikindi biz her zaman birkaç kişi hayatımız piramit,ömrümüz pamuk ipliği bilinse de olur artık bilinmese de... M.Mungan |
Zalim Dünya Kulağına fısıldasın rüzgar sesimi, Onla gönderiyim son busemi, Sonra da alayım son nefesimi, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Yalan olsun yaşadığımız onca şeyler, Varsın yüreğimizde kalsın o saniyeler, Son kez sevmediğini söyle o bana yeter, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Kokunla avunurdum sen yokken yanımda, Görürdüm her gece seni rüyalarımda, Anladım kastın var senin canımda, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Kaderim, yazım meğer senmişsin, Bilemedim ki beni ne çok sevmişsin, Geçmis zaman artık benden nefret etmişsin, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Kalmasın artık bende bu can, Sen gittikten sonra canan, Olayım ben bir duman, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Zaman Akıp Gidiyor Geriye dönüp baktım. Elimi uzattım, ulaşamadım. Pişmandım. Artık çok geç Zaman alıp götürüyor, acımasızca Pişmanlığın faydası yok Geçmişimizde yığılı, özür dilemeler. Zaman azalıyor. İçine mutluluk koyabileceğimiz zaman Ayağımın altında basıp geçtiğim toprak Üstümde sonsuz gökyüzü, arada ben ve akıp giden zaman Dönmek istiyorum başa, Yeniden başlamak. Geç kalmışlığın acısı ağır Yeniden yaşamak istiyorum. Rolümü yeniden oynamak. |
KAVUŞURSAK BİTERİZ BİZ... Biz mutlu sonlar katiliyiz. Kavuşursak biteriz biz. Sevgiyle bakan gözleri kör ederiz. Herkesin bildiği bir aşk, Herkesin attığı bir imza, Herkes gibi değiliz biz. Belki biraz serseri, Belki biraz deliyiz, Ama kavuşursak biteriz biz. Pervane böceğinin mum alevine sevdası, Ateş böceğinin susuzluğuyuz biz. Yanar ama su içmeyiz, Etrafında döner, ateşle dansederiz. Bize kimseden zarar gelmez, Biz zararı ancak kendi kendimize veririz. Severiz, özleriz, aşktan ölsek kimseye söylemeyiz. Biz artık biz değiliz. Ruhlar kavuşur ve konuşur gökyüzünde bir yerde, Ama bedenen kavuşursak biteriz biz. Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz. Onu bilir, onu söyleriz, Kavuşursak biteriz biz. İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz, Dokunursak kanar ellerimiz. Kimselere söylemez gizli gizli severiz, Ama kavuşursak biteriz biz. Bir kor var içimizde yanan, Onu küllendiremeyiz. Görüşemeyiz, konuşamayız ve sevişemeyiz. Bir aşk var bizi biz yapan, Kavuşursak biteriz biz. Biz herkes gibi değiliz. İstdeğimiz zaman gelip, İstediğimizde gidemeyiz. Kahve içip, gülüp, konuşup, başbaşa yemek yiyemeyiz. Ne bir filmdeki mutlu son, Ne de göz yumulacak bir kaçamak değiliz biz. Sadece özlemle severiz, Ve kavuşursak biteriz biz. Sevda iki kişinin birbirine aşkı değil artık. Artık her aşk her ağızda sakız. Biz birbirimize aslında her aşıktan daha yakınız. Belki ayrı şehirlerdeyiz, Ama her gece aynı mehtapta buluşur, Yağmur yağarsa, çıkar, Aynı yağmurun altında ıslanırız. Bu aşkı ancak biz biliriz. Şiirleri güvercinlerin kulağına fısıldar, Mektupları suya yazarız. Biz belki ayrıyız, Ama her gün aynı geceyi sabahlarız. Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz. Onu bilir onu söyleriz. Kavuşursak biteriz biz !.. Alıntı. |
| Saat: 17:00 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık