![]() |
Bir El Dokunuyor Bana Düşüncelerimde tek kişi var Bütün gün onunlayım Birtakım sorular yöneltiyorum ona Söyleşiyoruz... Yüzler asılıyor aradabir Bazende kahkahalarla gülüyoruz Sonra, alışkanlıklar dışındakilere eğiliyorum Bir sigara yakıyorum Üflüyorum dumanını, tüm hasretleri giderircesine... Dalıp gidiyorum, uzaklaşıyor benden o Elimi kaldırıyorum durması için Bağırıyorum avazım çıktığı kadar, duymuyor... Bir el dokunuyor bana ''Hey uyuma! karadenizde, gemilerin mi battı? '' Kendime geliyorum Hemen zulamı açıyorum Kurdugum düşün bitmemesi için, devamını getiriyorum Okuyorum bana yazdığın dizeleri tek tek... Hepsi içten,sıcacık dizeler Fotoğrafın geçiyor elime... Hepsi benimle konuşur gibi, canlı,sevimli ve güzel... Yine bir uyarma, yine bana dokunan bir el ''Yeter'' diyor ''Kaçıncı kez onun mektuplarını okuyuşun, resimlerini onunla berabermiş gibi inceleyişin'' Yüzüne anlamlı bakıyorum dostumun ''Haklısın sen hiç böyle sevmedin, bilemezsin böyle tutkulu olmayı'' diyorum ve sana yazacağım mektubun, başlığını atıyorum...Sevgili... Burhan Kıran |
Gizli Düş(üm) Ey! acının yanık tenli çocuğu; Hüznümü doldurduğum odalardan süpürüyor, Acı çığlıklarımı, Sandıklara koyup, anahtarını atıyorum. Aç yüreğini buzlarımı erittim, Kör sevdaları kurşunladım, Yalınayak dizlerim yaralı sana koşuyorum. Suskularımı , yeminlerimi bozdum yolunda. Beşinci Cemrem aşk düşür toprağıma. Bana aşkı öğret dilimde türküm olsun. Sevdayı öğret dilden dile dolaşsın. Masallar anlat düş(lere) benzeri. Sevmeyi anlat hadi büyüt beni... Ey! kekik kokulu yarim; Gökkuşağını çal evvel zamanlardan. Yıldız topla saçlarıma hiç sönmeyen. Bahar getir zemheride. Gül(ler) ser sol yanıma. Gizli düş(lerimizde) bir dünya kur. İlk söz(ün) son söz(ümüz) "SENİ SEVİYORUM" olsun... Berati Yüksel |
Çocuk Olmak Çocuk olmak, Bir kuşa benzer. Kuşlar gibi özgür, Kanatlıdır çocuklar... Çocuk olmak, Bir balığa benzer. Balıklar gibi narin, Sevimlidir çocuklar. Çocuk olmak, Bir ata benzer. Yemyeşil kırlarda, Koşar, oynar çocuklar... Çocukluk,çocukluk, Ne mutludur çocukluk. Heyecanlı ve neşeli, Ne güzeldir,çocukluk.. Muhammed Taha Balkıs |
Yenik Savaşçı Sahne 1 Ölüm vaktiydi, şiir gibiydi; h/er meydan aynıyla vakiydi; hırsla ileri atıldı savaşçı, kazanmak için mi?.. Her savaşın bir kaybedeni olacağından, kazanmak sadece çabuk bozulan bir oyuncaktır. Ve oyuncak bozulduğunda, yenisine sahip olsun diye birileri, başka birileri kaybedecektir. Ve yine her kaybeden yeni bir oyuncak için meydanlara inecektir. Meydanlar savaşmak içindir. Savaşlar KAYBETMEK İÇİN... Sahne 2 Şiir vaktiydi, tam vaktiydi; öncesiyle vakiydi; gözünden ok yemişti yenik savaşçı, gördükleri için mi?.. Okuduğunuz bu saçmalar, acıtan bir ironinin sezdirici şifreleridir. Gördükleri için gözlerini kaybedenler ile gözlerini kaybettikleri için görenler aynı safta artık. KAYBETMEK İÇİN... Her kaybediş sadece kaybediştir! K a h k a h a l a r k a h k a h a l a r k a h k a h a l a r v e s o n . . . Zafer GÜN |
Aylardır tek satır yazmadım küskünüm kağıtla kaleme bir gölge gibi kaçıyorum senin olduğun bu şehirden seni hatırlatmasın diye en küçük bir anı derin kazıyorum mezarımı elveda dostlarım,aşklarım ölümü sırtlanmak değil midir unutmak kayıtsız sevdiğin kadını. Musa MENEKŞE |
Saçları Söğüt Salkımlım Sorsam seni yıllara Neler söyler ki bana Senden bir haber,verirmi aceba Sen sağlığını O eski ihtişamlı gençliğini Alımlı bakışlarını Çıtıpıtı gençliğini söylermiydi aceba Bildiğin gibi hiç değişmedi dermiydi bana Mutlu edermiydi beni Seninle mutlulu olduğum gibi Saçların söğüt salkımı Kaşların,gözlerin hala ilk gördüğüm güzelikte Beden dilin konuşurmu senden önce Seni seviyorum dermi İlk tanıştığımız bahar mevsimi güzelliğinde Kamil Söylemez |
Harf Harf Alfâbem İstanbul Elif ıhlamur ağacının altında hafîf bir rüzgâr ......................../ birimiz zikir hâlinde ......................../ birimiz seyir âleminde salınıp duruyoruz aşkın medcezirinde sonsuzluğun eşiğinde ........................bize eşlik eden bir şarkı: ‘çok geç kalmışız canım vakit bu vakit değil eski radyolar gibi çatıya saklanmış aşk’ izbe yerlerin zulmet kokan hafakanları gelip tahtını kurar ellerin boşluğunda ömrü uzayan ölümler filizlenir Heybeli’de ah! ne eyleyeyim ben, şimdi şiirler mensûr şimdi kırgınsın bize, yangınsın içimizde sâhiplenmedik seni ......................../ teyakkuzda ekâbir dargınsın ey içime kümbetlenen azîze vakit çok geçmiş değil soylu hânedan için dâim ağlamaklıdır Leylâ, perçemi nemli hiçbir diken, süs diye takılmamıştı güle ......................../ yine de yakışıyordu büyük aşkın virandır akıttığı gözyaşı gizem saklı surlarda, durur hâlâ ab-ı sevda hâlâ sana sevdâlı ezelden güneş ve ay ah! ne saâdet dünyâ gözüyle Hüdâî yol; ................................................/ ateşe serinliği ......................../ suya dinginliği öğretiyordu çizdiğim resm-i yârdır Gerdan’ından akseden sâkî! bana bir bâde sun aşkın şarabından ......................../ kendinden geçsin bu dingin dudaklar şâirin sesine ses katsın renkli Alfâbe’m say ki unutmuşum kelâmı ......................../ unutmuşum kırılan her kalemi / beni de alfâbende bir elif say Be adım adım elleri çıkar, öpmek içindir ................................................Koca Sinan’ı çizgi çizgi elleri değiyordu Hattat’ın ........................…öperek Bâb-ı Âli’yi / harfler secde ediyordu sînelerde kaldırım yalnızlığında Hırka Cihangir’deki hüzün kuşatırdı göğümü ve bir anne duâsı kadar içten olurdu ................................................Sadâbâd kutlu bir şehzâdenin yangın suskunu dili ‘ya o beni alır, ya ben onu’ der Beyzâde’m ensar niyetlenmişti de gelin olunan Fâtih ................................................yüzgörümlüğü fetih hem ne yakışıyordu sancağım Ulubatlı’ya sancılı bir yağmurun dokunduğu intizâr saçlarında günlerin yorgunluğunda duran ................................................bir şehrâyin muştusu Beyoğlu nâr, Üsküdar yâr, revnak Çamlıca’da gülüşün kadar sıcak olurdu her münâcât ........................ - Yûşâ Tepesinde duâ - sonsuzluğa kayan aşk Sirkeci’de vedâya ................................................dönüşüyordu evvel şaşkınlık, sonra savurduğun telâşım görmeden denedimse de kâtil özlemlerini ................................................diriltmemeyi büyüdü şol sevdalar, kelimeler bendegân bir tezyin, bir tezhip, bir nakıştır kalpte Vefâ alıp götürür beni, okşar ruhumu neyzen Te saraylara kâh kumru, kâh güvercin konardı leylak halkalar zarîf, zerrîn, nârin olurdu nâzenin işlemeli, cumbalı evler virân ........................Ayasofya mahkûm ........................Topkapı serâzâd tiran istilâsında yıkılmıştı pâyitaht fayton kıvrımlarında uzayıp giden yollar ......................../ kuytudan kalabalığa ......................../ kesretten duldalığa bendenin zebânı mı Hak, zebûnu mu beşerin ........................bir dirhem iz’ân ya Rab! sağ yanın şark, sol yanın garp; gece ile gündüz Mihmandâr’da her adım maverâ sohbetleri unutturup dünyayı öteyi ifşâsıdır haberler uçuran her güvercin, şâhit olup ........................döker en mahrem sırrını Harem’in ........................ ve sırra kadem aşkını Hürrem’in şâir susarsa eğer kim anlar ki dilinden hiç bu kadar âşikar değildi ağlayan ney ikindi yağmurunda ıslanır münbit heyben ellerimle yıkarım, iki yakanı senin ......................../ okşasın parmak uçlarım bana mısın demeden ışırsın sabah akşam köprülerin altına hoyratça düşen çocuk: ................................................seni biz düşürdük ……. Sin kaç bin yıldır görünen cemâlin Yûsuf’a ayna ‘su uyur’ surlar nöbette gizemli nazarıyla / açılsan on asırlık bir buz dağı çözülür / açılsan çağ sökülür, yaprak yaprak çan sesi ................................................dökülür içini bir Fâtih’e açabilmiştin ancak ........................gece gündüz, elli üç gün / bilâ-fâsıla sabrı öğretiyordun kızıl renge boyanmayı suya, toprağa aşkı hercaî hayâllerin son şaşkın bakışında bir dev/in, hayâlinin ırağındaydı fetih başladı mı, bitti mi suskunluğu şâirin ve kana kana biter susuzluğu Fâtih’in Kız Kulesi şaz, Eyüp niyâz, naz Emirgan’da Yedi Tepe’nde işte en havadar Kanlıca nefesler susturulmuş Prensler Adası’nda koyu gölgesinde her Çınar’ın saklıdır keder sükûnet lügatlerde, devinirken çığlıklar ......................../ el ele tutuşur nârâ ve nidâ ses veriyorum suyun hayat kokan sesine acılardan sevince, erinçlerden kedere yırtınan gelgitlerde, dinginleş artık n’olur hangi sırra gark olur tende süveydâ-yı kalp arzuhâlimi mâzur görsün divân-ı hümâyûn hece hece yitirdim, harflerde arıyorum ................................................kaybettiğim izleri sen gelirsen naz biter, sen gidersen haz biter karşılıksız sevda yok, biter nihâyetinde kâim olduğunu her dîl/de, görebilseydi lâl olurdu Aslı… ve Şirin’de başka ahval ve ezelden masalmış Leyla’yla Mecnun aşkı ……. Nûn elvan elvan lezzetler resmeder ressâm hayat yeniden başlar mehtaplı gecelerde her vapur kalkışında eller askıda durur ........................biraz daha / yutkunur deniz kalpler beraber gider, gidemese de beden uzaktan uzağa bir akşam selâmı kalır yummadan gözlerimi dinlemeliyim seni zülfünü suya çalan tek dilberdir martılar kimine göre hüzün, kimine göre efsûn ........................umuttur beyaz sayfalardan taşıdıkları ........................kendi rengine benzer her şey neden uçtuklarını su üstünde, sormayın kaybettikleri bir şey mi var bulamadılar haberler uçuruyor, havâdis alıyorlar ................................................/ hülâsâ Haydarpaşa Garı’nda ne çok anlamsız bakış pususunda bekleyen inkisâr-ı hayâller anbeân gelip çarpar mahzun bir yığın yüze Hisar’lar kırgın, yılgın Beylerbeyi, utangaç ........................yaz akşamlarında muzdarip Kadıköy daha ‘küçüktüm, çocuk değildim... aşıktım’ ben intiharlara şâhit olunca Boğaziçi siliverir dalgalar… ve ölüm çığlıkları ........................yankılanır dilimde: ........................‘keşke toprak olsaydım’ Vav bir hattatın elinden çıkar gibi işveli ölümsüz bir çiçeğin kokusu yayılmakta eksiğim biliyorum, tamamlıyorsun dâim sende ağlamıyorum karanlığa, leyl başka ........................nehâr oluyorsun bana / mâsivâ mavi gözlü sevgili, ey rüyaların kızı nereye baksam, senin ikliminden bir rüzgâr sevginin gül kokusu, âhuzarı çiçeğin şehadet ederim ki güneşin ışığı ve dolunayı gecenin senden yanadır, inan. burçlarında hâlâ bir Akşemseddin duâsı erbabına bıraktık; Itri başlar nağmeye Haliç’te martılarla her sabah kahvaltı var ........................kim der Yalnız Servi’ler her şey revândır sana, sen kalender süedâ sen yine el değmemiş Meryem bakireliği ........................lâkin doğurgan billur belde en güzîde kelâmın ıtır neşîdesiyle: ........................‘beldetün tayyibetün’ ........................kutlu zafer müjdesi sıcak yürümeleri bir çınar serinletir görürsün, bütün yollar birleşir Galata’da orada bir Hezarfen alıp götürür sizi gökyüzünden temâşâ mâziyi ve bugünü ......................../ sonra nesl-i âtiyi ……. Lam-elif kalabalığı teskîn eden sandallar yüzer ........................denizin orta yerinde yüzlerinde yorgunluk, ellerinde bir umut ........................kaptanların, balıkçıkların hangi tarafa baksam, senden kalan buhurdân bir hıçkırık yayılır çılgınca dizelerden kim tutar bir şâirin şuh yadsımalarını mahzundur Ayasofya, âteş-i aşkında gam uzaktan uzağa bir ezan, bazen Bilâl’dir ........................kulaklarda tutunan ses bazen Dâvût sesinde oturur her yüreğe devr-i sâbıkta huşû, bize mi kaldı özlem Karacaahamet; kutsal ma’bedi ölülerin geceyi konuşturan şimdi kırık iskele Nef’î’nin susturulan sesinde Sihâm-ı Kazâ bana kaldı anlatmak aşkın derinliğini kıskanıyordu Bâbil küçülen her adımı ........................-Sahaf’larda, Mısır Çarşısı’nda- yer ve gök arasında hummâlı yolculuklar ne kelâm ki karşımda evrenin sonsuzluğu gülüşünde bin bir renk, takılmak için durur ........................yığınla insan gürûhuna meydanda arz-ı endâm, şâiran artık susar sana sınırlı, sende sınırsız rûz-i yeldâ ......................../ ismiyle müsemmâ Der/saâdet ıhlamur çiçek açar, sonra hafîf bir rüzgâr ......................../ birimiz salınmaktan ......................../ birimiz korkar yutkunmaktan öylece duruyoruz aldırmadan zamana işte ‘okudum harf harf alfabem İstanbul’u’ ........................‘doymadan tekrar tekrar ........................biz sevdiceğim yeniden’ susunca şâir, susuz kalır buyurgan kadın ‘ben derim utanma iftihar et sevmeyenler utansın aşksızlığa mahkum edildiysek bu dünya yansın’ ... .. . Zafer ŞIK |
Çok huzursuz bir geceydi Yüreğim parçam parça Yıkıntılarımı toplayamadım dağınık kaldım Gözyaşlarım hala yanaklarımda Gözlerim çok acımakta Bir şeylerin izi kalmış Silmeye çalışırken Tuzlarınla yıkadım yüreğimi Yaralı bir yürek Tuz mevsiminde çok acır Acıdıkça susarsın Sustukça büyürsün işte nedim hüdaşah berkay |
belki herkesin babası çıkamayacak hapisten ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten bir zaman daha belki yaylım ateşlere düşecek en çocukça düşlerinin yolu belki bir zaman daha gözlerini ısıra ısıra ıpıslak bir bulut gibi yürüyecekler duvarlar boyu ve felaket şundan emin ol ki güzelim çocuk kollarının ucunda sıkışan dehşetli masum o iki yumruk alametidir kopacak kıyametin Nevzat Çelik |
bir şiir yazıyorum sensizliğe yaşlı ellerimde düş yellerine s. dileklerimden dökülen sevgiye gözlerimde buluştugun maviye sensizlikte yüregim narin derin derin hayallerin serinligin gündüzden alıp geceye sürdügün dökülen yaşlarım günlügüm vazgecilmez akşamlarım sürüklüyor karabasanları içimde kaktüs dikenleri bitmeyen sızılarım avuntu gelemedim yaşımdan dokunamadım aşkım sana yanı başımda hayallerin her yanım zerzele telaşım alışmaya calışırken seni hiç unutmadım gittigin günü sevdiğim seviştigim günleri sensizlik ölüm gibi sevdiğim bir şiir anıyorum senden sensizligi besteledigin günden aşk taneleri gibi soguk sıcak dokunası hayattan günlerimizden ne kaldı geçmişten götürebildiğin bıraktın beni divane gelecege güne hadi gel desem hüzün yeri günüm yerlerden yel alır beni ve uçurtma günlerimizi... ali baskı |
OYUN II (dû-şeş) ( Aylardan Eylül.. puslu bir hava.. yangın yerinde tavla.. zar tutana ceza! ) -I- Keskin bir sızı gözlerinde Ha deldi ha delecek Göğün ipek örtüsünü… Kendisine ağlayan zavallı beşer Tasından taşarken yaşın Unutma! Top tüfek altında ölüler Ah! binlerce kez toprak üstünde ezildiler.. Ömrümden ömür hanginize yeter…! -II- Gamsız bir yakarış sözlerinde Ha tuttu ha tutacak Bedduası ezberlenmiş bestelere… Kazandıkça kaybetmeyi seven kumarbaz Ahu zârımdır hep dû-şeş Yine de susma! Yazılsın adın sahipsiz mısralara Ki kaybolmasın mezar taşın -III- Ve ruhum Çıkmadan önce benden Üç kere lanet et Içmediğim suya! Yolumdaki taşa! Sudaki sahte halkalara! (oyun bitti; takvimlere geçti kayıtlar... dünyanın tüm yağmurları birleşin! Artık onbir ay var...) Eylül H.POLAT |
Nasıl Gideceksin Evet; Başlangıcı olmayan bir yolun sonuda olmazmış sevgili, Karanlık bir gecenin içinden aydınlığı kucaklamak kadar zor, Okyanusların ucsuz bucaksız derinliğine dalmak kadar imkansız, Kara kışın ortasında ayak yalın dolaşma,belki de zatüreye yakalanmaktı, Senle hesaplaşmak isteyen yaşamın en zor sınavıydı belki de bu..! Kaçmak istesen kaçamazsın,adımların geri geri gideken, Bende bıraktığın teninin kokusunu almadan mı gideceksin, Dudaklarımda bıraktığın ruj izlerini silmeden mi gideceksin, Sana aslında gitme demeyeceğim,bu son ayrılık akşamında Gittiğin yerde bir ben bulursan mutlu ol diyeceğim sadece...... alıntı... |
belki herkesin babası çıkamayacak hapisten ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten bir zaman daha belki yaylım ateşlere düşecek en çocukça düşlerinin yolu belki bir zaman daha gözlerini ısıra ısıra ıpıslak bir bulut gibi yürüyecekler duvarlar boyu ve felaket şundan emin ol ki güzelim çocuk kollarının ucunda sıkışan dehşetli masum o iki yumruk alametidir kopacak kıyametin Nevzat Çelik |
Her Şey Bambaşka Gözlerimde... Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece. Sevenin sevdiğini bilmesi kadar ; Sevilen de anlar sevildiğini. Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez. Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile... Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu sevme hakkından alıkoyamaz. Sevmek çoğu zaman var olmaktır. Sonunda bizi yok olmaya götürse bile. Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum. Sen bile buna karşı koyamazsın. Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim. Bir zaman başkalarında aradım seni, Başka yüzlerde, başka ellerde aradım. Aldandım , fakat bir gün seni bulmak ümidini kaybetmedim . Nasıl olsa gelecektin bir gün. Ve işte geldin de ! Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya, bilmediğim kederleri öğretmeye geldin. Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana . Bir gün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim. Bu selin akışını hiç bir şey durduramaz artık . Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma. Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin, mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri beraberinde sürükleyerek gideceksin. İşte o zaman yoklukların en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım . Er geç gideceksin; beni anlayamadan, beni sevemeden gideceksin . Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden, tesellisiz bir hüzün kalacak . Yıllardır aradığım sendin, ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım . Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni. Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden ... Geldin ya ! Şimdi her şey güzel seninle. Yürümenin konuşmanın, nefes almanın bir başka anlamı var artık. Sen varsın ya her şey bambaşka gözlerimde |
LAYIKTIR YAPILAN HİZMET SORGUN’A Çalışmaya katılımlar hızlandı Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a Gelişmeye atılımlar hızlandı Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a Bak gezdiğin kaldırımla yoluna Erişildi yatırımın boluna Mevla’mdan mükafat geldi kuluna Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a Gelince sıcak su ile doğalgaz Kara kışta hemen kırılır ayaz Başkanımız görevinden aldı haz Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a İlçenin köreldi çıban yarası Gitti kara yolun kara karası Modern bir şehir olma sırası Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a Sancaki’m der köhne idi gelişti Görseniz çehresi çoktan değişti Nüfusu çoğaldı İl’e erişti Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a |
Bana Yaz * bana bir masal anlat ağaçtan üç elma düşsün bizler erelim murada onlar çıksın kerevetine * bana bir şiir yaz yaşanmamış zamanların acısı su renginde olsun aşkta mızıkçılık yapanların mor salkım çıksın yüzlerinde * bana bir türkü yaz dolaşsın İzmirin kavaklarında dökülürken yaprakları biz yemene gidip dönmeyelim * bana bir şarkı yaz ortasından kırılmış bir çiçeği yerinden kaldırsın ikimizin de kirpiklerinin gölgesi güllerle bezensin * bana bir arabesk yaz duvara başını yaslayanların kanatmasın damarlarını batmasın bu dünya * bana bir makale yaz pencere camından üç günlük mazisi kadar bakanlar merdivenlerden neşeyle kayıp ayarlarına koşsunlar * Serdar San - İzmir , 11. 03 . 2006 |
Acele Eden Ecele Gider Gunes acti, uzun surmedi gozle gorulmuyor Cocuk okula basladi, uzun surmedi bir yerde calisiyor Ruzgar esti, uzun surmedi yaprak kimildamiyor Delikanli oldu ev gecindiriyor Kar basladi, uzun surmedi sular akiyor Karisi iyilesti, uzun surmedi timarhanede yatiyor Agac buyudu, uzun surmedi sobalarda yaniyor Emekli oldu, uzun surmedi kadavrada bekliyor Süreyya Berfe |
Ne uzunmuş öpüşe giden yol,aşkım Ne gezgin bir yalnızlıkmış sensizlik Trenler geçiyor yağmurun altında Ve taltal’da ilk yaz henüz bitmedi Sen ve ben aşkım, bir bütünüz biz Bir bütünüz köklerden giyisilerimizle Sen ve ben tek varlık oluncaya dek Sonyazla,baltalarla ve suyla birbütünüz Düşün,nice taşları kattı önüne ırmak Nice taşlar yuvarladı boroa’nın suları Aramıza tirenler uluslar girdi. Dileğimiz yanlızca bibirimizi sevmekti Kaynasıp herkesle erkekler kadınlarla Karanfilin kök salıp toprakla Pablo Neruda |
Bildiğim Bir Şarkı Var Merhametsiz karanlık içindeyim Ne zaman güneş doğacak bilmiyorum Mavi denizlere mor dağlara karşı Bildiğim bir şarki var onu söylüyorum Bildiğim bir şarki var onu söylüyorum Butun şarkılar gibi kederli .......... .......... Ümit Yaşar Oğuzcan |
GİTTİN Gittin…Ben arkandan sadece baktım.Oysa söylenecek o kadar çok şeyim vardı ki...’Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak.Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi.O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...'diyecektim sana KONUŞAMADIM… Gittin… Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım.Öylesine acıdı ki içim,tutup koparsalardı kolu mu,bacağımı bu kadar acı duymazdım.Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.AĞLAYAMADIM… Gittin…Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa.Tutkum seninle olmaktı,tutkum teninde erimek,tutkum hayatı seninle paylaşmaktı.ANLATAMADIM… Gittin…Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden.Ellerim ellerim değimliydi miydi her dokunuşumda seni ürperten?Ürperirdin biliyorum.Bir kez dokunsam,bir tutsam ellerini,itmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.TUTAMADIM… Gittin… Bir yıkım gibiydi gidişin.Sen adım adım uzaklaşırken benden,çöküp kaldı bedenim olduğu yere.Nice terk edilişlere dayanan bu yürek bu kez yenilmişti.Bu kadar zayıf değildim ben,kalkmalıydım.KALKAMADIM… Gittin...Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum.Hazırdım gidişine.Kaçak zamanlar yaşıyorduk.Zaman bitecek ve sen gidecektin.Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden başlayacaktım.BAŞLAYAMADIM... Gittin...Birşeyler söyledinmi giderken?"Kal"dememi istedin mi?Son birkez"Seni seviyorum"dedin mi?"Bekle beni"Döneceğim diye umut verdin mi?Beynim öylesine uğulduyordu ki...DUYMADIM... Gittin...Nereye gittiğin önemli değildi.Binlerce kilometre uzakta olsan,iki metre ötemde fark etmiyordu.Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.Kurtulmalıydım senden bu yoklukduygusundan kurtulmalıydım.KURTULAMADIM... Gittin...Unutulanların arasına katılmalıydın.Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerden yakalamalıydım.Bu aşkı noktalamalıydım.Bu sevdadan vazgeçmeliydim.YAPAMADIM... Gittin...Bir okyanusun ortasında,tek küreği kaybolmuş sandalda dalgalarla boğuşan denizciyim şimdi.Bil ki sevmekten vazgeçmedim seni.Bil ki seninle birlikte sevdanıda taşıyacağım yüreğimde.Bil ki seni...Unutamadım MEHMET COŞKUNDENİZ |
Ben Sana Mecburum ben sana mecburum bilemezsin adını mıh gibi aklımda tutuyorum büyüdükçe büyüyor gözlerin ben sana mecburum bilemezsin içimi seninle ısıtıyorum ağaçlar sonbahara hazırlanıyor bu şehir o eski istanbul mudur? karanlıkta bulutlar parçalanıyor sokak lambaları birden yanıyor kaldırımlarda yağmur kokusu ben sana mecburum sen yoksun sevmek kimi zaman rezilce korkuludur insan bir akşam üstü ansızın yorulur tutsak ustura ağzında yaşamaktan kimi zaman ellerini kırar tutkusu birkaç hayat çıkarır yaşamasından hangi kapıyı çalsa kimi zaman arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor eski zamanlardan bir cuma çalıyor durup köşe başında deliksiz dinlesem sana kullanılmamış bir gök getirsem haftalar ellerimde ufalanıyor ne yapsam ne tutsam nereye gitsem ben sana mecburum sen yoksun belki haziranda mavi benekli çocuksun ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor belki körsün kırılmışsın telâş içindesin kötü rüzgâr saçlarını götürüyor ne vakit bir yaşamak düşünsem bu kurtlar sofrasında belki zor ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden ne vakit bir yaşamak düşünsem sus deyip adınla başlıyorum içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin hayır başka türlü olmayacak ben sana mecburum bilemezsin.. Atilla İlhan |
Ben Buyum Anam beni hangi günde hangi ayda doğurdun Çok mu sancılar çektin hep çileyle yoğurdun Dokuz evlat içinde en kötüsü ben oldum Düştüm hazan yaprağı gibi gurbet eline Sevmeyi hem saadet hem de sevap bilmiştim Layık olmayanlara hayatımı vermiştim Mutlu oluruz diye yalan söylememiştim Seviyor zannettiğim o zalim insanlara Şimdi ellerim bomboş çektiğim hep ızdırap Bu hale düşürene bin çeşit göster yarab Kalbim feryat ediyor çaresiz olmuş harap Hani ak günler nerde onu sen bul sen yarat Ne kirli iş ne haram sürmedim ellerimi Bir kişi ispat etsin keseyim bileğimi Kulak verin ne olur dinleyin sözlerimi Geçtim otuz beşini beyhude çırpınışlar Bir ağaç dört mevsimde bir kere meyve verir Önce tomurcuk olur sonrada filizlenir Binlerce çiçek açar yüzlerce meyve verir Kim bilir kim oturur gölgesinde zamanla İşte ben buyum dostlar ateş içinde yanan Çaresizlik içinde nerde yazılı derman Dudakları kurumuş bir açılıp bir solan Bulacaksın diyorlar mutluluğu mezarda Şükran Çamoğlu |
Kuyruklu Şiir / Orhan Veli Kanık Uyuşamayız, yollarımız ayrı; Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi; Senin yiyeceğin, kalaylı kapta; Benimki aslan ağzında; Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik. Ama seninki de kolay değil, kardeşim; Kolay değil hani, Böyle kuyruk sallamak her Allah’ın günü… |
Aşk(a) Dair http://www.asksiirleri.net/Flash_dosyalar/gul.jpg "İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde kazanması zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmış göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya |
Hatırlat Bana Sevgili Hatırlat bana sevgili Yalnızlığı aşkla bölünmüş bir adamın Kar ayazında kalmışçasına titreyen ellerini Gözlerinden dökülen yaşlarla sula Koynumuzda açacak kızıl çiçekleri Acınla besle İsyanınla büyüt Geri getir bana sevgili Ellerimin o eski sıcaklağını Yine tek bir sözcüğünle Gökyüzüne vursun başım Çoğalt beni sevgili Git gide azalmakta olan yüreğimin sevincini Sıradanlaşan sözlerime Yeni anlamlar yükle yine Hatırlat bana sevgili Gözlerim sen diye baksın yine dünyaya Ve seni yazsın her bir damla mürekkebi kalemimin... 2007 Melih Coşkun |
hayatın hep acı yanlarıyla yaşamak sadece ağlamak yani kardeş olmak koltuk değnekleriyle... biz bilmem kaç milyon kardeşiz hepimiz, aslında daha şanslıyız sevgiyi ellerin ya da ayakların değeri görenlerden en azından yüreğimiz var en azından gerçek sevgiler yaşıyoruz gerçekçi olmak gözlerimizi kollarımızı, ellerimizi alsa da yüreğimiz bizlere kalıyor koltuk değneklerim umudu yaşamak ayaksız, elsiz de olsa umutlu olmak.. gerçek sevgi, gerçek aşk gerçek inanışlar gerçeğe inanışlar.. evet aynı göğün altında ve eğer binebilmeyi başarabildiysek aynı belediye otobüsü içinde yanyana, kanadı kırık bir hayat özürsüzlerle.. allah aşkına bırakın kendi özrünüze bakın belki yürüyebiliyor, konuşabiliyorsunuz ama sevemiyorsunuz hep lekeli aşklara kurban giden bir toprak dolusu özürsüz kendi özrünüz yetmez mi sizin bıkmadınız mı? tekerlekli sandalyeme, koltuk değneklerime bakarak hüküm giydirmelerden aynı kışın soğuğu ve aynı sıcağı temmuzun aynı toprak aynı toplum aynı güneş aynı yıldızlar ama ayrı insanlar ikiye bölünmüş özürlüler özürsüzler.. ama hangimiz özürlü? Ömer Seydi Ekinci |
gozlerini sondurme muhtacim ben senin aydinligina muhtacim yepyeni bir ilkbahar harcayip bir yaz bogup bir sonbahar harcayip ruzgar gulunu arayacagim oran'da pernanbouc'ta tombuktu'da vincler yine aksamlari indirecekler yine karanliga bulasacagim gozlerin ruzgarda savrulacak ikimiz iki sap bugday olsak sen benim olsan ben senin olsam bir gece vakti aklina gelsem uykunu tutsam birakmasam seni kucaklasam kucaklasam birbirimizin kalbini dinlesek dunyanin kalbini dinlesek buyuk atesler yaksalar iki guvercin ucursalar nerede oldugumuzu bilsek Atilla İlhan |
Anafor Yorgun atlar çiğnedi zamanı Susku çölünde mekan yalıma kesti Hızlı yaşadık biz dostum Sanki hafif bir meltem esti Saadet çağı kasidelerinden titrek bir sesti Hayatimiz Çamura bulanmış martılar Göz bebeklerimize taşıdı geceyi Ve biz pırlanta çocukları çağın Söylevlerin kutsallığında Slogan miracı yaşadık Muştuların perçemine sığındık İhtilal gecelerinin karanlığında Seher gülleri yetiştirdik Gecekondu koyaklarında Mutluluk güldesteleri Köhne zaman bulvarlarında Eylül içimizde bir vurgudur yalnız Durağan çileler melek kanatlarından bize kalan Bir selam sade Merhaba deyişi bir dostun Yüreğinin taa ortadoğusundan |
Tutsağın Olmazsam -Özgürlük için- Tutsağın olmazsam senin bu gece de tüm geceler gibi kıyısız okyanıslara düşerim dalgasız denizlere. tutsağın olmazsam senin kanayan kanatlarımla enlemsiz boylamsız gezerim ülkesiz atlaslarda. Tutsağın olmazsam senin yaşadığım uçlar arasında çılgınlığı ararım sığamam küçük kalıplara. Tutsağın olmazsam senin çıktığım yazılarda ismini ve ismimi kazırım duvarlara yanyana. Tutsağın olmazsam senin yaşayamam tutsak et beni yoksa savaşamam. A.Kadir Bilgin |
NEVRUZ ATEŞİ Bir ateş yakalım bugün. Etrafında dönelim. Üstünden atlayalım. El ele halay çekelim. Bir ateş yakalım bugün. Işığı göklere uzansın. Karanlıkları aydınlatsın. Her yana ışık saçsın. Bir ateş yakalım bugün. Her günümüz olsun düğün. Çiçekler açsın, kuşlar ötsün. Koşun çocuklar koşun. Barışalım, tanışalım. Engelleri aşalım. İlerleyip, gelişelim, Dünya ile yarışalım. Ağaçlar daha yeşil olsun, Çiçekler rengârenk açsın, İnsanların yüzü gülsün, Yeryüzünde barış olsun Elif AVCI |
Öğretilenlerden Her yüzüstü bırakıp giden Birşeyler öğretti Kimi Ayrılık acısını öğretti Kimi Yanlızlığın keskin bıçaksı yüzünü Ama; Sen sevmeyi öğrettin Tekrar tekrar Kaldırması zor sevdaları hep benim omuzlarıma Yükledin Giderken bile bana sevecek bir şeyler bıraktın Yanlızlığı Gözyaşını Bilinmeyen herşeyi Bana bıraktın Sen sür sefasını sessizliğin Ufukta fırtına var oysa Bilinmeyen herşey bilinene doğru yavaş yavaş akıp giderken bir kumsaatinin canalıcı sessizliğinde Bana bırakacağın her şeyin birer eşi Sende saklı, unutma Ömer Seydi Ekinci . |
Beyaz Şehir Yıllardan beri İlk kez bu kadar beyazlar giydi İstanbul. Doğa ile barış imzaladı galiba. Anlaşmanın ilk maddesi temizlikti. Dün sabah önce bütün kötülükleri Çirkinlikleri temizlendi İstanbul'un, yağmurla. Ve bugün ikinci madde devreye girdi. Tüm çatılar, ağaçlar beyaz; Arabalar, köprüler beyazdı. Camilerin kubbeleri; Toprak beyazdı. İki tarafta sözünde duruyordu. Doğa gri şehri temizlemiş Yavaş yavaş beyaza boyuyor; İnsanlarda birbirine gülümsüyor, Yardım ediyordu. Son maddenin yerine getirilmemesi için hiçbir sebep kalmamıştı. İnsanların saçları beyaz, Ve sonunda yürekleri beyazdı. 10.12.1998/ İstanbul Fidan Aykut |
Koltuk Değneklerim hayatın hep acı yanlarıyla yaşamak sadece ağlamak yani kardeş olmak koltuk değnekleriyle... biz bilmem kaç milyon kardeşiz hepimiz, aslında daha şanslıyız sevgiyi ellerin ya da ayakların değeri görenlerden en azından yüreğimiz var en azından gerçek sevgiler yaşıyoruz gerçekçi olmak gözlerimizi kollarımızı, ellerimizi alsa da yüreğimiz bizlere kalıyor koltuk değneklerim umudu yaşamak ayaksız, elsiz de olsa umutlu olmak.. gerçek sevgi, gerçek aşk gerçek inanışlar gerçeğe inanışlar.. evet aynı göğün altında ve eğer binebilmeyi başarabildiysek aynı belediye otobüsü içinde yanyana, kanadı kırık bir hayat özürsüzlerle.. allah aşkına bırakın kendi özrünüze bakın belki yürüyebiliyor, konuşabiliyorsunuz ama sevemiyorsunuz hep lekeli aşklara kurban giden bir toprak dolusu özürsüz kendi özrünüz yetmez mi sizin bıkmadınız mı? tekerlekli sandalyeme, koltuk değneklerime bakarak hüküm giydirmelerden aynı kışın soğuğu ve aynı sıcağı temmuzun aynı toprak aynı toplum aynı güneş aynı yıldızlar ama ayrı insanlar ikiye bölünmüş özürlüler özürsüzler.. ama hangimiz özürlü? Ömer Seydi Ekinci |
Bildiğim Bir Şarkı Var Merhametsiz karanlık içindeyim Ne zaman güneş doğacak bilmiyorum Mavi denizlere mor dağlara karşı Bildiğim bir şarki var onu söylüyorum Bildiğim bir şarki var onu söylüyorum Butun şarkılar gibi kederli Ümit Yaşar Oğuzcan |
PİŞMANIM Lanet olsun doğduğum güne Mutlu olmak hakkım olsa Bir zalim düşürdü beni bu hale Pişmanım anam bırakmıyorlar İstemiyorum soğukta donup kalmayı Anaların yüreğine kurşun sıkmayı Veren utansın bu silahı elime Pişmanım anam bırakmıyorlar Bir zalim başımda unut diyor Ne kadar pişman olsam da anam Bu dağlardan sağ inen olmuyor Pişmanım anam bırakmıyorlar Dost bildiklerim pusuda yatıyor Kaçmaya kalksam sırtımdan vuruyor Her gece bir zalim benimle yatıyor Pişmanım anam bırakmıyorlar Her gün biraz daha azalıyorlar Çoğu zaman pişmanım diyorlar Ölüm soğuktur kaçamıyorlar Pişmanım anam bırakmıyorlar Bir gün duyarsan öldüğümü Etrafa saçılsın kanlar bedenimden İbret olsun benim bedenim genç kızlara Pişmanım anam bırakmıyorlar NOT: BU ŞİİR TOKAT IN REŞADİYE İLÇESİNİN ÜÇ YOL KÖYÜNDE ÖLDÜRÜLEN TERÖRİST GENÇ KIZIN CEBİNDEN ÇIKMIŞTIR |
SON HIÇKIRIK... İlk mektup tadında yazılmalıydı Bir aşkın son satırları da Sana ilk mektubum say bunu Belki seni çok özleyeceğim Ama bil ki seni hep çok sevdim Ve her zaman seveceğim Seni çok seviyorum Her zaman seveceğim Bin kalbim olsa sana Hepsini vereceğim Bir gün kaparsak gözlerimizi Son hıçkırık göklerde Buluşturacak bizi Sana bu kez okeyden çaldığımız taşları değil Yüzünün kıblesine okuyamadığım duaları yazdım Ne ezberleyip unuttuğumuz hicaz şarkıları Ne de zula da söndürdüğümüz sigaraları Beyaz yalanlarımızın ince hesaplarını da değil Yıllardır içimden sayıkladıklarımı yazdım sana İdamımın son dileğine taşıyamadığım itiraflarımı Çaldığın yıllarımı yazdım bu kez sana İçimin en iç yanığı Sakın ağlama sen Yokluğumu da at pencereden şimdi Ve okuduğun her satırda yırt beni Duvarlara astığın her asi sitemini Tak peşime de gönder hadi İçimin acıyan yüzü Sakın ağlama sen Ağzımdan her kaçanı Ezberle sadece Ve söyleyemediğim diğer yalanları da Bu mektup Allah'ın emriyle Bu mektup Sana tüm hasretimle Seni çok seviyorum Her zaman seveceğim Bin kalbim olsa sana Hepsini vereceğim Bir gün kaparsak gözlerimizi Son hıçkırık göklerde Buluşturacak bizi Tıpkı gözlerinin renginde mürekkebim Satırlarım bahtının karanlığında Kaybedilmiş bütün savaşlarım adına Yenilmişliğimin mahçup cesaretine sığınıp da Sensizliğe ve hep sessizliğe biriktirdiklerimi İçimde dağları deviren gizleri yazdım sana Bir gün bu hikayenin biteceği de Aslında hep aklımda Sana veremediğim bütün sözler Artık son satırlarımda İçimin en iç yanığı Bendeki bir enkaz yığını Seni terketmenin bile Başkaydı tadı Sana hasretlenmek Zaten bana mübahtı Baksana bu ayrılık İkimize de çok yakıştı İçimin acıyan yüzü Sakın ağlama sen Bendeki bir ayrılığın hüznü Sende kaybetmişliğin acı telaşı İnan seninki çabuk geçer Ama benim ayrılığım Kim bilir kaç ömür sürer Bir gün kaparsak gözlerimizi Son hıçkırık göklerde Buluşturacak bizi |
Paylaşamadıklarımız Yan yana otururken ırmak kıyısında Öpücüklerin ıslaklığı kalmıştı dudaklarımda Acımızı paylaşmıştı ağaçlar İki sevgili gelip Aşkı sormuştu bize Gözlerimizle anlatmıştık aşkı Aşk anılarını anlatıyordu Deniz Bizi dinliyordu can Ruhi sazıyla eşlik ediyordu Hasretle Anladım ki hepimiz devrime âşıktık. Behzat Mansuroğlu |
Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Değiştirsinler İstemezdim Kendinden birşeyler kattın Güzelleştirdin ölümü de Ellerinin içiyle aydınlattın Ölüm ne demektir anladım Yer değiştiren ben değildim Farklılaşan sendin Sendin bana gelen aynalarla Sendin bana gelen sendin Artık ölebilirdim Bütün İstanbul şahidim Ben kandan elbiseler giydim Bundan senin haberin var mı Sezai Karakoç |
Sahipsiz Kelimeler... Bembeyaz bir sayfa üzerinde kelimeler sahipsiz kaldı, neden,niçin ve kime yazıldıklarını bilmeden, fırtınayla başlayan gece sessizliğe bürünmüştü, hayallere yenik düşmüştü yaşanan nefes alıp vermeler ve işte hayat buydu; renklere bürünmüş bir bukalemun misali... zamansız kalp atışlarımın hızlanmasını özlüyordu bedenim, yüzümdeki tebessüme imza atıyordu,hızla geçip giden zaman, tüm dokunuşlar,hissedişler buz tutmuştu ellerimde, gözlerimin gözbebeklerime bakışı küsmüştü aynalarda, somut soyut düşsel bir karmaşada kayboluyorduk aslında, oysa güneş yine tüm parlaklığıyla ışık saçarken dünyaya şiirlerinde mateme bürünüyordu siyah gözlüklü kadın, ne gidenler kazanıyordu,nede geride kalanlar bu aşk savaşında, tüm yaşanmışlıklar,hatıralar,anılar kalplerdeki mabette gizli kalıyor, sevmek tanrı ile eş değer tutuluyordu..... alıntı... |
Yangın Yangın bakışların saçların rüzgar rüzgar Savur alevini yansın gözlerine konan turnalar Savur alevini yansın gözlerine düşen damlalar Sen hiçmi bahar görmedin Yüreğini aşka sermedin Beni kovsan gitmem derdi. Yaban kokusuz yalancı Şehirde eskimiz yandı gittin. Deva bulmam gözlerime degdi Şimdi kupkuru çöl gibi sözlerin Yaban kokusuz yalancı... SANA GELDİM SONA SENDE YERYÜZÜDÜR GÖLDE VURAN EY SULARININ SONSUZLUĞU BAKIŞLARIM DEMİR ALSIN GÖZLERİNİN LİMANINA FIRTINALAR YORGUNU YÜREĞİM SANA BÜTÜN SABAHLARIM SESİNDE AĞARSIN KEDER TIRMANMASIN YÜZÜME BİR DAHA SARMAŞIK GİBİ ÖPÜŞLERİN DAMLASIN ÇÖL DUDAKLARIMA BİLİYORUM YÜREĞİM DURGUN SUDUR DİNDİĞİM KORKU KIYILARIMI SİLDİĞİM SANA GELDİM SUSTUM VE YUMDUM İKİ DAMLA ATEŞ DÜŞÜRDÜN GÖZLERİME AL USLANDIR KORSAN BEDENİMİ GECE KANAT ÇIRPSIN PARMAKLARIMDA BİRBİRİMİZDEN KAÇIRACAK YERİMİZ KALMASIN BİRLEŞSİN YAĞMUR SUYUNDA ELLERİMİZ BIRAK ÖPÜŞLERİM AĞZINI KAPASIN UZUN UZADIYA SUSARAK KALALIM BİRBİRİMİZDE SABAHA SÖYLEYECEK SÖZ BIRAKMAYALIM KÖPEKLER GİBİ HAYLAYAN ACILARIMIZ SUSSUN SEVDA ÇÖZMESİN KENDİNİ BİZDEN SULARCA GÜLÜŞELİM YÜREĞİM ALI KOYSUN GİTMELERİNİ SANA GELDİM SANA... En kaynar su bile olsan ateşini söndürürdün Yüreğine bir sorabilseydin bu zulümü bitirirdin Yangınına el olanın umutları fot olur Bir ömür yangınsızda yanar yanar kül olur Sen hiç mi bahar görmedin beni kovsan gitmem derdin Yaban kokusuz yalancı Şehirde eskimiz yandı gitti. Deva bulmam gözlerine değdi Şimdi kupkuru çöl gibi sözlerin Yaban kokusuz yalancı |
Deniz Yaşlı bir devrimci düşürmez hiç ağzından özgürlük kelimesini ve yatmadan önce bir bardak su yerine denize bırakır takma dişlerini........ Sunay Akın |
çağırdım belki bin kez, oysa sen yoksun aşkım. gel birgün ilk otobüsle, yanına dönüş biletinide al, beğenmezsen dön aşkım hayri türkoğlu |
Sen Söylemeden de Biliyorum Seziyorum ki kaçacaksın.. Yalvaramam koşamam Ama sesini bırak bende Biliyorum ki kopacaksın Tutamam saçlarından Ama kokunu bırak bende Anlıyorum ki ayrılacaksın Çok yıkkınım yıkılamam Ama rengini bırak bende Duyumsuyorum ki yiteceksin En büyük acım olacak Ama isini bırak bende Ayrımsıyorum ki unutacaksın Acı kurşun bir okyanus Ama tadını bırak bende Nasıl olsa gideceksin Hakkım yok durdurmaya Ama kendini bırak bende... Aziz Nesin |
Anayurt Dicle, Seyhanla Toroslar... Kızılırmakla Fırat, Şaha kalkmış başı karlar dolu yüksek Ararat, İzmir'in engin üzüm bağları, Antalya, Hatay, İşte hür yurdumun üstünde gezen sevgili ay... İşte şarkında büyük Van gölü, garbında Meriç! İnce bir tül gibi işlenmede her kalbe sevinç! Herkes atmış yüreğinden koca hicran ağını, Kızların çehresi andırmada gül yaprağını! Yaşlı gözler güler olmuş... Saçı akpak nineler, Demiyorlar: "Senelerdir bu yürekler inler!." Gitmiyor genç eri yadellere artık şu dulun, İşte gül bahçesi olmuş önü binbir okulun! Çeyzinin üstüne yaşlar akıtan kızlar yok, Yok elemler dağıtan, gam dağıtan rüzgar yok, Yok, o "zemzem" diye her gün su veren şeyhin eli, Bir sevinç şarkısı halinde uçar ülke yeli!.. Dünkü ker***, basık evler ne güzel şenlenmiş, Tam otuz beş bin olan her köye cennet denmiş! Çekmez olmuş kara gurbet oylun üstünde bir ah, İşte yurdun doğuyor üstüne hulyalı sabah! İşte her şehrimizin gökleri nurlar doluyor, Yılların ördüğü mazi denilen renk soluyor! Bakın askerliğe koşmuş vatanın erlerine, En az on beş yıl olan gam dolu gurbet yerine On beş ay askeri olmuş vatanın bak, şu çocuk, Ne Yemen var, ne de Balkan... Ne yakınlaşmış ufuk! Dümdüz olmuş ve geçilmez koca dağlar, taşlar, Şaha kalkan yüce dağlar gibi kalkmış başlar!. Erzurumdan Mericin üstüne gelmiş demir ağ, Her tünel bir dağı yapmış köye zengin memba! Öğrenilmiş: Oto, tayyare, buhardan makina, Geziyor köylü çocuklar da vatandan vatana! Koca dünyalara meydan okuyor Türk eri bak!.. Kararan ülkeyi yapmış ta güneşler yeri bak. Uçuyor ruhu semamızda mukaddes (Ata)nın, Nerde bilmem eşi dünyada, bu eşsiz vatanın?. |
Şimdi gidiyorsun Git Oysa senden tek bir damla istemiştim Sana kocaman bir deniz sunmak için Şimdi gidiyorsun Git Ne zaman başladı bu hikaye Anımsamak zor Gençtim Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım Komazdı öyle üç-beş nöbetleri Geceler içimi acıtmazdı böyle Bir insan bu kadar eksilebilir mi Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı Bu şehrin biryerlerinde Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin O adam bendim unuttun mu Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu Seni unutamadı İşin kolayına kaçmadım Uğruna ölmedim yani Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep Sen bunu da bilmedin Ben bir bakışına bin anlam yükledim Sen aşka kestirmeden gittin Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma Şimdi gidiyorsun Git Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden Bütün ışıklarımı söndürüyorsun Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun Yazıklar olsun yazıklar olsun Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor Hani sen sevdiğini Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin Uzun lafın kısası yoktur Anlatacağım çok şey var Hoyrat bir rüzgar gibi geldin Aklımı hayatımı dağıttın Şimdi gidiyorsun Git Daha ayrılığa bile çarpmadan Aşk bize döndü Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil Ama sana dokunmak da yasak bana Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır Sen var ya sen Allah kahretsin Yani şimdi Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı Yani şimdi başkaları mı sevecek seni Ben saçlarını okşadığım zaman Ellerin öksüz kalırdı Şimdi gidiyorsun git Kahraman Tazeoğlu |
Ay Işığında Son Tango Gece yine küsmüş rüzgara Zifiri karanlık çökmüş üstüne, Yıldızlar solmuş hazan yaprağı gibi, Ay ise yine kızgın, Karanlığa inat parlıyor, Ayrılık dansının hatrına, Ay ışığının altında, İki yaralı yürek, İki titrek el, Korkuyla birleşirken, Akıp giden zamana inat, Ay ışığında başlar son tango, Kadere inat, sebat duran başlar artık eğilmiş Diğerine bakmaya pervasızlık yapamayan gözlerden, Kalbinde saklı son hazan yaşları dükülür, Ayrılığa inat birbirine vakfeder (sarılan) bedenler, Yaşanmadan Uful edilmiş (gömülmüş) ne varsa, Ay ışığında yaşarlar son tangoda, Artık başlar isyanlar geceye, Yalvarırlar aya, bir bir kayan yıldızlara, Acı acı esen sabaya, Seherde bitecek aşklarının acısına, Ay dayanamaz kaybolur, Acun kapkara bulutlarla zindan olur, Gece kara, acun kara, Yürekler erir sanki yok olur, Son tango bile zehir olur, Ay bulutta saklı ya, Nasıl dayansın bu acıya, Yalvarır buluta son tangonun hatrına, Bulutlar karartı kurmuş ayın ışığına, Başlar ay ağlamaya, Bu sevdanın, son tangonun aşkına, Ne severlerdi yağmuruda ya, Seher vakti gelip çatar, Yüreklerde hicran akar, Takati kalmamış ay yavaş yavaş batar, Yıldızlarsa, geceden yorgun solar, Ayrılık bu varmı başkası, Az sonra gelecek, Ayrılıkkervanı Son veda edilip biter bu, Son ayrılık dansı, Ayrılır önce yürekler, Takip eder beden, Ve en son kopar birbirinden eller, İşte bitti ay ışığının aşkı, Görülmüşmü gecenin böyle yücesi, Gelin olsa değil, Son nefeste unutulurmu o tango gecesi, Ne kadar mutlu olsalarda sabahı ayrılık değilmi... Ama yinede siz Kader deyip boyun eğmeyin, son tango bile olsa, asla sevdiğinizin elini bırakmayın. İsmail Sünbül |
A Benim Kardaşlarım Dostum yok ya dostum, düşman arama! Sağolası kardaşlarım var ya benim... Melhem diye tuz ekerler yarama Sağolası kardaşlarım var ya benim... Menfaat, çıkar olunca şu konu Kimi kep'i attı kimi şifonu Ali Cengiz olur oynar oyunu Sağolası kardaşlarım var ya benim... Dursun desen de duramaz yerinde Kırk tilki var her birinin cebinde Hesap günü gelir çatar birinde Sağolası kardaşlarım var ya benim... Huri melek sandığım masum yüzler Kimi kuyum kazar, kimisi düzler Ayışığı kadar kâr etmez hiç sözler Sağolası kardaşlarım var ya benim... Böbürlenme Çağlari beş kardeşinle Ne desen boş, ne desen boş nafile Sağlığında tükürürler leşine Sağolası kardaşlarım var ya benim... Muammer Çalar (Aşık Çağlari) |
Ve Masal Bitti....! Ne bedenler yandı aşk mabedinde gizlice, Sen yanma diye söndürdüm tüm ateşleri bir geceliğine, Uzatsan da ellerini tutamam ki..! Gözlerin güneşin kızıllığında yakar bu bedeni, İçine atarsın da dertlerini, Göz yaşlarını saklayamazsın.... Yüreğinde yanardağlar patlar, Ateşi bir seni bir de beni yakar,kor dudaklarında, Sevda bulutları uçarken yükseklerden, Neden korkarsın ki uçurumdan düşmekten.... Senle yaşananlar bir sevda masalıydı, Ve masal bitti....! alıntı... |
Beyaz Gül Seni arıyorum kalabalık caddelerde, tanımadığım insanlar geçiyor, sen yoksun.. perişan hayallerimin basladığı yerde, Sana sesleniyorum, duyuyormusun? Beyaz güller açtı bahçelerde , sevdiğin.. Ya o karanfil , baygın kokulu çiçek. Gel yalnızlık bahçeme beyazlar giyin, anladımki bu ömür sensiz geçmeyecek. odamı süsleyen ellerini uzat, hazzından dile gelsin bastığın halı.. açılsın sevincinden perdeler kat kat.. ışık ve ateş senin için yanmalı.. Sonra çevir düğmesini, radyonun sevdiğin musiki dolsun odama, Dinle şarkısını büyük koronun, Beni düşün! Beni düşün aglama.. içimden bir ses diyorki sabret.. Sonu gelecek bu yalnızlığın, bütün aynalar gülecek elbet, açılacak kapılar ansızın.. yalnız sen varsın beyaz gülüm, Evde bahçede ve sokakta, Bir eylül akşamı gördüğüm , O beyaz hayalsin uzakta.. yakınsın yalnızlık kadar, uzaksın yakınmış gibi, Sensiz yasadıgım yıllar Bu kadar güzel değildi. Yeter.. Gel artık yeter.. Karanfiller açtı gel!! kış bahçesinde , güller Beyaz güller açtı gel.. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Kalk Uyuma Kalk uyuma sıçrıyor duygularım bak ne yazacağım yağmur bahara çarpıyor yağmuru yazacağım tut elimi titrek yıldızlar gözükmüyor çaresiz kalmış güneş bulutların arasında kalk uyuma sokul bana bahar olsun yüreğim erisin bedenim tükensin bitsin çaresizliğim deli desinler bana yağmur bitse de kalk uyuma güneş kurutamasın yansımasında ıslaklığımı toprak kokusu saçlarında burcu burcu kalk uyuma sarmaşıklara inat kollarım bedeninde dolansın kalk uyuma kış batarken bahar bizi kıskansın günahı neydi sevginin uyandırılmak mı kalk uyuma sevmeyi öğrenmeden mi uyuyacaksın umutların rüyasında mısın kalk uyuma otur karşıma zamanıdır yaramazlık yapmanın. |
| Saat: 02:40 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık