MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 4 Mayıs 2007 20:16

Bir El Dokunuyor Bana



Düşüncelerimde tek kişi var
Bütün gün onunlayım
Birtakım sorular yöneltiyorum ona
Söyleşiyoruz...
Yüzler asılıyor aradabir
Bazende kahkahalarla gülüyoruz
Sonra,
alışkanlıklar dışındakilere eğiliyorum
Bir sigara yakıyorum
Üflüyorum dumanını,
tüm hasretleri giderircesine...
Dalıp gidiyorum,
uzaklaşıyor benden o
Elimi kaldırıyorum durması için
Bağırıyorum avazım çıktığı kadar,
duymuyor...
Bir el dokunuyor bana
''Hey uyuma! karadenizde,
gemilerin mi battı? ''
Kendime geliyorum
Hemen zulamı açıyorum
Kurdugum düşün bitmemesi için,
devamını getiriyorum
Okuyorum bana yazdığın dizeleri
tek tek...
Hepsi içten,sıcacık dizeler
Fotoğrafın geçiyor elime...
Hepsi benimle konuşur gibi,
canlı,sevimli ve güzel...
Yine bir uyarma,
yine bana dokunan bir el
''Yeter'' diyor
''Kaçıncı kez onun mektuplarını okuyuşun,
resimlerini onunla berabermiş gibi inceleyişin''
Yüzüne anlamlı bakıyorum dostumun
''Haklısın sen hiç böyle sevmedin,
bilemezsin böyle tutkulu olmayı''
diyorum ve sana yazacağım mektubun,
başlığını atıyorum...Sevgili...

Burhan Kıran


Misafir 4 Mayıs 2007 21:51

Gizli Düş(üm)

Ey! acının yanık tenli çocuğu;
Hüznümü doldurduğum odalardan süpürüyor,
Acı çığlıklarımı,
Sandıklara koyup, anahtarını atıyorum.
Aç yüreğini buzlarımı erittim,
Kör sevdaları kurşunladım,
Yalınayak dizlerim yaralı sana koşuyorum.
Suskularımı , yeminlerimi bozdum yolunda.
Beşinci Cemrem aşk düşür toprağıma.
Bana aşkı öğret dilimde türküm olsun.
Sevdayı öğret dilden dile dolaşsın.
Masallar anlat düş(lere) benzeri.
Sevmeyi anlat hadi büyüt beni...

Ey! kekik kokulu yarim;
Gökkuşağını çal evvel zamanlardan.
Yıldız topla saçlarıma hiç sönmeyen.
Bahar getir zemheride.
Gül(ler) ser sol yanıma.
Gizli düş(lerimizde) bir dünya kur.
İlk söz(ün) son söz(ümüz)
"SENİ SEVİYORUM"
olsun...



Berati Yüksel


NiliM 4 Mayıs 2007 22:26

Çocuk Olmak

Çocuk olmak,
Bir kuşa benzer.
Kuşlar gibi özgür,
Kanatlıdır çocuklar...

Çocuk olmak,
Bir balığa benzer.
Balıklar gibi narin,
Sevimlidir çocuklar.

Çocuk olmak,
Bir ata benzer.
Yemyeşil kırlarda,
Koşar, oynar çocuklar...

Çocukluk,çocukluk,
Ne mutludur çocukluk.
Heyecanlı ve neşeli,
Ne güzeldir,çocukluk..


Muhammed Taha Balkıs


Misafir 5 Mayıs 2007 00:01

Yenik Savaşçı

Sahne 1

Ölüm vaktiydi, şiir gibiydi;
h/er meydan aynıyla vakiydi;
hırsla ileri atıldı savaşçı,
kazanmak için mi?..

Her savaşın bir kaybedeni olacağından, kazanmak sadece çabuk bozulan bir oyuncaktır. Ve oyuncak bozulduğunda, yenisine sahip olsun diye birileri, başka birileri kaybedecektir. Ve yine her kaybeden yeni bir oyuncak için meydanlara inecektir. Meydanlar savaşmak içindir. Savaşlar KAYBETMEK İÇİN...


Sahne 2

Şiir vaktiydi, tam vaktiydi;
öncesiyle vakiydi;
gözünden ok yemişti yenik savaşçı,
gördükleri için mi?..

Okuduğunuz bu saçmalar, acıtan bir ironinin sezdirici şifreleridir. Gördükleri için gözlerini kaybedenler ile gözlerini kaybettikleri için görenler aynı safta artık. KAYBETMEK İÇİN...

Her kaybediş sadece kaybediştir!

K a h k a h a l a r k a h k a h a l a r k a h k a h a l a r v e s o n . . .


Zafer GÜN


arwen 5 Mayıs 2007 00:31

Aylardır tek satır yazmadım
küskünüm kağıtla kaleme
bir gölge gibi kaçıyorum
senin olduğun bu şehirden
seni hatırlatmasın diye
en küçük bir anı
derin kazıyorum mezarımı
elveda dostlarım,aşklarım
ölümü sırtlanmak değil midir
unutmak kayıtsız sevdiğin kadını.

Musa MENEKŞE



NiliM 5 Mayıs 2007 00:32

Saçları Söğüt Salkımlım


Sorsam seni yıllara
Neler söyler ki bana
Senden bir haber,verirmi aceba
Sen sağlığını
O eski ihtişamlı gençliğini
Alımlı bakışlarını
Çıtıpıtı gençliğini söylermiydi aceba
Bildiğin gibi hiç değişmedi dermiydi bana
Mutlu edermiydi beni
Seninle mutlulu olduğum gibi
Saçların söğüt salkımı
Kaşların,gözlerin hala ilk gördüğüm güzelikte
Beden dilin konuşurmu senden önce
Seni seviyorum dermi
İlk tanıştığımız bahar mevsimi güzelliğinde

Kamil Söylemez


Misafir 5 Mayıs 2007 01:34

Harf Harf Alfâbem İstanbul


Elif

ıhlamur ağacının altında hafîf bir rüzgâr
......................../ birimiz zikir hâlinde
......................../ birimiz seyir âleminde
salınıp duruyoruz aşkın medcezirinde
sonsuzluğun eşiğinde
........................bize eşlik eden bir şarkı:
‘çok geç kalmışız canım
vakit bu vakit değil
eski radyolar gibi
çatıya saklanmış aşk’

izbe yerlerin zulmet kokan hafakanları
gelip tahtını kurar ellerin boşluğunda
ömrü uzayan ölümler filizlenir Heybeli’de
ah! ne eyleyeyim ben, şimdi şiirler mensûr
şimdi kırgınsın bize, yangınsın içimizde
sâhiplenmedik seni
......................../ teyakkuzda ekâbir

dargınsın ey içime kümbetlenen azîze
vakit çok geçmiş değil soylu hânedan için
dâim ağlamaklıdır Leylâ, perçemi nemli
hiçbir diken, süs diye takılmamıştı güle
......................../ yine de yakışıyordu
büyük aşkın virandır akıttığı gözyaşı

gizem saklı surlarda, durur hâlâ ab-ı sevda
hâlâ sana sevdâlı ezelden güneş ve ay
ah! ne saâdet dünyâ gözüyle Hüdâî yol;
................................................/ ateşe serinliği
......................../ suya dinginliği öğretiyordu

çizdiğim resm-i yârdır Gerdan’ından akseden
sâkî! bana bir bâde sun aşkın şarabından
......................../ kendinden geçsin bu dingin dudaklar
şâirin sesine ses katsın renkli Alfâbe’m
say ki unutmuşum kelâmı
......................../ unutmuşum kırılan her kalemi
/ beni de alfâbende bir elif say


Be

adım adım elleri çıkar, öpmek içindir
................................................Koca Sinan’ı
çizgi çizgi elleri değiyordu Hattat’ın
........................…öperek Bâb-ı Âli’yi
/ harfler secde ediyordu
sînelerde kaldırım yalnızlığında Hırka
Cihangir’deki hüzün kuşatırdı göğümü
ve bir anne duâsı kadar içten olurdu
................................................Sadâbâd

kutlu bir şehzâdenin yangın suskunu dili
‘ya o beni alır, ya ben onu’ der Beyzâde’m
ensar niyetlenmişti de gelin olunan Fâtih
................................................yüzgörümlüğü fetih
hem ne yakışıyordu sancağım Ulubatlı’ya
sancılı bir yağmurun dokunduğu intizâr
saçlarında günlerin yorgunluğunda duran
................................................bir şehrâyin muştusu

Beyoğlu nâr, Üsküdar yâr, revnak Çamlıca’da
gülüşün kadar sıcak olurdu her münâcât
........................ - Yûşâ Tepesinde duâ -
sonsuzluğa kayan aşk Sirkeci’de vedâya
................................................dönüşüyordu

evvel şaşkınlık, sonra savurduğun telâşım
görmeden denedimse de kâtil özlemlerini
................................................diriltmemeyi
büyüdü şol sevdalar, kelimeler bendegân
bir tezyin, bir tezhip, bir nakıştır kalpte Vefâ
alıp götürür beni, okşar ruhumu neyzen


Te

saraylara kâh kumru, kâh güvercin konardı
leylak halkalar zarîf, zerrîn, nârin olurdu
nâzenin işlemeli, cumbalı evler virân
........................Ayasofya mahkûm
........................Topkapı serâzâd
tiran istilâsında yıkılmıştı pâyitaht
fayton kıvrımlarında uzayıp giden yollar
......................../ kuytudan kalabalığa
......................../ kesretten duldalığa
bendenin zebânı mı Hak, zebûnu mu beşerin
........................bir dirhem iz’ân ya Rab!

sağ yanın şark, sol yanın garp; gece ile gündüz
Mihmandâr’da her adım maverâ sohbetleri
unutturup dünyayı öteyi ifşâsıdır
haberler uçuran her güvercin, şâhit olup
........................döker en mahrem sırrını Harem’in
........................ ve sırra kadem aşkını Hürrem’in

şâir susarsa eğer kim anlar ki dilinden
hiç bu kadar âşikar değildi ağlayan ney
ikindi yağmurunda ıslanır münbit heyben
ellerimle yıkarım, iki yakanı senin
......................../ okşasın parmak uçlarım
bana mısın demeden ışırsın sabah akşam
köprülerin altına hoyratça düşen çocuk:
................................................seni biz düşürdük

…….


Sin

kaç bin yıldır görünen cemâlin Yûsuf’a ayna
‘su uyur’ surlar nöbette gizemli nazarıyla
/ açılsan on asırlık bir buz dağı çözülür
/ açılsan çağ sökülür, yaprak yaprak çan sesi
................................................dökülür

içini bir Fâtih’e açabilmiştin ancak
........................gece gündüz, elli üç gün / bilâ-fâsıla
sabrı öğretiyordun
kızıl renge boyanmayı suya, toprağa aşkı
hercaî hayâllerin son şaşkın bakışında
bir dev/in, hayâlinin ırağındaydı fetih
başladı mı, bitti mi suskunluğu şâirin
ve kana kana biter susuzluğu Fâtih’in

Kız Kulesi şaz, Eyüp niyâz, naz Emirgan’da
Yedi Tepe’nde işte en havadar Kanlıca
nefesler susturulmuş Prensler Adası’nda
koyu gölgesinde her Çınar’ın saklıdır keder
sükûnet lügatlerde, devinirken çığlıklar
......................../ el ele tutuşur nârâ ve nidâ

ses veriyorum suyun hayat kokan sesine
acılardan sevince, erinçlerden kedere
yırtınan gelgitlerde, dinginleş artık n’olur
hangi sırra gark olur tende süveydâ-yı kalp
arzuhâlimi mâzur görsün divân-ı hümâyûn
hece hece yitirdim, harflerde arıyorum
................................................kaybettiğim izleri

sen gelirsen naz biter, sen gidersen haz biter
karşılıksız sevda yok, biter nihâyetinde
kâim olduğunu her dîl/de, görebilseydi
lâl olurdu Aslı… ve Şirin’de başka ahval
ve ezelden masalmış Leyla’yla Mecnun aşkı

…….


Nûn

elvan elvan lezzetler resmeder ressâm
hayat yeniden başlar mehtaplı gecelerde
her vapur kalkışında eller askıda durur
........................biraz daha / yutkunur deniz
kalpler beraber gider, gidemese de beden
uzaktan uzağa bir akşam selâmı kalır
yummadan gözlerimi dinlemeliyim seni

zülfünü suya çalan tek dilberdir martılar
kimine göre hüzün, kimine göre efsûn
........................umuttur beyaz sayfalardan taşıdıkları
........................kendi rengine benzer her şey
neden uçtuklarını su üstünde, sormayın
kaybettikleri bir şey mi var bulamadılar
haberler uçuruyor, havâdis alıyorlar
................................................/ hülâsâ

Haydarpaşa Garı’nda ne çok anlamsız bakış
pususunda bekleyen inkisâr-ı hayâller
anbeân gelip çarpar mahzun bir yığın yüze
Hisar’lar kırgın, yılgın Beylerbeyi, utangaç
........................yaz akşamlarında muzdarip Kadıköy
daha ‘küçüktüm, çocuk değildim... aşıktım’ ben
intiharlara şâhit olunca Boğaziçi
siliverir dalgalar… ve ölüm çığlıkları
........................yankılanır dilimde:
........................‘keşke toprak olsaydım’


Vav

bir hattatın elinden çıkar gibi işveli
ölümsüz bir çiçeğin kokusu yayılmakta
eksiğim biliyorum, tamamlıyorsun dâim
sende ağlamıyorum karanlığa, leyl başka
........................nehâr oluyorsun bana / mâsivâ

mavi gözlü sevgili, ey rüyaların kızı
nereye baksam, senin ikliminden bir rüzgâr
sevginin gül kokusu, âhuzarı çiçeğin
şehadet ederim ki güneşin ışığı ve
dolunayı gecenin senden yanadır, inan.

burçlarında hâlâ bir Akşemseddin duâsı
erbabına bıraktık; Itri başlar nağmeye
Haliç’te martılarla her sabah kahvaltı var
........................kim der Yalnız Servi’ler
her şey revândır sana, sen kalender süedâ
sen yine el değmemiş Meryem bakireliği
........................lâkin doğurgan billur belde
en güzîde kelâmın ıtır neşîdesiyle:
........................‘beldetün tayyibetün’
........................kutlu zafer müjdesi

sıcak yürümeleri bir çınar serinletir
görürsün, bütün yollar birleşir Galata’da
orada bir Hezarfen alıp götürür sizi
gökyüzünden temâşâ mâziyi ve bugünü
......................../ sonra nesl-i âtiyi

…….


Lam-elif

kalabalığı teskîn eden sandallar yüzer
........................denizin orta yerinde
yüzlerinde yorgunluk, ellerinde bir umut
........................kaptanların, balıkçıkların
hangi tarafa baksam, senden kalan buhurdân
bir hıçkırık yayılır çılgınca dizelerden
kim tutar bir şâirin şuh yadsımalarını

mahzundur Ayasofya, âteş-i aşkında gam
uzaktan uzağa bir ezan, bazen Bilâl’dir
........................kulaklarda tutunan ses
bazen Dâvût sesinde oturur her yüreğe
devr-i sâbıkta huşû, bize mi kaldı özlem

Karacaahamet; kutsal ma’bedi ölülerin
geceyi konuşturan şimdi kırık iskele
Nef’î’nin susturulan sesinde Sihâm-ı Kazâ
bana kaldı anlatmak aşkın derinliğini

kıskanıyordu Bâbil küçülen her adımı
........................-Sahaf’larda, Mısır Çarşısı’nda-
yer ve gök arasında hummâlı yolculuklar
ne kelâm ki karşımda evrenin sonsuzluğu
gülüşünde bin bir renk, takılmak için durur
........................yığınla insan gürûhuna

meydanda arz-ı endâm, şâiran artık susar
sana sınırlı, sende sınırsız rûz-i yeldâ
......................../ ismiyle müsemmâ Der/saâdet

ıhlamur çiçek açar, sonra hafîf bir rüzgâr
......................../ birimiz salınmaktan
......................../ birimiz korkar yutkunmaktan
öylece duruyoruz aldırmadan zamana

işte ‘okudum harf harf alfabem İstanbul’u’
........................‘doymadan tekrar tekrar
........................biz sevdiceğim yeniden’

susunca şâir, susuz kalır buyurgan kadın
‘ben derim utanma iftihar et
sevmeyenler utansın
aşksızlığa mahkum edildiysek
bu dünya yansın’

...
..
.

Zafer ŞIK


arwen 5 Mayıs 2007 02:23

Çok huzursuz bir geceydi
Yüreğim parçam parça
Yıkıntılarımı toplayamadım dağınık kaldım
Gözyaşlarım hala yanaklarımda
Gözlerim çok acımakta
Bir şeylerin izi kalmış
Silmeye çalışırken
Tuzlarınla yıkadım yüreğimi
Yaralı bir yürek
Tuz mevsiminde çok acır
Acıdıkça susarsın
Sustukça büyürsün işte


nedim hüdaşah berkay


Mystic@L 5 Mayıs 2007 02:35

belki herkesin babası çıkamayacak hapisten
ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten
bir zaman daha belki
yaylım ateşlere düşecek
en çocukça düşlerinin yolu
belki bir zaman daha
gözlerini ısıra ısıra
ıpıslak bir bulut gibi
yürüyecekler duvarlar boyu
ve felaket
şundan emin ol ki güzelim çocuk
kollarının ucunda sıkışan
dehşetli masum o iki yumruk
alametidir
kopacak
kıyametin
Nevzat Çelik


arwen 5 Mayıs 2007 03:13

bir şiir yazıyorum sensizliğe
yaşlı ellerimde düş yellerine s.
dileklerimden dökülen sevgiye
gözlerimde buluştugun maviye

sensizlikte yüregim narin
derin derin hayallerin serinligin
gündüzden alıp geceye sürdügün
dökülen yaşlarım günlügüm

vazgecilmez akşamlarım
sürüklüyor karabasanları
içimde kaktüs dikenleri
bitmeyen sızılarım avuntu

gelemedim yaşımdan
dokunamadım aşkım sana
yanı başımda hayallerin
her yanım zerzele telaşım

alışmaya calışırken seni
hiç unutmadım gittigin günü
sevdiğim seviştigim günleri
sensizlik ölüm gibi sevdiğim

bir şiir anıyorum senden
sensizligi besteledigin günden
aşk taneleri gibi soguk sıcak
dokunası hayattan günlerimizden

ne kaldı geçmişten götürebildiğin
bıraktın beni divane gelecege güne
hadi gel desem hüzün yeri günüm
yerlerden yel alır beni ve uçurtma günlerimizi...


ali baskı


Misafir 5 Mayıs 2007 04:06

OYUN II (dû-şeş)

( Aylardan Eylül.. puslu bir hava.. yangın yerinde tavla.. zar tutana ceza! )

-I-

Keskin bir sızı gözlerinde
Ha deldi ha delecek
Göğün ipek örtüsünü…

Kendisine ağlayan zavallı beşer
Tasından taşarken yaşın
Unutma!
Top tüfek altında ölüler
Ah! binlerce kez toprak üstünde ezildiler..


Ömrümden ömür hanginize yeter…!

-II-

Gamsız bir yakarış sözlerinde
Ha tuttu ha tutacak
Bedduası ezberlenmiş bestelere…

Kazandıkça kaybetmeyi seven kumarbaz
Ahu zârımdır hep dû-şeş
Yine de susma!
Yazılsın adın sahipsiz mısralara
Ki kaybolmasın mezar taşın

-III-

Ve ruhum
Çıkmadan önce benden
Üç kere lanet et
Içmediğim suya!
Yolumdaki taşa!
Sudaki sahte halkalara!


(oyun bitti; takvimlere geçti kayıtlar... dünyanın tüm yağmurları birleşin! Artık onbir ay var...)

Eylül H.POLAT


Guest_ASU 5 Mayıs 2007 10:19


Nasıl Gideceksin

Evet;
Başlangıcı olmayan bir yolun sonuda olmazmış sevgili,
Karanlık bir gecenin içinden aydınlığı kucaklamak kadar zor,
Okyanusların ucsuz bucaksız derinliğine dalmak kadar imkansız,
Kara kışın ortasında ayak yalın dolaşma,belki de zatüreye yakalanmaktı,
Senle hesaplaşmak isteyen yaşamın en zor sınavıydı belki de bu..!
Kaçmak istesen kaçamazsın,adımların geri geri gideken,
Bende bıraktığın teninin kokusunu almadan mı gideceksin,
Dudaklarımda bıraktığın ruj izlerini silmeden mi gideceksin,
Sana aslında gitme demeyeceğim,bu son ayrılık akşamında
Gittiğin yerde bir ben bulursan mutlu ol diyeceğim sadece......


alıntı...


Mystic@L 5 Mayıs 2007 14:05

belki herkesin babası çıkamayacak hapisten
ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten
bir zaman daha belki
yaylım ateşlere düşecek
en çocukça düşlerinin yolu
belki bir zaman daha
gözlerini ısıra ısıra
ıpıslak bir bulut gibi
yürüyecekler duvarlar boyu
ve felaket
şundan emin ol ki güzelim çocuk
kollarının ucunda sıkışan
dehşetli masum o iki yumruk
alametidir
kopacak
kıyametin
Nevzat Çelik


the_pretty 5 Mayıs 2007 16:51

Her Şey Bambaşka Gözlerimde...

Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece.
Sevenin sevdiğini bilmesi kadar ;
Sevilen de anlar sevildiğini.
Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez.
Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile...
Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu sevme hakkından alıkoyamaz.
Sevmek çoğu zaman var olmaktır.
Sonunda bizi yok olmaya götürse bile.



Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum.
Sen bile buna karşı koyamazsın.
Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim.
Bir zaman başkalarında aradım seni,
Başka yüzlerde, başka ellerde aradım.
Aldandım , fakat bir gün seni bulmak ümidini kaybetmedim .
Nasıl olsa gelecektin bir gün.
Ve işte geldin de !

Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya, bilmediğim kederleri öğretmeye geldin.
Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana .
Bir gün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim.
Bu selin akışını hiç bir şey durduramaz artık .
Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma.
Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin, mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri beraberinde sürükleyerek gideceksin.
İşte o zaman yoklukların en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım . Er geç gideceksin; beni anlayamadan, beni sevemeden gideceksin .
Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden, tesellisiz bir hüzün kalacak .


Yıllardır aradığım sendin, ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım .
Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni.
Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden ...
Geldin ya ! Şimdi her şey güzel seninle.
Yürümenin konuşmanın, nefes almanın bir başka anlamı var artık.
Sen varsın ya her şey bambaşka gözlerimde


Sedef 21 5 Mayıs 2007 16:55

LAYIKTIR YAPILAN HİZMET SORGUN’A

Çalışmaya katılımlar hızlandı
Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a
Gelişmeye atılımlar hızlandı
Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a
Bak gezdiğin kaldırımla yoluna
Erişildi yatırımın boluna
Mevla’mdan mükafat geldi kuluna
Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a
Gelince sıcak su ile doğalgaz
Kara kışta hemen kırılır ayaz
Başkanımız görevinden aldı haz
Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a
İlçenin köreldi çıban yarası
Gitti kara yolun kara karası
Modern bir şehir olma sırası
Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a
Sancaki’m der köhne idi gelişti
Görseniz çehresi çoktan değişti
Nüfusu çoğaldı İl’e erişti
Layıktır yapılan hizmet Sorgun’a


kambis 5 Mayıs 2007 23:16

Bana Yaz
*
bana bir masal anlat
ağaçtan üç elma düşsün
bizler erelim murada onlar çıksın kerevetine
*
bana bir şiir yaz
yaşanmamış zamanların acısı su renginde olsun
aşkta mızıkçılık yapanların mor salkım çıksın yüzlerinde
*
bana bir türkü yaz
dolaşsın İzmirin kavaklarında dökülürken yaprakları
biz yemene gidip dönmeyelim
*
bana bir şarkı yaz
ortasından kırılmış bir çiçeği yerinden kaldırsın
ikimizin de kirpiklerinin gölgesi güllerle bezensin
*
bana bir arabesk yaz
duvara başını yaslayanların kanatmasın damarlarını
batmasın bu dünya
*
bana bir makale yaz
pencere camından üç günlük mazisi kadar bakanlar
merdivenlerden neşeyle kayıp ayarlarına koşsunlar
*
Serdar San - İzmir , 11. 03 . 2006


Mystic@L 5 Mayıs 2007 23:18

Acele Eden Ecele Gider

Gunes acti, uzun surmedi
gozle gorulmuyor

Cocuk okula basladi, uzun surmedi
bir yerde calisiyor

Ruzgar esti, uzun surmedi
yaprak kimildamiyor
Delikanli oldu
ev gecindiriyor

Kar basladi, uzun surmedi
sular akiyor

Karisi iyilesti, uzun surmedi
timarhanede yatiyor

Agac buyudu, uzun surmedi
sobalarda yaniyor

Emekli oldu, uzun surmedi
kadavrada bekliyor

Süreyya Berfe


Mystic@L 6 Mayıs 2007 03:43

Ne uzunmuş öpüşe giden yol,aşkım
Ne gezgin bir yalnızlıkmış sensizlik
Trenler geçiyor yağmurun altında
Ve taltal’da ilk yaz henüz bitmedi
Sen ve ben aşkım, bir bütünüz biz
Bir bütünüz köklerden giyisilerimizle
Sen ve ben tek varlık oluncaya dek
Sonyazla,baltalarla ve suyla birbütünüz

Düşün,nice taşları kattı önüne ırmak
Nice taşlar yuvarladı boroa’nın suları
Aramıza tirenler uluslar girdi.

Dileğimiz yanlızca bibirimizi sevmekti
Kaynasıp herkesle erkekler kadınlarla
Karanfilin kök salıp toprakla

Pablo Neruda


NiliM 6 Mayıs 2007 09:26

Bildiğim Bir Şarkı Var

Merhametsiz karanlık içindeyim
Ne zaman güneş doğacak bilmiyorum
Mavi denizlere mor dağlara karşı
Bildiğim bir şarki var onu söylüyorum

Bildiğim bir şarki var onu söylüyorum
Butun şarkılar gibi kederli
..........
..........


Ümit Yaşar Oğuzcan


kambis 6 Mayıs 2007 12:51

GİTTİN


Gittin…Ben arkandan sadece baktım.Oysa söylenecek o kadar çok şeyim vardı ki...’Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak.Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi.O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...'diyecektim sana KONUŞAMADIM…

Gittin… Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım.Öylesine acıdı ki içim,tutup koparsalardı kolu mu,bacağımı bu kadar acı duymazdım.Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.AĞLAYAMADIM…


Gittin…Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa.Tutkum seninle olmaktı,tutkum teninde erimek,tutkum hayatı seninle paylaşmaktı.ANLATAMADIM…

Gittin…Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden.Ellerim ellerim değimliydi miydi her dokunuşumda seni ürperten?Ürperirdin biliyorum.Bir kez dokunsam,bir tutsam ellerini,itmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.TUTAMADIM…

Gittin… Bir yıkım gibiydi gidişin.Sen adım adım uzaklaşırken benden,çöküp kaldı bedenim olduğu yere.Nice terk edilişlere dayanan bu yürek bu kez yenilmişti.Bu kadar zayıf değildim ben,kalkmalıydım.KALKAMADIM…

Gittin...Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum.Hazırdım gidişine.Kaçak zamanlar yaşıyorduk.Zaman bitecek ve sen gidecektin.Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden başlayacaktım.BAŞLAYAMADIM...

Gittin...Birşeyler söyledinmi giderken?"Kal"dememi istedin mi?Son birkez"Seni seviyorum"dedin mi?"Bekle beni"Döneceğim diye umut verdin mi?Beynim öylesine uğulduyordu ki...DUYMADIM...

Gittin...Nereye gittiğin önemli değildi.Binlerce kilometre uzakta olsan,iki metre ötemde fark etmiyordu.Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.Kurtulmalıydım senden bu yoklukduygusundan kurtulmalıydım.KURTULAMADIM...

Gittin...Unutulanların arasına katılmalıydın.Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerden yakalamalıydım.Bu aşkı noktalamalıydım.Bu sevdadan vazgeçmeliydim.YAPAMADIM...

Gittin...Bir okyanusun ortasında,tek küreği kaybolmuş sandalda dalgalarla boğuşan denizciyim şimdi.Bil ki sevmekten vazgeçmedim seni.Bil ki seninle birlikte sevdanıda taşıyacağım yüreğimde.Bil ki seni...Unutamadım

MEHMET COŞKUNDENİZ


recruit87 6 Mayıs 2007 12:51

Ben Sana Mecburum



ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur?
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin..




Atilla İlhan


NiliM 6 Mayıs 2007 13:55

Ben Buyum


Anam beni hangi günde hangi ayda doğurdun
Çok mu sancılar çektin hep çileyle yoğurdun
Dokuz evlat içinde en kötüsü ben oldum
Düştüm hazan yaprağı gibi gurbet eline

Sevmeyi hem saadet hem de sevap bilmiştim
Layık olmayanlara hayatımı vermiştim
Mutlu oluruz diye yalan söylememiştim
Seviyor zannettiğim o zalim insanlara

Şimdi ellerim bomboş çektiğim hep ızdırap
Bu hale düşürene bin çeşit göster yarab
Kalbim feryat ediyor çaresiz olmuş harap
Hani ak günler nerde onu sen bul sen yarat

Ne kirli iş ne haram sürmedim ellerimi
Bir kişi ispat etsin keseyim bileğimi
Kulak verin ne olur dinleyin sözlerimi
Geçtim otuz beşini beyhude çırpınışlar

Bir ağaç dört mevsimde bir kere meyve verir
Önce tomurcuk olur sonrada filizlenir
Binlerce çiçek açar yüzlerce meyve verir
Kim bilir kim oturur gölgesinde zamanla

İşte ben buyum dostlar ateş içinde yanan
Çaresizlik içinde nerde yazılı derman
Dudakları kurumuş bir açılıp bir solan
Bulacaksın diyorlar mutluluğu mezarda


Şükran Çamoğlu


nünü 6 Mayıs 2007 18:52

Kuyruklu Şiir / Orhan Veli Kanık

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak her Allah’ın günü…


Misafir 6 Mayıs 2007 20:41

Aşk(a) Dair

http://www.asksiirleri.net/Flash_dosyalar/gul.jpg


"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya


Misafir 6 Mayıs 2007 22:56

Hatırlat Bana Sevgili

Hatırlat bana sevgili
Yalnızlığı aşkla bölünmüş bir adamın
Kar ayazında kalmışçasına titreyen ellerini

Gözlerinden dökülen yaşlarla sula
Koynumuzda açacak kızıl çiçekleri
Acınla besle
İsyanınla büyüt

Geri getir bana sevgili
Ellerimin o eski sıcaklağını
Yine tek bir sözcüğünle
Gökyüzüne vursun başım

Çoğalt beni sevgili
Git gide azalmakta olan yüreğimin sevincini
Sıradanlaşan sözlerime
Yeni anlamlar yükle yine

Hatırlat bana sevgili
Gözlerim sen diye baksın yine dünyaya
Ve seni yazsın her bir damla mürekkebi kalemimin...

2007 Melih Coşkun


Mystic@L 7 Mayıs 2007 01:38

hayatın hep acı yanlarıyla
yaşamak
sadece ağlamak
yani
kardeş olmak koltuk değnekleriyle...

biz bilmem kaç milyon kardeşiz
hepimiz, aslında daha şanslıyız
sevgiyi ellerin ya da ayakların değeri görenlerden
en azından yüreğimiz var
en azından gerçek sevgiler
yaşıyoruz
gerçekçi olmak gözlerimizi
kollarımızı, ellerimizi alsa da
yüreğimiz bizlere kalıyor

koltuk değneklerim
umudu yaşamak
ayaksız, elsiz de olsa
umutlu olmak..
gerçek sevgi, gerçek aşk
gerçek inanışlar
gerçeğe inanışlar..

evet
aynı göğün altında
ve eğer binebilmeyi başarabildiysek
aynı belediye otobüsü içinde
yanyana, kanadı kırık bir hayat
özürsüzlerle..

allah aşkına bırakın
kendi özrünüze bakın
belki yürüyebiliyor, konuşabiliyorsunuz ama
sevemiyorsunuz
hep lekeli aşklara
kurban giden
bir toprak dolusu
özürsüz

kendi özrünüz
yetmez mi sizin
bıkmadınız mı?
tekerlekli sandalyeme,
koltuk değneklerime bakarak hüküm giydirmelerden

aynı kışın soğuğu
ve aynı sıcağı temmuzun
aynı toprak aynı toplum
aynı güneş aynı yıldızlar
ama
ayrı insanlar
ikiye bölünmüş
özürlüler özürsüzler..
ama hangimiz
özürlü?
Ömer Seydi Ekinci


Mystic@L 7 Mayıs 2007 02:45

gozlerini sondurme muhtacim
ben senin aydinligina muhtacim
yepyeni bir ilkbahar harcayip
bir yaz bogup bir sonbahar harcayip
ruzgar gulunu arayacagim
oran'da pernanbouc'ta tombuktu'da
vincler yine aksamlari indirecekler
yine karanliga bulasacagim
gozlerin ruzgarda savrulacak

ikimiz iki sap bugday olsak
sen benim olsan ben senin olsam
bir gece vakti aklina gelsem
uykunu tutsam birakmasam
seni kucaklasam kucaklasam
birbirimizin kalbini dinlesek
dunyanin kalbini dinlesek
buyuk atesler yaksalar
iki guvercin ucursalar
nerede oldugumuzu bilsek

Atilla İlhan


scanner_11 7 Mayıs 2007 07:25

Anafor

Yorgun atlar çiğnedi zamanı
Susku çölünde mekan yalıma kesti
Hızlı yaşadık biz dostum
Sanki hafif bir meltem esti
Saadet çağı kasidelerinden titrek bir sesti
Hayatimiz

Çamura bulanmış martılar
Göz bebeklerimize taşıdı geceyi
Ve biz pırlanta çocukları çağın
Söylevlerin kutsallığında
Slogan miracı yaşadık
Muştuların perçemine sığındık
İhtilal gecelerinin karanlığında
Seher gülleri yetiştirdik
Gecekondu koyaklarında
Mutluluk güldesteleri
Köhne zaman bulvarlarında

Eylül içimizde bir vurgudur yalnız
Durağan çileler melek kanatlarından bize kalan
Bir selam sade
Merhaba deyişi bir dostun
Yüreğinin taa ortadoğusundan




Mystic@L 7 Mayıs 2007 12:10

Tutsağın Olmazsam

-Özgürlük için-

Tutsağın olmazsam senin
bu gece de tüm geceler gibi
kıyısız okyanıslara düşerim
dalgasız denizlere.

tutsağın olmazsam senin
kanayan kanatlarımla
enlemsiz boylamsız gezerim
ülkesiz atlaslarda.

Tutsağın olmazsam senin
yaşadığım uçlar arasında
çılgınlığı ararım
sığamam küçük kalıplara.

Tutsağın olmazsam senin
çıktığım yazılarda
ismini ve ismimi kazırım
duvarlara yanyana.

Tutsağın olmazsam senin
yaşayamam
tutsak et beni
yoksa savaşamam.

A.Kadir Bilgin


Misafir 7 Mayıs 2007 12:15

NEVRUZ ATEŞİ

Bir ateş yakalım bugün.
Etrafında dönelim.
Üstünden atlayalım.
El ele halay çekelim.

Bir ateş yakalım bugün.
Işığı göklere uzansın.
Karanlıkları aydınlatsın.
Her yana ışık saçsın.

Bir ateş yakalım bugün.
Her günümüz olsun düğün.
Çiçekler açsın, kuşlar ötsün.
Koşun çocuklar koşun.

Barışalım, tanışalım.
Engelleri aşalım.
İlerleyip, gelişelim,
Dünya ile yarışalım.

Ağaçlar daha yeşil olsun,
Çiçekler rengârenk açsın,
İnsanların yüzü gülsün,
Yeryüzünde barış olsun

Elif AVCI


Misafir 7 Mayıs 2007 13:57

Öğretilenlerden

Her yüzüstü bırakıp giden
Birşeyler öğretti
Kimi Ayrılık acısını öğretti
Kimi Yanlızlığın keskin bıçaksı yüzünü

Ama;
Sen sevmeyi öğrettin
Tekrar tekrar
Kaldırması zor sevdaları hep benim omuzlarıma
Yükledin
Giderken bile bana sevecek
bir şeyler bıraktın
Yanlızlığı Gözyaşını
Bilinmeyen herşeyi
Bana bıraktın

Sen sür sefasını sessizliğin
Ufukta fırtına var oysa
Bilinmeyen herşey bilinene doğru yavaş yavaş
akıp giderken
bir kumsaatinin canalıcı sessizliğinde

Bana bırakacağın her şeyin birer eşi
Sende saklı, unutma



Ömer Seydi Ekinci



.


Misafir 7 Mayıs 2007 14:23

Beyaz Şehir

Yıllardan beri
İlk kez bu kadar beyazlar giydi İstanbul.
Doğa ile barış imzaladı galiba.

Anlaşmanın ilk maddesi temizlikti.
Dün sabah önce bütün kötülükleri
Çirkinlikleri temizlendi İstanbul'un, yağmurla.
Ve bugün ikinci madde devreye girdi.

Tüm çatılar, ağaçlar beyaz;
Arabalar, köprüler beyazdı.
Camilerin kubbeleri;
Toprak beyazdı.

İki tarafta sözünde duruyordu.
Doğa gri şehri temizlemiş
Yavaş yavaş beyaza boyuyor;
İnsanlarda birbirine gülümsüyor,
Yardım ediyordu.

Son maddenin yerine getirilmemesi için hiçbir sebep kalmamıştı.
İnsanların saçları beyaz,
Ve sonunda yürekleri beyazdı.

10.12.1998/ İstanbul Fidan Aykut


Mystic@L 7 Mayıs 2007 14:30

Koltuk Değneklerim hayatın hep acı yanlarıyla
yaşamak
sadece ağlamak
yani
kardeş olmak koltuk değnekleriyle...

biz bilmem kaç milyon kardeşiz
hepimiz, aslında daha şanslıyız
sevgiyi ellerin ya da ayakların değeri görenlerden
en azından yüreğimiz var
en azından gerçek sevgiler
yaşıyoruz
gerçekçi olmak gözlerimizi
kollarımızı, ellerimizi alsa da
yüreğimiz bizlere kalıyor

koltuk değneklerim
umudu yaşamak
ayaksız, elsiz de olsa
umutlu olmak..
gerçek sevgi, gerçek aşk
gerçek inanışlar
gerçeğe inanışlar..

evet
aynı göğün altında
ve eğer binebilmeyi başarabildiysek
aynı belediye otobüsü içinde
yanyana, kanadı kırık bir hayat
özürsüzlerle..

allah aşkına bırakın
kendi özrünüze bakın
belki yürüyebiliyor, konuşabiliyorsunuz ama
sevemiyorsunuz
hep lekeli aşklara
kurban giden
bir toprak dolusu
özürsüz

kendi özrünüz
yetmez mi sizin
bıkmadınız mı?
tekerlekli sandalyeme,
koltuk değneklerime bakarak hüküm giydirmelerden

aynı kışın soğuğu
ve aynı sıcağı temmuzun
aynı toprak aynı toplum
aynı güneş aynı yıldızlar
ama
ayrı insanlar
ikiye bölünmüş
özürlüler özürsüzler..
ama hangimiz
özürlü?
Ömer Seydi Ekinci


Misafir 7 Mayıs 2007 14:42

Bildiğim Bir Şarkı Var


Merhametsiz karanlık içindeyim
Ne zaman güneş doğacak bilmiyorum
Mavi denizlere mor dağlara karşı
Bildiğim bir şarki var onu söylüyorum

Bildiğim bir şarki var onu söylüyorum
Butun şarkılar gibi kederli

Ümit Yaşar Oğuzcan


HayLaZ61 7 Mayıs 2007 17:11

PİŞMANIM


Lanet olsun doğduğum güne
Mutlu olmak hakkım olsa
Bir zalim düşürdü beni bu hale
Pişmanım anam bırakmıyorlar

İstemiyorum soğukta donup kalmayı
Anaların yüreğine kurşun sıkmayı
Veren utansın bu silahı elime
Pişmanım anam bırakmıyorlar

Bir zalim başımda unut diyor
Ne kadar pişman olsam da anam
Bu dağlardan sağ inen olmuyor
Pişmanım anam bırakmıyorlar


Dost bildiklerim pusuda yatıyor
Kaçmaya kalksam sırtımdan vuruyor
Her gece bir zalim benimle yatıyor
Pişmanım anam bırakmıyorlar

Her gün biraz daha azalıyorlar
Çoğu zaman pişmanım diyorlar
Ölüm soğuktur kaçamıyorlar
Pişmanım anam bırakmıyorlar

Bir gün duyarsan öldüğümü
Etrafa saçılsın kanlar bedenimden
İbret olsun benim bedenim genç kızlara
Pişmanım anam bırakmıyorlar


NOT: BU ŞİİR TOKAT IN REŞADİYE İLÇESİNİN ÜÇ YOL KÖYÜNDE ÖLDÜRÜLEN TERÖRİST GENÇ KIZIN CEBİNDEN ÇIKMIŞTIR


vain 7 Mayıs 2007 17:41

SON HIÇKIRIK...
İlk mektup tadında yazılmalıydı
Bir aşkın son satırları da
Sana ilk mektubum say bunu
Belki seni çok özleyeceğim
Ama bil ki seni hep çok sevdim
Ve her zaman seveceğim

Seni çok seviyorum
Her zaman seveceğim
Bin kalbim olsa sana
Hepsini vereceğim

Bir gün kaparsak gözlerimizi
Son hıçkırık göklerde
Buluşturacak bizi

Sana bu kez okeyden çaldığımız taşları değil
Yüzünün kıblesine okuyamadığım duaları yazdım
Ne ezberleyip unuttuğumuz hicaz şarkıları
Ne de zula da söndürdüğümüz sigaraları
Beyaz yalanlarımızın ince hesaplarını da değil
Yıllardır içimden sayıkladıklarımı yazdım sana
İdamımın son dileğine taşıyamadığım itiraflarımı
Çaldığın yıllarımı yazdım bu kez sana

İçimin en iç yanığı
Sakın ağlama sen
Yokluğumu da at pencereden şimdi
Ve okuduğun her satırda yırt beni
Duvarlara astığın her asi sitemini
Tak peşime de gönder hadi

İçimin acıyan yüzü
Sakın ağlama sen
Ağzımdan her kaçanı
Ezberle sadece
Ve söyleyemediğim diğer yalanları da
Bu mektup
Allah'ın emriyle
Bu mektup
Sana tüm hasretimle

Seni çok seviyorum
Her zaman seveceğim
Bin kalbim olsa sana
Hepsini vereceğim

Bir gün kaparsak gözlerimizi
Son hıçkırık göklerde
Buluşturacak bizi

Tıpkı gözlerinin renginde mürekkebim
Satırlarım bahtının karanlığında
Kaybedilmiş bütün savaşlarım adına
Yenilmişliğimin mahçup cesaretine sığınıp da
Sensizliğe ve hep sessizliğe biriktirdiklerimi
İçimde dağları deviren gizleri yazdım sana

Bir gün bu hikayenin biteceği de
Aslında hep aklımda
Sana veremediğim bütün sözler
Artık son satırlarımda

İçimin en iç yanığı
Bendeki bir enkaz yığını
Seni terketmenin bile
Başkaydı tadı
Sana hasretlenmek
Zaten bana mübahtı
Baksana bu ayrılık
İkimize de çok yakıştı

İçimin acıyan yüzü
Sakın ağlama sen
Bendeki bir ayrılığın hüznü
Sende kaybetmişliğin acı telaşı
İnan seninki çabuk geçer
Ama benim ayrılığım
Kim bilir kaç ömür sürer

Bir gün kaparsak gözlerimizi
Son hıçkırık göklerde
Buluşturacak bizi


Sedef 21 7 Mayıs 2007 18:02

Paylaşamadıklarımız



Yan yana otururken ırmak kıyısında
Öpücüklerin ıslaklığı kalmıştı dudaklarımda
Acımızı paylaşmıştı ağaçlar
İki sevgili gelip
Aşkı sormuştu bize
Gözlerimizle anlatmıştık aşkı
Aşk anılarını anlatıyordu
Deniz
Bizi dinliyordu can
Ruhi sazıyla eşlik ediyordu
Hasretle
Anladım ki hepimiz devrime âşıktık.



Behzat Mansuroğlu


Misafir 7 Mayıs 2007 18:41

Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Değiştirsinler İstemezdim

Kendinden birşeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım

Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin

Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı


Sezai Karakoç




Guest_ASU 7 Mayıs 2007 23:13

Sahipsiz Kelimeler...

Bembeyaz bir sayfa üzerinde kelimeler sahipsiz kaldı,
neden,niçin ve kime yazıldıklarını bilmeden,
fırtınayla başlayan gece sessizliğe bürünmüştü,
hayallere yenik düşmüştü yaşanan nefes alıp vermeler
ve işte hayat buydu; renklere bürünmüş bir bukalemun misali...
zamansız kalp atışlarımın hızlanmasını özlüyordu bedenim,
yüzümdeki tebessüme imza atıyordu,hızla geçip giden zaman,
tüm dokunuşlar,hissedişler buz tutmuştu ellerimde,
gözlerimin gözbebeklerime bakışı küsmüştü aynalarda,
somut soyut düşsel bir karmaşada kayboluyorduk aslında,
oysa güneş yine tüm parlaklığıyla ışık saçarken dünyaya
şiirlerinde mateme bürünüyordu siyah gözlüklü kadın,
ne gidenler kazanıyordu,nede geride kalanlar bu aşk savaşında,
tüm yaşanmışlıklar,hatıralar,anılar kalplerdeki mabette gizli kalıyor,
sevmek tanrı ile eş değer tutuluyordu.....

alıntı...



nünü 7 Mayıs 2007 23:13

Yangın Yangın bakışların saçların rüzgar rüzgar
Savur alevini yansın gözlerine konan turnalar
Savur alevini yansın gözlerine düşen damlalar
Sen hiçmi bahar görmedin
Yüreğini aşka sermedin
Beni kovsan gitmem derdi.
Yaban kokusuz yalancı
Şehirde eskimiz yandı gittin.
Deva bulmam gözlerime degdi
Şimdi kupkuru çöl gibi sözlerin
Yaban kokusuz yalancı...
SANA GELDİM SONA
SENDE YERYÜZÜDÜR GÖLDE VURAN
EY SULARININ SONSUZLUĞU
BAKIŞLARIM DEMİR ALSIN GÖZLERİNİN LİMANINA
FIRTINALAR YORGUNU YÜREĞİM SANA
BÜTÜN SABAHLARIM SESİNDE AĞARSIN
KEDER TIRMANMASIN YÜZÜME BİR DAHA SARMAŞIK GİBİ
ÖPÜŞLERİN DAMLASIN ÇÖL DUDAKLARIMA
BİLİYORUM YÜREĞİM DURGUN SUDUR DİNDİĞİM
KORKU KIYILARIMI SİLDİĞİM
SANA GELDİM SUSTUM VE YUMDUM
İKİ DAMLA ATEŞ DÜŞÜRDÜN GÖZLERİME
AL USLANDIR KORSAN BEDENİMİ
GECE KANAT ÇIRPSIN PARMAKLARIMDA
BİRBİRİMİZDEN KAÇIRACAK YERİMİZ KALMASIN
BİRLEŞSİN YAĞMUR SUYUNDA ELLERİMİZ
BIRAK ÖPÜŞLERİM AĞZINI KAPASIN UZUN UZADIYA
SUSARAK KALALIM BİRBİRİMİZDE
SABAHA SÖYLEYECEK SÖZ BIRAKMAYALIM
KÖPEKLER GİBİ HAYLAYAN ACILARIMIZ SUSSUN
SEVDA ÇÖZMESİN KENDİNİ BİZDEN
SULARCA GÜLÜŞELİM YÜREĞİM ALI KOYSUN GİTMELERİNİ
SANA GELDİM SANA...
En kaynar su bile olsan ateşini söndürürdün
Yüreğine bir sorabilseydin bu zulümü bitirirdin
Yangınına el olanın umutları fot olur
Bir ömür yangınsızda yanar yanar kül olur
Sen hiç mi bahar görmedin beni kovsan gitmem derdin
Yaban kokusuz yalancı
Şehirde eskimiz yandı gitti.
Deva bulmam gözlerine değdi
Şimdi kupkuru çöl gibi sözlerin
Yaban kokusuz yalancı


Mystic@L 8 Mayıs 2007 00:11

Deniz Yaşlı bir devrimci

düşürmez hiç ağzından

özgürlük kelimesini

ve yatmadan önce

bir bardak su yerine

denize bırakır

takma dişlerini........
Sunay Akın


arwen 8 Mayıs 2007 00:11

çağırdım belki bin kez,
oysa sen yoksun aşkım.

gel birgün ilk otobüsle,
yanına dönüş biletinide al,
beğenmezsen dön aşkım


hayri türkoğlu


Guest_ASU 8 Mayıs 2007 01:05


Sen Söylemeden de Biliyorum

Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende

Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende

Anlıyorum ki ayrılacaksın
Çok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende

Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama isini bırak bende

Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende

Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende...

Aziz Nesin


scanner_11 8 Mayıs 2007 07:37

Anayurt


Dicle, Seyhanla Toroslar... Kızılırmakla Fırat,
Şaha kalkmış başı karlar dolu yüksek Ararat,

İzmir'in engin üzüm bağları, Antalya, Hatay,
İşte hür yurdumun üstünde gezen sevgili ay...

İşte şarkında büyük Van gölü, garbında Meriç!
İnce bir tül gibi işlenmede her kalbe sevinç!

Herkes atmış yüreğinden koca hicran ağını,
Kızların çehresi andırmada gül yaprağını!

Yaşlı gözler güler olmuş... Saçı akpak nineler,
Demiyorlar: "Senelerdir bu yürekler inler!."

Gitmiyor genç eri yadellere artık şu dulun,
İşte gül bahçesi olmuş önü binbir okulun!

Çeyzinin üstüne yaşlar akıtan kızlar yok,
Yok elemler dağıtan, gam dağıtan rüzgar yok,

Yok, o "zemzem" diye her gün su veren şeyhin eli,
Bir sevinç şarkısı halinde uçar ülke yeli!..

Dünkü ker***, basık evler ne güzel şenlenmiş,
Tam otuz beş bin olan her köye cennet denmiş!

Çekmez olmuş kara gurbet oylun üstünde bir ah,
İşte yurdun doğuyor üstüne hulyalı sabah!

İşte her şehrimizin gökleri nurlar doluyor,
Yılların ördüğü mazi denilen renk soluyor!

Bakın askerliğe koşmuş vatanın erlerine,
En az on beş yıl olan gam dolu gurbet yerine

On beş ay askeri olmuş vatanın bak, şu çocuk,
Ne Yemen var, ne de Balkan... Ne yakınlaşmış ufuk!

Dümdüz olmuş ve geçilmez koca dağlar, taşlar,
Şaha kalkan yüce dağlar gibi kalkmış başlar!.

Erzurumdan Mericin üstüne gelmiş demir ağ,
Her tünel bir dağı yapmış köye zengin memba!

Öğrenilmiş: Oto, tayyare, buhardan makina,
Geziyor köylü çocuklar da vatandan vatana!

Koca dünyalara meydan okuyor Türk eri bak!..
Kararan ülkeyi yapmış ta güneşler yeri bak.

Uçuyor ruhu semamızda mukaddes (Ata)nın,
Nerde bilmem eşi dünyada, bu eşsiz vatanın?.



Misafir 8 Mayıs 2007 09:15

Şimdi gidiyorsun
Git
Oysa senden tek bir damla istemiştim
Sana kocaman bir deniz sunmak için
Şimdi gidiyorsun
Git

Ne zaman başladı bu hikaye
Anımsamak zor
Gençtim
Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
Komazdı öyle üç-beş nöbetleri
Geceler içimi acıtmazdı böyle

Bir insan bu kadar eksilebilir mi
Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
Bu şehrin biryerlerinde
Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
O adam bendim unuttun mu
Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
Seni unutamadı

İşin kolayına kaçmadım
Uğruna ölmedim yani
Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
Sen bunu da bilmedin
Ben bir bakışına bin anlam yükledim
Sen aşka kestirmeden gittin
Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
Şimdi gidiyorsun
Git
Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
Bütün ışıklarımı söndürüyorsun

Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
Yazıklar olsun yazıklar olsun
Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
Hani sen sevdiğini
Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

Uzun lafın kısası yoktur
Anlatacağım çok şey var
Hoyrat bir rüzgar gibi geldin
Aklımı hayatımı dağıttın
Şimdi gidiyorsun
Git

Daha ayrılığa bile çarpmadan
Aşk bize döndü
Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
Ama sana dokunmak da yasak bana
Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
Sen var ya sen
Allah kahretsin

Yani şimdi
Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
Yani şimdi başkaları mı sevecek seni
Ben saçlarını okşadığım zaman
Ellerin öksüz kalırdı
Şimdi gidiyorsun git





Kahraman Tazeoğlu


nünü 8 Mayıs 2007 09:25

Ay Işığında Son Tango

Gece yine küsmüş rüzgara
Zifiri karanlık çökmüş üstüne,
Yıldızlar solmuş hazan yaprağı gibi,
Ay ise yine kızgın,
Karanlığa inat parlıyor,
Ayrılık dansının hatrına,

Ay ışığının altında,
İki yaralı yürek,
İki titrek el,
Korkuyla birleşirken,
Akıp giden zamana inat,
Ay ışığında başlar son tango,

Kadere inat, sebat duran başlar artık eğilmiş
Diğerine bakmaya pervasızlık yapamayan gözlerden,
Kalbinde saklı son hazan yaşları dükülür,
Ayrılığa inat birbirine vakfeder (sarılan) bedenler,
Yaşanmadan Uful edilmiş (gömülmüş) ne varsa,
Ay ışığında yaşarlar son tangoda,

Artık başlar isyanlar geceye,
Yalvarırlar aya, bir bir kayan yıldızlara,
Acı acı esen sabaya,
Seherde bitecek aşklarının acısına,

Ay dayanamaz kaybolur,
Acun kapkara bulutlarla zindan olur,
Gece kara, acun kara,
Yürekler erir sanki yok olur,
Son tango bile zehir olur,

Ay bulutta saklı ya,
Nasıl dayansın bu acıya,
Yalvarır buluta son tangonun hatrına,
Bulutlar karartı kurmuş ayın ışığına,
Başlar ay ağlamaya,
Bu sevdanın, son tangonun aşkına,
Ne severlerdi yağmuruda ya,

Seher vakti gelip çatar,
Yüreklerde hicran akar,
Takati kalmamış ay yavaş yavaş batar,
Yıldızlarsa, geceden yorgun solar,

Ayrılık bu varmı başkası,
Az sonra gelecek,
Ayrılıkkervanı
Son veda edilip biter bu,
Son ayrılık dansı,

Ayrılır önce yürekler,
Takip eder beden,
Ve en son kopar birbirinden eller,
İşte bitti ay ışığının aşkı,

Görülmüşmü gecenin böyle yücesi,
Gelin olsa değil,
Son nefeste unutulurmu o tango gecesi,
Ne kadar mutlu olsalarda sabahı ayrılık değilmi...

Ama yinede siz Kader deyip boyun eğmeyin, son tango bile olsa,

asla sevdiğinizin elini bırakmayın.

İsmail Sünbül


P.u.S.u 8 Mayıs 2007 10:21

A Benim Kardaşlarım

Dostum yok ya dostum, düşman arama!
Sağolası kardaşlarım var ya benim...
Melhem diye tuz ekerler yarama
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Menfaat, çıkar olunca şu konu
Kimi kep'i attı kimi şifonu
Ali Cengiz olur oynar oyunu
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Dursun desen de duramaz yerinde
Kırk tilki var her birinin cebinde
Hesap günü gelir çatar birinde
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Huri melek sandığım masum yüzler
Kimi kuyum kazar, kimisi düzler
Ayışığı kadar kâr etmez hiç sözler
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Böbürlenme Çağlari beş kardeşinle
Ne desen boş, ne desen boş nafile
Sağlığında tükürürler leşine
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Muammer Çalar (Aşık Çağlari)


Guest_ASU 8 Mayıs 2007 12:24

Ve Masal Bitti....!

Ne bedenler yandı aşk mabedinde gizlice,
Sen yanma diye söndürdüm tüm ateşleri bir geceliğine,
Uzatsan da ellerini tutamam ki..!
Gözlerin güneşin kızıllığında yakar bu bedeni,
İçine atarsın da dertlerini,
Göz yaşlarını saklayamazsın....
Yüreğinde yanardağlar patlar,
Ateşi bir seni bir de beni yakar,kor dudaklarında,
Sevda bulutları uçarken yükseklerden,
Neden korkarsın ki uçurumdan düşmekten....
Senle yaşananlar bir sevda masalıydı,
Ve masal bitti....!

alıntı...


nünü 8 Mayıs 2007 14:46

Beyaz Gül


Seni arıyorum kalabalık caddelerde,
tanımadığım insanlar geçiyor, sen yoksun..
perişan hayallerimin basladığı yerde,
Sana sesleniyorum, duyuyormusun?

Beyaz güller açtı bahçelerde , sevdiğin..
Ya o karanfil , baygın kokulu çiçek.
Gel yalnızlık bahçeme beyazlar giyin,
anladımki bu ömür sensiz geçmeyecek.

odamı süsleyen ellerini uzat,
hazzından dile gelsin bastığın halı..
açılsın sevincinden perdeler kat kat..
ışık ve ateş senin için yanmalı..

Sonra çevir düğmesini, radyonun
sevdiğin musiki dolsun odama,
Dinle şarkısını büyük koronun,
Beni düşün! Beni düşün aglama..

içimden bir ses diyorki sabret..
Sonu gelecek bu yalnızlığın,
bütün aynalar gülecek elbet,
açılacak kapılar ansızın..

yalnız sen varsın beyaz gülüm,
Evde bahçede ve sokakta,
Bir eylül akşamı gördüğüm ,
O beyaz hayalsin uzakta..

yakınsın yalnızlık kadar,
uzaksın yakınmış gibi,
Sensiz yasadıgım yıllar
Bu kadar güzel değildi.

Yeter.. Gel artık yeter..
Karanfiller açtı gel!!
kış bahçesinde , güller
Beyaz güller açtı gel..

Ümit Yaşar Oğuzcan


Misafir 8 Mayıs 2007 15:47

Kalk Uyuma



Kalk uyuma
sıçrıyor duygularım
bak ne yazacağım
yağmur bahara çarpıyor
yağmuru yazacağım
tut elimi
titrek yıldızlar gözükmüyor
çaresiz kalmış güneş
bulutların arasında
kalk uyuma
sokul bana
bahar olsun yüreğim
erisin bedenim
tükensin bitsin çaresizliğim
deli desinler bana yağmur bitse de
kalk uyuma
güneş kurutamasın
yansımasında ıslaklığımı
toprak kokusu saçlarında
burcu burcu
kalk uyuma
sarmaşıklara inat
kollarım bedeninde dolansın
kalk uyuma
kış batarken bahar bizi kıskansın
günahı neydi sevginin
uyandırılmak mı
kalk uyuma
sevmeyi öğrenmeden mi uyuyacaksın
umutların rüyasında mısın
kalk uyuma
otur karşıma
zamanıdır
yaramazlık yapmanın.



Saat: 02:40

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık