![]() |
Adsız Bir Çiçek Rengini dünyaya ilk defa sunan Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim Sevgilim Bana "sen bir şairsin" dediğin zaman. Yalnız sana yazıyorum bu şiiri İstersen bir şiir gibi okuma Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu Soğuklar başlayınca havalanıp Millerce yol katettikten sonra Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle. Ve yazmış olacağım bir de Her dönemde her çağda Sevdanın kendine özgü diliyle . Edip Cansever |
GÖK ÖYLE MAVİ Gök öyle mavi,öyle durgun Damlar üzerinde Yeşil bir dal sallanadursun Damlar üzerinde Ürpertip gökyüzünü birden Bir çan tın tın eder. Bir kuştur şu ağaçta öten; Türküsünü söyler. İşte hayat ! aç gözünü gör ; Bak ne kadar sade. Her günkü sakin gürültüdür. Şehirden gelmekte. Ey sen ki durmadan ağlarsın, Döversin dizini ; Gel söyle bakalım ne yaptın , Nettin gençliğini ? PAUL VERLAİNE |
GiZ Senin yanındayken Bir şeyler akıyor içimden, Çağlayanlar gibi... Tutku mu desem, çoşku mu desem. Eve dönerken Bir şeyler sönüyor içimde, Gün batıyormuş gibi Hüzün mü desem, korku mu desem. Fang VEi TEH |
YATAĞINA EĞİLDİM Geldim bu akşam, yatağına eğildim Seyrettim o tapılası bedenini Baktım dua eden bir derviş gibi Oy, güneş altında her şey boşmuş, dedim. Bugün var, yarın yok, bir hazine yaşam, Can ki andırıyor yorgun bir çiçeği, Çıldırtan bir düşüncedir aldı beni; Sen uyu çocuk, uyumak bana haram Ne zor seni sevmek, aşkım, ince gülüm! Kapatacak mı gözlerimizi ölüm Tükenecek mi soluk, uyurken böyle? Ve düşlerde ağzıma düşen ağız, sen, Öteki aco, yaban gülüş çökmeden Çabuk uyan, Ruh ölümsüz müdür? Söyle. |
Eflatun düşlerim vardı benim.. Birde kırmızı pabuçlarım, Anne sen almıştın.. Bir yavrunun bayram öncesi hayalleri gibi pırıl pırıl.. Cilalı ve kıvrım kurdelalı.. zamanla pabuçlarım küçüldü, ben büyüdüm Artık kırmızıları sevmiyorum Hayallerimi eflatunlaştırdım, Koyu, açık..kuşak kuşak. Eflatunu bana çok yakıştırırdı annem, Açtı seni, derdi.. Oysa ben kapalı rengi severdim. Herşeyin inadına.. severdim. Hayatın inadına ağlamaklıyken gülümserdim.. Düştüğümde herkesten evvel ben gülerdim.. Annem! öyle öğretmiştin... Sınavlarda cevaplarını yetiştiremediğim soruların sonunda bile.. Gülümserdim, yine gülümserdim.. Yine gülümsüyorum işte.. Doyasıya giyemediğim pabuçlarım olmasa da.. Gülümsüyorum. Şimdi büyüklüğümün verdiği hazla inat ediyorum hayata.. Öyle öğretmiştin..! Hayatın kollarında küçüklüğümü bilsem de gölgemin verdiği büyüklükle yine yürüyorum.. kıvrım kurdelam yok.. kıvrım yollarda yürüyorum.. İnişleri ve çıkışları, Dar sokakları.. gül kokmayan virajları.. Çıkıyorum.. Hemde nasıl biliyormusun anne? Gülümseyerek.. Aynen senin öğrettiğin gibi.. Kırmızı giymiyorum, ama sen aldığın için.. yine kırmızıya çalar düşle yürüyorum Eflatun düşlerim vardı benim.. Oysa sen kırmızı almıştın, Sen istediğin için, sen vardın ya bir zaman.. Gülümse hayata demiştin.. Ve ben her zaman ki gibi: Yine seni dinliyorum... Şimdi gülümsüyorum.. Eflatun eflatun... Alıntı |
Bir zamanlar SEN ve BEN'e bölününce Senin ORDA, benim BURDA yataklarımız Tek bir sözcüktü kararlaştırdığımız "Sana Dokunuyorum" anlamına gelen. Sevinç vermez insana bu konuşmalar Çünkü dokunmanın yeri doldurulmaz Hiç değil "o" elimizden alınamaz Ve bir cennet gibi öylece korunur. Gerekli olduğunda burda değildi burda olduğunda gerekli değildi burda değildi ya, gitmiş de değildi. Yabancılar olduğunda çevremizde sık sık kullandık bu sözcüğü. Hemence anlardık ki, uygunduk birbirimize. Bertolt Brecht |
SEVDALI DULUN ŞARKISI Ah, biliyorum gizlemeliyim kendimden bile Titrediğini içimin, eli bana değince Ah, ne oldu bilmem ki böyle bana Dua ediyorum, kandırsın beni diye. Ah, yüz at yetmezdi beni günaha sürüklemeye! Onu böylesine arzulamasaydım keşke. Aşka böyle ayak diriyorsam eğer Biliyorum aslında neden çekindiğimi Onun önünde durunca elbisemle bile Çırılçıplak hissediyorum kendimi. Sanki kızacakmış gibi aklımdan geçene! Onu böylesine arzulamasaydım keşke. Kuşkuluyum acaba bana layık mı diye. Gerçekten seviyor mu diye beni? Onca koruduğum şeyler bitip tükenince Atmasın sakın posayı çöpe? Ah, biliyorum niçin direndiğimi böyle: Onu böylesine arzulamasaydım keşke. Birazcık aklım olsaydı eğer Kabul etmezdim o kadar ısrar ettiği şeyi Ve kovardım onu hemen oracıkta Öyle çok yaklaştığı zaman bana Ah, şeytan görsün yüzünü işte! (Onu böylesine arzulamasaydım keşke.) Bertolt BRECHT ÖĞRENEN KİŞİ Önce kumun üzerine kurdum, sonra kayanın. Hiçbir şeyin üzerine kurmadım artık çökünce kaya. Sonra yeniden kurdum sık sık kum ve kayanın üzerine. Öğrenmiştim ama. Kendilerine güvenip de mektubu verdiklerim çöpe attılar onu. Ama hiç önemsemediklerim bulup geri getirdiler bana. Öğrendim böylece. Yapılmadı buyurduklarım. Gelince gördüm ki yanlışmış. Yapılmıştı doğru olan. Bir şey öğrendim bundan da. Eski yaralar acır soğuklarda. Ben sık sık şöyle derim ama: Yalnız mezarın hiçbir şeyi olmayacak bana öğretecek. Bertolt BRECHT |
LİMAN KIRINTILARI Bahamalı martılar beni çağırdı, bir ikinci bahar gecesi Yalan söyledim, yırtık blucinli tayfalara, Seni sevmediğimi söyledim. Oysa rıhtımlar en şarkılı dalgalarla yıkanıyordu, Midye kabuklarında sakladım gözyaşlarımı; Hastaydım,kırık kötümser bir öksürük yapışmıştı boğazıma Seni unutmak gerekiyordu...... Bahamalı martılar beni çağırdı, bir ikinci bahar gecesi, İskele fenerlerinin altında oturup seni bekledim sevgilim Ellerim ıslaktı,gözlerim ıslaktı Gelip caydırabilirdin beni gitmekten Oturup sigara içer,anlaşabilirdik.. Sana tapacağım yalan değildi benim olursan Seni seviyordum,seni istiyordum...... Bahamalı martılar beni çağırdı, bir ikinci bahar gecesi Filler gibi içtim liman meyhanelerinde; seni unutmak için içtim.. Senin sokağında geceler yıldızsızdı, senin sokağında gece yağmur yağıyordu Ben zayıftım,çabuk ıslanıyordum Bana sevmek yaramıyordu, ben sevilemiyordum... Bahamalı martılar beni çağırdı, bir ikinci bahar gecesi Sana bırakacağım bu kentin üç semtinde üç damla gözyaşı döktüm, Birincisi seni ilk gördüğüm yerdi, ikincisi seni ilk öptüğüm yerdi Üçüncüsü.... söylemeye dilim varmıyor, üçüncüsü bana git dediğin yerdi İşte bu mısraları orda karalıyorum; işte demir aldı şilebimiz, Gidiyor,gidiyor,gidiyorum........ Edgar Allan POE |
HİÇ GİTMEDİĞİM BİR YERDE Hiç gitmediğim bir yerde, sevinçle ötesinde Her türlü yaşantının, kendi sessizliği var gözlerinin: En ince kımıltında bir şey var içime gömen beni, Bir şey dokunamayacağım kadar bana yakın Kolayca açar beni en ürkek bir bakışın Parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi, Sen hep yaprak yaprak açarsın beni, Baharın (dokunup ustaca, gizlice) açışı gibi ilk gülünü Ya da beni kapatmaksa isteğin, ben Ve hayatım kapanırız güzelce, birden Karın her yere özenle inişini Düşleyen yüreğince şu çiçeğin; Duyduğumuz hiçbir şey bu ülkede Erişemez gücüne sonsuz inceliğinin: Yapısının renkleriyle beni bağlayan, Öldüren, hiç durmadan, her nefeste (Bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan ve açan; yalnız anlıyor içimde bir şey gözlerinin sesini göllerden derin olan) Kimsenin yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri. E.E. CUMMINGS |
İki Yaprak Gibiyiz Yine bir gece basladi, sensiz bir gece daha iste. Disarisi karanlik, sadece bir lamba isigi var, tipki benim karanlik gonlumde senin icin yanan isigim gibi. Gokyuzune baktigimda hic bir yildiz yok, sedece bir dolunay. Goruyormusun yildizlarda biraktilar beni basbasa derim yaramla, tipki senin gibi, halbuki onlari cok seviyordum. Camin onunde olan agactan iki yaprak dustu, ruzgar onlari savurup goturdu. O an gozlerimden yaslar indi. Bir aralar bizde o ruzgarla savrulup gidiyorduk, beraberdik el ele. Ama oyle bir firtina esti ki, elimi biraktin. Sen bir yana ben bir yana savrulduk ve ayrildik, sonunda..... Tipki o iki yaprak gibi! |
| Saat: 07:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık