![]() |
Işıklı bir yoldu hemen önümde uzanan.. Yolun sonunda demirden kocaman bir kapı.. Rüyadayım sandım önce! Çekince saçımı,duyunca acıyı anladım en gerçekmiş içimdeki sızı.. Yaklaştıkça kapıya, Hızlandı kalbimin hala yaşadığımı hatırlatan atışları... İttirdim açılsın diye demirleri, Olmadı! Pes ettim,kızdım,ağladım,kaçtım,korktum,nefret ettim belki ama Umudumu yitirmedim hiç.. Saklandım en kuytulara! Bir ben kaldım zihnimin coğrafyasında ve bir de zamanı aldım yanıma iyileşirken yaralarım hüznüme ortak olsun diye.. Tutsun ellerimden kuvvetlice,her an çekip de beni bir adım ileriye, -di'li geçmiş zamanları yerleştirsin diye zihnime ! Geçmekten türüyor geride kalan her şeyin genel adı ! Ve nasıl da kolay arkadaş oluyor ses olacak kelimelerimle.. Artık geç.. Geç-miş.. Geç-ti.. Bırakıp da nüshaları bir yana,bulunca aslımı Denedim tekrar açmayı kilitleri .. Kolay olmadı,evet ! Ama açıldı geriye kalan hayatımın ilk bölümünün perdesi.. Tüm renklerin hiç görmediğim kadar canlı olduğu bir bahçede buldum kendimi.. Tanrım ne harika! Sevdiğim bütün hayal kahramanları da burada... Polyanna yaklaştı en önce yanıma; "Topladığın için yeniden gücünü ve anladığın için aslında bunun çokluğunu,tüm yaşananlara rağmen mutlu olmalısın aslında" diye fısıldadı kulağıma ! Biraz ileride kırmızı başlıklı kızı gördüm; "Kendimden bildim herkesi,nasıl da kandırdılar beni! Komik biraz adım ve küçük henüz sol yanım Ama sen yine de al bu küpeleri,tak kulağına..." diye bırakıverdi avucuma acılardan kaçarken yolumu aydınlatacak yıldızları ! Kül kedisi ağlıyordu az ileride; "Sakın dedi , Sakın vazgeçme yaşamak istediklerinden! Uğraş,didin,çabala.. Ama sakın çıkıp da tavan arasına ayıkladığın pirincin içinden çıkan taşlar gibi umutlarını da atma en karanlıklara!" Durdum.. Dinledim.. Düşündüm.. Ait olduğum bu masalın içinde asıl kahraman olmayı seçtim sonra ! Doğrularımla,hatalarımla bazen .. Hüzünlerimle,sevinçlerimle çoğu zaman .. Ve tüm şizofren düşüncelerimle belki .. Ama hep gerçek bildiklerimle, Benim kurguladığım gibi sürsün hikaye diye ! Tam da şimdi; Peki ya kader dediniz değil mi ..... Yazmak değil belki,kabul .. Ya da değiştirmek yazılanı ! Kimsenin görmediği bir alfabeyi kabullenmenin ezinç coşkusunu misafir etmek sineye .... Kolay değil,kabul ! Ama bende oldukça hakimiyet, Bu orkestranın şefi ben olacağım ilelebet ! Neyse ...... Onu bunu bırakın da siz şimdi , Gökten üç elma düştü.. Tuttunuz mu ! |
İyimser bir aşk türküsü Bağlardan inen patikalardayım Cebimde mis gibi şiirler, kuş cıvıltıları Sokağınızdan geçiyorum öğle üstü Sokağınızda sararan yaprakların kokusu Şuramda ince bir sızı, serseri bir acı Senden öncesi olmayan bir acı Yalnız senin mecnunun olan bir acı Her pazar geçtiğin yollarında bir yaprak Yeşeriyor kuşanmış bütün cesaretini Göğsünün içinde yaşatmak için aşkı Bir yaprak da senin konuşkan elinde Sevecen becerikli çalışkan elinde Her zaman biraz olsun gecikirsin Aşka yalnızlığa sevdaya Yine de özlenirsin güzelim sevgilim Bir çiçek de böyle özlenir Su dolu bir testinin yanındaki bir çiçek Desem öyle alaycı gülümser yürürsün Sessizce yağan yağmur altında Aşkı kendine anlata anlata Yine akşam oldu sevgilim sensiz Bırakıp gidiyorum içim aşkla dolduğu zaman Durakları buğulu otobüs camlarını Yağmur çiseleyen kirli sokakları Gide gide hüzünlü bir türkü gibi dokunan Yağmurun sesini ne çok seviyorum Seni ne kadar çok seviyorum İpek bir mendil diye Ayrılığı katlayıp koyuyorum çiçekle masama Bir de senin için yazdığım sevda şiirlerini Kendi anlamlarını aşıp giden Tozlu yollar sıra dağlar patikalar boyunca Ey sevgili senin sımsıcak bakışlarını Katlayıp koyuyorum çiçekli masama Seni ne kadar çok seviyorum Bir türkü solgunluğunu silip götürdüğü zaman Ahmet Ada |
Yüreğim yara yara Kabukları ağırlık yapıyor duygularıma. ... Ve ben Onca takatsizliğimle, Hüzünleri yara yara, Yaramadım mutluluğa! Dahası; Beni sende unuttu düşlerim. Suya uzansam Dinmez susuzluğum. Susuzum, çünkü susun Derya'da... Üşüyorum İşgal altındayken varlığım yalnızlığımca. Çoğalamam senden öte, Beni sende unuttu düşlerim. Gün yaslarken başını ağırdan gecenin koynuna, Nefesimi nefesine yaslayasım gelir, Üzerime yığılmış dağ gibi hüzün, Yaş, bir olur yasla, Gözlerime gelir, yanaklarımda diridir. Görenin, Katlin katilini sorası gelir. Katledilen gülüşlerim/heveslerim/düşlerim. Lime lime edilmiştir aşk bildiğimiz, /Zamana yenik/ Dün geçmiş, Yarın imkansızken. Avuntu içindeki diller, Bilmeyen eller... Derler "gelir" Oysa, Sen beni, bende unuttun. Beni sende unuttu düşlerim. |
Sevgi Duvarı sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi dilimizde akşamdan kalma bir küfür salonlar piyasalar sanat sevicileri derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni yakanda bir amonyak çiçeği yalnızlığım benim sidikli kontesim ne kadar rezil olursak o kadar iyi kumkapı meyhanelerine dadandık önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi aramızda görevliler ekipler hızır paşalar sabahları açıklarda bulurlardı leşimi öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri çöpçülerin elleriyle okşardın beni yalnızlığım benim süpürge saçlım ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi baktım gökte bir kırmızı bir uçak bol çelik bol yıldız bol insan bir gece sevgi duvarını aştık düştüğüm yer öyle açık seçik ki başucumda bir sen varsın bir de evren saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi yalnızlığım benim çoğul türkülerim ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi Can Yücel |
Ne seni unutacak yürek var bende Ne hasretine dayanacak zaman Ne başkasına bakacak göz var bende Ne sensizliqe dayanacak qönül Hiçliqimin ortasından aldın beni Götürdün yüreqinin derinliqine Kaybolmuşken benliqimde Buldun beni sardın ellerinle Aşkım büyüyor gittikçe Üzüntülerim azalıyor seni gördükçe Sevgimin sınırı kalmadı artık Benim aşkım ölçüsüz oldu artık Tut, çek beni yüreğine Uyuyayım orda güzelce Açmasam hiç gözlerimi Sonsuzlukla birlikte kaybolsam yüreğinde.. |
Çocuksun Sen Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya onlardan birindeyim Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum. Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil Ahmet Telli |
oysa ne güzeldi gülmek gülmekle başlardı herşey nedenler yersizdi yeniden zaman dardı dünya telaşlı gülmeyi bekleyen gülümseyen cıkarken kapıdan bir tebessümdü her şey yeniden başlardı o an gülerek güne uzanıp masalar kurardık yeniden niçe kahır niçe ufunetler gönülden geçen hayatlar ve bayatlar anlatılırdı her an yeniden ansız yersiz bir teselli umardı anlattıkca insan yerinde sevinç dolu yeni umutlar arananlar hep kaçar birileri kovalardı yeniden gülmekti herşey! hayat dolu güzel anlardan özel her an kahkahalara bogulan insan nedenler aramadım gülmek için çıkmaz sokakta gördüm hiç gülmeyeni el salladım hissettirdi yanağında tebessümü insandı yeniden gülmek isteyen güzeldi insan güzeldi evren yaradan gülerken başlardı tüm mutluluk gülerken gördüğüm umutsuzluk yeniden başa dönerdim ağlamaklı gözlerim gülmek isteyen pençeremde bir insandı sokağım cıkmaz el salladıgım bahara en güzel zamanlara hatıra kahkaha bir başka zamana umutla gülmeyi umarak insanca bir gün daha... Ali Baksı |
Bizim Sevdamız Bana öyle beste yap ki; Sular başka çağlasın, Güller dile gelip, Bülbül kıskansın. Şâha kalksın duygular... Dile gelsin taşlar, Hüzün,sevdâ olmak için, Keşkeler yaksın. Keman bizi çalsın, Gitar zılgıt tutsun, Taraftar,futbol yerine, Bizi alkışlasın... Takvimler bizi yazsın, Saatler bizi göstersin, Zaman bizle akıp, Bizimle bitsin... Güneş senle doğup, Bende batsın, Denizler gel-git'ini, Bizle tamamlasın. Ay doğmak için geceye, Yüzünden izin alsın... Ayrılık figân etsin, Masallar,ninniler, Hep bizden bahsetsin. Okullarda mecbûrî, Ders olsun sevdâmız, Geçmişe uzansın ellerimiz, Mecnun'dan Ferhat'tan, Tebrikler yağsın! Bana öyle beste yap ki... Ayşe Gözelel |
Kalemime Kilit Vurdum İsyandadır bu gönlüm isyanada. Sahtekar kalemim yazmıyor diye, Kalemin ne sucu vardır gülüm, Geçmişse şair bozuntusunun eline. Artık yazmayacağım şiirlerimi, Duvara söyleyeceğim kelimeleri, Kilit vuracağım kalemimin ucuna, Rüzgarlara haykıracağım dizelerimi. Atacağım okyanuslara aşklarımı, Bulutlara söyleyeceğim kinlerimi, Havaya yazacağım senin adını, Anlatmayacağım kimseye derdimi. Benden sevgi bekleme sevgilim, Sevdiğin artık öldü bu şehirde, Umutları bitmiş tükenmiş, Yüreciği hapistedir bir yerde. Kalemimi de duvarlara vuracağım, Paramparça olsun kalemim yerde, Üstünde bütün hıncımşla tepineceğim, Ömür boyu bir daha yazmasın diye. Dünya aşksız mı kalacak sevdiğim, Bu kalem bu aşkı yazmadı diye, Sevgi mi bitecek bu dünyada, Sevdiğin bir yerde öldü diye. Sen olmasan da sevgilim, Şair yine yazacak şiirini, Kalemlerin hepsini kırsak ta, Gönül yine söyleyecek seni sevdiğini. Hüseyin Turan |
İstanbul Ağrısı kanatları parça parça bu ağustos geceleri yıldızlar kaynarken şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen sen eğer yine İstanbul'san yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim pancak pancak şiirler tüküreceğim demek yine ben limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları mavi asfaltlara çökmüş diz bağlıyor eğer sen yine İstanbul'san kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan sirkeci garı'nda tren çığlıklaıiyle bıçaklanıp intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan anadolu üstlerine bakıp bakıp ağlayan sen eğer yine İstanbul'san aldanmıyorsam yakaları karanfilli ****ler eğer beni aldatmıyorsa kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine senin emrindeyim utanmasam gozlerimi damla damla kadehime damlatarak kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i zehirleyebilirim sonbahar karanlıkları tuttu tutacak tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler uykusuz dalgalanıyor ulan İstanbul sen misin senin ellerin mi bu eller ulan bu gemiler senin gemilerin mi minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında liman liman götüren ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor antenlerinden neden peki İstanbul ya ben ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas ya benim kahrım ya senin ağrın ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi burgu burgu içime boşalttığın o senin ağrın o senin eğer sen yine İstanbul'san yanılmıyorsam koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine satır satır okumak istediğim sen eğer yine İstanbul'san eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim ulan yine sen kazandın İstanbul sen kazandın ben yenildim kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine emrindeyim ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa yanılmıyorsam sen eğer yine İstanbul'san senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir ulan bunu sen de bilirsin İstanbul kaç kere yazdım kimbilir kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken 1949 eylül'ünde birader mirc ve ben sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık sana taptık ulan unuttun mu sana taptık Attila İlhan |
| Saat: 07:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık