MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Daisy-BT 12 Şubat 2009 14:14

KAN RENGİNDE

Şimdi hangi sayfasına başvursam
Bir sebep-sonuç ilişkisi buluyor hemen
Her satırı bir "tashih"le yaralı
Bir masalcı oluyor zaman
Ölümleri kutsuyor, yalanlar emziriyor
İnfazlar büyütüyor tarihin beşiğinde
Her köşebaşında kimlik soruyor benden
Açıp yaramı gösteriyorum
Sen yüzünün haritasında koyaklar çiziyorsun
Gözlerinde sessizce yatak değiştiriyor bir nehir
Bir şarkı tek tek kusuyor notalarını
Ben orada yenik düşüyorum bir geleneğe

Anlamını yitiren ne varsa bu kentte
Pıhtılaşmış kan renginde bir nakarata yazdırıyor adını
Birer alışkanlığa dönüşüyor durmadan
Ağıtlarla yitip giden bir ömre sonsöz oluyor
Yangınların içini boşalttığı eski evlerle
Giderek sana benziyor bu kent

Şimdi bir acının taksitlerini ödüyor zaman
Yazgıma bir şerh düşüyorum helalleşiyorum kendimle
Bir soru kipinin kaçınılmaz yanıtında gözlerin

Burçlarında kurşunlu mozaikler
İşte yangından arta kalan bedenim
Son fitili ateşleyebilirsin
Onu da bağışlıyorum.


A.Hicri İZGÖREN


Daisy-BT 12 Şubat 2009 14:39

YAŞAYABİLME İHTİMALİ

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gün
Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
(Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki,
adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..

Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...

Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire,
geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu,
pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik,
S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..

Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu
haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
(Sınıfça gidilen pikniklerde
kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..)

Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra
sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzümdüm sadece

Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde
ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum,
suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız,
amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle
Tunali Hilmi Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
Yaz sıcağı toprağa çekiyor da
tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum,
kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
yanağım otobüs camının garantisinde

Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.

Zap suyunun sesini başına koyuyordum
şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum,
babam kokuyordum sonunda..

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam

Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle,
Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

Yılmaz ERDOĞAN


Nisyan-ı Bâtın 12 Şubat 2009 15:04

Ne kadardır sürüyordu
Başka kimler biliyordu
Söyle kaç arkadaş kaç dost
Arkamdan gülüyordu

Demek ki ben senin için
Hiç bir şeyden ibaretim
Hayatına girip çıkan
Sıradan bir hikayeydim

O kadar mı değerim yok
O kadar mı kıymetim yok
Ne kadar acı…
Bi o kadar açık;
Aldatıldım!


Şimdi hangi yüzle karşımda duruyorsun
Hem suçlu hem güçlü sabrımı zorluyorsun
Yıkıl karşımdan durma sen sevmeyi bilmiyorsun..


ik_ra 12 Şubat 2009 15:27

Seni ilk kez onun yanında görmüştüm
Bana tatlı tatlı bakmıştın
dudak ucuyla gülmüştün
sonra o tanıştırmıştı bizi
Birlikte sinemaya gitmiştik..gülmüştük..eğlenmiştik
Yüreğim masumdu..
duygularım korumasız
Tek bir isteğim vardı
Yanlız seninle olmak
Ama olmadı..
Zaten hangi aşk mutlu bitti ki?
Hangi aşk ihanetsiz..
işte sen yine onun yanındasın
seni ilk gördüğüm yerde


Nisyan-ı Bâtın 12 Şubat 2009 16:41

BENDE KAL
Bir tohum verdin
çiçeğini al
Bir çekirdek verdin
Ağacını al
Bir dal verdin
Ormanını al
Dünyamı verdim sana
Bende kal
AZİZ NESİN


arwen 12 Şubat 2009 22:22

Gül goncam,
bütün yalnızlıklara inattır
ünlem (!) gibi duruşum
ölümle dalga geçişimdir aşka bağlanışım
yazmayla tükenmeyecek dertler yumağıyla boğuşuşum ondan
hayatın yırtılmış yüzüyle dalga geçişim,
tii’ye almayışım ondandır
yitik karanfilin izidir yakamda gülümseyen
hadi,
açıkça söyle
zamanımı geldi;
mutsuzluklar sırılsıklam olurken gümüşî güneşte,
al yanağının üstünde idâm edişinin maviyi
gitmek isteyişin mi..?

terk-i diyâr eyliyorum kekeme sevdamı
acının rengine buluyorum hayata dair kararsız umutlarımı
gün geceyle barışırken,karatopraktan fışkırıyor ağıtlar
sarmalıyor ateş düşen ocagımıı,dönmeyenin ardından…
ellerinde yüreğim kanıyor verdiği acının sızısından
duvarlardan medet umuyor yaslandığım sırtlarım çıkmayan seslerde
acılarım mintana yapışıyor terlere bulanarak
peki,
çek git..!
gitmek istiyorsan,eğer…
kanım aksın içime
git..!

Eylül yapraklarının sarısındaki sudur damarlarımdan çekilen
Sensizliğe inattır şimdi
ünlem (!) gibi duruşum.
Süleyman Altunbaş


ener 12 Şubat 2009 22:27

ADIMI UNUT


Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu
Sen de eller gibi adımı unut
Kader ikimize çizmiş bu yolu
Sen de eller gibi adımı unut

Seninle bu aşkı yaşamadık say
Birlikte gülüp te ağlamadık say
Böylesi unutmak dahada kolay
Sen de eller gibi adımı unut

İstemem söyleme bir tek kelime
Sen de eller gibi adımı unut
Değmesin artık hiç elin elime
Sar yeni aşkını benim yerime
Sen de eller gibi adımı unut...

AHMET SELÇUK İLKAN
__________________


Daisy-BT 13 Şubat 2009 00:35

Antik Acılar

Geçim parası için
nice yaşlının
eski İstanbul evlerinden
getirdiği eşyalar
üstüne kar koyulup
satılıyor antik
acılar çarşısında


Sunay Akın


Daisy-BT 13 Şubat 2009 00:55

Tik Tak

Ne kadar aradıysam
suyunda bulamadım tak'ları
zaman denilen kuyunun
yüzümde bu yüzden
yalnızca tik'lerini taşırım
çocukluğumun

Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım

İki çocuk
rahatlıkla oturduğumuz
kapının eşiğine
kendi başıma zor sığıyorum bugün
büyüdükçe insan
yalnız mı kalıyor ne ?

Sunay Akın


Nephthys 13 Şubat 2009 04:04

Ben Sana Beni Sevmenin İmkansızlıgını Nasıl Anlatacagım


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi yarasını kendi öpen bir çocuğum ben
kendi acısını kendi örten bir çocuk
yaz çiçeğidir tutunduğum dallar
çabucak çürür ömrüme
güz gelir, ağlarım
kış bastırır ürkerim
yüreğimin gurbetine giderim bir başıma
günümü sevda ederim
sevdamı hasret


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi düşünü kendi kuran bir çocuğum ben
kendi yaşını kendi kurutan bir çocuk
ölüme yakınım nicedir
gel gör ki büyülü şey bu hayat
kandırılmışlığımı denize çalar mesela
toprağın üzerine uzanmışken
nasıl diyebilirim kimim kimsem yok diye
bir sızı kalır işte acemice işlenmiş
atsam atılmaz, satsam satılmaz


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi ninnisini kendi söyleyen bir çocuğum ben
kendi şiirini kendi ezberleyen bir çocuk
anne kokulu mendiller saklarım
baba gülüşlü resimler yaparım boyuna
her günüm bayram olur
her bayramım şekersiz, çikolotasız
olur olmaz heveslerim inatlaşmaktandır
adanmışlıktandır küçücük sevinçlerim
sevindirmelerim evrene karşı


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi elini kendi tutan bir çocuğum ben
kendi yüreğini kendi bilen bir çocuk



-Alıntıdır-



Saat: 02:16

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık