![]() |
Kendimi unutacak kadar çok sevdim seni Bu öyle bir sevgiydi ki, Sen yanımda yokken Kördüm,sağırdım,dilsizdim Güneş doğardı,ben gecenin en koyu karanlığında kalırdım Sen yanımdayken,yalnız seni görürdü gözlerim Senin sesindi, duymayı beklediğim Dilim, yalnız sana söylerdi yüreğimdekileri Sen yanımdayken gecelerim,gündüzlerim kadar aydınlıktı Bu öyle bir sevgiydi ki Senin beni düşünmediğin anlarda bile Bir an olsun düşlerimden silemedim seni Ya sen sevdin mi beni? Ben içimdeki kıyameti susturmaya çalışırken, Duydun mu sesimi? Şimdi duydun işte Seni çok sevdim Beni sev demiyorum Yeter ki esirgeme içimi ısıtan sıcak merhabanı, Tatlı gülümseyişini ve seni sevdiği için, Kelepçeleme yüreğimi. Nilay Gedikli |
Yüreğini Koy ... Yüreğini koy Bütün gücünle koş zamanın sırlı derinliğine Bir yalnızlık şarkısı söyle Gelsin kelebekler dökerek kanatlarındaki süslü renkleri Pembe yüzlü sokaklardan Geçerek Gelincikler tarlasından... Asla umut bekleme siyah yüzlü kaldırımlardan Bütün gayretinle gökyüzüne ulaşmaya Ellerin yansa da güneşi tutmaya Çalış.. Çalış ki azmin seni soluklasın Güce erişsin kasların Yıldırım hızıyla Sana yardıma koşsun evren. Şayet yorulursan En parlak yıldız konağın Huzur dolu bir mekân olsun Duygularındaki ışıklar.. Görkemli saadet asrının içine ak Karışarak pınarın gizemli sularına. Ve pınardan ebediyete kadar kana kana iç.. Denizin keskin kokulu mavisini ara Semanın esrarlı köşelerinde. Bir yetim barındır Gönlünün tam ortasında Gözyaşlarını şahit tutarak. Kalabalıklara dağıt sende can bulan yalnızlığını Bilesin kimsesiz çiçeklerin boynu hep büküktür. Güneşi emen toprağın Suyu dallarına taşıyan akasyanın Yaprakları gibi yemyeşil ol /imrensin erguvanlar-manolyalar.. Ta ki kahramanların ulu bayrağı olasın Öksüzlerin sıcak barınağı Masum gülüşü çocukların.. Kartal kadar özgür Dağ gibi yüce Nehirler gibi can olasın Söz tutar isen.. Yüreğini koyup yüreğime Gözlerini atarak gözlerime Göresin..! Ve , bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdim olursa; dönüp Rabbime : "Benim çok büyük bir derdim var" demeyeceğim! Dönüp derdime ; "Benim çok büyük bir Rabbim var"! demeye ahdim olsun.! İbrahim Zarifoğlu |
Öylesine Sevmiştim Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden Sevdiğimiz şarkıları da Pencareme konan yusufcukları da Bana karanlığı bırak Beni bırak, beni böyle bırak Böyle ansızın, böyle yakışıksız Böyle anlamsız, böyle dağınık Öyle kapıda susuşun Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun Koy beni sensizliğe Ve otursun içime kül gibi kor yangının Şimdi gidiyorsun, git Hadi git Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git Hadi kanatma Hadi yıkma Hadi dokunma Zaten ben seni öylesine sevmiştim Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin İbrahim Sadri |
Ömrümce hep adım adım Heryerde seni aradım Ben kalbimden başka yerde İnan seni bulamadım Kenarlarda köşelerde Kadehlerde şişelerde Ben kalbimden başka yerde İnan seni bulamadım |
Ben Aşkı Satın Aldım ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı o zamanlar bakır rengindeydi dağlar daha şıvan düşmemişti böğrüme daha deli deli esmemişti ruzigar kalbim acıya düşmemişti sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım halayda delikanlı başı olacaktım bıyıklarım yeni terlemişti gurbeti ismail dayımın gönderdiği kuru üzüm ve fıstık'nan bir de istanbul fotoğraflarından tanımıştım hey deli yanım! türkülerim ince gül dalım gönül közüm verdiğim sözüm ne zaman duman olsa munzur'un doruklarında kalırdı gözüm aradabir durup fırat'a bakışım ve yanımdan ayırmadığım bir üveyikten satın aldığım aşkım yani ahretlik gülüyordum istanbulu fotoğraftan vurgunu üveyikten biliyordum bir zemheri akşamında oturtup tandırın karşısında babam oğul yürü, dedi yürüdüm topak oldu babam,acıdan yundu gözleri yalınız bir ''ah''etti anam sessizce ırmağa düştü sözleri yürüdüm terleyen bıyıklarım şahin bakışım ve yıldızlı gecelerimden birinde canım üveyikten satın aldığım halis aşkım geride kaldı ormanlar gördüm ağaçlar gördüm dallarında adamlar asılıydı ipince fidanlar ipil ipil kan sızardı dudaklarından baykuşlar gecenin koyukatmer al basması karanlığına karşı nasıl da gülüyorlar nasıl da gülüyorlardı hani benim yıldızım hani şehla bakışım hani sazım ve halıs aşkım dağlardan geliyorum ben fıratın doğduğu yerden gönle aktığı yerden serin göze başından soğuk bulgur aşından dağlardan geliyorum ben aşkın doğduğu yerden hey! yusuf'un kuyusundan eyyub'un sabrından geliyorum etmeyin elemeyin ben istanbulu fotoğraftan vurgunu üveyikten belliyorum hani benim yıldızım hani şehla bakışım hani sazım ve bir üveyikten satın aldığım halis aşkım hey anam ne aynam ne tarağım ne sedef çakım ne tesbihim ne mintanım bir han odasında akşam alacası değip geçerken böğrüme yavaşça önüme düştü alınyazım kim tutar kaldırır başımı yerden kim dinler türkülerimi bozlağımı sazımı bir duan olaydı ah, yanıbaşımda iki çift lafın bir tas ayranın bir dağ soluğun entarine yapışmış kalmış bir yayla çimenin bir tesbih böceğin bir avuç toprağın bir küçük taşın bir tel saçın alyazmanın altından hey anam akşam indi kırıldı sazım istanbulda haramiler sokağında bir han odasında yavaşça önüme düştü alınyazım hani benim yıldızım hani şehla bakışım hani dağlara verdiğim aşkım akşam dediğim ana istanbulda ay karanlık yürek ****ur bir de hikayesi var kanadı kırık martıdan dinlediğim: çok önceden zebaniler yakıp geçerken şehri üç damla baldıran zehri üç damla hıyanet dökmüşler mavi denize üç martıyı boğmuşlar herşeyi gördüler diye akşam dediğim dam aralıklarından han bacalarından kaçıp giden güneşin vurması değil mi taa dağlara, dağlarıma değil mi ana yani akşam dediğim isli han odasında bir ben bir viranşehirli yakup bir de çaykaralı musa üç bardak çay hatrına üç gurbet türküsü değil mi uçurduğumuz üç damla baldıran zehri değil mi ana akşam dediğim buradan bu halis aşkımı bir han kirasına sattığım hovarda istanbuldan aranan bütün overlokçular sıraütücüler adına budur havadisim hatırladığın ne bulgur tadı ne bir çiçek ne bir isim ben gündüzleri müslüm gürses dinlemeye geceleri han odasında alınyazımı görmeye hüküm giymişim yine de ana ana yine de öperim gözlerinden dağlarımın çimenimin ve kanayan gençliğimin öperim hepsinin tekmil gözlerinden bıyıkları yeni terleyen gençliğimin adına ana can ana yaran ana oyy ana hani benim yıldızım hani şehla bakışım hani sazım bir üveyikten satın aldığım halis aşkım ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı o zamanlar bakır rengindeydi dağlar daha şıvan düşmemişti böğrüme daha deli deli esmemişti ruzigar kalbim acıya düşmemişti sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım halayda delikanlı başı olacaktım bıyıklarım yeni terlemişti İbrahim Sadri |
Senin Yokluğun Var ya... Ölenin adresi bellidir toprağına dokunursun, konuşursun, sesini duyurursun. Ya giden nerdedir, ne yapar bilemezsin onu iki dünyada da bulamazsın, yokluğundan başka hava soluyamazsın... Tuz tadını, şeker adını yitirmiş, su saflığını geceler gündüze ilişmiş, bütün duvarlar aynı soğuk yüzünü sakınmıyor, adı gibi duvar işte ne dersem aldırmıyor kaç çığlığıma direndi... Toprak otlara can değil ki çiçekleri hiç aramasın o papatyanın göbeği gözlerin... Yıllarca anlattıkların asırlara taşıyor sözlerinin harfleri milyon sayıda gökyüzünden üstüme dökülüyor, her biri kurşun tanesi kalabalık kentte tek hedef benim hiç kimse farkında değil kan içinde yaralı gezdiğimin... Yokluğun var ya... senin akla ziyan, bela yokluğun var ya... her şeyi ters düz eden yokluğun var ya... Güneş dünyayı terk etmiş, ay peşinden gitmiş, yıldızlar yere düşmüş, yağmur toprağa küsmüş, bebeklerin benzi solmuş, yeni gelinler dul olmuş, çığlığın bademcikleri alınmış, dağlar heybetini yitirmiş, tümseklerin şaklabanı olmuş koca dağlar her ne oluyorsa vallahi senin yokluğundan oluyor. Yokluğun var ya... senin akla ziyan, bela yokluğun var ya... her şeyi ters düz eden yokluğun var ya... limiti dolmuş hastaneler, kifayetsiz cümleler, Mavihüzün’ün şiirleri iç karartıyor, iki metre boyunda cüceler, her şey saçma, her şey anlamsız akıllara ziyan geliyor, tıka basa tımarhaneler Mazhar Osman’ı arıyor ziftlenmiş zavallı zihinler. Aşk a kilitli bütün kalpler sevda virüsü saldırıda salgın kenti aşmış dünyaya yayılmakta... Sevdalıları imha ediyor askerler salgın bulaşıcı aşıkların sayıları arttıkça yok olacak evren, satılık aşklar sahibinden devren ama alan yok. ´´ nasıl aşık olunmaz´´ dersleri veriliyor kenar, köşe, her bir adım kalpte. Her şey şer, her şey saçma anlamsız, mantıksız. her ne oluyorsa vallahi senin yokluğundan oluyor. Yokluğun var ya... dermanı dermansız yapan yokluğun, yokluğun açlık, yokluğun soğuk, yalınayak yetimin gözyaşı yokluğun... Yokluğun var ya... öksüze atılan şamar, yetimden esirgenen sevgi, kelime-i şahadet için saklanmış son nefesi çalan adi hırsız yokluğun... bakire kalpleri dul eden virüs yokluğun dünyamı metrekareye sığdıran mercek yokluğun... Yetmez! daha anlatayım mı? Yokluğun var ya... tat alma duyumu bozan, dünyayı gözümde kıyamet kılan yokluğun var ya... yaşarken ölümle metres kalmak, ölememek sürünmek,ziyan olmak,harcanmak yokluğun. Hiç bir zaman terk edişini hazmedemez bu yürek metresimle nikah kıyana dek peşimi bırakmaz yokluğun. Yokluğun yokluk, yokluğun açlık, kanatsız kuş yokluğun, sinsice katlettiğin aşkımın çığlığı yokluğun. Yokluğun var ya... sırat köprüsünden geçmeye bir adım kala uçurumdan düşmek yokluğun yokluğun boşluk, huzursuzluk, bir lokma ekmeği boğazıma dizen zehir zıkkım, akla zeval yokluğun... Senin yokluğun var ya...... Alıntı |
SENSİZ Bu gün sensiz,hiç bir şeyin tadı yoktu. Ne deniz maviydi,ne de gökyüzü parlak. Orman bile serinletmedi içimi. İçtiğim suyun da hiç tadı yoktu. Kır çiçekleri de renksizmiydi ne? Bilmiyorum neden,bu gün hiç keyfim yoktu. Ben de sensiz olduğu için, Yaşamadım saydım bu günü. Macide Şeyhoğlu |
BELA ÇİÇEĞİ Alsancak Garı'na devrildiler Gece garın saati bela çiçeği Hiçbir şeyin farkında değildiler Kalleş bir titreme aldı erkeği Elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler Çantasını karısı taşıyordu Hiç kimse tanımıyordu kimdiler Gece garın saati bela çiçeği Üçüncü mevki bir vagona bindiler Anlaşıldı erkeğin gideceği Bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler Bir türlü karısına bakamıyordu Ayaküstü birer bafra içtiler Gece garın saati bela çiçeği Şimdiden bir yalnızlık içindeydiler Karanlık gelmişi geleceği Birdenbire sapsarı kesildiler Vagonlar usul usul kımıldıyordu Attila İLHAN |
Resmini Çiziyorum Duvarlara Bu gece yine mahpusum, Sensizliğin zindanlarında, Hayaller salıyorum çıkmaz sokaklara, Umutların gideceği yer mechul, Döneleyip duruyorum mahzun mahzun, İçimde bir sızı beliriyor ansızın usul usul, Resmini çiziyorum duvarlara, Belki can bulur inersin diye gönlüme, Tebessümler düşürüyorum, Gül dudaklarına, Gülüşlerin dolsun diye mahzun gönlüme, İçli bakışlar düşüyorum gözlerine, Kıvılcımlar düşsün diye yüreğime, Saçlarına yıldızlar serpiyorum, Işık tutsun diye karanlık düşlerime, Şaşıyormusun yoksa,,,,? Zindanda resim nasıl çizilir diye? Ben seni gönül gözüyle sevdim be, Gönülden yüreğin kalemiyle çizdim be, Sonra çizdiğim resmi öpüyorum, Gönülden öpüyorum hissedersin diye, Gözleriyin önüne düştüğünü görüyorum, Yanakların kırmızılaştı utandınmı ne? ? Sen olunca sensizlik ayrı bir güzel, Mahpus olduğum sensizliğin zindanları, Saraylaşıyor gönlüme, Bu gece benliğimi hazırladım sana özel…………, Gel yüreğimdeki saraya sultanım ol, Duvarlara resmini çizdiğim,,,, Gönlümün perisi güzel……………………. Ahmet Şadi |
KARA SEVDA ...ve nihayet gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. Masallarla indi yere Sebil oldu cümle hikayelere kara kara kazanlarda kaynadı Diyar diyar al kanlara boyandı Türkülerde ateş alev yandı tutuştu Gördes kiliminde nakış Minyatür bahçelerinde suret kesildi. Ve nihayet gelip çattı Elveda belirsiz bedava sevince Uçan kuşa eşe dosta elveda Bütün haşmetiyle gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. Bedri Rahmi EYÜBOĞLU |
| Saat: 07:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık