![]() |
TAŞRA KIZININ DELİCELERİ Gözlerim seni görünce güzel Saçlarım senin için uzun Tenim seninle sıcak böyle. Sakınmaklar gereksiz bunu yeni anladım kırıp dikenli telleri geldim yanına. Dört tarafımda elle tutulan karanlıktı-bilirsin raylarca uzuyordu yalnızlığım körkandil kısır anlayışlara bir kinim vardı , zamanın eritemeyeceği bir sancım vardı öylesine belirgin yokluğun özlü çıbandı sanki Duramadım. Duramadım dayanılmaz isteklere bütün bağlardan kurtulup bir an gözlerinin büyüsüne geldim ellerinin ateşine Yak beni. Sen uykusun vazgeçilmiyorsun Seni kendim kadar seviyorum Günlerden bir gün duysam acısını Beni ilk öpenin sen olmasını istiyorum Beni ilk öpenin sen olmasını. Türkan İLDENİZ |
CIGARAYI ATTIM DENİZE Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüşüyoruz Gökyüzünün o meşhur maviliginde Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinden Alıp yaracak olsak yüreğini Şimdi bir güvercinin Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak Önünde durulacak tam elinden tutulacak Hangi bir elinden güzelim hangi bir Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz Öbür elinde yetişkin bir günışığı Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük Çalışan insanlar için akşamlara kadar Toz duman içinde Bir elinle de boyuna ekmek kesiyorsun Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen Bir bulut geciyorsa onu görürdük Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına Bir cıgara atmışsak denize Sabaha kadar yandı durdu CEMAL SÜREYA |
Öksüz Çocuklar Gibi Dağların şiirini dinliyorum Gözlerimde bir tutam yaş, boynum bükük Çaresizliğim diken diken avuçlarımda Gönül kapılarım kapanmış Ne arayan var, ne soran beni Gözlerimde bir tutam yaş, boynum bükük Öksüz çocuklar gibi Ellerim, ah ellerim Böyle değildi eskiden Turnalar sunamdan söz açardı Turnalar hâlimi sorardı Dostlar gülüşürdü çevremde Acılı şarkılara ağlamazdım Yüreğim taş taş oldu sevgiden uzak Bu garip diyarın yabancısıyım Gülücüklerini kıskanır oldum çocukların Acıya, kedere, neş’eye Hey, hey! diyen kuzucukların Ellerim, ah ellerim Böyle değildi eskiden Bir bilinmez geceler gibi Adı bilinmez şafaklarda umudum Yarım elma, gönül alma Ey güzel çocuklar n’olur alın Ham meyvenin yarısını size sakladım Adı bilinmez şafaklarda umudum Gelecek günlerin neş’esine kadar Güzel oyunlarınıza katılmayacağım Bir köşede yaşayacağım Gözlerimde bir tutam yaş, boynum bükük Dağların şiirini dinleyeceğim Bir bilinmez gecede çaresiz Öksüz çocuklar gibi. Alıntı |
SEVGİ BAYRAK OLURSA EVRENE Dağılıp belkileri aramak öyle Sonuçta belki şenlik belki yenik İNSAN olmak sorunu ilk büyük açılar bileşkesinde. Hep kurtarmak baş tutku Duyguları katı çarklardan Korkusuz yaşamak hançer ucu Şimdi yoluna ayna tutan. Kurur savaşlar , haksızlıklar Altı Kıta yürür el ele Kurur şüphesiz kötülükler kökünden Sevgi Bayrak olursa evrene Yaklaşır arsız ve çabuk Ölüm fırtınadır her an Belirgin ve kesin Tek tek başlarda esecek olan. Yürek özgür yaşamak ister Kimselere yüksünmeden , kızmadan Buyurmaya açılan ağızlara bir tomurcuk Barış Çocuklarından. Türkan İLDENİZ |
Birbirimizi Anlamak Her şeyi bakıp duruyoruz, Neden birbirimizi anlamıyoruz, Dertleri neden dinlemiyoruz, Yanlış mı biz aynı dili konuşuyoruz.. Duygularımızı açık anlatıyoruz, Dillerle zar zor olsa da aktarıyoruz, Bunları yazılarla da aktarıyoruz, Duygularımızı dilimizle aktarıyoruz.. Hep dillerle anlatıyoruz ama Bazen aktarılıyor yazılarla, Bu hayatta yaşananlar da, Aynı dilledir anlatılar da, Anlaşmak güzeldir sözle olmasa da, Anlatıyoruz bunu yazılarla, Başka dille anlatmıyoruz ya, Aynı dille anlatıyoruz anlasanıza, Sevgiler bir şekilde anlatılacaktır, Bazen konuşmayla, bazen yazıyladır, Anlaşılmak bir hayat yaşamaktır, Sevgileri aynı dille anlatmaktır. Anlaşılmak, anlatmak güzel bir olaydır, Ahvallerin anlaşılması güzel olacaktır. Emelimiz bu dünyada yaşamaktır, Meramımızı aynı dille anlatmaktır. Yazılı ve sözlü olsa da anlatıyoruz, Hepimiz duygularımızı yaşıyoruz, Gönüllerde olanları aktarıyoruz, Çünkü bunları aynı dille aktarıyoruz... Zekeriya Başgün |
Aşk Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu. Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler Nicedir bir pencereden deniz güzel değil Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden. Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar. İlhan BERK |
Anlayamadığın... Anlayamadın yine, Senin kahrından batmıştı güneş, Ve küresel ısınma zannettiler iç sıkıntısını, Canımız sıkıldı, bütün buzullar eridi, Bütün ormanlar kendini yaktı bu gece, Sen uykunda kâbus gördün diye, Haber bültenleri, mangalcı ziyafeti sandılar, Ve sürmanşet vermediler, sensizliği... Sen aynadayken hani demiştim ya Bakmayı bilmiyorsun gökyüzüne, Bakabilseydin görürdün, Kâinatın kalbini. Ürkememiştin bile, Anlayamadığın kadardı, kaybettiğin. Pencerene bu sefer yeminliydi, düşebilmeye, Bir yağmur damlası buharlaşıp gelmiş gözyaşımdan, Soluğun olmaya adamıştı kendini bir yudum oksijen parçası, Son selamlaşmamızdaki tıkanık bir iç çekişime özenip, Ve bir yakamoz en yakın bir deniz penceresinden kaçıp, Senin en sevdiğin bir şarkında adının geçmesini bekleyecekti içinden, söylediğin. Az sonra tükenecekte olsa, Ve az sonra söneceğini bile bile bir ateş böceği, Pencerenin saçağında son nefesini bir rengini göstermeye çalışan, Menekşenin dalına tırmanmış, Gözlerine son bir kez yanmaya çalışırken can veriyordu. Az önce gücü yetmemiş gölgende uyumaya,, Bir ipek böceğinin başucuna anlarsın diye bıraktığı, Sevdasının yarasını anlatan kozasının yanında... Ve biz bütün kâinatla beraber her gece senin için öldük, Sen her yeni sabaha uyanırken, Yeter ki anla diye bir gün aşkı... Önder Kaç |
ÇOCUKSUN SEN Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya onlardan birindeyim Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum. Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil AHMET TELLİ |
Çıldırası Duygularım Var... Hadi bütün olanları unut gitsin sevgili, Ben de, silip atacağım her bir şeyi görürsün. Bir boş şişeyi bulursun yanımda saklı, Bir de aklım sana sarhoşluğundan kalan. Tek nefesle göçeceğim gör sana. Hadi, kucak açsana. Kucaklasana beni. Seninim senin. Delinim.. Yok dersen..çıldırırım..! Belli, tan fırtınalı gelir seherden önce Sürükler her seferde. Ve bin beteri vuran olur günün kızılı Ve çöker mavi gök. Geceden öp beni sevgili, karanlıktan kop Gören sadece melekler olsun Periler duysun hışıltıları Kapat bütün ışıkları.. Gölgen düşerse yere..çıldıracağım..! Dursun an, tutulsun soluk, bitsin yokluğun sarmalı Sarılmalı ölümüne mutluluk bize. Açılmalı sonsuza dek mavi denize, el ele İste hele, çökeriz dibe. Bir de..denizkızı masalını dinleriz soluksuzca Çok uzunca yol alırız ikimiz bir can Utanır mercan o gözlerinden. Denizyıldızları vurur sahile Kıskanır cinler bile.. Yoksa..çıldırırım ben..! Sen kaldırmıştın hani, dağlar başına aklımı Saklımı bulutlara. Umutlarımı da vurmuştu avcı, acımasızca Ezildi hep içimde ki karınca. Kararınca değildi aşk belliki o sende ki. Bende şimdi çıldırası haldeyim Sorma nerelerdeyim? Her yanım acı. Hadi yabancı. Susma şimdi. Haykır Kesilirse soluğun..çıldıracağım..! Duyulsun yüreğin sesi, titresin tel tel Çıldırası duygulara olunmaz engel Dön gel fırtınam, an tamam Anlatamam tutuklu dil Sensiz lal..! Bütün cümlelerin tek anlamı var şimdi Tek manası aşk, gör. Sor beni sana. Al cevabı al. Anla artık..çıldırası duygularım var...! Mehmet Kesici |
Senin Harflerin İçin 1. Mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum sessizliğine de eğiliyorum fakat neredesin kapanınca harflerinin kapısı: Adın şiirim! Heceler gibi öpüyorum işte iki hecesin adından başlıyorum öpmeye kırlara çıkmış harflerinin arasından öpüyorum: Ağzın cennetim! Dilin hâlâ çocukluğun suyuyla terli ve haylaz suyundan öpsem küskün bir çeşmenin harflerin susuz. Dilin cehennemim 2. Mırıldan dur bana, senin üstüne harf getirmem daha, ağız ağıza duruyor harflerin: Sevmenin birinci hâli gibi telaşlı duruyor da ben utanıyorum üçü bakarken birini öpmeye senin! 3. Harflerin aralanmış sesliler sevişiyor sessizlere bu cümlede sıra gelmeyecek gibi Harflerin yatışınca belki duyarsın içinde sessizlerin uykusuz kaldığı o cümleyi Aşkı seslendirirken unuttuğun mırıltı bizi sessizliğimizden doğru bağışlar belki 4. Bir ses sesini öpse harflerin uykusuz kalır 5. Dün sabah önünden geçtim kağıt gibiydi harflerinin yüzü araları açılmış olmalı bütün gece sevişmekten 6. Mırıldandığımız şeyler kalmayınca aramızda ağızda söz, gövdede ter, bir aşk bunlarla biter 7. Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm! .. alıntı |
| Saat: 02:16 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık