![]() |
sustuk defalarca ne sen beni anladın ne ben sana inandım anlatamadık içimizdeki o öksüz çocukları ya kelimeler yetersizdi ya biz fazla duygusal sustuk defalarca, korktuk sevdalanmaktan ağır gelirdi bize birbirimize tutulmak oysa çocuktuk hala utanırdık bakmaktan yine de kırmak istedik zincirleri ansızın yapamadık nafile, sustuk defalarca... |
Ben geldim... Yılların yükü var omuzlarımda Yaşımı başıma yüklenip geldim Ne olursun, bırakma beni kapında Aç kapıyı aç sevdalım, ben geldim Bilemezsin, nasıl geçti seneler Sana ağladığım ıssız geceler Bugün beni kapına gönderdiler Aç kapıyı aç gündüzüm, ben geldim İnan başkalarını sevemedim Ardından hep ağladım gülemedim Senden başkasına yar diyemedim Aç kapıyı aç maralım, ben geldim Ne olur, hatırlatma dünlerimi Yakma bir daha yanan yüreğimi Yıllar kör etmiş zaten gözlerimi Aç kapıyı aç fermanım, ben geldim. Hasretine direndim de direndim Maziyi gölgeme takıp getirdim Dün sendeydim, şimdi de sana geldim Aç kapıyı aç umudum, ben geldim Peşime kum takıp getiren seldim Duruldum be! Yüreğimi getirdim Bir daha gidersem eğer namerdim Aç kapıyı aç cennetim, ben geldim |
Gözlerim Gözlerinde Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin? Hep böyle içinde uzak bir işik mi yanar? Bakişlarinda beni dinlendiren bir şey var; Kiyisindaymiş gibi en sakin denizlerin... Bir yelkenliyim şimdi ben senin limaninda Firtinalardan geldim sende dinleniyorum. Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum; En eşsiz dakikalar sürsün senin yaninda... Hiç yumma gözlerini, işigin eksilmesin, Gündüzüm aydinligim, ipek böcegim benim! Güz bahçemde açilmiş o son çiçegim benim! Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin; Ayirma gözlerimden çocuksu gözlerini, O sakin o yalansiz, o kuytu gözlerini. |
http://www.istanbul.net.tr/images/design/is_ikon1.gifSadece Senin Yüzünhttp://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gifYeraltında bir bizans sarnıcı gibi loş Kuyularda körlerin durağan bakışlarını Tedirgin bir çocuğun önsezileriyle Bozmadan geçerken hiç düşünmemiştim YUkarda bembeyaz bir güvercinin Mavi bir balkonun bulutlarından Benim toprağımı aradığını Karşıda tepelerin hayal perdesini Bir sardunya ağacı hışırdatıyor Koyunlar sessiz bir yılan bir güneş Bir kısrağı her yıl aşan kırların Azgın tanrısı Pan`dan doğma yabansı Ve inatçı bir keçi gibi Gavvino Bir zincirlemeyle geçiyor çocukluğumun Kısa pantolonlu kara gözlü yoksulluğuna Sanki Pera`nın bindokuzyüzden Art nouveau pencerelerden baktığı Tirşe haliç ve loş kumrular oteli Birbirinden habersiz iki odada Seni de salıyor düşlere ve beni Tanrım görmeden tedirgin ve kızgın Gümüş bir asansör çıkarırken seni Kara bir ağırlık gibi iniyorum boşluğa Sakalının koyu meşe dallarıyla Kapatınca karanlık bulutlar Göklerdeki hâsin ve eski ahitten Bir mezmurla isyan eden babamız Dilsiz ve korkulu ve yoksul Sıkı toprağı delip güneşe doğru Alınyazısı yırtan ufacık tohum Benim geçmiş tarlalardan arkadaşım Kemik saplı kaçamak bir çakıyla Kurak hayalgücümü kanatıyor Sanki bir sayım günü ya da sikiyönetim Issız sokaklarında surdiplerinin Birbirine rastlamadan dolaşan İki serüvenci gezgin gibiyiz Bomboş bir sinemanın koltuklarında Kapkara bir perdeyle ayrılmış gözlerimiz Bir kuzunun boğazına saplanan hançer Birden gürültülere boğuyor kenti Kanlı sokaklarında gondollar yüzdüren Bir venedik dişarda bu bozgun bizans Çocukları hançerleyip öldürüyorlar Kırik bir akordeon gibi yüzleri Sanki erken rönesansın bir sarayında Sesleri sarmaşıklar gibi bir madrigalin İki sağır şarkıcı gibiyiz Şiirimiz sarılıyor usanmaksızın Birbirine ve biz sarılamıyoruz Gölgeli kümeslerde yeniyetmeler Kucağında fısıldaşan tavuklar Kara gözlü sıpalar ve soluk soluğa Evreni sevişmenin kuşlarıyla dolduran Gelinler metresler ******lar melekler Ağaçların ve rüzgarın ve tüm denizlerin Seslerine karışan su azgın hayat Sanki seni ve beni Boğazın çok derin akıntılarında Ters yöne habersiz yelken kaldıran İki çağdışı ve şaşkın balık gibi Bir doyumsuz hasrete tutsak ediyor Perdede şimdi kocaman bir hayal Sadece senin yüzün Onat Kutlar |
Bir ceylan vurulur otlarken, bir başına... Bir ceylan vurulur, Acır içi! .. Acı, içinde büyürken kendinden fazla, bilemez yapacağını! .. Bir ceylan, vurulur; gözünden! .. Kurşun, gönlüne girer! .. Haykırır... ve dizler... ve bir 'yüreğe'dönüşüp çökerken, koyar başını bir çiçeğin dizine! .. Bir ceylan vurulur, otlarken, bir başına. Acır içi... Acııır, içim! Ardından; Bir kum tanesi düşer içime... İçimde ne varsa sarılır etrafına... Sonra kelimeler dökülür içimden; İnci inci, dizilir içim; boynuna! .. Bir kum tanesi gibi acırsın içimde. Ha böbreğimde taaş, ha kalbimde sen! .. Gözü bağlı koç gibi, boynum hep bıçağın ağzında, ve dilimde sen! .. Ve sen; bir kum tanesi gibi düşersin içime. Sedefe benzer nem varsa, sarılır sana... Ardından, ardında acı çizgiler bırakan kelimeler dökerim... Dizilir içim; İnci inci, boynuna! .. Bir ceylan vurulur, zamanın orta yerinde... Bir ceylan vurulur otlarken, bir başına... Bir ceylan vurulurken gözünden, yaralanır yüreği! ...yaralanır yüreğim... Bir ceylan, vurulup düşer bir çiçeğin dizine... Acır içim; Her inci gördüğümde! .. |
FARKINDA DEGILSIN Daglar gibi büyük sevdam icimde Hep sensin özlemim benim gönlümde Seni yasiyorum simdi her yerde Farkinda degilsin cok sevdigimin Ümitlerimi ben sana bagladim Böyle beklemekten artik usandim Sensiz gecelerde seni yasarim Farkinda degilsin cok sevdigimin Öyle zorki böyle uzaktan sevmek Hayat degil,ki bu izdirap cekmek Gücüme gidiyor yabanci düsmek Farkinda degilsin aci cektigimin....... |
http://www.istanbul.net.tr/images/design/is_ikon1.gifÖlüme Dairhttp://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gifBuyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz. Biliyorum, ben uyurken hücreme pencereden girdiniz. Ne ince boyunlu ilâç şişesini ne kırmızı kutuyu devirdiniz. Yüzünüzde yıldızların aydınlığı başucumda durup el ele verdiniz. Buyrun, oturun dostlar hoş gelip sefalar getirdiniz. Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor? Osman oğlu Hâşim. Ne tuhaf şey, hani siz ölmüştünüz kardeşim. İstanbul limanında kömür yüklerken bir İngiliz şilebine, kömür küfesiyle beraber ambarın dibine... Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız simsiyah başınızı. Kim bilir nasıl yanmıştır canınız... Ayakta durmayın, oturun, ben sizi ölmüş zannediyordum, hücreme pencereden girdiniz. Yüzünüzde yıldızların aydınlığı hoş gelip sefalar getirdiniz... Yayalar-köylü Yakup, iki gözüm, merhaba. Siz de ölmediniz miydi? Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp çok sıcak bir yaz günü yapraksız kabristana gömülmediniz miydi? Demek ölmemişsiniz? Ya siz? Muharrir Ahmet Cemil? Gözümle gördüm tabutunuzun toprağa indiğini. Hem galiba tabut biraz kısaydı boyunuzdan. Onu bırakın Ahmet Cemil, vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan, o ilâç şişesidir rakı şişesi değil. Günde elli kuruşu tutabilmek için, yapyalnız dünyayı unutabilmek için ne kadar çok içerdiniz... Ben sizi ölmüş zannediyordum. Başucumda durup el ele verdiniz, buyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz... Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdildir» - diyor,- «aynı haşmetle vurur şahı fakiri.» Hâşim, neden şaşıyorsunuz? Hiç duymadınız mıydı kardeşim, herhangi bir şahın bir gemi ambarında bir kömür küfesiyle öldüğünü?... Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdildir» - diyor. Yakup, ne güzel güldünüz, iki gözüm. Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir... Fakat bekleyin, bitsin sözüm. Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdil...» Şişeyi bırakın Ahmet Cemil. Boşuna hiddet ediyorsunuz. Biliyorum, ölümün âdil olması için hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz... Bir eski Acem şairi... Dostlar beni bırakıp, dostlar, böyle hışımla nereye gidiyorsunuz? Nazım Hikmet |
Bugün anladım beni sevmediğini; Sadece tanıdık sana yakın biriyim.. Bugün anladım beni sevmediğini; Sadece varlığına alıştıgın biriyim... Kızgınım canım ama kendime, Laf anlatamadım şu inatcı gönlüme... Kırgınım canım ama kendime, Sana kapılıp giden şu zavallı kalbime... Git ne olur, Nasıl olsa unuturum... Acılar bana kalsın,dünya senin olsun... Gİt ne olur, Nasıl olsa alışırım ... Hüzünler bana kalsın,mutluluk senin olsun... Bugün anladım sana ait değilim, Sadece adını bildigin biriyim... Bugün anladım beni sevmediğini, Sonuna geldigimi; HERŞEYİN BİTTİĞİNİ........ Kızgınım canım ama kendime, Laf anlatamadım şu inatçı kalbime... Kırgınım canım ama kendime, Sana kapılıp giden şu zavallı kalbime... |
http://www.istanbul.net.tr/images/design/is_ikon1.gifKuzguncukhttp://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gifBeykoz`da oturmalı Beykoz`da çalışan adam. Fakat Kuzguncuk şirin yerdir ve gayet nefis yapar gül reçelini pansiyoncu Madam ve kızı Raşel... Aynada bir kartpostal : bir manzara Nis şehrinden. İskemle, karyola, konsol... v Denize nazırdı pencereleri... Güneşte tavana suların ışıltısı vurur, karanlık şilepler geçerdi geceleri insanı olduğu yerde eli böğründe bırakarak... Selim`in odası havadardı. Kırmızı yazmalar kururdu yandaki boş arsada. Sağda Cevdet Paşa yalısı. Yalıda bir tavus kuşu bir de Mebrure Hanım vardı. Mebrure Hanım tafta entariler giyerdi. Çok ihtiyardı ve mavi gözleri kördü. Tentene işlerdi Mebrure Hanım. Uyanır bir beyaz güle başlar, uyurken dağıtırdı gülünü... Merhum Cevdet Paşa yalısında Mebrure Hanımı unutmuşlardı... Beykoz`da oturmalı Beykoz`da çalışan adam. Fakat Kuzguncuk şirin yerdir Ve kırmızı yazmalar kuruyan boş arsadan dünyayı zapta gidecek olan pulsuz balıklar gibi çıplak çocukların her akşam dinlerdi çığlıklarını Selim... Nazım Hikmet |
Kar Düştü Ellerime Bende katıldım bu gün, çekilen kuralara, Kaderin torbasından, yâr düştü ellerime. Gecenin bir yarısı çıkardım dualara, Nur yerine göklerden, kar düştü ellerime. Göze çekilen sürme, kimseyi kandırmazdı, Çile ve derdi verip Mecnun’u yandırmazdı, Yanmasaydı gönüller, varlığı andırmazdı, Gözümden yaş akarken, sır düştü ellerime. Yoruldum ve ağladım, ayrılmadım o yoldan, Peşimde Zebaniler, yürüdü sağdan soldan, Parçalamak hevesi, kovaladı dört koldan, Kaçan kara sevdalar dar düştü ellerime. Okudum sayfa sayfa, gördüm ki yanmışları, Keremi, Yusuf’u da her gece anmışları, Sevdaların zoruna buldum inanmışları, Kolay sevdalar yokmuş, zor düştü ellerime. Boğulmayacak beden, bu azgın berbat selde, Yanmamış görmedinse, alevde ısın, gel de, Göz yaşımla büyüyen, bütün çiçekler elde, Onlarda yanmış meğer, kor düştü ellerime, Solmadan daha gülüm, kar düştü ellerime. |
| Saat: 05:49 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık