![]() |
Matemler Yakıyorum Tufanlar kırıyor taze dallarımı Mavi kubbenin Kutsal ezanında Rüzgar kurutuyor duygularımı Ve sitemler dolduruyor sevgimin kuyularımı Bulutlar siliyor dinmez yaşlarımı Ama olmuyor yapamıyorum Ne vakit ayağa kalksam Yıkılıyorum küf kokan yere Kurşuni matemler yakıyorum göğe Ve yüreğimi bırakıyorum sensizliğe Gözlerciden yoksun gecede Sensizliğimde Nehirlerden Musa' yi Çöllerden Mecnun' u Ve kör kuyulardan Yusuf ' u çağırırdım hep Ve mutluluğun haritasında Saçlarına hep menekşeleri bağladık Dem tutmayan acılarına hep beraber ağladık Koşmak istiyorum yatağımdan sana Ama olmuyor , yapamıyorum Ne vakit gözlerini arasam Densizce çamura itiliyor yüreğim Ve kirece bulanıyor sen kokan ellerim Sana ıslanıyor seni arayan gözbebeğim. |
Yüreğiniz Yoksa Sevmeye Hepimiz birer, Gün yüzüne çıkmayı bekleyen, Toprak ananın karnında ki, Çeşit,çeşit tohumlar değilmiydik? Gün yüzüne çıkmayı, Filiz olup,başaklanıp,salınmayı, Yada sevda bahçelerinde, Alı al,moru mor,aşk çiçekleri gibi, Kimi sevdalara gelinlik giydirmeyi, Kimi aşıkları,Mecnun etmeyi, Salıp dağların doruklarına, Aşkına kavuşmak için, Dağları deldirmeyi, Kim istedi bizden,ve neden? Sabırsızlıkla beklemedik mi? Toprak ananın karnında, Günlerimizi tamamlamayı? Yaşama bir sevda çiçeği olarak, Koncalanıp bir güzele sunulmayı, En güzel mutlulukların kucağında, Yaşamak değilmiydi isteğimiz, Neden karartırız dünyamızı, Sevgi ekmeyiz,aşk biçmeyiz, Ne işiniz var öyleyse, Sevda bahçelerinde, Aşık olmaya yetmiyecekse yüreğiniz, Aşk güllerini dermeye, Aşk bahçesine,neden geldiniz? Zehir De Olsan Kal Bende Zehir De Olsan Kal Bende Hangi gözlere düşer serabın Muradına tutsak iken ben Vuslat hayali yüreğimdeyken Bir yanım tipi , boran , kar düşer Bir yanım alev alev kor düşer Dağ susar bugün Düşler mahkum çirkiniklere Cellatlar basar bugün Zehir de olsan kal bende Say ki sabahına küsmüş bir ayazdım Ne olur gel Sana şiir yazdım Kimin yollarına tebessüm eder dudağın Yollarına turab iken ben Öyle deli dolu Öyle apansız Çık gel Sana söylerim tüm türküleri Sanadır çığlıklanan her dize Fermanım gözlerinde Dermanım gözlerinde Yorgun savaş mirasıyken sokaklar Say ki senliğimde bükülmez bir bilektim Ne olursun gel Yokluğunda boyun büktüm , eyvallah çektim Kimin ufkuna takılır adın İstanbul ' un tüm duvarlarına yazmışken ben Banklara , ağaçlara kazımışken Namlu öyle soğuk ki Horoz titrek Ellerim kadar Bir yanım lime lime kan düşer Bir yanıma umut düşer , tan düşer Gel gayrı takatim ol , gücüm ol Geçmiş hesaplar sorulsun zalimden İnancım ol , öcüm ol Hasretin dert , hasretin işkence yüreğimde Gel dermanım ol , ilacım ol Esse savursa seni bir deli rüzgar İlk defa ağladım gel gör yar Say ki bir deli hançerdim belde |
Mavi Kayıklarla kayıkçılar Dalgıçlarla balıkçılar Bilirsin ne ister, deniz! Kendini bu isteklerin; Yelkenlerin küreklerin Altına seriver, deniz! Balıkların kandillerin Ne varsa olsun ellerin Bana mavini ver deniz |
Severken senden ayri yasamak gücüme gidiyor Senin varligina tam alismisken Yollarin bizi ayirmasi beni kahrediyor O öpüsün Bana hic birakmacasina sarilisin O gizemli gülüsün Hele o bakislarin vardi ya Beni en cok etkileyen Ilk görüste ilgimi ceken Ve hala etkisinden kurtulamadigim... Simdi kiminlesin ne haldesin Peki mutlumusun Bilmiyorum bitanem Seviyormusun hala beni Yoksa sadece bir gönüloyunumuydu bizimkisi Oynandi ve bitti... Yoksa beni hala özlemle bekliyomusun Yine doyasiya sarmak Yine doyasiya öpmek icin Yine doyasiya sevmek icin Tipki eskisi gibi...!! |
Yokluğuna Dokundum Ellerime Çiğ Düştü Yokluğuna Dokundum Ellerime Çiğ Düştü Sana bir şiir borcum vardı yorgun düşen akşamların gölgesinde haykırıştı o vuslat acemiliği yarım kalmış bir uykuydu hüzün bu deli kentin sabahına inat senli geceler kuşandım gözlerini dokudum kapanmak bilmeyen göz kapaklarıma bir şiir borcum kaldı yüreğime mıhlı gizemli öyküler esrarında saman alevi hayata inat yangınlar kuşandım aşka dair ondandır susuşum düşüşüm ondan / gecenin kuytu yanına yalnızlığımla hani kanar ya gece hani yıldız yıldız dökülür ya kelimeler öylece uzatıp ellerimi yokluğuna dokundum yokluğun bir suret aynaya her bakışımda gözlerimin içinde bir koca dünya yokluğun çığlıklanmış bir dize kalemime bağdaş kurmuş yokluğun bir zehirli nân oyy yokluğun isyan belki bu son şiiri gençliğimin belki yazılacak yeni bir ömrün başlangıcı gözleri kısık bir İstanbul yokluğun / karanlık zaman erirken sarhoş gülmeler ısrarında tenha sokaklarda kırıldı adımlarım peşimde iri gölgeler bir şiir yazacaktım sana ellerime çiy düştü alnı ak bir kaç harf kopardım gökyüzünden çiy düşen ellerimle gecenin en karanlık yanına adını yazdım düştüm kanadım yokluğun şiirimi kuşatmış en anlamsız cümle yokluğun bir apansız kurşun kalbimi dağıtmış yokluğun zemheride kurulmuş bir dâr oyy yokluğun intihar... |
KANIT yalnız çığlığım var elimde yokoluşu kanıtlamak için dengede tutmak için aşkın ve kurtuluşun cesaretini unutulmaz ki senin şakaların terazisinde hep acının kefesinde dara olduğun aşkı tadışın rakıyı yudumlayışın susmayı küsüşün sesi ünleyişin anımsanır her eflatun düşüne yalancı ama yeni bir aşkı yakıştırdığın behçetim don değiştirmiş hezarfenim çıkarmış yüreğinin kanatlarını madımak'ta uçmaklığa kavuşur söyledikçe sır tutmaz aynalar ele veriyor kimliğini koşuyor kış tozuyor bahar bitiyor güz kavuruyor yaz yakıyor kırılıyor boynu kuğuların pervanelerin hasretlerin metinlerin asafların gösterdikçe gizi yitiyor görüntülerde kirletilen insanlığın behçetim don değiştirmiş hezarfenim çıkarmış yüreğinin kanatlarını madımak'ta uçmaklığa biliyorum gülüşün deprem biliyorum haykırışın boran susturur. ama ya acıyı biliyorum soluğu cana can verir, olsun!dur nasıl da yakışıklıdır gözleri: giritli, göçmen dudakları çarpışırken dilinin erdemine dişleri şahmeran kalesinin temel taşları düşleri, ne de olsa askeri bir tıbbiyeli, eyy! behçetim don değiştirmiş hezarfenim çıkarmış yüreğinin kanatlarını madımak'ta sen ki görkemli voltanı atarken tutulur kapıları insanlığın ve umarsızlığın belki bir unutkanlıktır kalır: kardeşlik pasaportunun ritsos'la paylaşılması biliyorsun yaşam yaşatmaktır kanın dolaştığı her yerde ve insanlığı kimin gücü yeter 'yangında ilk kurtarılacaktır' demeye behçetim don değiştirmiş hezarfenim çıkarmış yüreğinin kanatlarını (çıkarınız yüreğinizi bu ülkenin sahibi kim: bilmiyorum ben acılarelininkini: biliyorum) behçetim ağabeyim kendi çığlığımdır ancak ses veren çığlığıma |
Duruşun bir ayrılık resmi çiziyor Akşamın incelen sularına Susuşun yıkıyor beni en zayıf yerimden Bilmez miyim içindeki kederi Yüzü yağmura gömülü düşüm Böyle buğulu camlarda dalgın Gözlerin iklimini yitirmiş iki bulut Bulanıp durur bir uzak rüzgarla Aykırı mevsimler içinde Saçların saklar omuzlarındaki yükü.. Dönsen ve öpsem incitmeden Alının gücenik ülkesini Benim ömrümsün sen, onurum, geleceğim.. Gitmek hangi acıyı onarır ki Bilmez misin çare değil üzüntü. |
BEN SENİ HER YERDE Ben seni çocukluğumun yaz günlerinde buldum, bayram sabahlarında köylerin yatır taşlarıyla ovulurken bedenim bağlanmış dilek çaputlarında yoksulluğunu gördüm de durup birdenbire utanmam ve türkülere yaslanmam bundandır. Ben seni panayır çadırlarında buldum zar sallamalarda, kasnaklarda bezginliği gizleyen allıklarınla hisseli tiyatroların yayılan çığlıklarında dost beslemelerde buldum da düğüm düğüm dalıp saçındaki gülü düşünmem yağmur akşamlarında üşümesi kollarımın bundandır. Ben seni dağlarda, ovalarda buldum, kentlerde kliniklerde upuzun, kan içinde gecekondu sokaklarında, genelevlerde adli tıpta -kolları mühürlü. Ben seni her yerde ayrı güzel -ayrı tutuklu yıllardır ben seni can içinde. İnatla kadınlığımı bilemem ve yüksek sesle konuşmam bundandır. |
Mavi gözlerde değildi aşinalığım. mavinin derinlikleinde saklanandı... gördüğüm değildi gözün. gördüğüm içinde fırtınalar kopandı.. bir çıngırak sesiydi gördüğüm düşümde... beni uykuyla uyanıklık arasında bırakan... bir bastondu gördüğüm belkide... mavi süsleleli baston. kimin kendisine ihtiyacı olduğunu iyi bilen... |
İPEK BİR MENDİL Bir ipek mendili olmadı hiç yakasına takılan bir karanfil yatağında gül yaprakları. Tam öğrenirken şehrin çıkmaz sokaklarını dükkân adlarını, güleryüzlü satıcıları -Çünkü ürkekti ve çatık kaşlardan kekelerdi hemen - tam öğrenirken bir şehri... Her yolculuğa umut ve hüzünle başlardı kocaman saksılarda taşırdı kirazlarını nazarlıklar asardı dallarına, yumurta kabukları paslı anahtarlar, önceki evin bırakılmışlığı isli baca, çatlamış fayans, her şey her şey bir ipek mendil özlemenin tadında. Yeni komşular benimserdi severek gülümsemeyi taş balkonları süslerdi renk renk bıkmadan silip parlatırdı eski pirinç mangalları bir ipek mendil özlemenin tadını ekleyerek reçeller kaynatırdı sağaltım günlerinde. Şiir yazmak ister de ağlardı her bahar -Çünkü aşklar yanılgıyla gelirdi ipek bir mendildi bütün dileği oysa - ipek bir mendil için taramak saçlarını. Bir ipek mendili olmadı hiç ne de yatağında gül yaprakları. |
| Saat: 00:41 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık