![]() |
Aşk Aşk, Bir sürgü yahut asma bir kilit. Bir benlikten başka bir kimliğe sürülmek belki de. Kendi varlığıma yabancılaşıp, Senin varlığında mülteci olmak. Aşk, Kendi kendime yetemeyişim. Senle bir bütünken, Sensiz bir yarım bile olamayışıma verdiğim sıfat. Tek kişilik esaretten, Seninle hürriyete giden yolum. Aşk, Tüm ezberleri ve kuralları bozan anarşist yanım. En mağrur hallerime meydan okuyuşum. Asık suratımı gevremiş bir karton gibi yırtarak, Zulamdaki çocuğu çıkarışım. Aşk, Tüm meçhulleri aşikar eden aydınlığım. Karanlık ülkelere doğru sırtımda taşıdığım güneşim. Her nesneye renk veren ışık, Her canlının soluduğu hava. Aşk, Bütün meraklarımı seninle dindirdiğim kutlu tören. Kitaptan kitaba okuma telaşında, Sensizlik cehaletinden irfana varışım. Aşk, Sabah yediğim siyah zeytinin tadı. Her nimet ertesinde, Şükrün şevkine kanamadığım anım. Karşında su kadar ak ve berrak duruşumun nedeni. Aşk, Her zoru kolay eden kudret. En sert yüreğe bile çaresizliği gösteren ibret. Aşk, Her gürültüden uzakta derin bir sükunet. Sensiz başlayan her cümlenin devrik oluşu Alper Özbilen |
BU AŞK BURADA BİTER Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir Solarken albümlerde çocuklar ve askerler Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir Yanyana uzanırdık ve ıslaktı çimenler Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı! Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider ATAOL BEHRAMOĞLU |
Bu sensin Ve sesin Bu terin ve tenin haklı ıslaklığı Kal öyle Isıt gözlerimi gülüşlerinle Birazdan kapılar kırılacak belki de Birazdan kapkara bir örtü olabilir gözlerimizde Biz diz kırarken sinesinde sancının Yolunur papatya Deşilir ten Ve yara da ! Çünkü ölmek günleri biraz da Gülmek günleri(de), inadına Gün gülümsemeleri ardında Gün gülümsemeleri ardında Dağlandıkça Dağlaşmak Ve dağları sevmeye yaraşmak Yaraşmaya Yanaşmak günleri Sen de yanaş kıyılarıma bir vapur gibi Çarpıp durayım güvertelerde gözlerine Yılmaz ODABAŞI |
KALBİM DİNAMİT KUYUSU Beni, gözlerin götürür Gözlerin Aşkla, acıyla... Kuşatmışlar Sesimi, soluğumu Kesilmiş Tuz-ekmek payım Vurgunum Ve darda, Gözaltındayım. Dal, kor keser Penceremde açarsa Kuş, vurulur Üzerimden uçarsa. Ve hal böyle böyle, Yol bu yöndeyken Gelir, Ki her gelişinde Daha da içten Gelir, Soluk soluğa Benim olursun. Amansız sarmasında Kollarımın Esrik, Çığlık çığlığa Erir, kar gibi vücudun... Nicedir, ......ağzında Bir salgın, Bir deprem gibi künyemiz. Nicedir, Başımıza zindan dünyamız. Biz ki Yarınıyız halkın, Umudu, yüzakıyız, Hıncı, namusu... Şafakları, Taa şafakları Hey canım, Kalbim Dinamit kuyusu... AHMED ARİF |
DÖNMEM Ben sana dönmem bir daha, bir kere kandim o yalanlara, bir kere daha düsmeyecegim senin avcuna, benim sana geri dönecegimi mi saniyorsun? Iste burda kendini kandiriyorsun...... Sana dönmekmi asla, senin yalanlarina kanmakmi asla, bir baskasini sevmekmi asla, ben sevdim bir defa, sevmeyecegim bundan sonra.... Gittigin günü unutmadim, beni yiktin ya insallah sende yikilirsin, gözünden yaslar hep sel misali aksin, ben mutlu olamadim sende insallah hic olamazsin, acilar senin pesini hic bir zaman birakmasin, tipki sana olan Askimin benim pesimi birakmadigi gibi, insallah sende seversin birgün deliler gibi beni, ama unutma sakin geri dönmeyecegimi! Ben dönmem sana, dönemem! Gidisinle öldüm zaten bir defa bir daha ölemem! Benimle bir kez oynadin, gururumu bir kere ayaklar altina aldin, bir defa basardin aldin beni avcuna, hic bosuna ugrasma alamayacaksin beni kollarina, bu hatayi bir kere daha yapmam, senin yalan Askina inanmam, senin gibi Serefsize bir kere daha kanmam, ben bir daha kimseye Asik olamam, cünkü ben senin gibi Alcak olamam! |
Anlarsın Bir Düş Gördüğünü Bir kırlangıcın kanadındadır hayat. Bazen yükseklere alır seni, bazen umulmaz alçaklara, beklenti geç doğan güneş gibidir, gecikmekse yağan bir yağmur... Bir damla su olursun bazen, ya da bir hıçkırık boğazlarda yutkunan. Bir ırmak olur akarsın tepelerden, durgunlaşırsın hava kararırken... Sonra susarsın biraz, rüzgara karşı bir mum yakarsın, hep söner. Pişman olursun nedense, ağlarsın. O da eser kendi halince, silip götürür bütün benliğini. Belki çok seversin, belki az, zamanı gelince anlarsın bir düş gördüğünü, her şey bir kördüğüm olur, bir ağrı geçer gider yüreğinden, çok üşürsün sen kalabalıktaki yalnızlığında... Belki çok düşünürsün, belki az. Bir ateş düşmüştür önüne, bir el tutmuşsundur belki istemeden, belki bir güneş, belki... Zamanı gelince anlarsın bir düş gördüğünü, duyguların bulutlardan sıyrılıp önüne düştüğünü... |
Acıya Kurşun İşlemez Sabrın çalkalanıp taştığı sulardadır Çığlıklarla parçalanmış uykularda Buruşturulup atılmış aşklarda Ve çalınmış mutluluklardadır Ses ile yürek Büyük rüzgarların o yanık şarkısı Hala yükselir içimizden, dağılır Coşkunun doruklarında sürer yankısı İlk kurban adanırken bir nehire Korkunun ilk nisanında başlamıştır Gözyaşının ilk damlasından kalma Yaslı baharlarla gelmiştir bugüne Kanla yazılan yasalarla Açlığın otağ kurduğu sabahlarla Ve sonuçsuz kalan ahlarla gelmiştir Acıya kurşun işlemez artık Ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir Yok bundan böyle ter yarası Zincir tutsaklığı ve sabır Kırbaç yalvartması sessizliğin Can pazarı ve kahır yok Herşey yaşanan şu gün gibi gerçek Adımız halk olduğu günden beri Bir direnç olmuştur bizde sevinçler Şimdi acının her kuraklığında Onlar Yüreğimizin ovalarına çiselenirler Boşuna değil bu ölürcesine sevmek Ve ölürken bile yürümek Boşuna değil Hep yatağı olduk tarihin ırmağının Yenilgilerle durulmanın Zaferlerle köpürüp kabarmanın Ama hiç bir zaman Anası olamadık geçmişi doğurmanın Yıldızlar ve sular tanıktır Aç ve kavruk bir memeden Direnmeyi yudum yudum emen Bir çocuk gibi öğrendik Ve direndik Ordular kurduk türkü renklerinden Bütün ağıtları bir hücumda yendik Acıya kurşun işlemez artık Biz yaşamayı zulümsüz sevdik |
SEN İÇİMDESIN Sen içimdesin Yüreğimde, kalbimdesin. Üzülemiyorum. Sen yüreğimdesin ya... Sende üzülürsün diye üzülemiyorum. Gözlerimdesin; En derin yerinde, Gözbebeğimdesin. Ağlayamıyorum. Sen gözlerimdesin ya... Sende ağlarsın diye ağlayamıyorum. Aklımdasın; Beynimin en son noktasında, Yüreğimi yöneten yerindesin. Gittiğini düşünemiyorum. Beni bırakıp gidersin ya... Bende korkup kaçarsın diye düşünemiyorum. Ellerimdesin. Avuçlarımın içinde, hayat çizgimdesin. Yazamıyorum. Sen ellerimdesin ya... Adını yazdığım kağıdı, Yanlışlıkla atarım diye yazamıyorum |
Veda Bu kalpler güzeldir kırılmaz biran Yürekte saklansın doyulmaz şu an Size kurban olsun sevgisiz bu can Dostlar varolmasa çekilmez cihan Dostlar vardır hani düşman sanarsın Ağaran saçınla yalnız kalırsın Bir gün elbet gerçek dostu tanırsın Dostun kıymetini o gün anlarsın Bunu söylemeden çekip gidemem İki cihan sizle kalsam diyemem Veda edip ayrılsam da gülemem Ağlar yürek gözyaşını sizsiz silemem Kırılmayın dostlar bana boşuna Sevgim yetmez bu cihanın taşına Okyanusa sular akmaz boşuna Düşman olan dostun gitmez hoşuna Hayat budur çile bitmez bilirim Sevgi yüreklerden gitmez dilerim Dostluk vardır ömür yetmez ki derim Bilen insan dostu satmaz eminim Can ciğerden beni seven sizlerin Yürekteki sevgileri çok derin Yaşadığım şu ölümsüz anların Hatırası yürektedir hep derim Belki yalan gelir sözlerim size İki cihan yürek açıktır öze Gönüldeki yara gelmeden göze Veda edip gitmek düşüyor bize Osman Ata |
Ölümün ve göçün dokunmadığı tek nesne var mıdır ölüm yok eder göç değiştirir kendisi kalamaz kimse sarp ve suskun ninelerden başka onlar kimi zaman sırtlarında kimi zaman sımsıkı kucak hala evin bebelerini avutmada kimse kendi gibi kamamıştır o seven sevilen amca döner birgün apansız, bırakılan kente herkesin doğduğu evi haraç mezat açmıştır izinsiz eski sandığı artık başkasının olan evin avlusunda tüccarı değildir bilemez nesi kaç para sedef nalın, oyma kutu fildişi tahta kehribar tarak toka mum bebeği kızın, armağan çıngırak, ilk elbise (naylon girmemişti daha saf hayatımıza) sonra görülecektir birinin evinde mor fanussuz lamba ötekinde mor fanus (ah yağma) arar lambayı fanus fanusu lamba uzağında sahibinin kirlenir porselen kırılır sırça mor ipekten kenarıydı bir kırlentin moru solmuş ipek ezilme derdinde anılarından utanan çocuk yaşlanınca şaşar kendine sözcükler dizerek barışır diliyle söyler, anlaşılır Gülten Akın |
Şehit Vasiyeti Gene hangi dua’yı okudun anne, Vurulduğum yerde güneş açtı Yine mi ağlıyorsun anne, Cennetime yağmur yağdı Üzülme anne ağlama, sırtımdan yedim kurşunu kalbimden değil. Öylece duruyor hayallerim, vatanım ********lere yar değil. İzin günümde be anam. Yârime mektup yazdım o gün. Kınalı ellerinin kokusunu özledim demiş, Bir kalp çizip içine de şafağımı yazmıştım. Birliğe döndüğümde erkenden yatmış, Gece beni bir üç nöbetine uyandırmaya gelen çavuşla Rüyamda seni gördüğüm ve beni uyandırdığı için tartışmıştım. Sıkı giyin oğlum, hasta olma sakın ve paran varmı diye soruyordun Bende her zamanki gibi var anne diyordum, var. Hiç olmadı be anam, hiç olmadı Nasıl isterdim, ardımda bir yar birde ana bırakmıştım. Sağ olsun tertibim cemil memleketinden tütün getirmiş, sigarasız kalmıyorduk. O gece birlikte gittik nöbete. Yolda bana "Sanki bu gece bir şeyler olacak" der gibi bakıyordu Ama yiğitti söylemiyordu. Nöbeti devraldığımızda garip bir sızı çöktü benimde içime. Sanki terli terli su içiyor, seni üzüyordum be anam, öyle bir şeydi işte. Nasıl oldu anlamadım! Cemil " yere yat " dediğinde çoktan yerde bulmuştum kendimi. Anlamadım vurulduğumu, sıcacık bir şey hissettim sırtımda Terliyordum, sanki yaz gelmiş öğlen sıcağı çökmüştü tepeme. Dudaklarım kurudu birden Cemil " dayan " diyordu, ama ağlıyordu Gözyaşları yüzüme damladığında verdim son nefesimi. İşte o an sana ilk ihanetimi ettim anne. Önce atalarım, sonra yârim canlandı birden gözümde. Hoş gör be anam, kızma. Bende baba olacaktım Daha adını bile koymamıştık oğlumuzun, iki ay vardı doğmasına. Bilmiyorum duyuyor musunuz sesimizi Korkmayın, ağlamayın, gurur duyun. Vasiyetimizdir. Öyle evlatlar yetiştirin ki, adları Mehmet, soyadları Şehit olsun. |
Sana Bugün Daha Fazla İhtiyacım Var Sana bugün daha fazla ihtiyacım var Dünden ondan önceki günden de fazla Anlamadın belki gittiğin günden beri yalnızım Anlasana bugün sana daha fazla ihtiyacım var Gelsen görsem tutunup dokunsam Çözülecek belki de tüm düğüm Nefes alamıyorum nefesine sesine ihtiyacım var Anlasana bugün sana bir başka ihtiyacım var Buz gibi oldu ellerim daha çok sıkılıyor yüreğim İçimdeki çocuğun acıyor kanıyor bir yerleri Bugün sana dünden de önceki günden de fazla ihtiyacım var Son çırpınışlarım bunlar ya şimdi gel kurtar Yarın bu çirkinlikler denizi zaten beni boğar Tayfun Karakaş |
Gülümse sabaha varması yakın gecenin yıldızları sönmüş rengi turkuaz kurumuş gözyaşlarımda olmaz sevdam saf temiz ve beyaz güneşin ilk ışıkları ulu çınarın yanıbaşında umut renk renk oldu şimdi çiçeğin uyanışında silkelen diril deli gönlüm hayalleri bırak gecenin koynuna bak çayın soğumuş sigaran sönük it elinin tersiyle umutsuzluğu gülümseyerek bakmalısın aydınlığa Ayşe Bozkurt |
yaşadıkça özelsin Aldığım her nefesim nefesine eklensin İçimdeki her nefes hayalinle demlensin İzin verde şu gönlüm varlığınla renklensin Senin aşkın gönlümde yaşadıkça özelsin Bir ışık hüzmesisin inersin yüreğime Geceleri yasaklar koyarsın düşlerime Sana dayanamazken kor düşer ya içime Sensiz kara bulutlar çöker benim üstüme Sensizlikten korkarken yanarım gidişine Bakamadım son bir kez sevdiğim gözlerine Kopası şu ellerim dokunmadı tenine Hasret gidecek yarim bedenim bedenine Kalbimde izi kaldı tüm günahlarımızın Bağrımda acısı var kaçamak sevdamızın Günahı neydi sanki bu gözyaşlarımızın Yakıp yıkan hasreti olmasın aşkımızın Özlemle dans ediyor demlendikçe yüreğim Beni sevebilecek tek bir yürek isteğim Bakabilsem gözüne sevgini göreceğim Bıraksan yüreğimi bin kere seveceğim Sen yanımda olunca dertler bile güzeldir Senden ayrı yaşamak benim için eceldir Bu can bu aşk uğruna verilecek bedeldir Senin için olunca ölmek bile güzeldir alaşara ışık |
Adımlarım Koşar Sana Güneşin doğuşusun sen, batışı değil Gerçeğe en yakın olan, asla düş değil Ellerimde hayat bulan beyaz narin gül Sevgiyi anlatırsın, ayrılık değil. Karmakarışık olup dolanmış yüreğime Bir düğümsün içimde, çözülmez değil Mutluluğu ararken hasret gecelerinde Elimin altındasın görünmez değil. Şimdi artık umudu tüketen ben değilim Başımda esip duran hasret rüzgarı değil Gözlerimi kapatsam hissederim kokunu Kulağımda çalan şarkı ayrılık için değil. Gamze gamze gülüşlerin yakıyor bedenimi Seni sevmeme neden yeşil gözlerin değil Hiç bu kadar istekli hissetmedim kendimi Sana koşar adımlarım, artık yürüyerek değil. |
Ruhumda Fırtınalar Ruhumda fırtınalar delirmiş eser, Limana hasret beklerim. Umutsuzluk daglarca yolumu keser, Yola hasret beklerim. Dil söylemek,el yazmak ister, Kelama hasret beklerim. Kır zincirleri sevgini göster, Sevgiye hasret beklerim. Alıcı kuşları başımda döner, Dermana hasret beklerim. Yüregimin feri söndü söner, Sevgiliye hasret beklerim. Sisler sarmış dörtbir yanımı, Rüzgara hasret beklerim. Yorgun,düne hasret canımı, Azraile hasret beklerim. İshak Özlü |
SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ Seninle hiç İstanbul'da olamadık Göremedi İstanbul ikimizi... Ne bir semaver tüketebildik Ne Aşiyan'da hüzün... Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti... Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara'da Bir güvertede seni Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim.. Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim Şöyle bir elimi atıp ta omzuna Kolun belimde Yürüyemedim seninle Beyoğlu'nda Bir sinema yada tiyatro koltuğunda Parmak uclarıma değmedi dudakların Pasajda Arjintinleri çekip Nevizade'de bir iki tek atamadık Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık Seninle İstanbul'da olamadık Duyamadı İstanbul sesimizi Sahaflar'da yorulup ta kitaplara bakmaktan Çınaraltı'nda mola veremedik Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı'nın Tadına varamadık bir öğlen rakısının Yada Sultanahmet'te bir müzeyi gezip Dostlara uğrayamadık Gülhane'den uzanıp Sarayburnu'na İntiharı düşünemedik enine boyuna Ne Laleli'den geçebildik sevgilim Ne kendimizden Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde Aglayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde Eski İstanbul'da gezdiremedim seni Yemiş'te Asmaaltında Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi Seninle hiç İstanbul'da olamadık Saramadı İstanbul hiç bizi Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle Trenlere binemedik Bırak bütününü bu koca kentin Sadece bir tek semtin İçinde bile olamadık İstanbul hiç doymadı bize bitanemmm Bizde O'na doyamadık... VEDAT DİDARİ |
BILDIGIM BIR SARKI VAR Merhametsiz karanlik icindeyim Ne zaman gunes dogacak bilmiyorum Mavi denizlere mor daglara karsi Bildigim bir sarki var onu soyluyorum Bildigim bir sarki var onu soyluyorum Butun sarkilar gibi kederli Sokaklar, caddeler, evler bombos Yoklugun sirtima saplandi bir bicak gibi Yoklugun sirtima saplandi bir bicak gibi Akitir tasa, topraga kanimi Dunya seninle aydinlik ve guzeldi Simdi bin gunes dogsa goturmez karanligimi Simdi bin gunes dogsa goturmez karanligimi Yanmaz elinin degmedigi isiklar Gel, o sarkiyi beraber soyleyelim Tut ellerimden beni aydinliga cikar Tut ellerimden beni aydinliga cikar Yumdum gozlerimi seni dusunuyorum Mavi denizlere, mor daglara karsi Bildigim bir sarki var onu soyluyorum UMIT YASAR |
Alıntı:
herseyim_nil sizi tanımak isterdim. |
Adını Sen Koy Bir hayal kırıklığı merhaba dedi, Sabahla beraber aydınlanan geceme Bir yorgunluk çöktü, Gece boyu nöbet tutan gözlerime Adını sen koy! Sen söyle nedenini, Tıpkı söylemediklerin gibi Sen düşün sebebini, Tıpkı düşünmediklerin gibi Adını sen koy! Bir sevgi tomurcuğu ek, Olmayan yüreğine Ve bir doğru daha kat Yalan sözlerine Adını sen koy! Sen koy gözlerine elayı Sen koy elanın önüne uçurumları Sen ör uçurumların burçlarını Ve sen sallandır oradan sevdamı Adını sen koy! Birde yürek düşün ömre sığmamış Hep burçlardan aşağı sallanmış Vefasızlığı, uçurumun karanlığında yaşamış Adını da ben koy... |
fikir yürütmek ne kadar doğru başkası anlayamaz çünkü anlatılamaz zedelenir Onur asabın bozulur sen belli etmesende yüzünden okunur affetmek aslında en büyük intikam ihaneti hazmetmekse büyük marifet gerçek olmadı tutulan Dilek sen benim kadar dürüst diilmişsin demek harcanan emek ziyan olan sevgi bana asıl koyan haksız yenilgi... |
Karanlıktan önce ölmeli Saat duvara Gün saate çakılı Gölgesi düşer mevsimin Gelincik dibine Dillenir papatya Aşk sağır ve kör Sahipsiz mezarlar doğrulur Şehir ayak altı Ben İstanbul’a İstanbul sana yazılı Yıldız bahçesinde Ağaçlar saplı, kör güneş Anılar demlenir Vapurlar süzülür Kesilir boğazı şehrin Kanı yitik mavi. Erguvan yağmış yedi tepeye Eteklerimde, çamurlu bahar Topraklar kana susamış Can üstüne can. Gün sökülecek saatten yine de duvarda zaman Karanlıktan önce ölmeli Gün, düne Dün tarihe Tarih utanca kazılmadan “ Bir çocuğun uçurtmasını delmeden mermiler Bir kızın çığlığına karışmadan sapık salyaları Bir bebeğin parmakları kopmadan anasının memesinde Bir baba gömmeden teröre lanetiyle oğlunu Açlıktan köşe başında bir adam ölmeden Bir kadın yalvar yakar yardım istemeden Havlıyor diye köpekler öldürülmeden Akımlara kanıp yakılmadan kediler Satılmadan genç bir kızın eti, hayalleriyle Emekli kuyruğunda krizi geçirmeden bir dede Aç, bi-sefil ölmeden yeşilçamın kararmış fidanları Satılmadan toğrağı yurdumun Bayraklara gölgesi düşmeden menfaate açılan ellerin” Karanlıktan önce ölmeli. Arzu Altınçiçek |
Deli aşık Seni tek uçan kuşlara sormadım, onlarda artık uçmuyorlar zaten Gölgelere sığınıp, karanlıkta yaşıyorlar belki Belki de adresini vermemek için benden kaçıyorlar Düştüğün o durumu, belki de benden gizliyorlar Seni ağaçlara sordum, akan buz gibi pınarlara, kurudular sebepsizce Firari düşüncelerle, seni dilden kaçırdılar edepsizce Ser verdiler ama sırrını asla Bilmem ki neden? Bu nesnelerin sana arka çıkışı, nedensizce Dudağımda benim gibi acı çekenlerin isyanını dile getiren acı bir ıslık Sokak lambasının altında bir deli edasıyla oturuyorum, Geçen günleri o kadar net olmasa da gözden geçiriyorum Bir deli edasıyla, ıslığımın sesi yükseliyor,edepsizce.. Kar yağıyor başıma, soğukta olmasa, bu halimden memnunum Ve bir geceyarısı sokak köpekleri, ve onların heveslendiği evdekiler Ne anlar tok acın halinden, ev perdesinin arkasından bakarken hayata Aşıklara her gün bayram gülüm, aşık olmayanlara iki gün olsada.. Sana olan özlemimi, bir gün daha savuştururken dünün kucağına Dünler çoğalırken gelecek daralmakta, acımasız hayatın keskin tırnaklarında Ellerim ceplerimde, dudağımda isyan şiirim ve cıgaram Ayakkabımın ökçesine de basmışım, yine sensizliği uğurladım dünün kucağına… Murat Avcu |
Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını Ahmet Telli |
tuhaf döngü.. tuhaf bir döngü.. koşuyorlar...duruyorlar.... bir daha koşuyorlar.. kimi saçmalamaktan hoşlanıyor.. korna sesinden, motor gürültüsünden ...filan... burada işim ne diyorsun.. ya da aynaya baktığında görmüyorsun hiçbirşey.. ayna seni göstermiyor ki.. yükseklerde buluyorsun kendini.. dağ-başlarında,sarp geçitlerde tuhaf renklerin arasında... saçmalamaktan sende hoşlanmayasın için.. ahenk,kuş-sesi ve renk armonisi.. tuhaf.... sesler duyuyorsun doğudan..batıdan.. ve içinden.. sesler... bişi yapmıyor sesler sana.. acıtmıyor..delirtmiyor..yüceltmiyor.... orada olup bitene bakıyorsun.. tuhaf bir döngü bu.. koşuyorlar... duruyorlar... susup uyuyorlarrr.... tuhaf!...... Ümit Kasım |
Ben hep seni düşünürüm Bu soğuk ayaz gecelerde Alevler yükselir gözlerimde Bu şehrin bütün itfaiyeleri peşimde Ben hep seni ararım Güneş doğduğunda dışarı çıktığımda Simit aldığımda yalnız kaldığımda Yokluğun içten içe acıttığında Ben hep seni özlerim Belediye otübüslerine bindiğimde Benzeri aşıklar gördüğümde Sensizliğimde ve kimsesizliğimde fırat sırtlan |
Ölüm Ben ölmedim ki nasıl beklersin ölmemi ölüm, senin için bir hiçken benim için her şey zaten senin için yaşıyorum. Ölmek ne acıklı bir kelime benim için senin için değil neden? Ama ben senin için yaşıyorum. Sen hiç öldün mü? Nereden biliyorsun yaşamayı. Sen aslında hiç bir şey bilmiyorsun ölmedin ki biri için ama ben ölmüşüm ölmedim desem de senin için ölmüşüm öldüm diyorsun ne için? Kim için? Benim için ölmedin ki bilesin. Ölüm benim ölmen için ben olmam lazım yalnız ölemezsin biri gerek benim o biri ben yoksam ölmedin, ölemezsin. Ölümünde beni kabul et ben olayım lütfen hani biri dedim ya o benim dedim ya yalvarırım ben olayım ben senin için öldüm sende benim için öl. Musa Karakan |
Bende ki SEN Solgun baharlardaki mavi yağmur Akşam karanlığında yorgun gölgem Ikış ayazında yaz güneşimsin Bulutlardaki saklı düşlerim Her gün boyunca özlediğimsin Yüzün kadar temiz kalbin Hahgi sevgi hangi yürek olur ki SEN den başka SEVDİĞM YOKLUĞUN YAĞMURA YAZI YAZMAK KADAR OLMAZIMDIR ARTIK BENİM CANISI Sensizlik mi BENİM İÇİN ÖLÜM KADAR ACI PIMAR SUNA AY |
Liselim Hadi çıksana dışarı tenefüs zili çaldı Ben yine bekliyorum okulun arka bahçesinde Sen mezun olalı belki yıllar oldu ama Giderken diplomanla birlikte, kalbim de sende kaldı Hani ilk seninle gitmiştim sahile Kaçıp gitmiştik yazlığa Beraberdik akşama kadar Bana yine sabah olmamıştı sen gelene kadar Yine sinema, yine sahil Yine dalgalansın saçların Gene gözlerin gene sözlerin Gene gülüşlerin olsun Seninle benim yanımda Ayrılma ne olur ayrılma Hani herkes derdi işte bunlar liseli El ele göz göze diz dizeydik Hani sormuşlardı geç kalınca nerdeydiniz Ben hep seninleydim sen nerelerdeydin Şimdi üniversitedesin Aykırısın çılgın özgür Motora da biniyormuşsun Denize de gidiyormuşsun Evet kıskanıyorum ben hala lisedeyim Evet unutamıyorum ben hala liseli seviyorum Evet kabul ediyorum sen yoksun artık Evet ben de mezun oldum o okuldan artık Ülkü Ural |
gittiğim sensin Uzaktan uzağa sevda seline Kapılıp ardından gittiğim sensin Aşkına gömülüp yarı beline Kaybolup ardından gittiğim sensin Kulağımda çınlar o güzel sesin Sanki ensemdedir her an nefesin Alınca o nurlu yüzünden esin Takılıp ardından gittiğim sensin Kabuslu düşlerde gecemin nuru Sensiz özlemlerin olmaz süruru Yüreğim çağlayıp geçince suru Dökülüp ardından gittiğim sensin Gözlerin gök kubbe deniz mavisi Çalışmaz beynimin çıktı çivisi Ne zikzaklar görüp döndüm kavisi Durmadan ardından gittiğim sensin İster hayal olsun isterse rüya Dalarım denize deryaya suya Söz verdim dönemem erkeklik buya Takılıp ardından gittiğim sensin Semahi yüreğim kanar durmadan Yollara koyuldum güneş vurmadan İçimdeki farklı sese uymadan Takılıp ardından gittiğim sensin erol duran |
Afrikalı Çocuklar Adı geçmedi hiç gazetelerde Annesinin kucağında Belki sekiz, belki on yaşında Daha küçücük bir çocuk Kara kuru bedeni, Bedeninde yuva yapmış Kan emen sinekleri Daha küçücük bir çocuk Hayallerini sormadı kimse Zaten hayal dediğin Bir lokma ekmek Bir yudum sudan ibaret Onun adı hiç konmamış O Afrikalı bir çocuk |
Güzellikler iyilikler Saadet olsaydı Mutsuzluk olmasaydı İyilik olsaydı Kötülük insanı bulmasaydı Ne güzel, ne iyi olurdu Sevinç olsaydı Dert olmasaydı Neşe olsaydı Çile olmasaydı Ne güzel, ne iyi olurdu Serdar Sayıl |
Kaçmalı... Aslında şimdi , Kaçmalı buralardan, kaçmalı Sonsuz özgürlüklere; dağlara çıkmalı. Deli gönlü kırlara sermeli. Lale , gül ve nergis dermeli. Çam ormanlarından geçmeli, Yürümeli, yürümeli, yürümeli... Ve sonra yorulup bir yol kenarında Mola vermeli; ayran tasş yanında Irgat yemeği götüren köylüler Yemekler vermeli... Sonra soluklanıp kalkmalı insan Her zamanki gibi dönecek devran Devrana yetişmeli.. Devrana yetişmeli... Mehmet Kızılkaya |
Kavuşursak Biteriz Biz Kavuşursak biteriz biz, Biz mutlu sonlar katiliyiz. Kavuşursak biteriz biz. Sevgiyle bakan gözleri kör ederiz. Herkesin bildiği bir aşk, Herkesin attığı bir imza Herkes gibi değiliz biz. Belki biraz serseri, Belki biraz deliyiz, Ama kavuşursak biteriz biz. Pervane böceğinin mum alevine sevdası Ateş böceğinin susuzluğuyuz biz Yanar ama su içmeyiz Etrafında döner, alevle dansederiz. Bize kimseden zarar gelmez, Biz zararı ancak kendi kendimize veririz. Severiz, özleriz, aşktan ölsek kimseye söylemeyiz. Biz artık biz değiliz. Ruhlar kavuşur ve konuşur gökyüzünde bir yerde Ama bedenen kavuşursak biteriz biz. Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz. Onu bilir, onu söyleriz, Kavuşursak biteriz biz. İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz, Dokunursak kanar ellerimiz. Kimselere söylemez gizli gizli severiz Ama kavuşursak biteriz biz. Bir kor var içimizde yanan, Onu küllendiremeyiz. Görüşemeyiz, konuşamayız ve sevişemeyiz. Bir aşk var bizi biz yapan, Kavuşursak biteriz biz. Biz herkes gibi değiliz. İstadeğimiz zaman gelip, İstediğimizde gidemeyiz. Kahve içip, gülüp, konuşup, başbaşa yemek yiyemeyiz. Ne bir filmdeki mutlu son, Ne de göz yumulacak bir kaçamak değiliz biz. Sadece özlemle severiz, Ve kavuşursak biteriz biz. Sevda iki kişinin birbirine aşkı değil artık. Artık her aşk her ağızda sakız. Biz birbirimize aslında her aşıktan daha yakınız. Belki ayrı şehirlerdeyiz, Ama her gece aynı mehtapta buluşur, Yağmur yağarsa, çıkar, Aynı yağmurun altında ıslanırız. Bu aşkı ancak biz biliriz. Şiirleri güvercinlerin kulağına fısıldar, Mektupları suya yazarız. Biz belki ayrıyız, Ama her gün aynı geceyi sabahlarız. Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz. Onu bilir onu söyleriz. Kavuşursak biteriz biz. . Uğur Arslan |
Sevgisiz Nisan çiseleyen yağmurlar anlamsız gelir yıkanan yüreklere ise yetmez lisan her damlada düşünceler yetişir. çoşkun seller yaratır gönüller sevdayla dolu ruhlar sığmaz bedene zincir vurulamaz dillere, susmaz gözler acı bir türkü dolanır diline her söylendiğinde gözyaşına boğuldum yüreğimdeki tüm dertler silindi sevdanın ateşiyle kavruldum kurudu yüreğim , kurudu gözlerim ...... kurudu şimdi dökecek gözyaşım kalmadı ağlamayı nisana bıraktım nisanın gözyaşlarıdır sevdayı büyüten ben sevdaya can veren yağmurları sevdim...... |
Annemin mezarına gittik bugün Annemin mezarına gittik bugün Babam, Namık, Nihat, Defne ve ben Namık'ın arabasıyla geçtik Yollardan ve mezarlığın içinden Çiçekler serptik üstüne mezarın Durduk orda sessizce Birbirine bakmadan herkes Ağladı,ya da birşeyler düşündü kendince Annemin mezarının yanındaki Bir başka mezarın önünde bir kadın ağlıyordu Kocasıydı sanırım toprağın altındaki Kısa bir zaman önce yitirmiş olduğu Bayram ziyaretçileriyle doluydu mezarlık Herkes ölüsüyle birlikte olmaya gelmişti Ağlanacak,bir an anımsanacaktı geçmiş Sonra yine hayatın hırgürüne dönülecekti Saçma olduğunu bildiğimiz halde gelişimizin Hiçbirimiz bir başka dünyaya inanmadığımız halde Durduk mezarı önünde annemin Annem oradaymışcasına; Babam, ben, Namık, Nihat,Defne Dönerken sessiz bir anlaşma vardı aramızda hepimizin Saçma da olsa gelişimiz,bir başka dünyaya inanmasak da Birlikte ya da yalnız,gelip duracagız önünde bu mezarın Bir daha dönülmez şeyleri düşünüp ağlamaya.. Ataol Behramoğlu |
Ölesiye Sevmek Seni öylesine sevmek vardı Gül yaprağı öper gibi/ sin emde topragın kanar, Bulutlar yağmasa Oysa... Seni Öylesine sevmek vardı. Dardı, Sen olmasan dünya Başıma zin dan dı... ve Yağardı yüreğime salkım salkım Yaza akşamları kadardı... Hüzün. ve Ölüm vardı Gündüzüm, Seni öylesine sevmek vardı. Seni öylesine sevmek vardı. ve Bulutlar gözlerine Kanardı... Issız nağmeler gibi Gökyüzünden dökülüp Sınardı... ve Işık damla damla Gül Yapragına Konardı. Yar gözleri yardı, O yardan beni atardı ve sevda bedenime dolardı. Seni ölesiye sevmek vardı. Selim Tunçbilek |
SİZDEN SAKLI Gelmediniz, ben hep sizi bekledim Eksilen yanlarımla Sizden saklı eskidim. Her şeyden önce aşk verilmiş bir sözdü benim için Gün, ay, saat, hafta, takvim işi; zaman yani Aldıkça dönemeçleri değişmedi hiçbir şey Yalnızca ufuklar yeniledim. Kaç aşktan oluşmuş bir şeydi aşk Her sevgiliyle biraz daha Biraz daha sizden saklı eskidim. Murathan Mungan ********** ESKİDENDİ, ÇOK ESKİDEN Hani erken inerdi karanlık, Hani yağmur yağardı inceden, Hani okuldan, işten dönerken, Işıklar yanardı evlerde, Eskidendi, çok eskiden. Hani ay herkese gülümserken, Mevsimler kimseyi dinlemezken, Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, Eskidendi, çok eskiden. Hani hepimiz arkadaşken, Hani oyunlar tükenmemişken, Henüz kimse bize ihanet etmemiş, Biz kimseyi aldatmamışken, Eskidendi, çok eskiden. Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken, Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden, Daha biz kimseye küsmemiş, Daha kimse ölmemişken, Eskidendi, çok eskiden. Şimdi ay usul, yıldızlar eski Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden Geçen geçti, Geçen geçti, Geceyi söndür kalbim Geceler de gençlik gibi eskidendi Şimdi uykusuzluk vakti. Murathan Mungan |
sigaramsın Yaktığım her sigaranın hep dumanındayım İçilesi hayatın tam ortasındayım.... Hüzünleri içtim, gün geldi.. Özlemlerle okuduğum hayatın Sayfalarını yırttım bilmeksizin İçime çektiğim dumanımdı hayatlar Ne hayatlar gördüm dumansız Tertemiz sandığın, bilmediler onlarda Dumansız anlamı kalmadı hayatın.... Yaşadınmı hayatı çekeceksin dumanını, Derin bir nefes alıp içeceksin hayatını. Hey gidi dünya... Sigaram kadar bile almadın kollarına Sevinçleride içtim bazen, Korkularla kol kola gezen, Onlarıda çektim içime, Neşeler duydum zamanda, Aşk' sa o zaten bambaşka Çektiğim dumanlarda sakladım hayalleri Dağalacak diye zamanla, Göreceksin sende Herkesin kendisi kendi dumanlarında... lütfiye yapar |
ANNABEL LEE Senelerce senelerce evveldi Bir deniz ülkesinde Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz İsmi; Annabel Lee Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten Sevmekten başka beni O çocuk ben çocuk, memleketimiz O deniz ülkesiydi Sevdalı değil karasevdalıydık Ben ve Annabel Lee Göklerde uçan melekler Kıskanırlardı bizi Bir gün işte bu yüzden göze geldi O deniz ülkesinde Üşüdü bir rüzgarından bulutun Güzelim Annabel Lee Götürdüler el üstünde Koyup gittiler beni Mezarı oradadır şimdi O deniz ülkesinde Biz daha bahtiyardık meleklerden Onlar kıskanırdı bizi Evet !Bu yüzden "Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi" Bir gece rüzgarından bulutun Üşüdü gitti Annabel Lee Sevdadan yana kim olursa olsun Yaşca başca ileri Geçemezlerdi bizi Ne yedi kat göklerdeki melekler Ne deniz dibi cinleri Hiç biri ayıramaz beni senden Güzelim Annabel Lee Ay gelir ışır, hayalin erişir Güzelim Annabel Lee Orda gecelerim uzanır beklerim Sevgilim sevgilim hayatım gelinim O azgın sahildeki Yattığın yerde seni... Edgar Allan Poe |
Cehennemden yeni çıkmış gibi alev alevdi saçları.Boğucu bir Ankara akşamında kaybettim gözlerini...Şimdi yüzümde eski zamanlardan kalma bıçak izleri,dolaşıp duruyorum İstanbul sokaklarında. Ben serseri bir sokak köpeği,sen savrulmuş bir gelincik çiçeği.Nasıl olsa bulamayız birbirimizi... murat kalaç |
sen geldin eskidi biryerleri zamanın, eskidi gözleri kadınların - sen geldin evler eskidi birden - eskidi evimsilerde kölemsi yalnızlıklar bayramlar eskidi gülüm, derinlikler eskidi - ve pişmanlıklar eskidi yatakbiçimlerde iğreti ikililer - ve çok çok saksılarda çölbitkileri, salonlarda kartpostal mutluluklar eskidi maskelerin sırıtan düşmanlıkları - ve nice yazlar oh ne güzel yeniden - bu senin güzelliğin ne demek sel ne demez azime'm, savaşlarda durma ne demek, güzel ne demek sen geldin ey benim kadınülkem - yepyeni ufuklar geldin dürülü bayraklarım güldü gülüm - sen geldin kutuplarım değişti bir horoz öter biryerlerde bir horoz bir horoz bir horoz daha bir ateş yanar biryerlerde bir ateş bir ateş bir ateş daha bir yumruk sıkılır biryerlerde bir yumruk bir yumruk bir yumruk daha düşer barış cemreleri sabah çaylarımıza biter *****lik biter bu gökyüzünün çok uzaklığı sen geldin ey anamın en güzel kızı - yaşamak geldin badem çiçek açar gibi geldin, yürek sızlar gibi geldin - sen geldin al beni kankırmızılardan vur beni kankırmızılara dürülü bayraklarım gülsün gülüm, kutuplarım değişsin ey benim ülkem bitsin bu zulüm bitsin bu zulüm bitsin bu zulüm sanki dünyada ilk şafaktı kollarımda uyanmaların o büyük barışa bir adım kala (temmuz bildirisi) Hasan Hüseyin Korkmazgil |
DÜZGÜN Sevgiyle yuğrulmamışsa yüreğin Tekkede, manastırda eremezsin. Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada Cennetin, cehennemin üstündesin. ÖMER HAYYAM |
SONE Benzetebilir miyim bir yaz gününe seni? Sen daha sevimlisin, daha sakinsin ondan. Sert rüzgarlar Mayısın narin çiçeklerini. Hırpalar ;Yaz ise pek çabuk geçer...Durmadan! Bazen, kızgın olarak,parlar gözü semanın... Bir karartıyla sık sık söner altın bakışı; Her güzel, güzelliğini kaybeder: Tabiatın- Sebep olur da bazen bu kararsız akışı! Fakat senin ebedi yazın hiç sönmeyecek, Dönmeyecek sendeki güzellik bir yalana. Ölüm sana yaklaştı diye, öğünmeyecek: Sen eşitken ebedi mısralarla zamana Yaşadıkça insanlar, görebildikçe gözler, Seni yaşatmak için yaşayacak bu sözler William Shakespeare |
Toplan Kalbim Gidiyoruz Haydi toplan akşam oldu vakit doldu toplan gidiyoruz ey kalbim kırkikindi yağmurlarına kalamam kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta yer yok bana bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı alıp götür beni buralardan içimdeki cesetleri çiğneyerek kalbimdeki mahşere http://img254.imageshack.us/img254/1885/kalpwq8.gif vakit tamam dürüp ömrümün defterini Toplan gidiyoruz ey kalbim bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim kimsesiz bir kış sokağında ne de munzur bakışlı cerenler al götür beni buralardan ey kalbim geçtiğim tüm kıyılara kırık göz yaşlarımı ince duygularımı bırakarak ve kırarak aynalarını hüzünlü bakışlarımın artık hiç bir sevince yakışmıyor yüzüm heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı geçtiğim bütün kıyılara gözyaşı yağdırıyorum http://img254.imageshack.us/img254/1885/kalpwq8.gif bütün dinlerden kovsunlar beni bütün ülkelerden bütün yüreklerden kovsunlar hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı sevdalı bir kuş yükleyip acılarımı kanatlarına alıp götürsün beni buralardan içimdeki ölüleri çiğneyerek kalbimdeki mahşere vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim ağlatma beni sevda kapılarında ***** kapılarında eğme boynumu kurşunlar sıkılsa da canevime çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında bırak başım dik, içim ezik kalsın onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma bu sevda sığmaz bakmayın gözlerime nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri kınalı bir kelebek konunca saçlarıma ah! benimde hayallerim vardı baharlarım vardı yazlarım vardı kuşlar uçup gitti yüreğimden gökyüzü yaralı kaldı bir isyan giydirip gözlerime dipsiz bir uçuruma yuvarladım umutlarımı tınısı kırık bir keman sızısıyım artık yok gideceğim bir başka kapı haydi toplan vakit tamam toplan gidiyoruz ey kalbim boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük... |
HER ŞEY SENDE GİZLİ Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin... Can Yücel |
haziranda ölmek zor.... gece leylak ve tomurcuk kokuyor yaralı bir şahin olmuş yüregim uy anam anam, haziranda ölmek zor calışmışım onbeş saat tükenmişim onbeş saat yorulmuşum, acıkmışım, uykusamışım anama sövmüş patron sıkmışım dişlerimi ıslıkla söylemişim umutlarımı sıcak bir ev özlemişim sıcak bir yemek sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler çıkmışım bir dalgadan, vurmuşum sokaklara sokakta tank paleti sokakta düdük sesi sarı sarı yapraklarla dallarda insan iskeletleri gece leylak ve tomurcuk kokuyor 'uyarına gelirse tepemde bir de çınar' demiştin yıllar önce demek ki on yıl sonra demek ki sabah sabah demek ki manda gözü demek ki sile bezi bir de memedin yüzü bir de saman sarısı bir de özlem kırmızısı demek ki göçtü usta kaldı yürek sızısı yıllar var ter içinde taşıdım ben bu yükü bıraktım acının alkışlarına 3 Haziran 63'ü bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta okşar yanan alnını Nazım Ustanın bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta yatıyor oralarda bir eski gömütlükte yatıyor usta gece leylak ve tomurcuk kokuyor geçsem de gölgesinden tankların tomsonların şuramda bir kuş ötüyor. haziranda ölmek zor.... HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL |
ÖZLEDİM SENİ Özledim seni... Ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir. Beynimi uyuşturuyor özlemin... Çok sık birlikte olmasak bile Benimle olduğunu bilmenin Bunca zamandır içimi ısıttığını Yeni yeni anlıyorum Yokluğun, Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp Mütemediyen bir boşluğa Sabahları seni okşayarak başlamaları Akşamları her işi bir kenara koyup Seninle başbaşa konuşmaları özlüyorum; Oynaşmalarımızı, Yürüyüşlerimizi, Sevimli haşarılığını, Çocuksu küskünlüğünü... Nasıl da serttin başkalarına karşı Beni savunurken; Ve ne kadar yumuşak Bir çift kısık gözle kendini Ellerimin okşayışına bırakırken Gitmeni asla istemediğim halde Buna mecbur olduğunu görmek Ve sana bunları söylemeden ''Git artık'' demek ''Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa'' Demek sana ne de zor Seni görmemek ve belki yıllar sonra Karşılaştığımızda Bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek.... Can Yücel |
2 AŞK OKUDUM - AŞK DOKUDUM Ben bu gönül tezgahinda Ask dokudum, ask okudum Erenlerin dergahinda Ask okudum, ask dokudum Her güçlügü bile bile Göznuruyla, sabir ile Yumak, yumak, çile çile Ask dokudum, ask okudum Bir ömür yana yakila Yazdigim sigmaz akla Acimadim kirkdört yila Ask okudum, ask dokudum Sevgi insanligin özü Odur aydinlatan bizi Hak yolunda oldum terzi Ask dokudum, ask okudum. Günahindan, sevabindan İçtim ask sarabindan Ulularin kitabindan Ask okudum. ask dokudum Ümit Yaşar Oğuzcan |
Heybetli Dagçiçegi . Babama selam söyledin mi anne? Yandigimi ateste geceleri Ne çok yakisiyordu zayif kollarina tirpan Ve alnina baba, damar damar ter Kör atin sirtina senin için minder Benim için kanli kizilcik heybeye Bir koca aci Dogdugum günden bir gün önceye Gece parliyor, kar yagan lambasiz evlerde Bir daha dogrulmamak üzere Süt kovalariyla bükülüyor anne belleri Yüzünde peçe, belinde pestemal Telis çuvalla tasinan killerle yikanir testide çocuklar Ve ehrama bürünür defalarca genç kizlar Haramsiz ehramla anne, gülü tütsüle Anne Ben hastayim diyorum Sen agzima biber sürüyorsun Yigilip yerde kaldigim günde Babam bana kiraz getirdiginde -Kiraz,küpedir köylü çocuklarinin kulagina Koynumun atesine kar Derdime derman anla anne - Senin ellerin gümüs tepside serbet Sessiz ölümlere gebe kizlarin kinasindasin Ben çok hastayim anne Sen ölmüs kizin için dizini dövme Düs (Yeleli köpekler vardi Ve asilacak karli daglar Ben Yeris’in sirtindaydim aslan gibiydi Yeris kasabanin en saygin köpegi Ziya ve Ali baska sirtlarda Aslan gibiydiler Yeris’in yoldaslari da Astik daglari ikindiydi, eylüldü Daglar sariydi, zaman sariydi, ar sari -Raskolnikof! Kosma aklima durup dururken Prensesler, prensler Miskin mesela Hanginizde epilepsi, Dosto’da yara- Ziya diyor ki yoktu Ali Ali diyor ki yoktu Ziya Cezbe girer nöbetlerime Diyemem size ne benimdir rüya Yenilgi baslar birinci ölüm virajinda) Anne ben hastayim duydun mu beni? Senden ilk ayrilisimda da eylüldü Atese girdigimde de eylül Sen açiyordun ateste kirmizi Babam atiyordu kizilcik dallarini aklima Yanacaktim Mansur, sönecektim Ibrahim Mum denizinde sinek ölüleri Bak aglamayi ögrendim; biçimli biçimsiz Aglamak için gelecegim sana, dizini yaralama Dere kenarinda alnima isaret verdi Milan Kundera 1980’di sana geldim, dizini yaralama Basimi koyacak koyak yok baska Nasil oldu dizin yirmi bes yil sonra? Ben naçarim ve sen agliyorsun Ben agliyorum sen hasta Bunca yolcudan artan gözyasi var mi musallada Elbette nefestir sefkat anneden çocuklara Ve sefkat anne, çocuklarindan sana Sen Asiye'yle anla Musa’yi isyan isyan Ben sende gördüm Meryem’i en masum doguran Düs (Yedi uyuyanin sekizincisine hayran Hep uyanan, her saniyede bir daha uyanan Atese giremeyen bahtsiz, uçamayan kelebegim kanatsiz Kokuna üsüsmek istiyorum sekizinci uyuyan Ögret bana da soluksuz girmeyi rüyaya Sis kalksin, büyü kalksin, perde açilsin Kanatsin atesi mum, kirmizi parçalansin) Ömür törpüsü bir ogul olmak istiyorum sana Yaslanarak korkusuzca kokuna Sen her sabah gül koksan da Ben kül koklarim sokakta Kokusuzum, küllügü eselerim Bir kirmizi horoza öykünür sol bilegim —Hasir seccadede kizlik soyadin anne Dijital zamanlar için büyük deneme Kadinin adi var seccadede elli yil önce - Beni aynalarla deniyorlar anne Sakin babama onbasi gene hasta deme Kalkip gelmesin Serinçukur'dan Bir elinde tirpan Öbür elinde çerçilerden alinmis kiraz, kizilcik sepeti Ben korkan, çok korkan, hep korkan yalniz hastalanmaktan Ama yine de hastayim anne, elimde degil ki zaman Girdim disina anlamin, siyrildim çocukluktan Savurdum cezbeyi rüyalara, uykuya Savundum Erasmus’u; Pilaton’a, Ogüst Komt’a Sütten kestim aklimi, azad ettim çagimi Düs (Iç Anadolu'da bir kasaba Bitmemis bir bina, son katta Yüzlerce izmarit ve bir yesil parka Orada günes yalniz gülüyor hala Dudaklarimizda tütün Gözlerimizde tütün Sari ellerimizde ve sagir düslerimizde tütün -Tifo, menenjit, veba Sizofreni, epilepsi, kasaba - Yüzlerce kelebek dolusuyor balkona Sikismisti kanatlari iki parmak arasina Atese giriyor, yanmiyorlardi Ama öldüler birer birer pencerede -Her kelebek Ölür saniyede- Anladim anne) Anladim anne, anladim anne, anladim Son kez dizinde basima bir konak aç Ben sonrasiz asklarda lal kaldim Balik, kelebek, ceza, romatizma Rüya, zaman, izmarit, kasaba Gel diyorlar bu toprakalti odaya Ates Illa ki ates Hallac’i gösteriyor bana Ve iste vakit geldi Yenilenmek için baslanan satrançta Vezir kanatli atlarla ask atiyorum anne sana . Recep Mervan Toksoy |
| Saat: 15:47 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık