![]() |
Uzaktaki Sevgiliye Açmış kollarını iki yana, Beni bekler sevdiğim! Uzatsam elimi, Dokunacak gibiyim! Gülüşü şenlendirmiş yüzünü, Bakışları ışık ışık, Aydınlatır ömrümü! Gel der gibi her hücresi, Mısralar sermeliyim yoluna, Aşka can vermeli her hecesi! Uzaklardaki sevgili olmalı son dizesi... Açmış sevdiğim kollarını bana, Sabretmeliyim, vuslat olsa da öte diyarda, Siyah beyaz bir sevdanın koynunda! .. Melike Yurtsever |
SANA NE YAPTILAR O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin Seni görür görmez özgürlüğümden utandım Söyle ne içersin çay mı kahve mi Çok değişmişsin birden tanıyamadım Saçların uzundu omuzlarına akardı Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından Onlar mı kestiler sen mi kısalttın Gülerdin içimize aylar doğardı Görünmez dağların arkasından Eski gülümsemeni beyhude aradım O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi Çok değişmişin birden tanıyamadım Bir çay içer misin yoksa kahve mi Kibritim yok demek cıgaraya başladın Ellerin de titriyor bir şeyin mi var Böyle bir kız değildin sen eskiden Sana ne yaptılar sana ne yaptılar Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi Çok değişmişin birden tanıyamadım Attila İLHAN |
Sevdiğin bir renk Zamanın durduğunu düşün Düşün sadece renkleri Donuk bir şekilde Dinmeyen bir mavi Sonu olmayan hayallerimiz gibi İçimizi rahatlatan bir yeşil Tükenmek bilmeyen umudumuz gibi Herşey şeffaf olduğunu düşün Bir gölge, bir siyahlık akıllarımızda Gizlediğimiz ve göremediğimiz Boşluk olmuş gözlerimiz donuk bakışlarımızda Ama güneşin sarısı sarıyor etrafımızı Ve anlam katıyor her bir anımıza Renkler bizi sarıp sarmalayan bir çiçek gibi Karanlığımızı örtüyor, ve parlaklığı sarıyor dört bir yanı Ve hayatın biz de bıraktığı lekeler Fırça darbeleri gibi Ama bozmuyor bütünlüğü Bozmuyor bu güzelliği Hayallerimiz, umutlarımız ve sevgimiz bembeyaz Karanlığı boğuyor Cenneti imrendiriyor kendine Göklerin dinmeyen mavisinde saklı Cennetin kapıları Açılsın artık Ve bize getirsin mutluğu ve aydınlığı Ozan Oğuz |
Bu Şehir ve SEN Ömrümün en güzel senelerini Alıp da gittiniz bu şehir ve sen Gönlümün en masum ümitlerini Çalıp da gittiniz bu şehir ve sen Döktüğüm yaşlara aldırmadınız Giden gençliğime acımadınız Düştüğüm yerlerden kaldırmadınız Basıp da gittiniz bu şehir ve sen Beni iyi tanır bu kaldırımlar Bu kuytu köşeler bu taş sokaklar Sizlerden bir ömür alacağım var Çalıp da gittiniz bu şehir ve sen Beni tanır bu kaldırımlar Bu kuytu köşeler bu taş sokaklar Sizlerden bir ömür alacağım var Çalıp da gittiniz bu şehir ve sen Bağlayıp durdunuz hep ellerimi Delik deşik ettiniz seven kalbimi İçimde dağ gibi hayallerimi Yıkıp da gittiniz bu şehir ve sen Biriniz sağırdı duvardan bile Biriniz kalpsizdi taşlardan bile Bütün acıları dizip önüme Yakıp da gittiniz bu şehir ve sen Kimsesiz yalnızdım kollarınızda Her şeyi kaybettim yollarınızda Şimdi bir hesap var aramızda Vermeden gittiniz bu şehir ve sen Ben yine yaşarım içimde yasla Ya siz neylersiniz bu ihtirasla Bir daha dönmek mi buraya asla İçimde bittiniz bu şehir ve sen Ahmet Selçuk İlkan |
AYRILIK Herşeyim Oldun Dün gece resimlerin geçti elime Uzun süre baktım Ağlamak istedim bütün gece Gözyaşlarım seni hatırlatır sandım Ağlayamadım... Sonra bir mektup ilişti gözüme Bıkana dek okudum Haykırmak istedim kaderime Dökülen heceler sana ulaşır sandım Haykıramadım... Şimdi son nefesimi veriyorum Biliyorum gideceğim yakında Hayır acımanı istemiyorum sevgilim Acıma bana!!! Yıllar önceki sözünü Şimdi ben sana söylüyorum Elveda..........! Güneşim oldun yaktın beni, ateşinle. Dünyam oldun girdim senin, gönlüne. Yıldızım oldun ışıl ışıl parladı yüzüm seninle. Yağmurum oldun damla, damla aktın yüreğime.Baharım oldun çiçekler açtı bahçemde. Yazım oldun denizlere yelken açtık birlikte. Sonbaharım oldun ama hüzün, uğramadı bize. Kışım oldun kardan adam gibi, erittin bedeninde.Aşkım oldun aşkı sen de tattım günlerce. Sevgim oldun seni hep yaşattım yüreğim de. Özlemim oldun sensiz yapamaz oldum sevgi de. Hasretim oldun hiç ayrı kalamam...belki de.Sevincim oldun hep seninleyim sevinince. Neşem oldun ne tatlısın hareketlerinde. Gururum oldun hep gıptayla baktım yüzüne. Mutluluğum oldun hep sen de tattım..sevginle.Ayrılığım oldun nefes alamadım hiçbiryer de. Tutkum oldun esir oldum her an...yüreğine. Köle oldum verdiğin aşka, sevgiye. Herşeyim oldun bende ki tüm güzelliğinle. |
Sen Git git sen.. ben boyarım çatlaklarını duvarların.. harcını sulamayı unutma sevdamızın.. git sen.. ben tutarım hesabını sensiz ayların.. sen sadece kendini üzülüyor sanırsın.. git sen.. ben resmini çizerim gözlerinin karasının.. ne ben akıllıyım artık ne de sen şapşalsın.. git sen.. ben bakarım ardından ayaklarının.. gözlerimde yaş bırak ki pınarları kurumasın.. bütün sokaklarım sana doğru.. git sen.. tutmak istiyorum giderken seni.. avuçlarım yosun bağlamış.. gittin diye söyleyemediklerimi bi bilsen.. ama boşver yine de.. git sen.. git.. |
Bir kahve içecek zamanımız olsaydı Hayatın riyasız resmini çizerdim sana Belki şiir söylerdim Gözlerini kıskanırken çiçekler Ben geceyi dinlerdim. Bir kahve içecek zamanımız olsaydı Kırk yılın hatrını sorardım sana Hem aşka, hem hayata bir şerh düşerdim Gözlerinle kavrulmadan kainat Eriyerek için için pişerdim. Bir kahve içecek zamanımız olsaydı Hiç konuşmadan sus-pus bakardım sana Gecenin karanlığı utanırdı yanında Yüzlerce güneşi doğdururdun sen Bir tek gülüşünle; hemen, anında Bir kahve içecek zamanımız olsaydı Belki vuslatı anlatırdım sana, vuslatı Biz mi kahve içerdik kahve mi bizi Dudağımda titrek titrek bir dua: “Allah’ım bırakma ellerimizi” Bir kahve içecek zamanımız olsaydı O gece içimi dökerdim sana Yüreğimde kor ateşin işi ne Gözlerime doğru uçsun turnalar Alışır mıyım ki ben gidişine Bir kahve içecek zamanımız olsaydı Gökteki yıldızları toplardım sana Ne mehtap kalırdı, ne ay Bir kahve içecek zamanımız olmadı Neye sayarsan say! Mehmet Ekici |
Gönül Arzular Seni Arayı arayı bulsam izini İzinin tozuna sürsem yüzümü Hakk nasip eylese görsem yüzünü Ey sevdiğim gönül arzular seni Yitirdim o dostu bilmem ne yanda Sevgisi gönülde muhabbet canda Yarın mahşer günü ulu divanda Ey sevdiğim gönül arzular seni Yunus senin methin eder dillerde Sevilirsin bütün bu gönüllerde Ağlayı ağlayı gurbet ellerde Ey sevdiğim gönül arzula Yunus Emre |
Şimdi Burada Değilsin şimdi burda değilsin.... ama beni duyuyorsun...biliyorum... kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur... bak yoksun... bunun anlamını biliyomusun.... yokluğun yüreğimmdeki bu yıldızsız, bu dipsiz, karanlık gece... yokluğun, odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken, unuttuğum dalgın gözlerim.... yokluğun yastığımda bıraktığın bu kimsesiz saç telleri... sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar... her an gözümün önünde sakladığım mektupların, peçetelere yazdığın şiirlerin, hediyelerini sardığın paket kağıtların... sen gidince, hala sen kokuyodur, diye üzerime giydiğim ve derin derin soluduğumm giysilerin.... bu yarı deli... bu hayattan kopuk ruhum... kapat gözlerini ve bana baak.... ben ne diye varsa gördüğün, işte o senin yokluğun.... söyle.! sana neyi anlatayım... sabaha karşı çalan telefonumun ucunda, n'luuur bana hayattan kötü davranma diyen...sayıklayan.. o kırgın, o kendine çarpan sesini mi..! ! Cezmi Ersöz |
Kaldırımlar I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum! Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi... II Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi, Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi, Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın! ****** yataklardan kaçtığın günden beri, Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında. Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş, senin kafatasında. İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz. Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları. Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur... Ne senin anladığın kadar, kaldırımları... III Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece, Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler. Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince, Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der. Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de, Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp. Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de, Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp. Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım; Onu bir başkasına râm oluyor sanırım, Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı. Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı, Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...Necip Fazıl KISAKÜREK |
| Saat: 05:20 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık