![]() |
Sen Çöz Kelepçelerimi... Benim Firarim Yine Gözlerine Sus bürüdü yine içimi Yâr... Görüş mesafesi sıfır... Konuşsam tufanlar gelir üzerime... Bilediğim sessiz sitemler yüreğimi kesiyor... Şimdi sen görmelisin yitik çocukluğumu... Yitiğim Yâr... Cami avlusuna bırakılmış çocuk kadar yitiğim... Ziyan defterim kabarıyor sensiz günlerle... Saklıyorum acılarımı bir yorgan altına... Görme gözlerimi Yâr görme... Buğu bulaşır gözlerine... Sahi Yâr..!!! Hangi öyküden bulaştı iç'ime bu korkular... Bulamıyorum gözümü kapadığımda saklanan düş'lerimi... İhbar et bana bu gece saklanan her düşü... Varsa bir parça Umut sür çiy düşmüş gözlerime... D'üşüyor gölgem karanlık bir sokakta... Haydi Yâr.. Islanmadan gitmeliyiz... Hüzün çiseliyor yine... İyisimi sen çöz kelepçelerimi... Benim firarim yine gözlerine... Alıntı |
Af Edermisin Söylesem anlarmısın. Duysam anlatırmısın. Ayağına kapansam. Beni af edermisin? Gözlerinin renginde, Sımsıcacık sevginle, Bir avuç toprak olsam. Koynunda saklarmısın? Geçmişte, gelecekte. Olmuşta, olacakta, Hep seninle yaşasam, Beni af edermisin? Yaşamın denizinde. Sonsuzluk gemisinde, Bir garip yolcu olsam, Bana el sallarmısın? Hüseyin Karayel |
Hâla içimin en acıyan yanısın, bir sızı deyip geçemeyecek kadar büyük, kelimeler tarif edemez bu acıyı. Öyle ansızın, öyle patavatsız küstahça ve sadece arkandan bakışım gelir aklıma birde cumartesi günleri ve de Pazar o soğuk durakta seni bekleyişim. Durağı kaldırdılar sonra oradan, seni unutmamı sağlamak istercesine ya bu acıyı, onu unuttular galiba bir kepçede buraya vursalar, ne olurdu sanki! Vursalar da yıksalar içimdeki tahtını yok ama bunu yıkacak güç yok acıtıyor içimde derin bir yeri sensizlik dönmeyeceksen bekletme zamanı, yok ama dönmeyeceksen içimdeki senide götür Yinede yok, gelmeyeceksen içimdeki acı kalsın senden hatıra bu acıyı seviyorum aslında Çünkü sen hâla İçimin en acıyan yanısın………. |
Sevdam Gelemiyorum yanına ! O kadar çok engel var ki arada Bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp gelmek istedim; Çekmedi yorgun bedenimi. Bulutlara takılmayı denedim; Bir yıldırımla attı üzerinden. Dalgalara bıraktım kendimi kıyılarına vurmak için Kağıttan bir gemi kesti yolumu Koparılan takvim yapraklarıyla gitgide tüketiyor zaman beni Gün geceye gömdü gözlerimi Gece güne savurdu yüreğimi Küle dönen kor tenimde İzi kaldı dokunuşlarının. Üşüyorum... Sıcaklığını bulmak için vurdum kendimi sahranın göbeğine. Güneşin ortasına attım ip merdivenimin ucunu. İp tutuştu... Ben yanamadım. O kadar nasırlaştı ki sensiz can Öylesine mahsun kaldı ki duygular Sevda nerdedir, Özlem ne tarafa düşer? Ne yönüm kaldı, ne mevsimim Sana çıkan yolu bulamadım... Tuttuğum nefeste kaldı, Bir boğum daha ukte sevdam Alıntı |
Bekle Beni İstanbul Istanbul Ne güzeldin sen İstanbul Günün ilk ışıkları vururken denizin üzerine Nedendir bilmem Gözleri ışıl ışıl parlayan afacanlar O ele avuca sığmayan yumurcaklar gelirdi aklıma Hiçbir ses duyulmazdı Sahile vuran dalgaların sesinden gayrı Birde onlara eşlik eden martıların kanat sesleri Gökyüzünün griliğine ve ağırlığına inat Deniz olanca diriliği ve yeşilliğiyle “Merhaba” derdi yeni başlayan güne Etiler Moda’yı dinlerken / Sarıyer Beykoz’u gözler Üsküdar el ederdi Beşiktaş’a Kuşkonmaz külliyesinin minaresinden sızan “Es-selatu hayrun minennevm” sedasıyla Gayri ihtiyari iki damla yaş boşalırdı gözlerimden Neden sonra Balıkçı teknelerinin gürültüleri Hançer olup saplanırdı / Sessizliğin böğrüne Ayaklarında çizmeleri Kafalarında bereleri Dudaklarından hiç düşürmedikleri filtresiz sigaraları Ve Üzerlerinden henüz atamadıkları uyku mahmurluğuyla İhtiyar balıkçılar Ağ atarlardı ekmek parasına Az sonra Kış bitimi baharın yeniden dirilişi gibi Şehir stresini kuşanır Kalabalıklar bir bir alırlardı / caddelerdeki yerini Okula giden öğrenciler, simitçiler, taksiciler Tatlı bir heyecan sarardı tüm sokaklarını Bütün bu canlılığına rağmen Çoğu zaman hüzne belerdin beni Yine de Bilmem ne bandıralı gemilerin geçisini izlerken Emirgan’ın tarih kokan çınarları altında içtiğim Bir bardak demli çay Doyumsuz bir tat bırakırdı damağımda Ne güzeldin sen İstanbul Öğle vakti olupta Güneş tam tepemize geldiğinde İstinye kıyılarına atardım kendimi Sahil kısmetini denizde arayan balıkçılarla İlerleyen yaşlarına rağmen / Gençliklerinden hiçbir şey kaybetmeyen İhtiyar delikanlılarla Ve Okullarını asıp sahilde el ele dolaşan Liseli aşıklarla dopdolu olurdu Tanımadığım insanların yüzünden Sevinci okumak Onlarla merhabalaşmak Müthiş mutlu ederdi beni Güneşin batışı da Doğuşu gibi bir başka güzel olurdu Akşam olduğunda kızıllığa boyanırdı İlkin deniz / Sonra gece Karanlık saçlarını örterdi tüm caddelerinin üzerine Ve her renkten neon lambaları yanardı köşe başlarında Bin yıllık ****** Beyoğlu saçlarını sürüyüp salınırken Ayasofya boynu bükük / Sultanahmet mahzun Yalnızlığı yaşardı en zirvede .......... Umutlarımın, hayallerimin, kavgalarımın şehri İstanbul Seni bu kadar çok sevdiğimin Ve Böylesi özleyeceğimin farkında değildim İnan bilmiyordum / sensizliğin böylesi zor olduğunu Yaşanmamış sevdalar Yaram kalan türküler Müntehir aşklar Ve Kutlu ülküler üzerine yemin olsun ki; Döneceğim bir gün Bekle Bekle beni İstanbul Alıntı |
Aynalar ve Hüzün ''ve hüzne düştü ve hüzün aldatmadı onu yaşam gibi''-Kierkegaard- I Aynalarda yüzün bir eski hüzün alkole buğulu gözleri günaha uzayan saçlarıyla bir eski zaman ******su Beyoğlu'nda basma fistanı,boyalı dudakları keman kaşlarıyla volta atmakta arka sokaklarda... direnerek aynalara ve zamana müşteri aramakta... zamansa bir minval üzre yoğrulan hayatlarıyla insanların akıp gitmekte şehrin yekpare ahenginde II Aynalarda yüzün hiç solmayacak sanmıştın oysa hazan bir hüzün senfonisiydi Vivaldi'li konçertolarda ne yaparsan yap ele veriyordu yıpranmışlığını göz göze geldiğin aynalar ellerin titriyordu tütün tabakanı açarken ve yağmurun her çarpışında daha da bir uzuyordu saçların günaha o zaman anlıyor ağlıyordun çünkü saatler seni vuruyor aynalar seni çağırıyordu dökülmüş sırlarıyla... İstanbul 2000 Özgür Kapcı |
Düşlerde Güldü Zaman Zaman geçiyordu düşlerden hiçliğine tamamlarken gerçeği kristal küreye vuran ışıktı zaman Kırık ve renkli Zaman geçiyordu acıtan gülüşlerden nakşında kuruyan kirpik rimeli nemlenmiş vedalarda bir ipek mendildi zaman Yırtık ve kirli Zaman geçiyordu telâşelerden sıkıntılar dökülüyordu heybesinden bir bir kaygılar tenhalıktı büyüyen karanlığında zaman Dehşet ve kindi Aynıların görüntüsünden geçiyordu zaman haza haz, acıya acıydı kimineyse üzerinden yılları yüklenmiş nehirler geçen bir çakıl taşıydı zaman Yük ve mihnetti Zaman geçiyordu sevişmelerden ince ışıklarda kırılan aşkın süzüldüğü camdı zaman camdan süzülen ışığın hangi tarafı kimdi Sen ve öteki Bir büyük bütünden geçiyordu zaman silinemez sevgiden doğumun, ölümün ötelerinde güzeli yeşertiyordu içinde varoluşun çiçeği zamanı çoğaltan oydu belki de Gül ve dikeni Zaman geçiyordu düşünüşlerden savuruyordu saçlarını evrene bir telinde yıldız, diğerinde güneşti neyi kovalıyordu o koca bilge bilinir mi nasıl yaşardı zaman Keyif ve zevki Acılardan geçiyordu zaman, dertlerden kemer gibi dolamıştı beline sargı bezini merhemi dilindeydi derin yaralar gezginiydi zaman Yorgun ve terli Derilmez bahçeydi zaman, uçsuz bucaksız bütün kipleri içeren tüm hâlleri de her şey onun içinde büyütüyordu kendini aşıyordu zamanı yalnız Yokluk ve sevgi Tamlardan geçiyordu zaman kendini büyütenden hangi varlık tamamlansa, heplense tümü hiçe gönderiyordu yokluğun teğetinde hiçi başka zamana her anıyla kendini bütünlüyordu zaman Uçuk ve yerli düşürülen saatlerden geçiyordu zaman tik taksız bukağıdan, zincirden zihnin bilince açılan penceresinde beşikten mezara değildi zaman, daha öteleriydi Artı ve eksi Geçilemiyordu yokluk sessizlikler de Şimdinin sarpında yaşanan ulaşılmazlar köprüsüydü zaman umudun sıratı selleyen uçurumuydu Sonsuz ve ilki Ali Rıza Kars |
Bir karanlık yalnızlığın Boşluğunu seyrettim yıllarca Boşluk da olsa bilinmez ki… Belki bir gün çıkardı ruhu ortaya Gün geldi avaz olup haykırdım Yalnızlığımı defalarca boşluğa Fayda etmedi… Kulağıma aksetmedi aşina bir nidâ Topladım en parlak yıldızları Gönderdim derin karanlığa Küçük bir parıltı dahi olsa Görünmedi…Ferini kaybetti Ziyâ Her şeye rağmen Bir zeytin dalı uzattım boşluğa Nafile… Tutunacak bir dost eli bulamadı O da Yazdım duygularımı bir kağıda Uçsun diye bıraktım havaya Olmadı… Hoyrat esen rüzgarla geri döndü bana Attım kendimi bir boşluğa vakti sıra Hiç ayrılmayan yalnızlığımda vardı yanımda İşte o zaman Duyuldu,kulakları çınlatan bir seda “Henüz erken…Sıran gelmedi…Bekle biraz daha! ” Mehmet Ali Yalgın |
Sen bakmaya gör Gül kokulu şiirler okudum Gözlerinin değdiği yerlere Şiir kokulu güller koydum Gözlerinin değdiği yerlere. Koştum bir oraya bir buraya Gölgene arkadaş olmak istedim Her şeye, her yere bir daha baktım Belki gözlerin değmiştir diye Alıntı |
Siyah beyaz bir resmin var yatağımın baş ucunda, Kara görünen mavi gözlerin sanki beni çağırıyor, Yanımda bir nefes olman için neler vermezdim, Ama gözlerin sessiz ve kederli bana bakıyor. Figen Şimşek |
| Saat: 05:10 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık