![]() |
aglayan gözlerim Ağlayan gözlerim. Yollarını gözler, Ne özler,ne söyler. Dilim tutulmuş, Suskunluğum üzerimde, Üzğünüm yaralıyım. Sensiz karanlıklardayım, Güneşim kaybolmuş..! Aydınlığım kararmış..! İçimi karartan yokluğun, Tek başıma ağlar. AGLAYAN GÖZLERİM.. |
Sarı Odalarda Hüzün Sevdiğinden uzağa düşer sarı odalar Kapatmaz yaşanan acıların izlerini Hasretlerin rengi sinen perdeler Seçemezsin sır taşımayan aynalarda Eskimiş yüzlere karışırken yüzün Kırık umutların ağırlığı çöker bakışlarına Hangi cama baksan hüzünlü gözler görürsün Yatağa birikmiş korkuları saklayamaz örtüler Az önce koyduğun yerde bulamazsın ellerini Silinir sol koynunda sakladığın kokular Sevdiğini düşündüğün sandalye taşıyamaz artık Düşünmekten yorgun bir adamın yükünü Telefonun günlerdir boş bir mesaj bekler İçinde sevmeye dair ne varsa canlansın istersin Tek tek ölümlerini seyreder sonra, Cama yapışmış yaşlı gözlerin… Ölen sana mı yakın, sevdiklerine mi, Bilemezsin… Yunus Güzel |
Yaprak Gözlüm hüzün molalarında , yaprak gözlüm ; unutulmuş bir aşk aralığından , bakınca gözlerine , bir kahve içimi ikiz doğuruyor acılar ... bu benim diyorum .. seninle ölmek , sende ölmek , sana gömülmek istiyorum .. Orhun Basat |
Neylesin Gökyüzüne ağız verip gecesini gün eylemiş Ya neylesin gün görmeyen ya neylesin Daraldıkça yüreğini zor eylemiş Zaman olmuş hırçınlığı huy eylemiş Ya neylesin durgun suda çağıltısız ya neylesin Yorulanlar dili bülbül kini sümbül eylemiş Yaş eylemiş şaş eylemiş düzenbazı baş eylemiş Direnenler yılı yıla derdi derde taş eylemiş Uykuları kuş eylemiş özgürlüğü düş eylemiş Zaman olmuş sızıları usul usul boş eylemiş Acıları aş eylemiş bir dilimi beş eylemiş Nihat Behram |
Aşkımız bir gün uçup giderse aramızdan sevgilim sırt çantalı bir duman gibi bir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi istemediğimiz yerlere giderse aşkımız sevgilim yalnızca kanatlarına güven kendi yarattığımız boşluğun ucunda sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman yürüdüğümüz yollar daralırken çökerken altımızdaki merdivenler sevgilim yalnızca kanatlarına güven sevdalılar bilir bir kuş yağmurudur ilkbahar sevmeyi beceremeyenlerin koyduğu yasaklar çözülüp gider çocuk gölgelerinde yazın ve ağzımızın içinde dağılır aşk sapsarı bir şeker gibi erirken sonbahar bitmeyen bir kıştan söz açılırsa sevgilim sevgilim yalnızca kanatlarına güven elimi uzattığımda sana gemileri göstermek için dümende kan kokusuyla bayılmış bir kaptan ateşin yüreğine sürüklenen bir ülke ufukta ve çekirge sürüleri yolcu bavullarından çıkan sevgilim dökülürken tüyleri savaş uçaklarına çarpan güvercinlerin her gün değişen atlasların içinde tara saçlarını ve yalnızca kanatlarına güven götürürlerse bir gün beni ellerim iplerle bağlı şiirlerimin bilmediği yerlere ve hiç kimsenin alnımdan fırlayacak göçmen bir kuş gibi dur dünyanın paslanmış sırtında ve bensizliğe havalanırken korkma sevgilim sevgilim yalnızca kanatlarına güven Akgün AKOVA |
Bilmiyorsun... Kaç gecedir seni uyuyorum, Seni uyaniyorum kaç sabahtir, Bilmiyorsun ! Ismin hala dudaklarimda gizli, Seni içiyorum sabah aksam kaç dumandir, Gözlerimde tütüyorsun. Seni agliyorum kaç damladir, Seni gülüyorum, Bilmiyorsun ! Hiç düsündün mü Saçlarim neden bu kadar daginik Neden gözlerim bu kadar parlak Ve seni neden seviyor bu kadar delicesine Kaç dalgadir seni vuruyor denizler yüzüme Kaç martidir basimda dolasiyorsun Kaç rüzgardir saçlarimda ellerin Bilmiyorsun ! Kaç mizraptir seni vuruyorum tamburun tellerine Kaç sestir sen agliyorsun gögsümde name name Kaç nefestir üflüyorum gözlerini neyime Bilmiyorsun, bilmiyorsun... Kaç siirdir seni yaziyorum kalbime Seni çiziyorum kaç resimdir Seni çagiriyorum türkü, türkü, Bilmiyorsun ! Kaç gündür seni üsüyorum, Sana yaniyorum kaç haftadir Bilmiyorsun ! Kaç buluttur islaniyorum askindan Yüzüm sen, gözüm sen, saçim sen oldun Kaç aynadir sen duruyorsun karsimda Kaç ormandir yaniyorsun yüregimde Bilmiyorsun ! Güller gördüm kirlarda, kelebekler gördüm Kaç bahardir seni açti çiçekler Sende uçtu bütün ugur böcekleri Seni tuttu balikçilar Arilar seni koydu kovanlarina Kaç ülkedir seni gezdi göçmen kuslar Bilmiyorsun ! Kaç sarkida seni dinler aglarim Kaç kadehtir sen dokunuyorsun dudaklarima Seni içiyorum kaç saraptir Kaç özlemdir özlüyorum kokunu Kaç vapurdur sen geçiyorsun içimden Kaç saattir bekliyorum, aramiyorsun Bilmiyorsun Kaç ölümdür ölüyorum ardindan Kaç mezardir gömüyorum askini, olmuyor Seni neden sevdigimi, nasil sevdigimi Bilmiyorsun Kaç gecedir seni uyuyorum, Seni uyaniyorum kaç sabahtir Bilmiyorsun Kaç zamandir sana ihtiyacim var; bilmiyorsun.... Necati Özer... |
Madem Sonunda Ayrılık Vardı Madem sonunda ayrılık vardı Söyle gülüm sevda neden yaşandı Madem ayrılık sonumuz gözyaşı mahsulümüz olacaktı Söyle gülüm sevda neden yaşandı. Madem gitmek için gelmiştin bana Söyle gülüm sevda neden yaşandı Madem ardında bir dalı kırık bırakmaktı niyetin Söyle gülüm sevda neden yaşandı. Madem kanlı hançerini kalbime batıracaktın acımadan Söyle gülüm sevda neden yaşandı Madem sevgiye inanmıyordun Söyle gülüm sevda neden yaşandı. Emre Buğday |
Benim Şiirlerim Sen kalpsizsin, hani senin gençliğinin hayatı? Aşklarım mı? Bir nefesle solabilen bu şeyler Bir yanardağ ateşiyle kömür gibi karardı; Şimdi ise yerlerinde bir sıtmalı yel eser. Evet, benim her şi'rimde yılan dişli diken var; Sizler gidin, bal verecek yeni açmış gül bulun. Belki benim acı sesim kulakları tırmalar; Sizler gidin, genç kızların türküsüyle şen olun. Varın sizler, onlar ile korularda el ele Gezin, gülün, bir çift bülbül aşkı ile yaşayın; Yalnız kendi, yalnız kendi ruhunuzu okşayın. Zavallı ben, elimdeki şu üç telli saz ile Milletimin felaketli hayatını söyleyim; Dertlilerin göz yaşını çevrem ile sileyim!... Mehmet Emin Yurdakul |
hangi yolu yürüsem karşıma çıkacaksın hangi kapıyı çalsam biliyorum sen açacaksın... yalnızlığımsın benim üşüyen içimde çırılçıplak yüreğim kadar yakınsın gözlerin bana tam bir ömür uzak ne farkeder sonsuza dek sussak... yiten mevsimlerimsin tükenişim, dirilişimsin hep yeniden merak etme iyiyim ben... sen benim yalnızlığımsın vazgeçemediğim ve beni hiç terketmeyen... bekir mutlu gökçesu |
Çarşılarda bir şey Biz pek aramazdık çocuklar olmasaydı. Kasaplarda manavlarda bazı yorgun kadınlar Hep de tenha saatleri seçerler Sonra yavaş bir sesle Çocuk için hasta kaç gündür yemiyor Biraz et biraz meyva isterler. Sevdiği bir reçeli gün aşırı yalnız ona Kaşıklarla beraber büyür bir üzüntü Yağların şekerlerin çayların Uykularda bile bitiyorsa Annelere düşündürdüğü. İnsanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı Biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı. Behçet Necatigil |
Çıplak yalnızlıklar yalıyor sokakları Her köşede sığıntı bir telaş Her köşede tükenen kalabalık Bitecek gibi değil Geçmiş ile gelecek kavgaları Bir kısa mesaj görgüsü yetiyor Günü kurtarmaya görünürde Ve yetişmek zorlaşıyor Gittiğimiz her nereyse Bir sokak daha dönüyorum Üşüyen gölgemden habersiz Farkımız kayboluyor karanlık arttıkça Dalıyorum yalnızlığımdan Bir sokak bir sokak daha musa takçı |
Bir yön versek hayata Ayrı yollardan kendimize seslenerek Atsak beyinlerimizden Kalbimizi boşaltan inançlarımızı Görsek Bizi uçuruma sürükleyen senaryoları Ezip geçmeyi arzulasak Kurulu tuzakları Ayrı bir gözle baksak Şu yaşadığımız hayata Şöyle biraz düşünsek Her günkü hayatımızı Neyin nesidir bütün bunlar Yoksa bir oyuna mı gelmekteyiz Düşünecek başka şeylerimiz kalmadı mı Nereden bulacağız aradığımızı Kim tarafından onaylanan belgeye ‘evet’ diyoruz Neyi yaşıyoruz biz Hep bir hesapla mı geçecek günlerimiz Kurulan bir oyunun Bir parçası mı olduk Elimizden mi alındı Bizi tanıtan kimliğimiz Söküldü galiba Dağlar deviren heyecanımız Bir zavallı olduk artık Can çekişmekle geçiyor Karanlık gölgeler altında hayatımız Hazır değiliz hiçbir şeye Ve inanmıyorum da Aldatılan ruhumuzun heyecanlanacağına Ne zaman görülecekti Yazılmayan tarihe damgasını vuran gerçeklerimiz Düş değildi bizim bu hikayemiz Yeniden hayat bulacaktı ‘Artık bitti’ dedikleri ne varsa Çünkü ölemezdi bu Ağır senetlerle imzalanmıştı Hayat garantisi musa takçı |
Nasıl Ayrılacağım Nasıl ayrılacağız biz seninle? Öyle çok sevdim ki seni, Öyle alıştım, öyle bağlandım ki sana, Sevdiğim senden nasıl ayrılacağım? Nasıl doldun içime bilemezsin… Acı tatlı seninle dolu yüreğim, Her nefeste aklımdasın bebeğim, Sevdiğim senden nasıl ayrılacağım? Sensizliği düşünürsem çıldıracağım, Bilmem nasıl sensiz yaşayacağım? Ben hasretine nasıl alışacağım? Sevdiğim senden nasıl ayrılacağım? Ayrılmamız gerek biliyorum, Deli gönlüme söz dinletemiyorum, Sensiz doğan günü istemiyorum, Sevdiğim senden nasıl ayrılacağım? Yıldız Erkan |
OLMAZ MI? Yön yön sarılmışım ne yana baksam; Sarılan olur da saran olmaz mı? Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam; Geçip de aynaya,soran olmaz mı? Bir parçacığım ben,bütüne hasret; Zaman döne dursun,o güne hasret; Ruhumsa zamanın üstüne hasret; Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı? NECİP FAZIL KISAKÜREK ************** İŞİM ACELE Gökte zamansızlık hangi noktada? Elindeyse yıldız yıldız hecele! Hüküm yazılıyken kara tahtada İnsan yine çare arar ecele! Gençlik... Gelip geçti... Bir günlük süstü; Nefsim doymamaktan dünyaya küstü. Eser darmadağın, emek yüzüstü; Toplayın eşyamı, işim acele! Necip Fazıl Kısakürek ********************* SAÇLARIN Saçların omuzlarından aksın Mermer üzerinden geçen su gibi İçinde ezgin bir his duyacaksın Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi Saç tel tel örtüler hep tül tül düşer Gözünün değdiği yere gül düşer Sonunda sana da bir gönül düşer Gönlümün şimdiki duygusu gibi Dillerde dökülüp sayılır saçın Sıcak nefeslerle bayılır saçın Bir tütsüdür kalbe yayılır saçın Kararan gözlerin buğusu gibi Necip Fazıl Kısakürek |
Adı barış olacak Yakında bir oğlum olacak adını "Barış" koyacağım Savaşın ortasındayken bile yüzü hep gülecek yavrumun Gülen fotoğraflarına bakacağım Hasbelkader cephedeysem Yaşama umudum olacak benim gül yüzlü ciğerparem Ya kızım mı olursa? Ne fark eder ki? Öğütledim hayat arkadaşıma Adı yine "Barış" olacak Özcan Günergök |
BİR LİSELİ SİLUETİ Hayat hattında acemi tayfalardık Ne avunduk sevinç müsvetteleriyle Ne aşktan ikmale kaldık... Bak her sabah bağıran yeni sabaha Artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş Tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş Heybetli dağlar arasında Göğümde yıldız yitmiş... Sen Hala Anılarımın En Beyaz Yanısın Sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın Yarısısın En sağanakla gelen sabahlarda Çok eski bir şarkının adısın... Daha adamlar şehirlere otomobillerle Geceler anılarla birlikte gelir Siluetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir Efkarım bir yaralı ayrılıktan beslenir (Artık ne teneffüs zilleri çalar Ne otobüs duraklarında sabırsız bekleyişler var...) Kimse bilmez Yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi Olsun! Yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi... Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın Yarısısın Sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski Çok eski bir şarkının adısın... Yılmaz Odabaşı |
Korkular Anlamlandıramadığın her koyulukta kıvrılıp uyumak zorunda mısın? Korktuğun şehvetlere sırtını dönüp kaçar mısın? Karar verirken neden bu kadar hırçınsın? Keşke seni bir de benim gözümle görsen o zaman anlardın.. Ne ben gel derim ne de sen gelebilirsin Öpüp koklayamam seni Yasaklı dünlerin tutsağında yaşayamayız yarınları Bir deli sensizlikteyim işte neylersin... Yaşamışsan en derinine Sanrılar korkutur gözünü Sonra beklersin sadece bir daha incinmemek için Gece yatağında ansızın midene giren acıdan kıvranırsın Ne ilacı vardır bu hastalığın ne tabibi Sessizce inlersin geçmesi için dua edersin Ama nafile ne duası vardır bu hastalığın ne tedavisi. Emrah Biroğlu |
YÜREĞİM I Yüreğim ıslaktır benim Kuytularda ağlamaktan Ve hafif uçuktur rengi Kurusun diye kaç kez Güneşe asılmaktan II Barış yüreğimde Çam kokulu bir orman Varsın konsun dallarına Savaş denilen Yaşlı ağaçkakan III Yüreğim İlk şiirim Sunay AKIN |
Uyan..! Gözlerini açmak gibi değil, Temiz havayı solumak gibi uyan. Başla ...! Yepyeni bir güne Aynı yolda yürüyor gibi değil, Başka gezegene ayak basmış gibi başla.. Ve şimdi Terket..! Kendine acıyormuscaşsına, Gozyaşlarına karışıyormuşcasına değil, Hiç yokmuşçasına terket beni.. Neden mi..? Çünkü artk gitmeliyim.. Hüzünlü yüreğin hep acıtmıştı beni, Vedamdan sonraki hıçkırığın , Yankılanmadan kulaklarımda, Her gece o sesle yorulmadan Terket beni Hiç yokmuşçasına...! İki kişilik hüzün taşıyabilir bu beden, Ağıtlarını yoketmek adına, Yok olabilir istersen. Sevgi dokunmak değil, Acımak değil, Fedadır...!!! Feda edebilirim şimdi Şu hüzün saatlerinin bitişini Kendi varoluşuma..! Suzan Batmankaya |
SEVİNÇSİZ ANILAR Ölümüm kandil olacak, Akşamlar akşamlar akşamlar olacak Ben bu acılı baloda Maskesini yitirmiş seferi şair Ben inançsız yolcu Bütün istasyonlarda Kanlı rütbeler takılacak omuzuma Bir kuşluk vakti dalgın atların hıncını düşünürken Sen "Yalnızlığın bahçesini sulamış olacaksın" Ve gidiyorum... Dudaklarımda bir nergis tadı Bak, kar izleri örttü bile, Kendini iyi koru, bu kış çok uzun sürebilir. Anılarım tutkularıma bağlıydı bilirsin Artık pişmanlık olsa da olur olmasa da. Ne olursun sen hep böyle kal Varsın ellerim ellerinsiz kalsın. "Ölümüm kandil olacak, akşamlar akşamlar akşamlar olacak..." Cezmi Ersöz |
YORGUN KADIN * Belli ki yorgunsun Hiçbir şey almadan yıllarca vermişsin Engeller içindesin Takılmışsın olayların ağına Sen hayat bahçesinde sevgi dilencisi Bende aşk bahçesinde sevgi misyoneri Ağlarken gizli gizli Dökerken incilerini gerdanına Göğüs aranda biriktirirken gölü Bir avuç sevgi ile yalasan Avuç içi kadarda olsa sevgin Biçarelerdesin Düşünceler deryasında karabatak gibisin Önce sen çaldın kapımı Birlikte çıktık aşıklar sokağına Beni yarı yolda bırakıp kaçtın Şimdi Seni seven Sen sen diye diye Elini arayıp ağlarken Sen Hep ucunu tutmuşsun ayrılığın * SERDAR SAN İZMİR 2005 |
Tabanca Sigara içenlere ateş etmeyiniz Evli bir kadınla rakı içerken Rozet gibi göğsüne takmış cesaretini Ben Mitridat'tan sözettim siz etmeyiniz Eski bir Osmanlı paşası gibi Feodaliteyi süpüren bıyıklarıyla İstanbul, İstanbul uzakta İstanbul'a ateş etmeyiniz Tutalım yanılıp ateş ettiniz Şeker Ahmet Paşa'nın resimlerini Eski hececilerin şiirlerini bir de Ben çok seviyorum siz de seviniz Cemal Süreya | |
Ağıt Ağlayın, parmakları nur Sularından kınalı kızlarım, Ağlasın Meraga göklerinden Meraga'ya bakıp yıldızlarım! Yollara Kürşad'lar uzanmış, ölü...' Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü! Yiğitlerim uyur gurbet ellerde.. Kimi Semerkant'ta bekler beni, Kimi Caber'de... Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok. Ben nasıl varım? Ağla, ey Tanrı dağlanndan İndirilmiş Tanrım! |
Sevmekten Gidince Sen beni sevmekten gidince ben bana borçlu kaldım Ya sen bana fazla geldin ya ben sana az kaldım Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde El tutmak yol açıyor diye hesapsız Susmalara kaldırdık tüm tutuşmaları Yasak kelime oyunu yapmak Yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak Artık yağmur sonraları toprak kokmak yok Tomurcuklanmak günah Ve bir insan gözü yüzünden 100 gün ardarda uyumamak Kimse ölmesin diye Kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak Güneşi ayı ve hatta hiç bir tabiat olayı Şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya Ne deniyorsa onu atacak kalp Ve süresi24 saate çıkarılacak meskun mahallerde ağlamanın Sen sesini alıp gidince ben burda dilsiz kaldım Ya sen bana fazla geldin Ya ben sana az kaldım Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur Yılmaz Erdoğan |
eminmisin YAĞMURUN BİRGÜN DİNMEYECEĞİNDEN HİÇ BİTMEZ GÖRÜNEN HAYAT IRMAĞININ BİRGÜN KURAMAYACAĞIDAN SENİ ALIP DİYARDAN DİYARA GÖTÜREN RÜZGARIN BİR GÜN DURUVERMEYECEĞİNDEN EMİNMİSİN? HEP ATAN YÜREĞİNİN DURUVERMEYECEĞİNDEN GÖREN GÖZÜNÜN HEP GÖRECEĞİNDEN DUYAN KULAĞIN HEP DUYACAĞINDAN EMİNMSİN? BEN OLMAZSA OLMAZ DEDİĞİN İŞLERİN ASLA SENSİZ YAPILAMAYACAĞINDAN SEN OLMAZSA DÜNYANIN DURUVERECEĞİNDEN SESLENDİĞİNDE TİTREDİĞİNİ SANSIĞIN ŞU DAĞLARIN HEP EMRİNDE OLACAĞINDAN EMİNMİSİN? SANA UZANAN ELLERİN HEP YANINDA OLACAĞINDAN YÜREĞİNİ VERDİKLERİNİ BİRGÜN SIRTLANIP DÖNMEYECEĞİNDEN EMİNMİSİN? BEYAZ KOYUNUN BOYNUZLU KOYUNDAN HAKKINI ALCAĞI GÜNDE BALIKLARDAN KUŞLARA AĞAÇLARDAN GÜNEŞE ÜZERİNDEKİ MESAJLARI OKUYUP ANLAMADIĞIN YARATILMIŞLARIN SENDEN ŞİKAYETÇİ OLMAYACAĞINDAN EMİNMİSİN? SANA HEP AÇIK DURAN İLAHİ KAPILARIN BİR GÜN KAPANMAYACAĞINDAN EMİNMİSİN? KARANLIĞIN İÇİNDEN KAYBOLUP GİDEN ÇIĞLIKLARI DUYABİLDİĞİNDE YÜREĞİNDEKİ IŞIKTAN BAŞKALARINA VEREBİLDİĞİNDEN EMİNMİSİN? GÜZEL BİR HAYAT YAŞADIĞINDAN, YAPABİLECEĞİN HERŞEYİ YAPTIĞINDAN EMİNMİSİN? BÜTÜN BUNLAR İÇİN BİR DAHA FIRSATIN OLACAĞINDAN GERÇEKTEN EMİNMİSİN? Son mektubun elimde Bana veda etmişsin Ayrılırken herkese Her şey bitti demişsin Duydum da inanmadım Aşka üp geçmişsin Benimkisi değil Bir oyundu demişsin Zafer n zaferin Eser n eserin Sevin ey zalim sevin Bak bir erkek ağlıyor Geceden ta sabaha Resmine baka baka Hayatında ilk defa Bak bir erkek ağlıyor |
Diyelimki yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşalırcasına yağıyor mübarek, Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına Işte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi dibe dalayım diyorsun İçine çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Ben varım Can Yücel |
bayrak Bir bayrak adını aldığı yere, örtü olmak için boy boy dikilir. mehmed'in mermi'yi yediği yere, adres olmak için boy boy dikilir. nazlı bir bekleyiş sözlü güzel'den, hasreti taş olmuş özlü güzel'den, elinde iğnesi köylü güzel'den gergef almak için boy boy dikilir. adı ana olan inan her türk'e, iffeti emanet alan her türk'e, maraş'ta olanı bilen her türk'e, namus örtüsü'dür boy boy dikilir. gelecek nesilin bilmesi için, okul'da tören'de görmesi için, bir gün lazım olsa ölmesi için, gönlere çekmeye boy boy dikilir. gün olaki birgün şahit olursun, namert vurur sende şehit olursun, ahali arkanda önder olursun, tabut'u örtmeye boy boy dikilir. Ey, mavi göklerin beyaz ve kizil süsü, Kizkardesimin gelinligi, sehidimin son örtüsü ! Isik isik, dalga dalga bayragim, Senin destanini okudum, senin destanini yazacagim. Sana benim gözümle bakmayanin Mezarini kazacagim. Seni selamlamadan uçan kusun Yuvasini bozacagim. Dalgalandigin yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver ! Sabah olmasin, günler dogmasin ne çikar. Yurda ay yildizin isigi yeter. Savas bizi karli daglara götürdügü gün. Kizilliginda isindik, Daglardan çöllere düsürdü gün. Gölgene sığındık. Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim; Yeryüzünde yer beğen: Nereye dikilmek istersen Söyle seni oraya dikeyim! Arif Nihat Asya |
Binmediğim hiç bir otobüs Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde Gittikçe azalıyor hayat Neyi erken yaşadıysam Hep ona geç kalıyorum Sana göçüyorum her sonbahar Yolların çıkmıyor aşkıma Unuttuğun yağmurların adı saklımda Seni içimden terk ediyorum Susmaktan yoruldum Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri Efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp Seni içimden terkediyorum Ne unutacak kadar nefret ettin Ne hatırlayacak kadar sevdin Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum Beni hep bulmamak için aradın Yanılgımdın Yandığımdın Yangındın Sensizliğe yenilmek Sana yenilmekten zor olsada Ardımda bir sürü “belki”ler bırakarak Seni içimden terk ediyorum Şimdi İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan İki yarım kaldık Tamamlayamadık bizi Elinden tutamadık yanlızlığımın Saçlarımıda uzaklarına gömdün İçimin mavisi senin okyanusundandı Al! geri veriyorum. Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim Sana bensizliği terkediyorum “Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın” demiştin Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi? Ne tuaf değil mi? İçimi acıtanda sendin Acımı dindirecek olanda “Ya öldür beni”dedim Ya da git benden İçi bulanık bir sevdanın ucunda Seni kaybettim Aldırmadın aldırmalarıma Bir gecede yakıp yârini Şafaklara sattın ihanetini Küllerime basanlar bile utandı yaptığından İşte soluk bir ömrün son nefesi Benden İçimden Terkediyorum |
iki bıcak İki Bıçak İki bıçak seç kendine Biri yaralamak için Biri öldürmek Pusu kur gözlerinin karanlık gölgesine Biri sevmek için Biri ihanet İki yürek seç kendine Biri yaşamak için Biri gizlenmek Bir korkak,bir kaçak,bir firar Kaç kişisin sen sevdiğim çocuk İçimdeki bıçak iki kere daha dönüyor Olduğu yerde Kalırsan sel basar yataklarımı Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde Kimi zamanlar olur sevgilim İki bıçak bile yetmez Bir tek ölüme |
HATIRLA... Kar yağarken yağmur bilmez omzuna, “Ne yaşarsak yaşayalım seni çok sevdiğimi hiç unutma emi? ” dediğini hatırla. Ve anımsa “dahası olacak bu aşkın ” dediğin yerde Karaladığını öykümü... Gün doğarken güneş bilmez uykuna, Sayıkladığını ismimi hatırla. Ve ağla, Hiç dolmayacak boşluklarda Çaldığına türkümü... Bir gece yarısı yolda bana yazdığın mesajda “darmadağınığım gavurun kızı” dediğini hatırla. Ve kına, Beni bırakıp kaçarcasına gidişini memleketten Gözlerine takıldıkça hayalim, Bitirdiğini hatırla bu aşkın masalını... elif eylul aybaşoğlu |
AĞITI YARALI KUŞLAR KONAR ALNIMA Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma Beni bir sağucu mu sanırlar Tünedikleri ömrün kâhinidir onlar Dökerler kanatlarını rehin bir nehrin avlusuna Gelir bana konuk olurlar Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma Sesini sebil etmiş çeşmeler durulanır Güvercin uykulardan bir menekşe uyanır Zamanın aynasında salınır salkım söğüt Göğün kırlangıcını şu ağaç tanrı sanır Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma Baharı firar etmiş bahçelerin imlası dökülür Bir serçenin düşünü hayra yorar bir bilge Dalında yaprak çürür Evren küçülür Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma Tanrının üvey çocuğu mudur onlar Bu yüzden mi şairlere dokunurlar Göğün yorgun yüzünde düşsüz uyurlar Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma Hüznüme usul usul yağar kar... |
Bana Bir Şey Söyle Bana bir şey söyle, anlamını kimse bilmesin, tek ben anlayayım, Bakışlarından uzak olsamda sözlerinde cesaret bulayım, Güzelliğine değil, kişiliğine aldanayım, Bana öyle bir umut ver ki, ömür boyu o umutla avunayım, Bana kalbinde bir yer ver, bıraktığın gibi hep orda kalayım... Sercan Akay |
Mavi Çiçeğim Gonca Verdi Uzakta bile olsan endişe duyma. Sana söz verdiğim gibi sevdamı koruyorum masumca. Mavi bir çiçeğe sakladım duygularımı usulca. Canım aşkım bir müjdem var sana. Sevda çiçeğimiz gonca verdi bu bahar da Hülya ARISAN |
Bir çığlığın içinde yakalıyorum seni Kaç kez İstanbulsu, Parıldayan, ısıtan, yakan bir alev gibi. Üstünde uzun, pis, yalnız sokakların yağmuru.. Odaların, merhabaların, gülücüklerin sıkıntısı Tramvayların, vapurların sıkıntısı Yitmiş aşkların, yitecek aşkların Aynı vazoların, aynı öğütlerin, aynı yasakların sıkıntısı. Yakalıyorum, öpüyorum, avutuyorum. Karanlık etini kemiriyor, Vaktimiz kısa, Düşlerimizi kolluyorlar durmadan Durmadan kovuşturuyorlar Mendilimi ıslatıp alnına koyduğum Suyundan içtiğimiz hayat çesmeyi, Yalnız-geceler boyu uzanan kadını bakırlarda Durmadan horluyorlar Geyiğim, saklım benim Bakma arkana, ne olur, aldırma Onulmazlığımızdan büyük yapılar kurduk Horlandıkça aşkımız, derya. Vaktimiz kısa, Karıncalara, rüzgarlara, sulara dokunmak Uyanan toprakları bilmek gerekiyor. Ormanlar görmüş dolunayın tılsımını Ağlamayı unutmadan Dövüşmeyi bilmek Tirnaklarınla tutunmayı bilmek gerekiyor Sağılandığımızı, kollandığımızı bilmek gerekiyor Kapa tunç, kapılarını gece Soğuktan, kırgın, parasız milyon kişi. Geyiğim, saklım benim, Ölüm dayanmadan kapıya Sev, öp, yitir beni Ahmet Oktay |
GÖL Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz Zaman adlı denizde bir gün, bir lahza için Demirleyemez miyiz? Ey göl, henüz aradan bir sene geçti ancak, Seyrine doyamadığı o canım su yanında Bir gün onu üstünde gördüğün şu taşa bak Oturdum tek başıma! Altında bu kayanın yine böyle inlerdin, Yine böyle çarpardı dalgaların bu yara, Ve böyle serpilirdi rüzgarla köpüklerin O güzel ayaklara. Ey göl hatırında mı? Bir gece sükut derin, Çıt yoktu su üstünde, gök altında, uzakta Suları usul usul yaran kürekçilerin Gürültüsünden başka Birden şu yeryüzünden bilmediği bir nefes Büyülenmiş sahilin yankısıyla inledi. Sular kulak kesildi, o hayran olduğum ses Şu sözleri söyledi: "Zaman dur artık geçme, bahtiyar saatler siz Akmaz olunuz artık! En güzel günümüzün tadalım o süreksiz Hazlarını azıcık!" "Ne kadar talihsizler size yalvarır her gün Hep onlar için akın; Günlerle birlikte dertlerini götürün, Mesutları bırakın." "Nafile isteyişim geçen saniyeleri Akıp gidiyor zaman; Geceye "daha yavaş" deyişim boş, tan yeri Ağaracak birazdan" "Sevişmek! Hep sevişmek! Akıp giden saatin Kadrini bilmeliyiz! İnsan için liman yok, sahil yok zaman için, O geçer biz göçeriz!" Kıskanç zaman, kabil mi sevginin kucak kucak Bize sevgi sunduğu sarhoş edici anlar, Kabil mi uzaklara uçup gitsin çabucak Matem günleri kadar... Nasıl olur kalmasın bir iz avcumuzda? Nasıl yok olur her şey büsbütün silinerek? Demek vefasız zaman, o demleri bir daha Geri getirmeyecek... Loş uçurumlar: mazi, loşluklar, sonrasızlık, Acaba neylersiniz yuttuğunuz günleri? Alıp götürdüğünüz derin hazları artık Vermez misiniz geri? Ey göl! Dilsiz kayalar! Mağaralar! Kuytu orman! Siz ki zaman esirger, tazeler havasını, Ne olur ey tabiat, o günlerin saklasan Bari hatırasını! Sakin demler de olsun, deli rüzgar da olsun Güzel göl etrafını süsleyen oyalarda, O kapkara camlarda, sularına upuzun Dökülen kayalarda! İster meltemlerinde, ister ürperişle esen Seslerde, ister uzak ister yakında olsun, Yahut gümüş pullarla sular üstünde yüzen Ay ışığında olsun! Kuduran fırtınalar, sazlar bize dert yanan, Meltemini dolduran kokular, hep beraber, Ne varsa işitilen, duyulan ve koklanan, Desin ki: "Seviştiler." Alphonso de Lamartine |
Gökyüzünde mehtap, Yeryüzünde sen, Hanginiz hanginizi kıskandırıyor bilemem, Bülbüller sana aşık olmuş şakıyor, Güller seni kıskanmış dalında soluyor, Gökyüzünde mehtap değil gözlerin parlıyor, Bülbülleri kıskandıran o berrak sesin, Bana unutamayacağım şu cümleyi fısıldıyor, Seni seviyorum..... seyyid burhaneddin kekeç |
Sen gidersen ismim mi kalır dünyada? Gönül viran olmaz mı gidişinle? İsmimle inşa edilen kilit taşısın sen, Yıkılırım Havernak Sarayı gibi Gönül sarayının Sinimmar’ısın sen Aşk binasının mimarısın sen… Sen gidersen hangi mumla yanar pervane? Hangi ateşte yok olur gönül semenderi? Ateş olmayınca semender perişan, Mum tükenirse pervane nicedir? Bu canı tutuşturan ateşsin sen, Donan yüreğimi ısıtan güneşsin sen… Sen gidersen zindan olur gönül bahçesi, Kan damlar tomurcuk güllerden, İğdeler kokmaz, diken olur her yanı, Feryat eder gülşende bülbüller… Hayaliyle avunduğum gülsün sen, Gülüşüne can verdiğim sümbülsün sen… Sen gidersen nasıl yol alırım denizlerde? Rotasını şaşırmaz mı bu yaşlı gemi? Dumanım tütmez yanarım her daim Dümeni kırılır da kalırım yolda? Aşk gemisinin kaptanısın sen, Hilaloğlu’nun sultanısın sen Gitme ne olur can sevgilim, Kilit taşı giderse yıkılır saraylar Yokluğun ateş olur yakar kulunu, Fırtınalar kurutur nazlı gülleri, Girdaplar yutar kaptansız gemileri hilaloğlu |
Ağladım Dün gece uzun uzun Seni andım, ağladım. Sonu yok yolumuzun Ona yandım, ağladım Kim bilir acımızı Bu yasak aşkımızı O eski şarkımızı Çaldım çaldım, ağladım!.. Dolaştım sokaklarda Ağaran şafaklarda Seni senden uzakta Sardım sardım, ağladım İmrendim sevenlere Sarılıp gidenlere Elele gezenlere Baktım baktım, ağladım Benimsin bende değil Ellerim sende değil Yanmamak elde değil Yandım yandım, ağladım Tuza bastım yaramı Aşkla açtım aramı Sensiz son sigaramı Yaktım yaktım, ağladım. |
Aşk Aşk bir kumar,bir oyun Sevgi yalan,sevda yalan Gez,eğlen dünyada Sakın aldanma bunlara Kendini arama bu oyunlarda Seversen cezan hüküm olur Sürgün olur göçersin bu diyarlardan Sen bunlara inanma Maceralara sokulma Sakın sürüklenme bu oyunlarda Aşık bir kumar,aşk bir oyun Aşk bir yalan,aşk bir ceza Aşk bir masal, Aşk...? Çiğdem Yaldırak |
GERİDE KALAN o tren gitti ben kaldım bir güz yaprağıydı hüzün döne döne indi önüme yerde ezik bir karanfil gözlerimde son gülüşün ve belki hâlâ sallanan elin o tren gitti ıpıssız kaldım yaslandığım ağaç gövdesi nasıl anlasın beni? gittikçe daha uzaksın ses yok kulak dayadığım raylarda kim duyacak içimde kopan çığlığı kim görecek beni kör karanlığında gecenin? gökte akan bulut varır mı senin gittiğin topraklara benden sana taşır mı bu yağmuru? rüzgara bıraktım kendimi sürüklenip gidiyorum bir şiir seni fısıldıyor boşluğa düşüyor adımlarım sigaram söndü ateşim yok meyhaneler çoktan kapanmış kendime çekilsem limanım belirsiz pusulam kayıp o tren gitti ben kaldım bir güz yaprağıydı hüzün döne döne indi önüme Hüseyin Yurttaş YANLIZLIK Dışımda yağmur yağıyor, sessiz İçimde yalnızlık öyle yorgun Gökyüzü genişler birazdan, yağmur diner Mindere uzanır misafir güneş Camlarda ışıldayan altın aydınlık Masadaki sürahiye yansır Bütün tazeliğiyle yeniden Cömert bir gün doğar şehrin üstüne. Güzeldir bu tabiat güzelliğine Oysa insanları da sevmek isterdim Böyle uzak oldukça kendimden bile Tad alamıyorum canım dünyadan Mustafa Şerif Onaran YANLIZIM YANLIZSIN YANLIZIZ kimse içimdeki boşluğu görmüyor bir adresi yitirmek neler hissettirir insana kalp atışlarından uzak olmak soluğunda duyamamak mevsimleri, düşünmüyor çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız ciddiye alınmıyor sorularımız gün afrikalı kalmaya kararlı bu dünyadan olmamak da yetmiyor ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir silüet hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz küçülüp silikleşiyorum, hafifliyor bedenim yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum Metin Celal Yanlızsan Eğer hayatın devraldığı sessiz bir özsudur acı birikir yüreğinin kıvrımlarında ve ağar gözlerine ağır ağır bulutlar yere inmiştir artık ya da gurbettesindir unutma bir hayalet gibi kapındadır yalnızlık denen şey ufkun kararabilir birden için çölleşebilir kaçışın bile bir adımdır ya da dönüşündür kendine unutma Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah "merhaba hüzün" "merhaba yalnızlık" diyerek başlarsın hayata ama hayat bağışlamayacaktır seni unutma Üstelik günlüğü yoktur hüznün hiç bir zaman da tutulmayacaktır serüvenlerin yorgun yeniği elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün ya da hasta bir tanıdıktır ancak hepsi o kadar unutma Ahmet Telli |
Susma..... . Susma, Sen sustun diye bozuldu büyü; Dagildi periler, yikildi Kaf, Anka öldü. Sen sustun, Derinlesen bir kuyudur Simdi içimde zaman. Yiter dibinde uyku, Yiter rüya, Yiter benim Yusuflugum. Ah, kirilir çikrigi bu kuyunun, El atmaz kimse, Çürür çöl ortasinda, çürür… Bulamaz beni hiçbir bezirgân. Çünkü sen sustun diye durdu Heybesinde umut tasiyan kervan. Susma, susarsan Kim çikarir beni bu dipsiz kuyudan? Ey saçlarinda aydinlik, Ninnilerinde yagmur saklayan! Asi saçlarimi oksa dizinde, Dokun bir yangin yeri alnima ellerinle -Gögümde gezinen buluttur ellerin. Parmaklarinin arasinda büyür Topraga can veren yagmurlar. Dokundugun yerden günah silinir, Baktigin yerden karanlik- Ve çöz masal yumagini üstüme, Çekip al beni bu karanliktan. Ben ki Kundakta susuz bir Ismail’im; Sen susunca kizgin çöldür besigim. Bir yanim Merve, bir yanim Safa, Dönünceye kadar Ibrahim, Kos Hacer, kos Yüregini koparip yerinden Yedi defa, Yetmis defa, Yetmis bin defa… Kizgin kumlar arasinda Bir damla su ara. Sen sustun, Sustu ninni, masal sustu… Ey rüyalari çalan haramiler! Alin gözlerimdeki buguyu, Ker*** bir damin bacasinda tüten Alin, ekmek kokusunun hazzini. Alin çikinimda ne varsa: Çizmelerimde sakladigim hiçkirigi, Çakima sürülen sögüt suyunu… Nasilsa, Koptu elimden annenin saçlari, Zamanin ipi koptu. Gök mavi olmayacak artik, Nasilsa yagmura küstü nisan, Çiçekler kanmayacak bahara. Geri dönmeyecek bir daha, Geri dönmeyecek; Son sefere çikti göçmen kuslar. Sustu masal, Ah, bir Sehrazat kadar bile Yer tutmuyor insan. . Veysi Atici |
Bilir misin....? Bilir misin leyli, bilir misin, Ben trenleri neden sevmem. Trenler demirdendir leyli, Trenler demirden… Kaba bir yük gibi Taşırlar yürekleri. Trenlerin kalbi yok ki; Trenler anlayamaz seni beni. Bilir misin leyli, bilir misin, Ben trenleri neden sevmem. Yolcuyuz leyli, ikimiz de; Yolcuyuz, her şey ve herkes gibi. Biletimiz ezelden alınmış, Menzilimiz bilinmez… Fakat trenler saate esir leyli, Trenler saate esir… Trenler bekleyemez kimseyi. Sen istasyona yeni gelmişken, Benim trenim çoktan gitmiştir. Bilir misin leyli, bilir misin, Ben trenleri neden sevmem. Demir raylar üzerinde yürürler, Uzak diyarlara varırlar, Fakat trenlerin direksiyonu yok leyli, Trenlerin direksiyonu yok; Trenler dönemez geri. Sen bahar istasyonu burcunda; Ben çölü yaran rayların ucunda Giderim kış üzeri. Gövdem yol yorgunu, Yüreğim senin avucunda… Bekleme Leyli, bekleme beni; Trenler dönemez geri. Veysi Atıcı |
Ağlayan Çocuklar Kafesli evlerde ağlar çocuklar, Odalarda akşam olurken henüz. O zaman gözümün önünde parlar, Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz. Ne vakit karanlık kaplasa yeri, Başlar çocukların büyük kederi; Bakınır, korkuyla dolu gözleri: Ya artık bir daha olmazsa gündüz? Gittikçe kesilir derken sedalar, Gece; bir siyah el gözümü bağlar; Duyarım, içime sığınmış, ağlar, Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz... |
Saadet Ömür tezgahında çile dokudu, Cefa ateşine düşer SAADET. Sabırla şükretti dua okudu, Sevgi ocağında pişer Saadet. Ruhsuzun yüreği taşmı,demirmi, Helalden pişmeyen yemek yenirmi, Temelden yanlışa Töre denirmi, Nusibeti bir bir aşar SAADET. Çile girdabında yüreği yandı, Hayata bağlayan dört tane can’dı Onların gülmesi en mutlu andı, Evlad sevdasıyla yaşar SAADET. Azimle değişti hayatın rengi, Evinde düzeni sarraf ahengi, Cefanın,vefayla bulunur dengi, Mutlu bir hayata koşar SAADET. Kederli günleri geçmişte kaldı, Kızları yetişti mutluluk saldı, Hediye torunun sevgisi baldı, Pınar duygusuyla taşar SAADET. Kibar endamıyla buğday tenlidir, Hayat bilgisiyle çağdaş yönlüdür, Gizli hazinesi onun gönlüdür, Güzellik sunarken coşar SAADET, Kahverengi gözün,görmesin hüzün, Sevgiyle doludur,duygulu özün, Kalpleri ısıtır,tatlıdır sözün, Mutluluğu yaşa, başar SAADET. Kadir Kaya |
................................................................._ kimin malını kimden saklıyorsun_ Bana şiirlerimi geri ver Henüz yazmadığın yahut yarım bıraktığın Yine kaybedilen zamanında bu canın Bulmuşken ruh ikizini Ne zor değil mi Bir kıvılcım yetecekken yanmaya Azıcık cesaret bile yok aşka Böyle gözlerimin içine derin derin bakıp Kavurdun kül bırakmadın bağrımda Hadi bir tut elinden talihin Bir sarıl inadına tüm evrenin Bitmeli diyorsak da bitemez artık biliyorsun Ertelenen bir yalan ömrü Öbür diyara sakladık diyorsun Bana şiirlerimi ver ey peri Okumalı ve yeniden doğmalıyım mısralarınla Kıskançlığım ustalığında değil kaleminin, sakın ha Safımıza katılmışsın ne fark eder, ha öndesin Ha arkada Ele veririm kendimi diye susma boşuna O şiirlerle nefes alırım Doğan güne umut açarım taze bir çiçek gibi Çiçeğimsin biliyorsun hem de en güzeli Dalına el değmemiş Ve hiç koklanmadan bekliyor beni Karşımdasın ve bir ümit Bir mucize diliyorsun dudaklarımdan Yoruldum diyerek kırıyorum hayallerini Utanmadan Bana sevgili Bana şiirlerimi geri ver Bari teselli bulayım yazdıklarınla Sarıp hayalleri koynuma Senin yerine öpeyim mısraları, doyasıya Nasıl ki en güzel şarkı Daha sözü yazılmamıştır diyorsun Ve kondurulmamış bestesi İşte öyle güzel sevilişin Bu kör duvarlara bakıp bakıp hayal edilişin Ver artık o şiirleri Ver de bu ızdırap bitsin Döktüğüm gözyaşı sitemine değsin hüsnü zafer kömürcü |
Ben acılar denizinde boğulmuum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiller söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını... Ümit Yaşar Oğuzcan |
KIRK İKİNDİ YAĞMURLARI Sabahları aşık değilim dedim Hakikaten de öyleyimdir Her sabah rahat, neşeli olurum Hatta sesime bakmadan türkü söylerim Herkes gibi işime giderim bende Çalışmak sanki özlediğim bir şeydir Sonra yavaş yavaş o aklıma gelir Havam bulutlanır gitgide Peşinden koşmaktan yorgun düşerim Çekilmez olur artık şehir Bilirim şimdi kırlarda Bir hayvan sakince suya eğilmiştir Trenler geçip giderken küçük kuşlar Durmadan yer değiştirir telgraf tellerinde Gitsem gezinsem derim limanda Rıhtım kahvelerinden birinde otursam Bir şey içsem ve dönsem Değiştirsem elbisemi, Yahut uzanıp saatlerce uyusam Belki bu dertten kurtulurum Derim ama akşam olur Gene kapına düşer yolum. Necati CUMALI |
Unut anılarını... Unut sen de ben gibi... Dünlerimi siliyor aklım... Aklımdan sen yokkenki geçmiş silinip gidiyor! ... Unut sen de acılarını... Unut ben de erimiş karlar gibi... Sarıl bana sarıldığın gibi bu ana... Benim sana sarıldığım gibi sarıl bu yakalanmışlığa... Sana sarılıyorum sen yokken... Seni arıyorum bu küçük dünyamda... Şu an yanımda yoksan seni arıyorum... İçimin aradığı gibi sen de ara beni... Şimdi varız; tam da bu anın içindeyiz biz! An biz olmuş...Biz anın... Şimdi sen içimdesin... Şimdi içim sen! ! ! ... Seni özlediğim doğru... Sen de doğrularımdan ol; sen de özle beni... Anda yaşıyorum... Anda seviyorum... Gelecekten korkum yok senli... İçimde seni büyütüyorum çünki... İçlerine sal beni birtanem! ... İçlerine öyle sal ki beni... Benliğimi sarsın ruhun! ... Bu anda aşk var... Bu anda sen varsın! ... Gerisini unut! ! ! ... Ne varsa; ruhunun karabasanlarından kurtul! ... Seni ve beni bırak sadece bu anda kalalım! Sal köklerini toprağıma içimin! ! ! ... Sal ki büyüsün bizde aşk! ... Seni sevmelerdeyim... Sen de kal bende... Sendeyim... Büyülü bir gecenin içinde tek sensin hissettiğim! ... Sensin bunca dünyevi güzelliği ezip geçen! ... Senin gözlerinde kalmışlığımdır gecenin rengi... Sensiz yanmışlığımdır güneşin alevleri! ... Sensiz sessizdir gece... Sensiz ıssızdır içim... Sensiz bu yangın yeri... Aslında hiç sensiz kalmaz bilirsin! ... İçimin alevlerinde tek sen varsın yine... Keşke bilebilsen sevdiğim... Tek sen varsın yokluğunda bile! ... Sen içimdesin... İçim sen... Ben bu gece senin düşlerindeyim... Düşler hep sen! ... aşkın egeli |
GÜN DOĞUYOR Dili çözülüyor gecelerin.. Gölgeler kaçışıyor derine Alıp sihrini bilmecelerin: Gün doğuyor şehrin üzerine. Korkarak şeklalıyor bacalar, Gün doğuyor şehrin üzerine; Dalıyorlar günün gözlerine Gözleri uykulu atmacalar. Sallıyarak dallarını kavak Yükseliyor her günkü yerine, Gün doğuyor şehrin üzerine Mavi bir ışıkla ağararak. Gün doğuyor şehrin üzerine, Renk renk hacimle doluyor her yer. Bakıyor dağınık yüzlü evler Hala yanan sokak fenerine. Toprak kımıldıyor yavaş yavaş, Gün doğuyor şehrin üzerine, Bembeyaz gece çiçeklerine Sabahla düşüyor bir damla yaş. Ve bir deniz hücumu halinde Gün doğuyor şehrin üzerine. ORHAN VELİ KANIK |
Tarifsiz Bir Aşk Seni öylesine çok seviyorum ki anlatılmaz bir şey benimkisi Sana öylesine tapıyorum ki Kölelik misali benimkisi bu ne yüce bir sevgidir ki Leyla ve Mecnunu bile kıskandırır bizimkisi bu öylesine büyük bir tutkudur ki Ölüm bile ayıramaz bizi!!! Göksal Ertek |
| Saat: 23:04 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık