![]() |
KURŞUN BUKETİM Yıllardır içimde bir çocuk ağlar İşte hep bu yüzden ıslak gözlerim Sen de çekip gitme dayanamam yar Gittiğin yollarda başlar hasretim Öyle taş değilim sandığın kadar Benim de içimde yıkılır dağlar Bir gözüm çıldırır bir gözüm ağlar Gittiğin yollarda başlar cinnetim Mazimde yılların cam kırıkları İçimde hasretin hıçkırıkları Sevmedim sevmedim ayrılıkları Gittiğin yollarda başlar gurbetim Dünyada benzersiz bir keder gibi Alnıma yazılmış bir kader gibi Dağlarda uykusuz bir asker gibi Gittiğin yollarda başlar nöbetim Kül de uçar gider ateş sönünce Senden ne kalır ki bu aşk bitince sen de vur sen de yak gitmeden önce Ah benim yangınım, kurşun buketim... AHMET SELÇUK İLKAN |
Kim bilir kaçıncı vedan? Kaçıncı ayrılığa imza attı yüreğin? Ve kim bilir kaç sevdanın failiydin? Alıp alıp yüzüme sürdüğüm ıslak avuç içlerini kim bilir kimler özlemekte… Ellerini tutan parmaklarımı sıkıyorum kırmak, kanatmak istercesine… Ve sessiz bir sitem gönderiyorum seni tanıdığım güne… Gün ağarıyor, her şey daha belirgin artık. Küçük dokunuşlarıyla rüzgar tenimi okşarken benden neler aldığını, bana neleri bıraktığını düşünüyorum... Giden sen miydin? Yoksa yarım mı? Kalkmam gerek, yola düşmem gerek… Bu ayrılık öldürmez beni anlıyor musun? Elif Eylem |
Jiyan son yolcu gitti, son yağmur yağdı sustu son şarkı bu ne ilk ne de son gece… soğuk sarılar içindeyim, boyun eğiyorum gidişin hangi tufanın gelişiydi boynumda muska gibi gezdirdiğim kasırgam kim var benden başka böyle bekleyen kimler senin kadrine kapanıktır benim kadar jiyan umuda buladığım hangi gülün bülbülüsün sevdayı yükledin yorgun kanatlarına söyle jiyan söyle, göç etme zamanı gelmedi mi hangi dağı aşsam hangi dala tutunsam hasretin göğsüme değen taşkınlığında ateş yanarcasına eriyip giden bu zavallı bedenim, bir avuç küldür jiyan alışamadım yokluğuna ölüme alıştığım kadar gitme, bırakma ellerimi demiştim gittin jiyan gittin gideli düşmelerdeyim sesinde gizlediğin neydi jiyan, bedenimi parçalara bölen sırrın neydi jiyan acıyı dillendiren hecelerim yorgun, haykırıyorum sensizliğe bir yanım düşer gibi toprağa jiyanım sıcaklığım jiyanım uysallığım yokluğunda yok olmuşluğum bin bir koku, bin bir renk, sokaklarımda izlerine kavuştuğum zaman eğiliyor yalnızlığa, düşün jiyan tükenerek yenilmeyi düşün söyleyecek söz bulamıyor insan uzayan yolları dinamitliyorum, sana erişilmezliği bağırıyorum sevdamın görkeminde gök yanıt vermiyor, yer yanıt vermiyor boşluklardayım sabaha düşman gecelerde buluyorum seni çiseliyorsun benliğime ılık ılık gün doğuyor, yankılana yankılana gidiyorsun çekiliyor yüreğimin kanı jiyan kerpiç duvarlım, yıkık damlım, kapılarda meltemim saçları buğday başaklım odam soğuk, yatağım yorgun, inliyor pencerem nereye baksam sen, neye dokunsam sen ah bir bilsen jiyanım bilsen kuşlar deli deli uçuyor yörüngesiz gel kıralım feleğin çemberini gel bozalım ayrılığın hesabını gel jiyanım gel, adınla gel toprağıma korkma kim kendi dağında düşebilir elini ver yanan parmakların ucunda kim üşüyebilir kurumuş dudaklarımda türkülerin en içlisi uzadıkça acının boyu düşlerimde, gökler düşüyor üstüme çöl fırtınaları üstüme üstüme ateş topuyla geliyor düş avcıları ıssız zamanlarda yitip sana koşuyorum yıldızlarım sönüyor sönüyor jiyan ve kimse görmüyor kesiliyor elim ayağım, siliniyor yüzüm hayallerine sığındığım, ateş bedenli tılsımım nice şehirler yıkıldı bir gecede sana hangisinden sesleneyim son şarkı kim içindi çanlar kime kimin bu nihayet, sessiz - kimsesiz bu ceset, bu cinayet kimin jiyan kimin Müsade Özdemir |
Beş Paralık Aşk sevda...yine sevda yol uzadıkça uzar gidenler unutulmuş- bekleyişler boş kusurlar çetelesi çentiklenir her gün bir ayrılık türküsünde çilekeş… ağlamaktan utanılmaz ağıtlar tırmanır sazın tellerine gün olur türküler de avutmaz kırılgan sevdalarda, aşikar ayrılıklar ateş çoğalır, duman yükselir damla damla gözyaşı dökülür kaşıklardan yer sofralarına soysuzca lekelenmiş yürekler avuç içinde gizlenmiş pençeler böğürmeler kükremeler paslı gırtlakta hırıltı asalak dudakta zırıltı beş paralık aşk debdebe ihanet çekişmeler denizler kurutmaya yılana sarılmaya yaşamaya değil yaşatmamaya sadakati avucumuzda boğarcasına ölüm gelir aklımıza kurşun hızında rüzgar durur, sular durur ve yine eser yine kudurur kimin umurunda suç mu hep aynı paylaşamamak almak…almak…hep almak bilememek..sevememek.. ömür denen şu namerdin koynunda gidenler-gelenler azalanlar-çoğalanlar kurşun hızında ömür denen şu namerdin koynunda Müsade Özdemir |
Avuçlarımda Bir Sevda Cesedi bir zamanlar bakır çalığı akşamlarda hüzne dönerdi yelkovan tutuştururken ateşi demlerdi uykusuzluğu gözlerim yudum yudum içtiğim yalnızlığımda bilirdim ki tek hasretim, yanında olamadığım bilirdim... uzaklarda bir yerlerdedir dokunamadığım yitik umutlarla dudaklarım hasrete gem vurduğunda aklıma düşerdin yürekte bir kıvılcım olurdu gülüşlerin dinlerdim ağlayışlarını düşlerin sen şarap rengi şafakların sarhoş gün doğumunun yorgunluğunda umutların soğukluğunda dururdun. ne zaman dokunacak olsam, buğulu camlar ardında hep kaybolurdun sen, sıcak bir yok oluşun içinde asalı sevdayı ölümün duvarına yokluğunda çoğalttım sesini oysa yüreğinin soğuğu alıp gitti seni dalgaların en büyüğü hani gittin ya o lavlara dönen yokluğunda anılara sıkılan bir yumrukla senden yana ne varsa yüreğimde yaktım ateşi sana külleri bana bıraktım avuçlarımda bir sevda cesedi... Müsade Özdemir |
Dönüşünle Vur Beni şimdi bana en yakın sensin en uzak da sen ellerinde mevsim çiçekleri buram buram kokan bir yaz gecesi çıkıp gelsen oysa sen acısın uykularımın ağlayan yerlerinde demlerken yüreğim damla damla kansın hangi doğmamış güne erteledin beni sen mi daha vurgun hayalin mi haydi kopart al hücrelerimi al kendini neleri uğurlamadım ki ne gecelerin yarısına düştün ne sabahların alacasına al sabrım senin olsun ağladığımı duymazsın işte yandığımı da kaç mevsim geçirdim böyle kaç rüzgarın önünde durdum avare gün geldi dağlara sis düşürdün gözlerde buğulandın gün geldi bir kara bulut umutsuzluk yağdırdın alıp giderken heveslerimi ne gözlerim, ne de yüreğim inandı sadece gidişine dair dilimde birkaç söz asılı kaldı ‘’gidişin kusursuzca dönüşünle vur beni ‘’ Müsade Özdemir |
Zaman Gitme Zamanı...! sen nesin ki böylesine kutsal nasıl yakalanabilirsin mutluluk nerdesin yaralanınca yürekler acıyınca eller çok oldu üstümüzü saralı yüksek tepelerden kan rengi gölgeler sahi...! sen neden zamansız gittin duyuramadık yüreğimizdeki yangını her gece yalnızlık uğrak yerimizdi yandık söndük, bir daha, bir daha adımların kulaçladığı küllerimizdi ne çok sırlarımız vardı yuttuk bir mağrur suskunluğun kıyısına yağınca sapsarı yağmurlar mil çekti gözlerine sevdalar karıştık gökyüzünün uğultusuna vuslatı unuttuk huzurdu aradığımız bir kuşluk vakti medcezirlerde hasreti nasır tuttu yüreklerimizin ellerimizde zincir ayaklarımızda pranga daldık uykuya ömrün yaralı yatağında gidiyoruz işte nedensiz hayatımızın yok karşılığı ne kaldı ki alacak kapanınca kapılar orada bir yalnızlığın bir de sessizliğin çanları çalacak zaman mutluluğun ötelerinde sahte düşlerde sahte gülüşlerde zaman gitme... zaman kahretme zamanıdır umutlarda döndü mühürlü kapılardan bizden bir söz kaldı geriye elveda Müsade Özdemir |
Kör Kuyu sen öfkeler tükettin, sabırlar çoğalttın çığlıklar sakladın, içinde boğulduğun taş duvarlar sustu, sen sustun bilemedin kıyametin gelişiydi susuşun derin düşündün, sessiz ağladın kabullenmiş gibi duruyordu duruşun şimdi ağıtlar duyuluyor gömütlerinde susuz kalmış damarları içine soluk renkli nergizler dökülmekte sen kör kuyu, yan boş beklemelerine yokluğun orda karanlıkta dalıp dalıp çıkmaların bundandır kendine razıyım dediğin her şeyi büyüttükçe büyüttün ayazlar çektin, yapraklar döktün çoğalttıkça çoğalttın yasları oysa çoktan durmuş fırtınalar doruklarda çoktan açmış gidenlerin akasyaları ne baharlarda hayır var, ne yazlarda bilemedin... yine de bekledin kapalı kapılar ardında of demedin kalabalıklar yıktın, sessizliğe yaslandın hesabında yoktu oysa acıya yakalandın, yağmurunda ıslandın en büyük oyundu sevda dediğin. bitti anla bitme, bitir uğrunda ölünecek ne varsa sen değildin ki kadrini bilmeyen dur gitme... bir sen misin yalnızlığa yenilen Müsade Özdemir |
Adını Sen Koy...! bir yaz sıcağının tenime dokunuşu yaralı yüreğim kadar yakar mı? bulutun yağmura kara sevdası, gözlerimdeki sevda kadar akar mı? her dem hasretindeyim bu yürek, candan gitmek üzere. hep…dağlar kadar özlemini büyüttüm içimi kavuran titreyiştin sen şimdi yüreğim çorak benim hiçbir göz anlatamaz sustu sırılsıklam gülüşlerim sustum göğsümü kanatarak gizledim o kederli siluetini artık kapanmaz yaramsın sen bu can, canımdan bitmek üzere o dumanlı duruşların simsiyah bir ufukla ömrüme düştü susturdum yetim çığlıklarımı içimde bitmeyen korkuya dönüştü şimdi…seni sadece sayıklayacağım yazık…kıramadım hasret servilerini artık seni, kara saplı bir ok gibi yüreğime saplayacağım kalbimi yerinden sökmek üzere yüreğim….kanayan bir yaz gecesi düşlerim… yarım kalmış bir yaz fırtınası kapanmışım terkisine simsiyah susarsa yüreğim susar parçalanır olanca öcüyle siz dinleyin bu yeryüzü, bu gökyüzü, hoyrat yıldızlar bu gürültüler, bu yankılar, bu arya bu benim son kanamam gün, bensiz yüreklere doğmak üzere bu halime aşina değilim, her an’ıma bin dirayet, oysa kifayetsizim, yüzümde renk sustu, dudaklarımda ses, dilimde kıyametin gizli harfleri, ömrüm ahrete gitmek üzere. 08/08/2006 - İzmir Müsade Özdemir |
Avuçlarımda Cam Kırığı hangi şekle koysan hayatı sıcak günlerin ölgün tortusu kuruyunca çiçekler otlar çekilince sular kim avutabilir deniz kuşlarını kartallar uçuyor yeşili bitmeyen ormanlarda ey kuytulara sığınan dondur kederli siluetini şifalar arama vurgun yemiş kalbine dağların toprağı tuttuğu gibi, adını ağzında tutuyor ölüm serzenişler binlerce yüreğin o hızlı atışının durduğu yerde yutkunup yutkunup durma saklama yaşlarını göz kapaklarında ne suçluluğun, ne de sindirimindir yoksunluk yoksunluk bir ömür boyu ölümden daha sağır daha dilsiz damarlarında öfkeyle balçık bir karmaşadır hayat durma yitikler ülkesine uçarcasına gir yağarcasına binlerce yanlışın sesini haykır indiği gibi yağmurun yeryüzüne kendini vedalara bağışla koy bir nokta daha ve ağla ağla utanma bir yaylım ateşi gibi yumrukların sonradan gelişmeyecek ya kır bütün aynaları al yanına yalnızlığını varsın mübarek kalsın yaşamak yaşamak, avuçlarında cam kırığı Müsade Özdemir |
| Saat: 23:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık