![]() |
Mutlu aşk yoktur Sonu bilinmeyen bir yolda Buldum kendimi bir anda Direndim, yenilmedim Ne fayda, sevemedin, Ne fayda Çaresizliğin esiri olmuş hayatım Bitmez, tükenmez haykırışlarım Sensizliğine, çaresizliğine Ben ömrümden ömür adarım Mutlu aşk yoktur, Aşkın tarifi yoktur İmkansız aşk çoktur, Mutlu aşk yoktur Mutlu aşk yoktur, Bedeli ödenmeyen hayat yoktur Her aşkın azabına uğrayan çoktur, Mutlu aşk yoktur. Mutlu aşk yoktur, Sevgisiz kimse yoktur Sevgiyi tadan çoktur, Mutlu aşk yoktur Mutlu aşk yoktur, Aşka kapılan çoktur Sevenin kini yoktur, Mutlu aşk yoktur.. Mutlu aşk yoktur, Sevmenin bedeli yoktur. Ödenen bir bedel varsa orda aşk yoktur, Mutlu aşk yoktur.... Mutlu aşk yoktur, Aşkın asilliğine inanan yoktur Bugünkü bir gecelik aşklar masumluktan mahrumdur Mutlu aşk yoktur.... Mutlu aşk yoktur, Her aşkın sonunda üzüntü çoktur Kırılan kalpler, yıkılan hayaller, Mutlu aşk yoktur Mutlu aşk yoktur, merhametten yoksun insan çoktur Aşkın olmadığı yerde hayat yoktur, Mutlu aşk yoktur. Mutlu aşk yoktur, Mutlu aşk yoktur.... Bir romeo, Bir juliet bu hayata çoktur Mutlu aşk yoktur, Mutlu aşk yoktur.. Mutlu aşk var mıdır ki bir de bana ulaşıp hayatımı taçlandırsın Mutlu aşk var mıdır ki beni benden alıp hayatıma anlam kazandırsın Mutlu aşk yoktur Mutlu aşk yoktur Yoktur, yoktur.... Alıntı... |
Hapishanede Bir Sabah Türküsü Maltepe askeri cezaevinin avlusunda Sisler içindeki Büyükada'nın karşısında Oturmuş yazarım bu şiiri Eylül başlarında bir Cumartesi sabahı Lodos titretiyor ağaçları Yağmur geceden yıkamış çiçekleri Gökyüzü mavi, bulutlar beyaz Ardından baharın geçti koca bir yaz Hapisteyiz hala ve güzün ilk serinlikleri Avlunun dört yanı dikenli teller Tellerin gerisinde nöbetçiler bekler Kapanır uykusuzluktan gözleri On gündür çocuk sesi duymadım Özledim "baba" deyişini kızımın Özledim beni görünceki sevincini... hayatım benim, kırk yıllık hayıtım Seni başarabildiğimce dürüst yaşadım İçim burada da pırıl pırıl şimdi Geçeer, güzelim, bu günler de geçer Sökülüp atılır dikenli teller Koparır halk bir gün zencirlerini Ataol Behramoğlu |
bana ateş ve su şiiri için fon müziği lazım bulabilir misiniz?şimdiden tşk ederim |
Her gece olduğundan biraz daha muhtacım sana,Kırgınım aslında, kızgınım… Hayır sana değil; Seni kırıp üzen şu aptallığıma… Ne olursa olsun Zamanım da mekanım da değişmiyor Hep her zaman aynı yere çıkıyor bütün yollar; Sana!.. Uzun zaman oldu içimdeki maviler donalı. Kendim seçtim sevdayı tek başıma yaşamayı. Yalnızlığımın sorumluluğunu taşıyacak kadar da yürekli olduğumu düşünür ve söylerdim herkese gururla. Geceler sancı olur işlerdi içime ama yüreğimde yaşattığım sevdamı düşündükçe, içime yayılan sıcaklık alıp götürürdü tüm sancılarımı... Ne kadar zamandır böyleyim ne kadar zamandır en yakın dostum özlem hatırlamıyorum. Sanki zaman durdu. Evet özlüyorum ve özlemeyi de seviyorum. Çünkü özlemin içinde aşkım mutluluğum,umutlarım var. Gidenlerin ardından ağıt yakmamayı öğreneli çok uzun zaman oldu ama sen bambaşkaydın. Kimseyi senin kadar sevmemiştim ki. Seni birine anlatmaya kalksam sözcükler yetmiyor, kelimeler acizleşiyor. Neye benzetsem, hep bir yanın eksik kalıyor... Gülemiyorum artık? En iyi yapabildiğim şeyi kaybettim? Aslında önce seni ve senle birlikte herşeyimi kaybettim. Yanımda yoksun. Olsan sarılırdım sana sıkı sıkı. Bırakmazdım sıkılır bağırır çağırırdın ama ben biraz daha fazla sarılırdım sana. Biliyorum benden bağımsızdın, hiç sahip olamadım sana. Olmakta istemedim aslında çünkü hep yanımda olacaktın... Ya da ben öyle sandım... Dinlediğim her şarkıd, her yağmurda ıslanışımda, dalgaların kayalara çarpışınd, her nisanda ve her eylülde, sen yeniden gidiyorsun benden. Ben bu ayrılışların acısını yaşarken birgün gidebileceklerini düşünerek, kimsenin gelmesine izin vermiyorum… Sana ilk satırlarımı yazdığımda yine mum ışığı vardı odamda. Soğuk beyaz bir defterin her şeyi hayale dönüştüren sayfalarında ilk kez seni yaşamıştım. Şimdi uzun yağmurların ardından yine mum ışığıyla dolu odamda yine ve hala sana yazıyorum. Çünkü ben her hayal kırıklığım her duvara çarpışımdan sonra hala sana dönüyorum. Ortasından kopartıldığı için hiçbir zaman sonu gelmeyecek günlerimize dönüp hala seni arıyorum... Çünkü hala seni ... |
Aşksızsam Sensizim Aşk Sessiz, dingin, dinlediğim Aşk Sana verebileceğim tek servetim Aşk Çömez olmak gibi bir şey Aşk Her gün seninle öğrendiğim Aşk Hercai bir menekşe kadar hassas Aşk Güç aldığı yer kırılabilirliğim Aşk Keşke hiç uyanmasak dediğim gün doğumu Aşk Gecenin ortasında bölünen uykunun tutkusu Aşk Kıyıya yakın yerde yüzmek sanki Aşk Okyanusun derinliğinde bir vurgun belki Aşk En çok adına yakışır sevgilim Aşk En çok adıma yakın durduğun yerdedir Aşksız nefessizim, ışıksızım, sessizim En çok da aşksızsam; sensizim sevgilim Alıntı... |
Dost! Yollarımız ayrılsada... Yüreğim dost kalır sana! Habersiz gitsen uzağa... Arar bu can seni,ey dost! Bulur bu can seni,bil dost! Dost... Çatlamış topraklar gibi, Susamışsa dostun dili, Sular seller, yağmur gibi... Akar bu can sana, ey dost! Yağar bu can sana,bil dost! Dost... Arar insan,arar dostu! Bulursa o gerçek dostu, Gönlümde tapulu yurdu... Kurdu bu can sana,ey dost! Kurar bu can sana,bil dost! Dost... Açılır kapılar sana... Sen de kapılar aç bana! Dost olan dostundan yana... Gelir bu can sana,ey dost! Koşar bu can sana,bil dost! Dost... Gerçek dostlar unutur mu? Gezer o dostun yurdunu... Derdin dost derdim olurdu, Devam sen de,bilesin dost! Özün gerçek,sözünse dost! Dost... Yaşar Kılıç |
Eğer ; O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... Ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain... Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa... Ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa... Dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse... Hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... Elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar... Her şiirde anlatılan O'ysa... Her filmin kahramanı O... Her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa... Bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa... İştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa... Eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... Mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız... Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü... Özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu... Hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız... O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... Ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse... Gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; Bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine... Uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa... Dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... Gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa... Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla... ...O halde bugün sizin gününüz!.. "Çok yaşa"yın ve de "Siz de görün"üz. Can DÜNDAR |
Begendiklerim... :) Korkak InsanLar...<3 03.05.2oo9 Yine ağLıyorum yaLnızım odamda, bu dört Duvar arasında... Kimse girip çıkmıyor, Kimse benim bu seL oLmuş GözyaşLarımı, görüpte bir eL uzatmıyor... "Neden"? diye soramıyorum,çünkü InsanLarı Korkutuyorum... Evet,girip çıkmıyor, kimse eLini uzatmıyor, Bu GözyaşLarım InsanLarı Korkutuyor... Oysa kendiLeri hiç mi ağLamadı? KendiLeri iLk başta kendiLerinden, hiç mi hiç Korkmadı? Tabi InsanLar kendiLerin değiL,başka InsanLarın GözyaşLarından korkuyorLar çünkü, "Neden ağLıyorsun diye soruLduğunda" hiç bir Cevap, aLamıyorLar...!!! HüLya.B:)(F) |
Aşk Denilen Mazeret tabeladaki neydi bilirmisin aşk... yönü varmıydı peki yok... olaki yol çıkmaz sokak vede patika bir gidiş potinlerin delik taşralı bakışların gözlüksüz ama yüreğin çelik geleceğin öksüz ne yapardın aşk, severmiydin en çiğ halimle beni kırık yerlerimi koyarmıydın yenimin içine,söyle yoksa sendemi aşk denilen mazeretlerde sığıntı içindesin adam gibi sevmek senle mi tamam oluyor ölümüne derken bir delikanlı senlemi eksiliyordu ömründen.... söyle delikanlı kalacaksan hep söyle iki günlük olmayacaksan benle topraktan yeşerecekse, aşk aşk denilen mazeretlerde bulmayacaksam seni aşk,aşk,aşk ile bir dahaların ilkinde olacaksak hep söyle aşk için aşk olsun sana,aşk.... Alıntı... |
Böyle Bir Sevmek Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir Azıcık okşasam sanki çocuktular Bir akşam korkudan gözleri sislenir Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Hayır sanmayın ki beni unuttular Hala arasıra mektupları gelir Gerçek değildiler birer umuttular Eski bir şarkı belki bir şiir Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Yalnızlıklarımda elimden tuttular Uzak fisıltıları içimi ürpertir Sanki gökyüzünde bir buluttular Nereye kayboldular şimdi kimbilir Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir. Attila Ilhan |
| Saat: 16:46 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık