![]() |
Cemalin ay, gözlerin yıldız, yanağın lâle Kolların şamdanlık, ellerin sanki meş’ale Gel de bak; aşkınla beni getirdiğin hale Aşk ateşimi söndüremiyor en gür şelale Sanki lâl ü güher dökülüyor o tatlı dilinden Ben nasıl etkilenmem ki o tatlı sözlerinden Gökkuşağı oluşmakta, gözlerindeki ferden Ben nasıl etkilenmem ki o ela gözlerinden Sen, sevgi fistanı giydirilmişsin ta ezelden İnci mercanla süslendirilmişsin ta ezelden Vazgeçer miyim ki senin gibi bir güzelden Dünyayı verseler yine vazgeçmem senden Çiçek açmış yanağında, bal var dudağında Aşkımızın meşalesi yanıyor, ela gözlerinde Lâl ü güher dökülüyor o bal tatlısı dilinden Aşk badesi içmek isterim, senin ellerinden Ah kır çiçeğim, senin şiirlerini yazmalıyım Ama; önce Ferhat gibi dağları kazmalıyım Sonra da Mecnun gibi çöllerde gezmeliyim Senin kokunu ta fizandan bile sezmeliyim |
Gülüşün bir avuç duru sudur gülüşün gülüşün bir pınar başında yüzüme serpe serpe serinlediğim seher yelidir okşar kanatlarını yüreğimin maviye değer başım zaman kavramının dışında yelkovanın akrebi yirmidört kez çiğneyip geçtiği doğanın bütün kanunlarını ihlal edip kavrulup savrulan bir kumsalda susuz yeşeren narin bir çiçektir gülüşün ve biz ondan öncesini unutmuş olarak aşka dairlerin ütopyasını çizdik yürek haritamıza sen orada, ben burada alıp avuçlarımın arasına iki yanağını süzüp ışıltısını kirpiklerimden gözlerinin nariçi dudaklarında otuziki diş öpüşümdür gülüşün nakışlayıp adını yüreğimin kabzasına sesinin her telini sarıp belleğime yorgan misali gecelerce örtündüğüm gökyüzüdür gülüşün duruşun halkım mabedimdir gülüşün ötesi uçurum olsun varsın düşüp ölmek sende güzelleşir sende ben aşkın evrensel gizemini sevdim kırlangıçların göç göç gidip gelişini güvercinlerin bahar coşkusunu yasakları ve yasakların yasak tutkusunu sende ben unutmamayı bir de unutulmamanın onurunu sevdim ülkem bakışlım hadi tut ellerimden sıkıca bir türkünün bilinmeyen ırasını fısılda olanca sıcaklığını bırak içime iki dudak arası bir öpüş yansın sende ben türkü türkü ülkemi sevdim... Meral Vurgun |
Gözlerin Düşlerin parlayıp söndüğü yerde Buluşmak seninle bir akşam üstü Umarsız şarkılar,dudağımda bir yarım ezgi Sığınmak gözlerine,sığınmak bir akşamüstü Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi Bir orman bir gece kar altındayken Çocuksu,uçarı koşmak seninle Elini avcumda bulup yitirmek Sığınmak ellerine bir gece vakti Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken Bir kenti böylece bırakıp gitmek İçinde bin kaygı,binbir soruyla Bitmeyen bir şarkı,dudağında bir yarım ezgi Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken Hüseyin Can |
Yağmurda Bir beyin doğuyor bir beyin... bir beyin kabuğunu zorluyor bir beyin... P A T L A Y A C A K bense sağnak yağmurum şimdi. Cem Güneş |
Güvercin Eyledim Yüreğimi.. Yarasına tuz basılmış bir kuşum Sanaydı son sabrım, son uçuşum Bakışın namluydu dillerin kurşun İşte öldüm Daha vuracak mısın? Güvercin eyledim yüreğimi Göğün mavisine boyadım Açtım kapıları sonuna kadar Sana yolladım Daha duracak mısın ? Bahar eyledim gözlerimi Hüzün duruşunu sakladım Canımı yaksan da nereye kadar Külümü yandım Daha yakacak mısın ? Eşkiya eyledim yüreğimi Gecelerine durdum Gözyaşım süzüldü sabaha kadar Sana beni sordum Daha susacak mısın ? Ez yüreğimi ellerinin içinde Bu ayrılık “senin suçun” de Kaç kere sabahın üçünde Götürüldüm asıldım Daha asacak mısın ? Kanasın içimde eski bir yara Vuslat kalsın başka bahara Güvercin yüreğim bir kere daha Ölmeye kaldım Daha atacak mısın ? __________________ |
Efkârima Çeyrek Var.... . (yalnizlik sirça kösküm / cama dayanmis burnum hava puslu, bulutlu / efkârima çeyrek var) Sen Istanbul gibisin sevgilim.. Bazen Sultan Ahmet Camii'nin avlusunda yemlenen gri bir güvercinin; kursaginda dil gibi ürkek, kuskulu ve .................... tedirgin sözlerin.. Bazen Karaköy Iskelesi'nde aksam simidi satan hinzir bir bacaksizin; yüreginde can gibi sicacik, taptaze ve .................... çitir çitir hevesin.. Bazen de Pera Palas Oteli’nin aynalarinda gezinen fettan bir gölgenin; yalazinda tül gibi hesapsiz, çalpara ve .................... çirilçiplak sebebin.. Kâh Eminönü’nün nemli zemini gibisin kâh Kasimpasa’nin delikanli ayazindan ..................................................daha keskin ve derinsin ve sanirim Babiali’de degil de Kumbaraci Yokusu’nda tikaniyor nefesin.. Sen Istanbul gibisin sevgilim ya Beyoglu nostalji tramvayinin vatman amcasi kadar asina ya da izledigi güzergâhin raylari kadar kesinsin ya da Haydarpasa Gari'nda bekleyen yolcular kadar kentlisin. Sen Marmara Denizi'nin dalgalarinda çirpinan yakamoz bir balikçi kayiginin sipirdayan yarim küregi gibisin. Kimi zaman Anadolu Hisari'nin viran duvarlari misali dökülüyorsun kimi Kiz Kulesi'nin kizil gecelerinde bir zindani aska dönüsüyorsun ve sen edalim; Emirgan'in o ihtisamli seyrinde izani zivanadan çikmis üç sirça kösk gibi ..................................................eflaka yükseliyorsun. Seni düsünüyorum arasira Sirkeci Hatti'ndaki külüstür vapurlari veya çiglik çigliga bagiran martilari sonra Besiktas'i, Çiragan'i, Çamlica'yi.. Arasira kendimi düsünüyorum arasira bahçeleri, laleleri, saraylari veya Gülhane'yi, Göksu'yu, Sadabat'i sonra Konstantiniyye Surlari'nda mehtabi oksayan Bizansli Elena'yi.. Ve ansizin sen gözbebegim Alkazar Sinemasi'nda içli bir Türk filminin bestesi buruk, güftesi hazin sarkisi oluyorsun ya da Ortaköy'de ahsap bir evin asma katinda veranda begonyalari kadar pervasiz büyüyorsun. Kimi zaman Yedi Tepe'nin yedisinde kimileyin Altin Boynuz'un o meczup mavisinde arada bir Eyüp Sultan'in münacat pesrevinde yahut Baba Haydar Tekkesi'nin müebbetinde gizleniyorsun. Ya sonra bu koskoca Beldeyi Tayyibe'de Ayasofya gibi öksüz Mihrimah Sultan kadar zarif Rüstempasa'nin çinileri kadar mukim meftunca gülümsüyorsun. Yahut sabahin saat üçünde bir köhne iskembeci de çakirkeyif bir çorba içimi kadar sade ve sakin yahut Yerebatan Sarayi'nin dehlizleri kadar karanlik Galata Kulesi'nin odalari kadar gizemli görünüyorsun. Ve sen Bogaziçi'nin hasmeti mahserinden Piyer Loti'nin telveyi zarafetinden ve Karacaahmet'in payidar sessizliginden usulca süzülüyorsun. Saki sevgilim sarap yarenim sen yalnizlikta Dolmabahçesaray'im sen cama dayanmis kirik burnum beyaz, puslu bulutum hava saganak yagmurlum sen efkârima çeyrek kala güzellesiyorsun. ve sen Istanbul'un ta kendisi oluyorsun.. . Halil Pazarli |
Ah Ulan Felek Ah ulan felek Duyar mısın sana sitem etsem, Ne acılar çekti Ne ayrılıklar yaşadı Bu gönül bir bilsen. Kaç kez suskun kaldı Kaç onmaz yara kapandı, Kaç unutulmazı unuttu O'nu unutmadı bir tek, Bir tek onun için yandı bu yürek Bir tek onsuz yapamadı Yalnız onun için susmadı Yalnız onun gidişine ağladı Bu gözler Ve sayamadım Kaç zaman Kaç akşam Ve kaç gece Gizliden gizliye, Bu odada Şu masada Bir bankta kimi zaman Ya da kentin sokaklarında Yıldızlara aya anlattım onu Ah ulan felek Öyle zavallı ki bu yürek Nereye gitsem Kime ne desem Kim anlar ki beni, Ne istedin benden Ne demeye çıkardın karşıma onu Nasıl da girdin kanıma Umurumda değildi oysa Yaşadığım bu umutsuz dünya, Ne desem Ne söylesem bilmem ki ***** felek Zalim felek Beğendin mi şu yaptığını Madalya mı taktılar sana, Göğe mi erdi başın Mutlu musun şimdi söyle, Darmadağın ettin Can evimden vurdun beni Hiç mi yanmadı için Hiç mi acımadın, Vay zavallı yüreğim Vay ki vay sana Bak sonunda işte Sen de düştün feleğin çarkına, Senin neyineydi sevda Aşkların çok ucuza Hem de Üç otuz paraya satıldığı zamanda. Ah ulan felek ah Yine yaptın kelek, Ne de çokmuş sende Her sevdaya ateşten gömlek Dağıt ha dağıt bitmez mi Bunca acı yetmez mi? Oysa ben kendimi dağıtmışım Dünyamı dağıtmışım Senin umurunda mı. İnsafın kurusun desem Hoş ne gezer sende insaf. Ah ulan felek bu sevda unutulmaz Kapanmaz bu yara Oldu mu istediğin oldu mu ha, Mahvettin en sonunda beni de... |
MERDİVEN Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller; Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... Ahmet HAŞİM |
Gitme sevdiğim, Bırakma beni yaban ellere, Bildiğim ne varsa aşka dair Hepsi hükümsüz sen yokken... Yemin olsun sevdama, Yalnız senin gözlerine mühürlü bu yürek Çarpmayacak senden başkasına... Şimdi ağlarım, sensiz yalnızlığıma... Umutsuz sevdama ağlarım, Gitme diye haykırırken sessiz çığlıklarım, Duyman için yalvarır Gururumun ardından ürkek bakışlarım... Gitme sevdiğim, Yalan olur her şey sen yokken. Yokluğunda dahi sana sığınır düşlerim, Hayalinle avunurum... Gitme sevdiğim, Bu sahte dünyada bulduğum tek gerçek senken Bırakma beni tanımadığım yalancı düşlere... Günahsız, masum bir sevdaya ağlarım, Gözlerin en elasından kaçar Sen bilmesen de sevdiğim, Gecelerin en karasında Her gün sana ağlarım... gül kabacaoğlu |
Ucu Yok Sevdamın Seni bir hayat boyu sevebilirim ben.. Ölümün beni bu dünyadan ayırdığı son nokta, İşte oraya kadar.. Belkide ondan sonrası da var benim için; Seni kara toprakta bembeyaz kefenle bile sevebilirim ben.. Duyguların bittiği yer yok benim için; Seni bir çiçeğin gözünde, Seni bir çocuğun elma şekerinde, Seni,sen benden uzaktayken bile sevebilirim ben... Erhan Kartal |
Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular, rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın, senin etinden, tırnağından ayrı, senin kokundan uzak. Benim güzelim, benim ceylan bakışlım, benim kafamın ateşi, yüreğimdeki. Mümkün mü u anda rüzgar olmak, kuş olmak, şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana, sana tuzlu badem, kabakçekirdeği. Şu anda hiçbir şey mümkün değil. Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben. Şu anda sadece yalnızlık ve kahır. Hayır, güzelim, hayır, ceylan bakışlım, hayır, kafamın ateşi, hayır, hayır, yüreğimdeki. Şu anda mümkün en güzel olan tek bir şey vardır: Yanarak sevmek seni. A.Kadir |
Yollar boyu içimde izlerin Taşlardan örülü hüznün urbasını giydim Uzaklaştıkça yakınlaştı yalnızlıklar Dün gece bir düş gördüm Sarmaşıklar şehrinde Üzerimde en sevdiğim elbise Hüznün rengi saçlarıma bulanmış Sarılar giydirmiş geceye Ne gariptir Sen yoksun Gözlerim yollarda Kokun burnumda Bir sızı inceliğinde Gölgen göründü şimdi bulutlar içinde Koştum koştum Tam değecekken yüzüne Yok oldu aksin gecede Mor çiçekli entarisini giymiş bir uçurumun Kıyısındayım şimdi Bak Yine göründü aksin denizin yüzeyinde Sesleniyorum Dalgaların çığlıklarında kayboluyor sesim Korkular içindeyim terler içinde Neden dokunamıyorum tenine Koşuyorum Adımlarım geriye gidiyor binlerce Bağırıyorum Çığlıklarım sessizlik Yakalayamıyorum gölgeleri Yıkılıyorum yerlere Ağlıyorum Gözyaşlarım denizden de büyük Gözyaşlarıma dayanamazdın sen Koşar gelirdin sevdiğim Nerdesin Hangi hayatın içinde uyuyor kalbin Sana hasret canım Sana hasret ömrüm Gel gel gel Gel kurtar zifiri yalnızlıklardan Gel kurtar uçurumun kıyısından Bir çocuk açlığıyla muhtacım sevgine Sensiz çölleşir yüreğim Ruhum vazgeçer gökyüzünden Gel yaralım Gel sevdalım Gel yoksa Öleceğim.... seval durun |
SEVEREK AYRILANLAR Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı Severek ayrılanlar yaşarlar pişmanlığı Çok uzak şehirlerde aynı çarpar iki yürek Çok uzak bir şehirde beklendiğini bilerek Gün gelir için yanar elin gider mektuplara Gün gelir beni ararsın gözün dalar uzaklara Yaz gelir sıcak olur akşam sahil yollarında Her adımda beni anarsın gözün dalar ufuklara Rüzgar aşkımı kucağına alsa Dağları tepeleri aşsa Saçlarına ulaşsa Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı Sen benim eş ruhumsun Unutmuş olsan hissederdim Unutmuş olsan yanımda durmazdı her sabah hayalin Seni görmek için geri geldim Sen gideli çok olmuş Nereye gidersen git Çantanda bir resmim Aklında gülüşüm olsun Beni seni gerçekten sevdim Bitmez demiştim bitmedim. ERHAN GÜLERYÜZ |
Acılı Gecenin Bitiminde Yaşadığımı işitmek istiyorum Bir ses uzaktan yakından ya da içimden Düşen yaprak örneğin Kağıt hışırtısı olsun Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı Bir inilti derinden Damlayan su Bir elektrik düğmesi çıt diye Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm Her ne olursa olsun bir ses Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı Yaşadığımı görmek istiyorum Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden Sesindeki pırıltıya Gözündeki ışıltıya benzer Bir kibrit çakımı Bir yanıp sönse yeter Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak Ya da gün batımı pembesi dudak Bir yıldırım hızında çizilsin Bir şimşekçe yazılsın karanlığım Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen Bir yıldız parlayıp sönen Dişlerinin aydınlığını İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm Her ne olursa olsun bir ışık Aziz Nesin |
Ey yağmur! Bütün yalnızlık şiirlerim, Senden ilham alır. Yaz yağmuruysa yağan, Şiir yarım kalır... ferhat kızılırmak |
ÇOCUKLUK Çocukken arasıra Kurtarırdı bir tanrı beni İnsanların bağırışlarından ve sopalarından; Masum rahat, oynardım o zaman Çiçekleri ile korunun Ve göklerin meltemleri Oynardı benimle Tıpkı sana doğru Narin kollarını açan Bitkilerin kalplerine Sevinçler saçtığın gibi Friedrich Hölderlin *************************************************************************** ******* İNSANLARIN RAĞBETİ Sevdiğim gündenberi en güzel bir hayatla Dolan kalbim ilahi bir varlık olmadı mı? Neden beni daha çok dinlerdiniz vaktiyle? Ben ki o zaman daha kibirli, daha kaba, Ağız kalabalığı yapan boş bir adamdım... Ah! insanlar pazarda para edene koşar, Uşak ruh saygı duyar ancak heybete karşı; Ve ilahi olana bizzat ondan olanlar. Yalnız ondan olanlar imanla inanırlar. Friedrich Hölderlin *************************************************************************** *********** HAYATIN ÇAĞLARI Fırat kıyısındaki şehirler! Palmir'in yolları! Ve ey çölün ovalarındaki sütun ormanları, Ne oldunuz? Siz ki aşıyordunuz hudutlarını Bütün yaşıyanların, Fakat göklerin estirdiği yeller Ve yaktıkları ateş Aldı başınızdan taçlarınızı; Bense şimdi Bulutlar altında oturmaktayım, Her birinde bir huzur olan bulutların, Karacaların dolaştığı kırlarda Göğe doğru yükselen nefeslerin. Ölü ve yabancı görünüyor gözüme Ruhları o eski mesutların Friedrich Hölderlin |
Akşam Güneşi Hayatım temsili bir yenilgi gösterisidir Okulu seven çocuklara bıkkınlık getiren Yağmurda yalnız kalır, seyircisi yoktur Onun için yaşamak alelade bir lükstür Rüzgara karşı kalem oynatır hayatım Damla damla büyür beyninde bir gül Bir şiirdir ve hiç de kötü değildir Dizeleri birbirine iteleyerek geçer Sararmış bir devrimci fotoğrafıdır hayatım Genelevi bulamayan yeniyetmeye benzer Yalnızlığı yalnızlıktır ve çok sıradandır Her hafta sonu annesini görmeye gider Kartpostal görüntüleri ile intihar eder Donar kalır bir aynada eli yüzü çıplak Altıncı filo gibi bir şeydir, isyanlar bastırır Yasaktır elini koynuna sokmak yasaktır Sonuçta bir hayattır,naftalinler kullanır Parası çıkmazsa gider sakal bıyık bırakır Sevgilisi yoktur ve artık sevgisi de yoktur Radyoda söylenmeyen bir ölüm sessizce kepenklerini kapatır... |
Sevmeyi bilmeyen ne anlasın Gül yüzlerde solmuş güller açmaz oldu söyle Niçin garip aşıklar düşmüş sefil yüreklerde Sevda bağlarında bülbül feryat eder güle Aşık şem a yanar sevmeyi bilmeyene Kaç aşık bir maşuk uğruna düştü çöllere Umut besledi benim gibi kuru bir gülde Aşık olanın derdi vuslat bulmaktır sevgiliye Naz eder sevmeyi bilmeyen merhametsiz zalimce Kim var benim gibi derde düş olup aşka yanan Bir hayale uğrunda koşan varmı benim gibi yorulmadan Aşk ehlinden olup ölümü bekleyen aşkı tatmadan Varmıdır benim gibi Firavun yürekliye aşk ilan eden Zaman nedir sevmeyi bilmeyene aşk hikayedir Çile dost olur şem a yanan aşığa şerbettir Zehir aşık olan için bir tebessüm ilk bahardır Sevmeyi bilmeyen ne anlasın aşk sevgi nedir Yılmaz Öztürk |
Gecede ayaklarım ağır kurşun mafsallarım Yürüyorum bir dağ yolunda ateşe dönük Biraz yaklaşır mısın kır çiçeğim öksüz papatyam Silahsızım çevrilmişim yalnız sana anlatacağım İşte ateşledim cigaramı bir soluk aldım Tütün bastım yarama tuz koydum çaresiz Oysa damarlarım vuruyor dağ başlarına Eritiyor karanlığı ilkin gözlerin sonra dudakların Yanan cigaramın dumanında görüyorum seni Hep onsekiz Ağustos hep kızgın bir bakır Sonra bir Akdeniz sabahı aydınlık yüzün Rüzgarlı bir denizle kolkola kıyıda sen Kırık bir aynanın parçalarında sen İlkin saçlarını görüyorum tanıyamıyorum Sonra yüzünü dönüyorsun biraz Temmuz güneşi Öyle bir siluetin olmalı rüzgarda biraz sarı Tek tek ufak ufak çizgiler kağıtta Eğilirim suya yaprakların arasından bakarım Yüzünün bir yanı başlar konuşmaya Omuzumu sarsıyor anılar yürüyelim biraz Kolay mı çılgınlıklara yürek tutmak Biraz zehir sert içki sonra bir yudum soda Bir soluk bir soluk daha tut beni düşeceğim Yaklaştırıyor uzaklardan gelen bir türkü Önce seni sonra bir kenar mahalleyi İki saattir karamsarım ayakta duramıyorum Dolduracağım sabaha yaklaşırken dağ başında Mavi bir demir kadar sert olacağım Ömer Faruk Toprak |
VENI, VIDI, VIXI Değil mi ki o derin acılarımla şimdi Buna destek olacak tek bir kolda yoksunum Ve çocuklara bile zorlukla gülüyorum Ve açmıyor içimi çiçekler renkleriyle Anlamalıyım artık : yaşadın yeterince! Değil mi ki ilkbahar kuşatınca her yanı Doğayı şenlik yerine çevirdiğinde tanrı Bu görkemli sevdaya aşksız bakıyorum Değil mi ki gün-gece ışıktan kaçıyorum Duyarak o en gizli kederi herşeydeki Değil mi ki ruhumda umudum yenik düştü Değil mi ki bu güller, kokular mevsiminde Sevgili kızım benim, içimde, ta derinde Yalnız senin yattığın karanlığa özlem var Madem ki öldü kalbim, yaşadım yeterince! Yeryüzünde yükümü tek bir gün reddetmedim Arığım işte orda, burda başak demektim Yumuşadım gitgide, yaşama gülümsedim Ve yaşamın o büyük, dipsiz gizi dışında Dimdik durdum ayakta, kimseye eğilmedim En iyisiyle yaptım yapabildiklerimi Ne çok uykusuz kaldım, ne çok hizmet götürdüm! Sonra acılarıma güldüklerini gördüm Nefretlerine hedef seçildikçe üzüldüm Anarak çalışıp çektiklerimi Tek kuşun uçmadığı şu dünya sürgününde Öyle bezgin, ışıksız, ellerimin üstünde Diğer tüm kölelerin alayları içinde Taşıdım ağlamadan al kanlara bulanıp Koparılmaz zincirden payıma ne düştüyse Şimdi bakışlarımın ancak yarısı bende Ötesi darmadağın acılı gömütlerde Dönüp de baktığım yok çağıran olsa bile Sersemlik ve sıkıntı yüklü bir uykusuzum Hiç gözünü kırpmadan kalkmış şafaktan önce Miskin karanlığımın orta yerinde şimdi Yanıt vermeye bile gönül indirmiyorum Canımı sıkıp duran o en günücü ağza Ulu Tanrım gecenin kapısını aç bana Ki çekilip gideyim, dönmeyeyim bir daha! Victor Hugo |
''seni ben ellerin olasın diyemi sevdim'' tufanlar koparır bu ayrılık içerimde, birden bine dumansız yangınlar sarmış etrafımı, eridim günden güne tatsız tuzsuz hayat, her anım sensiz, her anım çile bir ben kaldım aşık, aşksa bende oldu tahliye tan yeri yıkılır her akşam, ağarırken üzerime kararınca hava, ayrılık kokan bulutlar iner ellerime tüter dumanı aşkımın, her dumanla elem dolar ciğerime bir ben kaldım aşık, aşksa bende oldu tahliye acımasız yalanlarının vurgunuymuş buselerin meğer kuytusundaymışım yüreğinin, sevgilim bilemedim bağlanırmıydım sürgüncesine sana, ağlarmıydım ayrı kalmışcasına vatanımdan, ayrılınca meftun edermiydim yüreğimi, senin şevkat bildiğim gözlerine tutmazdım o zaman ellerini, yüreğim bilip şimdi yanmazdı yüreğim, ismini dudaklarımdan dinleyip ne yapsın şair yürek hayat yolunda gitmezse ne yapsın asi beden ihanetlerle sevişirse bir umut taşımak ister niyet ne sevda kalmış ne de sevdaya ehemmiyet umutsuz akşamların yalnız savaşçısıyım ben her şafak güneşe kurşun sıkanlardanım ben bir ayrılık kükreyişiyle sarsıldı umutlar canhıraş haykırdı uykusuz anlarım aşk sanmıştım tutarken ellerimi güneşi kucaklar sanırdım seni sardığında bedenim şimdi tane tane damlarsın gözlerimden hep bir tutam gül yaprağında ararım kokunu yanyana yazardık isimlerimizi ağaçlara şimdi ise adımın yanına koskoca bir elveda yazıldı hani unutulmaz anlar yaşatacaktınya bana evet yaşattın ömrümü yollara seren ve ben yıkılmışım yollarına ''ayrılık namına'' İsmail AKTAŞ |
YANLIZLIK Yalnız kaldınız sanırsınız, Biliyorum. Yalnız bırakılmışsınız, Biliyorum. Ötesi yok. II Ötesi var: Yalnızlık Müziğin bile seni dinlemesidir. Yalnızlık İnsanin kendine mektup yazması Ve donup-donup onu okuması Yalnızlığın da ötesidir. ÖZDEMİR ASAF --- YANLIZIN DURUMLARI Yanar Sobasında Yalnız'ın Üşüyen Bakışları. Lambasında Karanlığa dönük Bir ışık Titrer Sönük-sönük. Penceresi Dışına kapanmıştır, Kapısı İçine örtük. ÖZDEMİR ASAF |
Mavi Sevda Bir mavi denizdeyiz şimdi seninle ak bir martı gibi umut ve sevinç yüklü gemimiz mutluluk rüzgarları vuruyor yelkenlerimize pupa yelken yol alıyoruz sabaha güneşli günlere çıkıyoruz mavi gecelere seninle güzelliklerin el değmemiş ormanlarındayız düşlenmemiş renklerin çılgınlığı var bakışlarımızda kulaklarımıza binlerce kuş sesi dökülüyor şiir cıvıltıları üşüşüyor saçlarımıza sevgi çelenkleri örüyor zaman içimizdeki ışıltılardan şiirlerle beslenerek, bir çiçek büyüyor tüm zamanların özlem bahçelerinden bütün küskün çocuklardan bir çocuk gülümsüyor geleceğe sevinçler bizim artık mutluluklar bizim aşkı içiyoruz su gibi yudum yudum hava gibi nefes nefes sevdamızı tüm sevgilerin üstüne koyup yelin suyla öpüştüğü kıyılara mavi gözyaşları bırakıyoruz kaldırıp duvağını gökyüzünün öpüyoruz tüm beyaz bulutları alnından dudakların dolunay oluyor, gözlerin yıldız uçuk bir mavide dansediyoruz sevgiyle sırılsıklam seninle sokaklar dolusu mutluluk çiçekler dolusu sevgi ekiyoruz güzelliğin doruklarına kanatlanmış atlar geçiyor rüyalarımızdan kardan çiçekler maviler boyu martılar uçuruyoruz gökyüzüne bir adem hava faslındayız şimdi seninle yeni bir rüya görüyoruz yeni bir bahar yeşeriyor tenlerimizde Yaşanmamış bir masalı yaşıyoruz şarkıların tılsımında bir yanı Mecnun masalımızın bir yanı Leyla bir yanı Yusuf bir yanı Züleyha güneşi, mehtabı, yıldızları içiyoruz tüm pınarlardan dudakların kalplere sığındığı bir adada binbir arzuyla köpürüp kabarıyor sular şiir’in yedirenk kumları vuruyor kıyılarımıza rüyada olsa güzeldir bir şiiri yaşamak kelebek kanatlarında bütün ihanetlerden arı, bütün çirkinliklerden uzak mavilere tırmanmak ince alımlı ayaklarıyla aşkın Nuri Can |
çağlayandır duygularım akar gözlerimden kaç mevsimle boğuştumda hep seninle buluştum hasret yağmurları yağıyor bak saçlarıma kar değildir bu yağan hicranla kavrulan ak düştü bakışlarıma ayrılık nağmeleriyle raks eder yüreğim hüzün bağlarında toplarım çile meyvesi yağmur yağmaz ovalarıma ben ovalarımı gözyaşlarımla sularım isyanlar koruyamadı beni sevda mevsiminden koruyacaktır beni efsunum, abamdır hicran yokluğun aşikardır yüreğimin dehlizlerinde yokluğuna da vurgunum sitem etmem bu aşkın derinliklerinde bırakıyorum, al senin olsun yıldızlı gecelerim ve sen özgürsün artık mavi gökyüzü kadar ese dursun bakışların ılgıt ılgıt gözlerime senden gelen asi bir meltem kopartacaktır tufanlar yüreğimde ayrılık senfonisi çalsın yine yüreğim fırtınalar kopartsin zihnimde benliğim tarumar olsun yaşanan bütün sevgiler hüzünlere boğulsun kahırla dolsun bütün latifeler daha kaç aşka ev sahipliği yapar yüreğim bilinmez, kim bilebilir daha kaç kere gülmeyeceğim hiç üzülmem seven çıkar elbet beni de bir gün bir gül çağında benim ömrümün İsmail Aktaş |
ASLINDA BU DENLİ GÜZEL KOKMAZ Aslında bu denli güzel kokmaz hiç bir karanfil, Onda seni kokladığımdan bunca güzel. Aslında bu denli güzel olmaz hiç bir Sarıyer, Orda seni öptüğümden bunca güzel. Aslında bunca güzel olmaz hiç bir dünya, Seni sevdiğim için dünya da böyle güzel. Aslında bu denli deli değildim sor kime istersen, Sevince seni delilik bile bak ne güzel. Aslında sen dünya güzeli değilsin, Sevdiğim için dünyada tek güzelsin... AZİZ NESİN ************************* ARKADAŞIM BADEM AĞACI Sen ağaçların aptalı Ben insanların Seni kandırır havalar Beni sevdalar Bir ılıman hava esmeye görsün Düşünmeden gelecek karakış.. Acarsın çiçeklerini .. Bense hayra yorarım gördüğüm düşü... Bir güler yüz bir tatlı söz.. Açarım yüreğimi hemen Yemişe durmadan çarpar seni karayel Beni karasevda Hem de bilerek kandırıldığımızı Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza Koş desinler bize şaşkın Sonu gelmese de hiç bir aşkın Açalım yine de çiçeklerimizi Senden yanayım arkadaşım Havanı bulunca aç çiçeklerini Nasıl açıyorsam yüreğimi Belki bu kez kış olmaz Bakarsın sevdan düş olmaz Nasıl vermişsem kendimi son sevdama Vur kendini sen de bu güzel havaya AZİZ NESİN |
Ellerimde güller, Solmuşlar, Yeniden dirilmemecesine, Bahçemde gül ağaçları dökmüşler yapraklarını Bir daha ki bahara açmamacasına, Solan güller ismini heceler bana Bu aşka da yeni baharlar olmayacak bilirim. Ama yıldızların parlamasına engel olamadım Adını yazdım bir daha yazmamacasına Bir ağladım, bir güldüm, Bir yandım, bir söndüm, Bir irkildim, bir durdum, Ellerimi uzatıyorum bak kan revan içinde, Yüreğimi yolluyorum suskun, yalnız ve gözü yaşlı Suskunluğumu gölgelerimde bozuyorum Kah yumruklarım konuşur duvarlarla Kah gözlerim konuşur gözyaşlarıyla, Her defasında yumruklarım sen Duvarlar yüreğim oldu Gözlerim ben Yaşları sen oldun. Titremesin artık sesin, yokum işte yanında Özlemesin artık tenin, ben değilim artık koynunda Sitemlerine adres olmayacak bir daha yüreğim Titrek dudaklarına sarılmayacak artık sözcüklerim Öpmeyecek bilirim, ellerim tenini bir daha Ve diz çökmeyecek dizlerinin önüne bu adam Ellerini uzatmayacak ellerine bir daha Keşkelerle birde rüyalarda buluşacağız istemesek de her defasında Her gece tekrar-tekrar ayrılacağız. Ayrılıklara inat şafaklara nispet yeniden-yeniden her gece. Rüyalarımızda buluşacağız. Şair yalnızlığını bilir misin? Hani hep gelmesini istersin Hani hep istersinde yine de, gelmesini istemezsin. Hep aşkı hasretlerle yaşatmak istersin. Ağlamayı istersin ama onunla gülmeyi istemezsin Korkarsın çünkü gelirse gider Ağlarsında güler diye. Ve gidişlerle gidiyorum Ve de geri gelmeyişlerle Seni sana Seni yüreğimdeki yanardağa bırakıyorum Ben şair yalnızlığını sırtlanıp sensizliğe uçuyorum. Al elvedaları sana bırakıyorum. İsmail AKTAŞ |
Aldırma Reis Sen içerdeyken ben Sinemalara gittim Bütün filmlerini seyrettim O sevdiğimiz artistin Sen içerdeyken ben Vita kutularında çiçek yetiştirdim Sokakta top oynadım çocuklarla Ayakkabılarımı eskittim Güneşe karşı durdum sabahları Geceleri bir başıma yıldızları bekledim Annenin gönlüne su serptim Aldırma dedim aldırma Bir şarkı söyle, bir dilek tut herkes için Bir ada rüzgarı gibi Sürtünerek geç hayata Bir sarmaşık gibi tutun Ve değer ver hatıralara Aldırma dedim Sen annesin, aldırma Sen içerdeyken ben Kiramı ödedim, pijamalarımı giydim Haber bültenlerini izledim Gazetelerden kupon kestim Sen içerdeyken ben Sigara içtim, öksürdüm Otobüse bindim Fotoğraflarımıza baktım Acıyan yanlarımı körelttim Deniz kıyısında yürüdüm Manavdan soğan aldım Yeni çıkan şarkıları dinledim Kafeste beslediğimiz kuşu saldım Islık çaldım Sen içerdeyken ben Hep uyandım, sayıkladım Kanadım boyuna Takvimler aldım Her gün bir yaprağını kopardım Deli ayrılığın Sen içerdeyken ben Gömleğimi ütüledim Sobada elimi yaktım Bir şiir yazdım Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden Hani o alnına kader değmiş Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş Hani o erken vurulmuş Gençliğimiz gibi dağıldım Sen içerdeyken ben Bir adını söyleyemedim Şöyle bağıra bağıra Bir yüzünü göremedim Görüş günlerinde Bir de eline değemedim Bir de yüreğine Şöyle kucaklayamadım bir de Ölümüne Sen içerdeyken ben Kapı kapattım, pencere açtım Mutfakta oyalandım Kanepede yattım Hatta bir yolluk aldım odaya Çok da kulak asmadım Çok da koymadı bu bana Alt tarafı içerdeydin Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün Bir yanımı Yani adamlığımı Yani gözlerimin ferini Yani canımı Alt tarafı şarkılar ölecekti Alt tarafı kanayacaktı kalbim İşte sensiz İşte nefessiz İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı Her tarafım Yıldızlar yine oradaydı oysa Yazdıklarım Gözden kaçan o defter yapraklarında Boşver 128 Hayat bir gemi Yürüt onu göreyim seni Boşver 128 Boşveriyor ya Aldırma reis Reis aldırmıyor ya Bir adını söyleyemedim Şöyle bağıra bağıra Bir yüzünü göremedim Görüş günlerinde Bir de eline değemedim Bir de yüreğine Şöyle kucaklayamadım bir de Ölümüne Sen içerdeyken ben Vitrinlerin önünden geçtim Minibüs duraklarında bekledim Simitçilerle yarenlik ettim Üstüme bir ceket aldım El tezgahlarında kitaplara baktım Sen içerdeyken ben Hiç oturup ağlamadım Hiç karartmadım umudu Hiç bulandırmadım onuru Öyle dimdik durdum ortada İşte burada ulan işte burada Böyle burada Hiç yıkılmadan Hiç utanmadan Ve hiç unutmadan Sen içerdeyken ben Gülen resmimi yaptırdım Sokaktaki ressama Her zaman yaptığım gibi Buzdolabını ayağımla kapadım Parkların banklarına adını kazıdım Adını kazıdım duvarlara Adını, adımın yanına yazdım Hiç unutmadım, utanmadım Korkmadım Parmaklarımı şıklattım Fidayda'da Hani vardı ya Fidayda'da hanım kızım Fidayda Gelip geçen her tren bağırtısında Kalkıp aynaya baktım sonra Sen içerdeyken ben Perdeleri hiç kapatmadım Hiç bakmadım arkama Başını ellerinin arasına alan Üç-beşinin arasında olmadım Öyle bıraktığın gibi Öyle yaşadığımız gibi yaşadım Sen içerdeyken ben Bir adını söyleyemedim Şöyle bağıra bağıra Bir yüzünü göremedim Görüş günlerinde Bir de eline değemedim Bir de yüreğine Şöyle kucaklayamadım bir de Ölümüne Sen içerdeyken ben... |
Aşkın hakimi olsaydım İğdam veremezdim aşk sarhoşuna Leylaya mecnuna çöle kıyamam Bırak dil dökmeyi boşu boşuna Aslıya kereme küle kıyamam Hüküm verip kıyamazdım bir cana Kendi nefsim gönderirdim iğdama Birtek balta vurdurmazdım fidana Bülbüle sümbüle güle kıyamam Bir çiçek kokusu bedeldir ömre Isıtır toprağı havayı cemre Bırak anlamasın o cahil zümre Ben bana kıyarım ele kıyamam Sen gelip öfkeyle saldırsan bile Vucudum ortadan kaldırsan bile Sen benim ruhumu öldürsen bile Ben senin saçında tele kıyamam Aşık Boraniyem sözümden düşmem Sevgi varken nefret ile döğüşmem Sevgi aşkı dünyalara değişmem Hiçbir mahlukata kula kıyamam Halil Çimen |
Hiç benim olmadın, olacağın da yok sanırım. Bir iki söz, bir yanaşma Dün bardaki gibi - o kadar. evet, acı bir şey bu. Ama biz sanata hizmet edenler kimi zaman beyindeki gerilimle Neredeyse tensel bir haz dulabiliriz Kuşkusuz kısa bir süre. İşte dün barda böylece- Güzel yardımıyla alklün- Cinsellikle dopdolu bir yarım saat geçirdim. Sanırım anladın halimi Ve biraz daha kaldın yanımda bilerek. Gerekliydi bu. Çünkü bütün düşgücüne, alkolün büyüsüne rağmen Senin dudaklarını da göreliydim Yanımda olsun istiyordum gövden. (Türkçesi: Barış Pirbasan) Konstantinos Kavafis |
Alıcı Kuş Vurur düşlerine ozanın Güneş kızgınlığından birkaç ağustos Birkaç ağaç Yüksek ormanlar kuytusundan Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Köylü Biçer ayrık otlarını ayırır başaklardan Kalkar konar Kardeşliğin alıcı kuşu İşçi Tutar ucundan en acar biçimlerin Sürer Bin başıboş atı bin cehennemi birden Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Duran el Gitmeyen ayak Bir göz ki Arkasında bir ölü gözü Bir ses ki Arkasında bir ölü sesi Döner durur Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Bir açık yürekten bir ötekine Bir bugüne bir yarına Alıcı kuşu kardeşliğin |
İLKYAZDA SEN BİR ŞARKIYI YORUMLARKEN AYAKLARIM YERDEN KESİLİR BENİM YEDİ KAT GÖKLERDE DOLAŞIRKEN BAŞIM BİR YILDIZA ÇARPAR AK KOR KESİLİR BEDENİM SEN BİR ŞİİRİ YORUMLARKEN BENSE GÖK KUŞAĞINA BİNERİM AMAN YÜREĞİM KIPIR KIPIR BİR KUŞTUR ARTIK DAĞIN, VADİNİN ÜZERİNDE YAĞMURLA YARIŞ EDERİM. SEN BİR RESMİ YORUMLARKEN BOYALAR CANIMA KARIŞIR BENİM FİGÜRLER EGEMEN ZAMAN VE MEKANA YER GÖK TÜRKÜ ÇİÇEĞİDİR YEŞERTEN SENSİN GÜZELİM "sen sustuğun vakit ilkyaz yok artık. Berekette biter, sevda da biter. Birden çöküverir kış ve karanlık. Şarkısız, şiirsiz, resimsiz bir dünyaya dökülür Kanatları kırılan türküler." BAHAETTİN KARAKOÇ |
Yarım Saat Hiç benim olmadın, olacağın da yok sanırım. Bir iki söz, bir yanaşma Dün bardaki gibi - o kadar. evet, acı bir şey bu. Ama biz sanata hizmet edenler kimi zaman beyindeki gerilimle Neredeyse tensel bir haz dulabiliriz Kuşkusuz kısa bir süre. İşte dün barda böylece- Güzel yardımıyla alklün- Cinsellikle dopdolu bir yarım saat geçirdim. Sanırım anladın halimi Ve biraz daha kaldın yanımda bilerek. Gerekliydi bu. Çünkü bütün düşgücüne, alkolün büyüsüne rağmen Senin dudaklarını da göreliydim Yanımda olsun istiyordum gövden. (Türkçesi: Barış Pirbasan) |
Ölü Mavi Çıt yok,korktuğumda buydu, Nasıl bir sessizlik bıraktın sen bana, Hep ben susardım,sen dinlerdin, Sessizliğimi bile severdin... Yer yok,yüreğimin dalları tıka basa dolu, Ne çok şey yaşamışız meğer biz seninle, Beni kıran ne varsa,hep tamir ederdin, sen beni hesapsız severdin... Hayır yok,bende hiçbişey değişmedi, Tüm ahmaklığım ve serseri hallerimle, Yalnızlığın bu ölü maviliğinde, Yitirdiklerimi sahiplenmekteyim... Bir sen yoksun bu şehirde, Birde o şevkatli hallerin, Her hayaline uyusamda, senizliğe uyanır düşlerim... Şiirlere boyadım tüm sokakları, Birtek sen görebilirdin, Yokluğun gelip geçti üstünden, Yitirdi rengini tüm şiirlerim... Tuğrul Kaya |
Nasıl Öderim Bugün yalan dünya yarın ahiret, Sen imdat etmezsen kime giderim. Bu borcun altında kalmak marifet, Ben senin hakkını nasıl öderim? Sayende karıldı bu aşkın harcı, Sabrında örüldü kalesi burcu, Gözümde büyüyor bir şükran borcu, Ben senin hakkını nasıl öderim? Ne hata, ne özür, ne kusur gördün, Ne günah işlesem sen mazur gördün. Yıllardır ne rahat , ne huzur gördün. Ben senin hakkını nasıl öderim? Nasıl yaramazdım nasıl haşarı, Bir gün evci idim beş gün dışarı, Ödülsüz kalır mı bunca başarı, Ben senin hakkını nasıl öderim. Bana bahar verdin kendin kışladın, Ben azar bekledim sen alkışladın, Ben ceza bekledim,sen bağışladın, Ben senin hakkını nasıl öderim? Ne yalan söylesem sen gülüp geçtin, Ne günah işlesem sen silip geçtin, Ne kadar yenilsem sen galip seçtin, Ben senin hakkını nasıl öderim? Sen nöbet beklerken viranelerde, Ben efkar dağıttım meyhanelerde, Ömrüm de tükendi bahanelerle, Ben senin hakkını nasıl öderim? Cemal Safi |
sana yazdığım şiirler, vurur acıtır yüreğimi, ah bir bilsen. içimden kopan sevda, takılır kalır dudaklarıma, işte o vakit, susan tenime, ah bir değsen. hasan öztürk |
Üzüm salkımlarına uzanamaz oldum; Ellerim kelepçeli, Gözlerim kapalı, Dilim lal, Kulaklarım sağır oldu. Ellerini ellerimde hissetmek, Dalgalı saçlarında yüzmek, İçimdeki aşkı anlatmak, Sesini duymak, Zor olur buralarda, Çünkü sen yasaklımsın. Sessiz sessiz kaydı gençliğim kaydırıklardan, Hayallerim, salıncaklarda sallandı, Ruhum uçurumlardan yuvarlandı, Bedenim sensizlik ateşinde yakıldı, O an anladım ki yasaklardan, Sen yasaklımsın... abdulgafur gündüz |
Geldigin Günün Hatirasi Sana nasil anlatilir Sensiz hayatin boşlugu, Bir zindanin agir agir Çöker üzerime loşlugu. Dünya her mihnete bedel Sen oldugun için güzel Hayat, hayal, ümit, emel Senden aliyor hoşlugu. Ariyorum seni uzak Bir şehirde sallanarak Hala geldigin günün bak Üzerimde sarhoşlugu. Orhan Seyfi Orhon | |
çiseleyen bir yağmur altında, bir çift yürek görürüm el ele tutuşan. yaşlı biri çıkar sokak başından, gözlerinde bir çift yağmur damlası. yavaşça yürür, üzerinde ölümün soğuk hırkası beli bükülmüştür, gözleri de yorgun... sanki bir savaş esiri, özgürlüğe adım adım giden. sonra bakar yüzüme, belli ki anlar halimi gülümser yüzüme, gülüşlerinde yılların hatırası. yağmur yağmaya devam eder, göçebe düşlerimin üstüne. sonra sen çıkarsın yorgun hasretlerimden. damlalar gözlerime yağar, ıslanırım. tutup da ceketimi savurur, gömleğimi yırtarım. sırılsıklam olurum. içim ansızın ısınmaya başlar, yüreğime yağan, yağmurların hatırasıyla içim ateşler içinde yanarken derimden buzdan bıçaklar. patlamak üzereyken, seni içimden atmaya çalışırım ama nafile umutlar. yüreğime gözlerin yağar, ve ben seninle ıslanırım yağan her yağmur damlasıyla halis babat |
Yanlış Anla Beni Keskin Bıçak Aşkının Kestiği Damarımdan Fışkıran Ayrılığı İntihar Ediyorum Kırık Şakaklarıma Yapıştırdığın Teselliyi Dudağımda Uçuklattım Gidiyorsun Yağmurun Kızı Çekmişsin Pimini Ayrılığa Gözlerinden Ağrılar Sızıyor Çığlığını Yüklerken Gemilere Geldiğin Her Yere Yabancısın İçinde Taşıyorsun Katilini Tokada Doydu Yüzünün Sol Yarısı Kalın Bir Kalem Altını Çiziyor Şimdi Kanat Sürçüyorsun Bir Gidişe Ardında Gurbetleşen Kavuşmalarımız Yakıştırıyor Her İntiharı Bana Benden Çok Sağanaksın Parmaklarımın Ucusun Yaktım Ve İçtim Dön Ve Gül Gül Ki Gözlerim Çiçeklensin Yalanlarla Saklıyorum Sevdamı Ne Olur Yanlış Anla Beni..... Kahraman Tazeoğlu |
İnsan olan vatanını satar mı? Suyun içip ekmeğini yediniz. Dünyada vatandan aziz şey var mı? Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Onu didik didik didiklediler, saçlarından tutup sürüklediler. götürüp kâfire : «Buyur...» dediler. Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Eli kolu zincirlere vurulmuş, vatan çırılçıplak yere serilmiş. Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Günü gelir çarh düzüne çevrilir, günü gelir hesabınız görülür. Günü gelir sualiniz sorulur : Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Nazım Hikmet |
ölümsüz gülüm Zaman bin kanatlı kuş gibi Göz açıp kapamadan gelip geçiyor Bu aramızdaki sayısız çiçek gibi Anılarımızın aynasında birer birer açıyor Bakışların canıma can katıyor her çiçekte Seni kokladıkça yüceliyorum Gökyüzündeki telli turnalarla birlikte Adını heceliyorum Zaman takılıp donacak yakamızda inanıyorum Aynı resimdeymiş gibi yan yana kalacağız Mevsimler dönüp gitse de bir tanem Göz göze, el ele olacağız Sevdalı gönlüm seninle dolu Yok musun ölüyorum Ütülenmiş elbisemde, yıkanmış gömleğimde Varsan gülüyorum Es deli rüzgâr es, zamanı katıp önüne Hangi yöne götürürsen götür Bahçemdeki biricik çiçeğim, sevdiğim Ölümsüz gülümdür! oyhan hasan bıldırki |
UNUTMAK KOLAYMI Bir an düşünmeden durabilsem seni Unutabilsem o gülen gözlerini Avucumda izi kalan ellerini Unutmak kolaymı tatlı anılar Sesini duyunca göklere uçarım Gölgen hep yanımda gözüne bakarım Hayalinle yaşar hep seni anarım Unutmak kolaymı tatlı anıları Başım omuzunda koklasam tenini Tutunup sarsam o titreyen elini Unutsam herşeyi öpsem gözlerini Unutmak kolaymı tatlı anıları Heder oldu ömrüm senden uzaklarda Aşkımızın izi her an ruhumuzda Sevgiyi tanıdım tek senin yanında Unutmak kolaymı tatlı anıları Şimdi turnalara tutunup gelemem Dikenli yollardan gülleri veremem Özlemin bitmiyor sevgini silemem Unutmak kolaymı tatlı anıları Maziyi anarda,yürekten coşarım Sen geldin diyerek,durmadan koşarım Senin için karlı dağları aşarım Unutmak kolaymı tatlı anıları SABİHA SERİN |
http://www.balcanet.net/resima/jpg/dagarcik10101.jpg http://www.balcanet.net/resima/jpg/dagarcik10101-isim.jpg Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı: Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine, parmaklarıyla resim yapmayı öğretirdim. Hatalarını daha az düzeltir, onunla daha cok yakınlık kurmaya çalışırdım. Onu sadece gözlerimle izler, saat kısıtlamaları koymazdım. Daha bilgili olmaya çalışır, daha cok şefkat gösterirdim. Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar, uçurtmalar uçururdum. Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oyun oynardım. Onunla kırlarda koşar, yıldızları seyrederdim. Onunla daha az çekişir, ona daha çok sarılırdım. Önce benlik saygısı kazanmasını sağlar, sonra bir ev almaya çalışırdım. Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim. Güç konusunda daha az ders verir, sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim. Diane Loomans |
İnsan olan vatanını satar mı? Suyun içip ekmeğini yediniz. Dünyada vatandan aziz şey var mı? Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Onu didik didik didiklediler, saçlarından tutup sürüklediler. götürüp kâfire : «Buyur...» dediler. Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Eli kolu zincirlere vurulmuş, vatan çırılçıplak yere serilmiş. Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Günü gelir çarh düzüne çevrilir, günü gelir hesabınız görülür. Günü gelir sualiniz sorulur : Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Nazım Hikmet |
Seni aradım bu şehirde yıllarca Yana yakıla seni.. Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir. Hep böyle sensizmiydi bu şehir. Bu şehir İstanbul’muydu ? Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde Gemiler demir almazdı Trenler işlemezdi Sen olmasaydın Bir ömür bitip Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde Bahar gelmezdi Ağaçlar çiçek açmazdı Seni bulmasaydım Ve ben yoktum İstanbul yoktu Sen olmasaydın. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Aşk Kitabı Ne olur söyleyin sevenler bana Ayrılmak kanun mu aşk kitabında Elele tutuşup gülmeden daha Terketmek kanun mu aşk kitabında Ümitlerim kırıldı bitti Hayallerim yıkıldı gitti Bu dert beni benden etti Sevdim sevdim bak ne hale geldim Her seven sonunda düşüyor derde Bu aşk kitabının yazanı nerde Bir aşık inandı çok sevdi diye Terketmek kanun mu aşk kitabında Ahmet Selçuk ilkan |
Devreden zaman içinde, Ağıtlar yakan bir türkü gibi, Dudaklardan uzak, Unutuldum.... Hoyrat bir rüzgar önünde, Kırılan bir dal gibi, Korumasız,kıskıvrak Unutuldum.... Hayalin yürürken önümde, Tozlu bir kitap gibi, Suskun,tutsak Unutuldum.... Sindiremesemde içime, Çökmüş bir mezar gibi Yalın, çıplak, Unutuldum.... seda ahmet |
Farkındamısın farkındamısın bir sami burda yanan aylardan sonra zalim seni anan bıkmadan usanmadan olmayan aşkını arayan farkındamısın kopr içimden unutulur bu mısralarda farkındamısın uyurken yatağında belki başkasının koynunda bilinmeyen memlekette sınırsız uzakta farkındamısın aşk yakın bana bir nefes kadar ondanda öte karışamıyor havaya Serhat Demircan |
BENİ SUÇLAMA Karanlıktan ürperiyorum, Soğuk değil biliyorum, Geceler uzun ve kahır dolu, Yıldızlar soruyor bana onu. Sen varsın şuan yanımda, Birde yıldızlar semada, Hafif bir rüzgar, Saçlarımı uçurmakta. Gine vurdun aklıma, Bu defa özlemle değil, Nefretle andım seni, Düşündüm son yaptığın pisliği. Birkez daha lanet okudum kadere, Birkez daha kızdım kendime, Niye tanıyamadım seni diye, Niye Allahım niye? Sen bendeki beni öldürdün, Artık bıraktığın ben değilim, Herkeze,herşeye tedbirliyim, Ve yalan aşka tepkiliyim. Biri var hayatıma girmek isteyen, Beni olduğum gibi kabul eden, Belkide olur,neden olmasın, Nasılsa sen gittin,hayatımda yoksun. Severse beni yürekten, Haberi varsa sadakatten, Açacağım gönül kapımı ona, Sakın bundan dolayı,beni suçlama. Sonunda banada ihanetti öğrettin, Bak sende eştiğin kuyuya düştün, Bundan sonra bende ne varsa senin eserin, Övün emi eserinle sen sevin. NİHAL ÇİĞDEM NALÇACI |
Bir çift söz oldun dilimde Duruyorsun icimde Dualarimda dilegimde Hep sen varsin unutmadim Bir çift goz oldun bende Seviyorum seni sevmesende Ruyamda hayalimde Hep sen varsin unutmadim Bir can oldun bedenimde Yasiyorsun icimde Baktigim her yerde Hep sen varsin unutmadim yüksel akkaş |
| Saat: 11:00 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık