![]() |
Önce seni kalbimden nasıl çıkaracağımı, İsmini dilimden nasıl atacağımı, Ve sonra da; Odamdaki hayalini nasıl kovacağımı. Öğrette git. Eğer çıkarabilirsem seni kalbimden. Atabilirsem ismini dilimden. Hayalini kovalarsam gözlerimin önünden.. İşte o zaman git. Engel olmam. Önce seni kolay unutmayı, Gönlümü avutmayı, Ve sonra da; Sensiz yaşamayı. Öğrette git. Eğer unutabilirsem seni. Gönlüm avunursa. Ve sensiz yaşayabilirsem. İşte o zaman git. Mani olmam. Önce sensiz uyumayı, Seni arayıp sormamayı, Ve sonra da; Resimlerine bakıp ağlamamayı. Öğrette git. Sensiz uyuyabilirsem. Ellerim telefona sarılmazsa. Resminle konuşup ağlamazsam. İşte o zaman git. Engel olmam. Nasıl neşelenirsin, Gününü gün nasıl edersin, Bu büyük aşka nasıl çizgi çekersin, Ve sonra da; Hiçbir şey olmamış gibi nasıl gidersin. Öğrette git. Neşelenebilirsem. Günümü gün edebilirsem. Bu aşka bir çizgi çekebilirsem. Ve gamsız olabilirsem. İşte o zaman git. Engel olmam. 24.05.2009 Nihat İlikcioğlu |
Yok Şikayetim Kimseye... Hani gün olur , çatarsın güne buz olur ellerin, Ağustos güneşin de veryansın savrulur, bilinmeyen esintide anlamı kısır katıksız duyguların hani ,hiç bir yerlere sığamazsın anlatamaz susarsın... bilinen yerde , kaybolursun.. hudut dışı kalır güldeste umutların .. ormanın yeşili hazan sardırır üzerine ve yağmur diye hicranı kucaklarsın hani takatsiz ayakların sürükler mecburiyetine öksüz kalmış hayallerine sarılırsın medet der umarsın nafile, bir parmak sayısı dost bulamazsın hedef tahtası olursun hayret bakışlara vurulursun... onikiden..... zaman gülerken haline pusudadır doğacak günde hay... dünün de bugünün de,ar edersin dilinde ki sözlere mecalsiz , 'gören gözü kapatır gönülde katlanır' hadi sür be hayat ...belli ki borçlarım alacak hanen de... yok şikayetim kimseye. Aslı Aslı |
Nasılsın Bugün? Bir haber alamadım gittin gideli Mutlu mu, mutsuz mu, nasılsın bugün? Hayli zaman oldu görüşmeyeli Nasılsın birtanem, nasılsın bugün? Gönül defterini karıştırdın mı? Kalbini hasrete alıştırdın mı? Ayrılığı bize yakıştırdın mı? Nasılsın sevgilim, nasılsın bugün? Bilmem ki beni hiç anar mısın? Unuttun mu yoksa, hatırlar mısın? Söyle; eskisinden bahtiyar mısın? Nasılsın birtanem, nasılsın bugün? Seninle doluyken aldığım nefes Bitirdi bu aşkı sendeki heves 'Çekinme, sor' diyor içimden bir ses Nasılsın sevgilim, nasılsın bugün? Ahmet Selçuk ilkan |
Desem Ki! Desem ki; Baş döndürücü sesler var beynimde Duyabilir misin? Parmak uçlarım mızraplarla bezenmiş Oje niyetine kan sürmüşüm tırnaklarıma Çıkarabilir misin? Saçlarım amansız bir hastalığa tutulmuşçasına Tek bir tel kalmaksızın terketmiş kafamı Gözlerine saç ekleyip rüzgarına bırakabilir misin? Ayaklarım sana gelmek için koşuyor adeta Tam bir adım kalmışken düşüyorum fark etmeden Parçalanmış dizlerime dokunup yaramı sarabilir misin? Gözlerim her yerde seni görüyor Sen görmek istemesen de senle doluyor içi Şimdi gözbebeklerimi ateşinle yakabilir misin? Desem ki; Dillerim parelenmiş Yüreğimde yâre, gidiyorum sevdiğim senden uzak yerlere Son kez tutup elimden geri döndürebilir misin? Ve desen ki; "dur gitme tahammülüm yok artık sensizliğe" Sakın deme sevdiğim, sakın bunları deme. Kulaklarım sağır olmuş bundan gayrı sözlerine. Ne ben gitmekten vazgeçerim öylece Ne de vücudumda kalan acı izlerin geçer senelerce.. Sakın söyleme sevdiğim, sakın deme ellere... Ceyda Kırbaş |
Canımı sıkıyor sensizlik Çekilmez oldu yokluğun Hasretinse bir yerden Kıskaca aldı beni boşluğun Hayat bir zevk vermiyor Yaşamaksa ölümden beter İnsanlar canımı sıkıyor Hergün baktığım resmin İçime dert oluyor Çıkmaz sokaklara çıkıyor yollarım Fallarda bile ayrılık var bu sonbaharda İki yol diyor yollar bile çıkmaza çıkıyor Aşk sokağında Bir yar var diyor yakınlarda Yakınlar bile uzak oluyor bu sonbaharda Sensizlik iyiden iyiye sıktı beni Yerine sevip kokladığım hayalin ve Resmin bile tatmin etmiyor artık Kuşlar aşk şarkıları söylerken Bende hüzün var bu sonbahar akşamında Canımı sıkıyor sensizlik Ne kadar yakınımda olupta Sana dokunmaya uzak olsamda Birgün elbet beraber olacağız Bu sonbahar akşamlarında... Murat Gezer |
Üçüncü Şahsın Şiiri gözlerin gözlerime değince felâketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felâketim olurdu ağlardım ne vakit maçka'dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi bir rüzgâr aklımı alırdı sessizce bir cıgara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin bakardın üşürdüm içim ürperirdi felâketim olurdu ağlardım akşamlar bir roman gibi biterdi jezabel kan içinde yatardı limandan bir gemi giderdi sen kalkıp ona giderdin benzin mum gibi giderdin sabaha kadar kalırdın hayırsızın biriydi fikrimce güldü mü cenazeye benzerdi hele seni kollarına aldı mı felâketim olurdu ağlardım |
Efkarlıyım Bu Gece Kadeh elimde kafam sarhoş Oturuyorum yalnız kendimle Düşünceler hoş, zaman durmuş Kafam boş. Bir yandan zorluyor gözyaşım Öte yandan hapsediyor duygularım Kendimle savaş veriyorum Genç olsam koymaz fazla ya Zaman geçmiş ihtiyardır yaşım. Sensiz olmuyormuş yaşam Gören gözlerim renksiz Daha perde inmedi çok şükür İnse de ne yazar ki Gören göz ne eylesin sensiz. Bu gece seni düşündüm Bir tek saniye bile ara vermeden Bırakıp giderken anlamamıştım hemen Yalnızlığın bu kadar zor olduğunu Erkekler ağlamazmış derlerdi Ağlamaz mıydım, bilseydim bu kadar kolay olduğunu. Yastığa başım değer değmez Bir çiçekle geliyorum bekle Belkide son gözyaşımdır bu gece Karanlıktan aydınlığa açılan Aralayacağım son pencerede. Fevzi Turan |
Bir yanda okyanus ve masmavi suları varken ben tutsağım camların arkasında kumsaldan koşup suların kollarına bırakmak isterken kendimi doya doya içmek varken dumduru pınarlardan neden bir damla su verirler bana neden bırakmazlar beni okyanusun koynuna bıraksalar uyusam derinlerde düşleri yaşasam düşleri gerçek mutlulukları tatsam ne yazık tutsağım camlarda bağırsam da çağırsam da yalvarsam da boş hep boş bir kere takılmışım ağlara atmışlar beni akvaryuma düşlerimi öldürüp de reksiz bir kuru dünyaya bırakmışlar beni 28 EKİM 1995 Ömer Ilgaz |
AH ULAN RIZA Neden halâ gelmedi, yoksa Saati mi şaşırdı hıyar? Gerçi hiç saati olmadı ama En azından birine sorar. Cebimde bir lira desen yok, Madara olduk meyhaneye! Ah eşşek kafam benim, Nasıl da güvendim bu hergeleye! Gelse, balığa çıkacaktık, Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık. Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp Enteresan hayâllere dalacaktık. Bu sandalı geçen hafta denk getirip Çalıntıdan düşürdük. Arkadaşlar ısrar etti, Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük. Saat sekizde gelecekti, Bana birkaç milyon borç verecekti. Yoksa o nemrut karısı kaçtı da Onun peşinden mi gitti? Eğer öyleyse yandık, Gudubet gene yaptı yapacağını! Geçen sene de merdivenden itip Kırmıştı Rıza'nın bacağını. Abi, kadında boy şu kadar; Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak! Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak, Ya horlarken Rıza'yı boğacak! Bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama, Ben olsam, vallahi baş edemem!.. Hele beş tane velet var ki boy-boy, Allah'tan düşmanıma dilemem! Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur, Herkesin suyuna gider. Yoksa, kalıba vursan hani, Tek başına on tane adam eder! Bir keresinde, hiç unutmam Üç-beş zibidi haraca dadandı; Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi Herifleri hastaneye kadar kovaladı! Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik, Aynı kafadaydık. Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu, Biz, başka havadaydık. Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır, Aynı takımı tutardık. Fener'in her maçına iddialaşıp Millete az mı yemek ısmarladık!.. Bir tek askerde ayrıldık, Bana Bornova düştü, ona Gelibolu. Döner dönmez evlendirdiler, En büyük salaklığı da bu oldu!.. Bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu. Hep tek tabanca gezdim. Benim beğendiğimi anam istemedi, Onun gösterdiğini ben sevmedim. Neyse, bunlar derin mevzu... Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek. Ufaktan yol alayım Anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek!.. Gittim, vurup kafayı yattım; Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini. Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp Hastaneye kavuşmadan can verdiğini!.. Vay be Rıza!.. Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine! Dün, boşuna günahını almışım, Ne olur, kızma bu kardeşine! Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler Ne kolay söylediler! Sanki dev bir taş ocağını Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler! Ah dostum... o kocaman gövdene O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler? O zalim tabutun tahtalarını Senin üstüne nasıl böyle çivilediler? Yani sen şimdi gittin, yani yoksun, Yani bir daha olmayacak mısın? Yani bir daha borç vermeyecek, Bir daha bira ısmarlamayacak mısın? Peki, beni kim kızdıracak, Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak? Peki, beni bu köhne dünyada Senin anladığın kadar kim anlayacak? Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa, Ne acayip şeyler yapacaktık... Totoyu bulunca dükkân açacak, Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık. Talih yüzümüze gülecekti be!.. Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık. Hafta sonu iki yavru kapıp Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık! Ah ulan Rıza... bu mahallenin, Nesini beğenmedin de öte yere taşındın? Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki, Benim en kıral arkadaşımdın!.. Ah ulan Rıza... ben şimdi, Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim? Senden ayrılacağımı sanma, Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!..
|
Yağmurun elleri dokunur sitemkâr bir sonbahar ikindisi Banka oturan yapışkan yalnızlığa apansız Bilindik yüzün bilindik sözü Aydınlık fısıltı olur akar yüreğe Mazi köküne bağlı ağıtlar yoklar çehreyi Çöreklenen hicran bulutları tam da aralarken yüzünü Deli bir şimşek çakar Yıldızlar yüzünü döker memnun Düşer yüreğe yıldırım Gerisi... Gerisi Kül ile duman Dumandan yükselen harfler Adını dokur... İtalik vurgun Ve gözyaşı bulanmış ismine Ense köküne dokunan ürperti müjdelerken / Doğacak günü Alnına güneşin gözleri değer Alaz alaz... Uyandırır teni Ve tene düşen yalnızlık... Hayal Avuç içine bırakır devşirme çiçekleri Kim bilir hangi bahçe tarumar? Payına düşen tütsülenmiş mutluluk Isıtır güz ikindisi beklentileri Gözlerine ışıltı çöker mavi Gönül olsunlara razı Tik taklarında can atar zaman Tası tarağı toplar hüzzam dünler Yarınlar muamma Hisseye düşen mi an? Söz gülen yüzünü gösterir Damıtır imbiğinden hırçın hüznü Bertaraf Can keser tüm varlığı Git hâlinde hüzün Gel hâline sevi düşen Neden sonra yağmur kaçak ellerini çeker Sonbahar ikindisi Bank orta yerde bir belediyenin ismine ram Ve üstüne kazılı nâmeyle kalır Saç teli dokunur yüzüne rüzgârın Sarıya keser zaman Ve durmaz zaman değişir devran Galebe çalar ya ilkbahar şen şakrak Yeşil tonunda sevda çiçeğe durur Gözeler avuçlarında su içirir Dudağa Gamze çukuruna gizlenen gülüş fışkırır Apaçık Bir papatya beyaza durur salkım saçak Gül uğruna ezilen kır çiçeklerine dönülür Ölünür kır çiçeklerine Kokusu sarar ruhu buram buram Taç olur başına bir serenat arkası Nisana düşen yağmur Sırılsıklam, küskün gelin çiçeği Kokusu yayılır vuslat bekleyenlere Vuslatı vurur zaman Yahya İncik |
| Saat: 23:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık