MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Mystic@L 27 Mayıs 2007 07:42

Mabetler yıkıldı içimde
Umutlar hayaller yıkıldı
Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
Gün oldu
Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
Toz toz oldum, duman duman oldum
Aldığını geri vermedi yıllar
Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
Seni buluncaya kadar.

Eskiden bir lale hatırlardım
Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
Rıhtımlar balık balık kokardı.
Ne zaman
Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
Vapur düdükleri durmadan öterdi.
Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
Bana yeterdi.


Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
Gezdim sokaklarında
Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
İstanbul’u aradım.
Belki de seni aradım bilmeden
Ayaklarımın dibinde den,izler can çekişti
Şehirler parçalandı
Bir çağ öldü gözlerimin önünde
Benim en güzel çağım öldü.
Bizi topraktan yarattılar
Gel gör ki...
Bu şehirde
Benim toprağım öldü.

Seni aradım bu şehirde yıllarca
Yana yakıla seni..
Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir.
Hep böyle sensizmiydi bu şehir.
Bu şehir İstanbul’muydu ?
Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
Gemiler demir almazdı
Trenler işlemezdi
Sen olmasaydın
Bir ömür bitip
Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
Bahar gelmezdi
Ağaçlar çiçek açmazdı
Seni bulmasaydım
Ve ben yoktum
İstanbul yoktu
Sen olmasaydın.
Ümit Yaşar Oğuzcan


NiliM 27 Mayıs 2007 08:15

ÇAPRAZ


Biliyorum dedim, baktım, baktınız
Zaman hiç geçmez mi
Sordum, sorguladınız
Camlara yapışmış çiçek ölüleri
Yüzleriniz
Sokaklar boydanboya
Adresimi sildiniz

Beklemek böyle bir şey
Islıkla bir korkuyu geri çevirmek
Ucu keskin bıçakla
Bir bulutu kesmek
Duman gibiydi, kadın gibiydi bulut
Gölün üstüne dağıldı
Yarasında koyu bir gece
Ağdı suya
Üstüne fotoğraflar çektiniz
Unutulmus kadınlarin dalgın ve agırdır
Anıları
Sevmeyi bilseydiniz

Define avcısıydım
Bundan önceleri
Haritasız dedektörsüz
Pusulam yosun tutmus
Ağaç gövdesi..

Gizli dehlizlerden geçmek kolay
Toprak kökleri
Bir geyik çalımıyla biçmişim
Kendim soymuşum gizlerini
En büyük aşk orda gömülü
Toprağı elemişim
Bedelini ödeyemezsiniz
Üste bir ömür sürdüm
Ödüllü bir yalnızlık benimkisi

Var varanın
Git gidenin
Bir rüyayi getirenin
Nereye kadardır becerisi
Aralıktan rüzgar giriyor
Ya tam açın
Ya kapatın artık pencerenizi



Misafir 27 Mayıs 2007 11:49

Dolunayda Sensizlik

Dün duvarların arasından kurtarıp
Yakamoza bıraktım kendimi
Özlemiştim
Bir çevrim gününde, yaşadım dolunayı tekrar

Yalnızdım duvarların içinde
Dokunamıyor, duyamıyordum
Yanımda olmayan sevdamın sıcaklığını

Kurtuldum duvarlardan
Dolunaya ulaştım yine yalnızdım
Dokunamıyor, duyamıyordum
Hiç olmayan sevdamın sıcaklığını

Söz vermişti halbuki dolunay
Bir sonraki sefere olacaktı
O da sözünde durmadı getirmedi seni
Söylese gelirdin belki
Ne dolunay söyledi ne sen geldin
Bende yalnızdım yakamozda

Şarap yalnız idi dün gece
Mumlar yalnız yandı
Duygular yalnız yaşandı
Sevdalar sensizdi dün gece

Dalgalar sensiz, martılar sensiz, rüzgarlar sensizdi
dün gece
Bir aksilik, gariplik vardı
Yakamoz da sensizdi dün gece

Dün duvarların arasından kurtarıp,
Yakamoza bıraktım kendimi
Özlemiştim
Bir çevrim gününde, tekrar
Sensiz yaşadım dolunayı

Faik Ardahan


NiliM 27 Mayıs 2007 12:03

Nefes Bile Alamam Yokluğunda


gönül bahçeme
diktiğin güllere
senin adını verdim
her gün onları bir bir
türlerini renklerini ayırmadan
senin yerine okşar severim
yapraklara gözlerin renk verir
bakışların çiçekleri renklendirir
tabiat kokusunu teninden alır
en güzel kokular senden yayılır
bil ki doğa seninle denklenir
beni buralarda teselli eden de
senin o muhteşem sevgindir
şiirim benim en büyük hüznüm ise
inan ki bir tek sensizliğimdir
her sabah bir güneş gibi
pırıl pırıl doğarsın dünyama
ne olursun hiç batmadan kal bende
her gün öylesine canlı renklerde
bir bahar açarsın ki sevdama
şiirim ömrümce sakın hiç solma
yoksa nefes bile alamam yokluğunda
vallahi birdenbire düşüveririm yatağa
ömrüm boyunca da çıkamam bir daha



Hüseyin Erdoğan


Mystic@L 27 Mayıs 2007 16:41

Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabı sürükledik sularda..

Bir yoldu parıldayan, gümüşten,
Gittik... Bahs açmadık dönüşten.

Hulya tepeler, hayal ağaçlar...
Durgun suda dinlenen yamaçlar...

Mevsim sonu öyle bir zaman ki
Gaalip bir musıkiydi sandi.

Gitmiş kaybolmuşuz uzakta,
Rü'ya sona ermeden şafakta...

(Kendi Gök Kubbemiz adlı kitabından alınmıştır)

Yahya Kemal Beyatlı


Sedef 21 27 Mayıs 2007 16:43

Yağmur Damlası
Yağmur damlası olsaydım,
İnseydim yeryüzüne,
Yanaklarına konsaydım,
Rüzgar olup,
Esseydim usulca,
Dokunsaydım tenine,
Karşında olsaydım senin,
Tutsaydım elini,
Seviyorum seni deseydim,
Ayıplar mıydın beni
Yoksa sen de,
Bunları yapacak kadar
Seviyor musun beni?


Esra Çiftçi


Sedef 21 27 Mayıs 2007 16:50

Lokmanı Hekime Seni Öğretiyorum!


Lokmanı Hekime seni soruyorum!
Gözlerini gönlümüm mavisine dayadın
Yeni doğan bir çocuk bereketiyle girdin gönlüme,
Seni sevebilecek kadar tanıyorum!
Yüreğime seni hapsedecek kadar deliyim
Seni zindanıma atıyorum
Mahkumu değil sultanı oluyorsun gönlümün..
Umutlarımı denize bırakıyorum,
Dalgasız bir liman şehrinde
Şimdi sadece sana tutunuyorum,
Kokunu rüzgarlarla sal bu diyara
Sesini telefondan işitirim bir gece vakti
Pembe yaşmaklı resmin ellerimde şimdi,
Sensizliği yakıyorum bu limanda
Tüm haber güvercinlerini sana yolluyorum..

Sensizliğin ilacını Lokmanı Hekimden soruyorum
Nerden bilebilirdim ki
Dünyanın cevapsız tek sorusunun olduğunu
Önceleri çok korkmuştum
Ama biliyorum ki
Devasız dert vermemiş Yaradan yaralı kullarına
Sonra, seni sende bulduktan sonra
Lokmanı Hekime seni öğretiyorum!



Zafer Şık


Misafir 27 Mayıs 2007 19:37

İlkbahar

Bambaşka bir dünya,bambaşka bahar
Yaz biter,kış gelir,sonra ilkbahar.
Güzeller içinde en güzel isim,
Benim sevgilimin adı ilkbahar.

Çiçekler açılır yemyeşil ova
Sımsıcacık olmuş güzelim doğa
Serin sularından aldım bir kova
İçtim kana kana seni ilkbahar.

Kelebekler uçar,arılar uçar
Tavşanlar zıplaşır,kuzular kaçar
Tabiat sistemi gün gelir geçer
Bütün gizli sırlar sende ilkbahar.

Hüseyin Çelik


Mystic@L 27 Mayıs 2007 22:11

Sekiz cennet onsekizbin alemde,
Nasil yazdi seni levhi kalem de?
Güzelligin parca parca bölemde,
El'e veremedim avsar güzeli..

Esin menendini görmedim billah,
Seni hangi nurdan yaratti allah?
INCE ask elinden dedi illallah,
Ondan sevemedim avsar güzeli..

Sabit İnce


jöly 27 Mayıs 2007 22:12

NERDESİN?
Geceleyin bir ses böler uykumu
İçim ürpermeyle dolar; Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran sesin
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışıp gider
Gün olur peşimden yürür beraber
Ansızın haykırır bana: Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben;
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana "gel" dersin.
Ahmet Kutsi Tecer



Mystic@L 27 Mayıs 2007 22:15

Diyelimki yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşalırcasına yağıyor mübarek,
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
Işte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi dibe dalayım diyorsun
İçine çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Ben varım

Can Yücel


arwen 27 Mayıs 2007 23:44

sonuna yaklaşırken yolumun
acıyla kıvranırdın dudaklarımda
bilmezdin
unutmuş gibi gülümserken
içimi saran bulanıklığa ağladığımı

alışırken yavaş yavaş
tutunduğum aşka
kırılıverdi pervazları yüreğinin
tutuldu dilim
içimde birikti sözlerim
ürkek bir ceylan gibi
dolanır durur şimdi sesim

her acıda ay tutulur mu
adımı çağırırken yakamozların
karanlıkta ağlardı gölgeler
duvarlar üzerime üzerime gelir
nefesi yalnızlık kokardı gecemin
ardın sıra yine
mevsim bahara durmuş
acısı da içime

şımarık bir edayla
o gitti derken yüreğim
tokat gibi çarpar yanağıma acısı
kimin duasıydı ki kabul olan
ateşe uzanmışken tam ellerim



birsen ateş


Sedef 21 28 Mayıs 2007 03:20

Varlığın


Gurbettir beni sana yaklaştıran
Özlemdir yüreğimi ateşlerde yakan
Gözlerindir beni hayata bağlayan
Saclarındır rüzgarlarda dağılan
Bir ölümüne aşktır seninle bende yaşanan

Gözlerime yaşama umudu veren varlığın
Sana delilerce aşık eden ah o saçların
Seviyorsak benimdir artık acıların
Baharlara namzettir güzel yarınların
Avuçlarımda kuruyacak gözyaşların.



İsmail Sarıgene


BLacK_HawK 28 Mayıs 2007 03:44

Monna Rosa, siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Monna Rosa, siyah güller, ak güller


Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Monna Rosa, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar


Açma pencereni perdeleri çek
Monna Rosa seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Monna Rosa, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek..


Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi


Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların


Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir, söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Monna


Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları


Ki, ben, Monna Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki, ben, Monna Rosa bulurum seni


Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa


Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı


Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Birgün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak


Altın bilezikler, o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki, kapalı gece ve güne
Altın bilezikler, o kokulu ten


Monna Rosa, siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza, siyah güller, ak güller.
Sezai Karakoç



CaNaRY 28 Mayıs 2007 05:17

Nokta Noktam...

Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım
Beni anlatmış sana ve sen ona
"Unuttum artık onu" demişsin.
Hem bu sözü gülerek,
Medar-ı iftihar ile söylemişsin.
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Çünkü unutmak için
önce unutulmak gerek
Oysaki sen,
Hala bende esen,
Eski kavak yelisin.
Unutamazsın...
Kan değil, tüküremezsin,
Ruj değil, silemezsin
Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım
İki heceli erkek adımı
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Seninle biz, hâlâ bir kabukta
İki badem içi gibiyiz.
Baharsın; kokacaksın
Güneşsin; yakacaksın.
Sabah yatağım kadar rüya dolu
Sabah yatağım kadar sıcaksın
Unutamam
Unutamazsın!
Şimdilik bu kadar.
Öbür mektubuma daha diyeceklerim var
Darılma bana, gücenme sakın
Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan
Binlerce selam sana.
Bahar başladı nokta noktam
Ankara'da bahar, veriminde toprak ana
Aylar var ki sana tek satır yazamadım
Oysaki şimdi mevsim bahar
Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var
Artık yazmalıyım.
Takvime baktım bu sabah,
ayrılalı beş ay olmuş.
Düşün ki Nokta Noktam
Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder.
Bunca uzun ayrılıksa;
İnan bana Nokta Noktam
İnsanı, her şeye küskün eder.
İnan bana... Dargınlığım herkese
Ve tek hasretim sana
Düşünüyorum...
Âşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum.
Bu yolun sağında yükselen
Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen
Bahçesinde iri yedi veren,
kayısı gülleri açan evi düşünüyorum.
Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı
Ablan yanımda çorapsız gezerdi,
Başörtüsüz annen.
Düşünüyorum... Bu mevsimde baban,
Her akşam bir yerine iki içerdi.
Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum
bahar dişidir doğurur" derdi.
Bahar başladı Nokta Noktam.
Ankara'da bahar,
Gönül ufkunda yağmur bulutları
Cennet olsa artik sevmiyorum
Sevmiyorum sensiz baharı...
Sen; ey yirmi dört baharın en güzel süsü!
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey ilkyaz akşamları kadar güzel çocuk!
Sen; ey altın gözlerinin hisli dünyası!
Ölümsüz bir yolculuk yaratan
Sen; ey çıplak bir hançer gibi!
Boylu boyunca gönlümde yatan
Sen; ey her şeyim olan her şey!
Son mektubunda söz verdin
Tut diyorsun, unuttum
Unut diyorsun, unutmak mı???
Güneş tekrar doğmayı unutabilir mi hiç?
Gönül ferman dinlemez sözü unutulabilir mi hiç?
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey her şeyim olan her şey!
Bu gece Yılbaşı...
Başkent'de kar yağıyor Nokta Noktam
Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar
Başkent'de kar yağıyor, başkent'de kar...
Bu gece yılbaşı.
Bilirsin ki Nokta Noktam
Yılbaşında hesaplanır
Çoğu zaman insanların yaşı.
Bu gece yılbaşı...
Tokmaklarında yirmi dört hece
Eğilip üstüme sessizce
Şehrin kule saati
Bilir misin Nokta Noktam?
Bilir misin, bilir misin ne dedi?
"Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi."
Ve bir el saçlarımdan tutarak
Kalbimi sana kadar sürükledi.
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları komşu plâkta.
Ne de kıvrak bu vals havası
Başladı yine gönlümün
On yıl evvel ki kanaması
Ne günlerdi o günler cancağızım
Ne günlerdi...
Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde
Başı duman duman bir kız.
Ben, yirmi üstünde
Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı
Ölesiye bir şair, ölesiye bir delikanlı.
Ne çabuk geçti zaman.
Hey gidi Dünya hey...
Bu gece yılbaşı
Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar
Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim.
Bartın'da bahar.
Elimle yapmışım
"asma köprüsünden" Kocanaz deresi
Sağda, ortaokul
Okulda, çocukların sesi.
"Çakır beylerin" elma bahçesi.
Derede kayık, dümende ben.
Küreklerde sen.
Hava berrak, hava ılık
Hava temiz
Ve sularda sarmaşan gölgemiz
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları değil artık
komşu plâkta.
Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta.
Dışarıda kar yağıyor.
Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi
Eski hatıralar...

Rıza Polat Akkoyunlu...


CaNaRY 28 Mayıs 2007 07:28

Kal Biraz Daha
Kaç mavi yasak yaşadık seninle, kaç deli gece...

Düşünse dolunay bile utanır,
Yıldızlar çıldırır, ağlar erguvanlar,
Ben seni işte öyle bir gecede sevdim, hesapsız.
Ve düşlerim...
Düşlerim sınırsızdı alabildiğine
Duygularım sabırsız.
Bir çocuk kadar günahsız.
Sahi sende sevebilir misin beni
Seni sevdiğim kadar,
Dokunabilir misin yüreğime?
Bak orada sen varsın.
Mutluluk nedir diye sorsalar
Sen derim alabildiğine yalnız sen,
Sesin, gözlerin, ellerin sonra,
Titreyen dudakların ve arzun çekingen
Sen benim her şeyimsin.

Sensiz neye benzer bu ay bu güneş
Çiçekler açar mı sen olmasan,
Martılar uçuşur mu çığlık çığlığa,
Sonra kim aydınlatır benim gecemi
Günümü kim paylaşır,
Kim sorar derdimi,
Ben neye sevinirim,
Kimle gülerim?
Kal biraz daha...

Beraber büyüttük sevinçlerimizi,
Beraber öğrendik yaşama direnmeyi
Sevmeyi beraber öğrendik.
Bak güneşler doğdu üzerimize
Yolumuza begonyalar serildi.
Ağlamak bu kadar kolay mıydı,
Ve güzel miydi gülmek kadar?
Herkese seni anlatmak istiyorum
Seni söylemek şiir şiir,
Her dizede sen olmalısın,
Adın olmalı çığlık çığlık...
İçimi ısıtan sen tam şuramda ılık ılık,
Sen olmalısın kıpır kıpır yüreğimde...
Sevdan olmalı deli dolu
Ve çılgınlığın, çılgınlığın olmalı.
Ben seni sevmeyi seviyorum
Ve seni özlemeyi.
Bu bir itiraftır...
Aşkın yoksa ben de yokum
Yetim düşlerimin kimsesizliği kuşatır benliğimi
Hüzünler yağar gecelerime,
Ben bir garip ben olurum,
Sığamam odalara, taş duvarlar üzerime üzerime gelir
Ruhum durmaz bedenimde,
Hücrelerim yaşamaz
Kurumuş dallara döner yüreğim, susuz çöllere...
Gece böyle bitemez, ben ölürüm,
Ölürüm gitme, kal biraz daha...
KAL BİRAZ DAHA...
Şebnem Kısaparmak


nünü 28 Mayıs 2007 13:09

Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Ada'da rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

Necip Fazıl Kısakürek


blueeyez 28 Mayıs 2007 15:04


Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

NAZIM HİKMET


Misafir 28 Mayıs 2007 16:35

Yine Seni Seviyorum İşte


Ben seni sevmiyorum,
unuttum desemde
Ona geri dönmeyeceğim,acı çektireceğim desemde


Simge Atakan


Sedef 21 28 Mayıs 2007 19:42

Masumum




Gel
Ben sensiz pek anlamlı olmuyorum
Sen gelince güzelleşiyor Türkçe’m
Yatıştıran sen olmalısın ki
Bir bebekten daha masumum seninleyken.


arwen 28 Mayıs 2007 19:46

Yapmak istediğim asla son değildir
Ümit denizinden asla kurtulmak değildir
Kalbim dışarı taşıp her cismin üzerinden geçse
Ateşle oturup onu anlatmak değildir

Hangi yöne baksam gözlerimde bir hatıra doludur
Acıyla imtihan edilmişim,umutlu günlere
Ayrılık başlı başına bir çığlıktır
Bazen başlayıpta hayallerle avunmaktır

Kor gibi düşen sözler yüreği yakmıştır
Kalplerde oluşan ritimler gözlerde sağanak yapmıştır
Yanlızlık gariplik yolunamı girdik
Yanlızlığı öğrenmiştim sevenlerim çalmıştır

Aşk insan özüne yerleşti aşkın tadını gizledi
Sel gibi akıp giden hayata yerleşti
İnsan nilüfer gibi toprağa bağlı gelişir
Yapmak istediğim asla son değildir


mustafa cemil dirier


arwen 28 Mayıs 2007 20:46

sarı hoşluk sana



paslı güneşin
kızgın okları yalan bedenime
notasız şarkı

vakitsiz atılan
toprak
açık gözlerime

yokluğun
ağır basan terazi kefesi
akıp giden hayat
içimde
durağan zaman
üç adımlık hücre
takılı

tepkisiz kalmak zor

sarı boşluk
taze ot kokusu
çamura saplanan kürek
sesi...

ölümün
adı bile
hoş geliyor...


zeynep tavukçu


Misafir 28 Mayıs 2007 21:00

Evli Kadınlar

Dışardan bir sorun görülmez belki
Fakat umutsuzdur evli kadınlar
Yüzde yüz bir hüküm verilmez belki
Genelde mutsuzdur evli kadınlar
Ayşe on beşinde gelin olmuştur
Sevdiği dururken elin olmuştur
Her gece sararmış, her gün solmuştur
Genelde mutsuzdur evli kadınlar
Fatma’yı birine zorla vermişler
Tomurcuk gül iken zorla dermişler
Hep onu suçlamış, onu yermişler
Genelde mutsuzdur evli kadınlar
Gül biraz şanslıymış sevilmiş, sevmiş
Kocası gözünde sanki bir devmiş
Hiç farkı kalmamış hapismiş, evmiş
Genelde mutsuzdur evli kadınlar
Hülya’nın ne aklı ne fikri ermiş
Kendini oğluna, kızına vermiş
Her işin peşine yalnız gidermiş
Genelde mutsuzdur evli kadınlar
Zeynep’in kocası kahveden gelmez
Gelse de asıktır yüzü hiç gülmez
Tatlı söz söylemez, sevmeyi bilmez
Genelde mutsuzdur evli kadınlar
Hatice kaderle kendini aklar
Hep mutlu görünür, derdini saklar
Istırap gölünde ruhunu paklar
Genelde mutsuzdur evli kadınlar
Emine eşinden ilgi görmemiş
Ömründe bir defa sefa sürmemiş
Sevgiyi tatmamış, hazza ermemiş
Genelde mutsuzdur evli kadınlar
Keramet koksa da nikah masası
Silinmez hayatın gamı, tasası
Velhasıl arkadaş lafın kısası
Genelde mutsuzdur evli kadınlar

Muammer Baydere


blood_lovee 28 Mayıs 2007 22:37

Efendim

Oynayan ben değildim,izleyense ta kendim,
Yazan çizendim belki,anlatandım efendim…

Aslında bir mizahın,içindeydik hepimiz,
Güldüren mevcut fakat,ağlatan,eksiğimiz…

Sormadık hiç neden,bir mi sevenle sevmiyen?
Bu taklit,bu benzeyiş,sürer mi ebediyen?

Sahne bizim,perde bizim,bu meclis hep bizim,
Geliş ve gidişlerde,aşındı durdu dizim…

Dilimde bir şarkıdır,şu sevmenin ezgisi,
Sizle başlayan şiirin,sizle biten hecesi…

Manasında bir kayıp,maddesinde bol kazanç,
Hangisinde efendim,şu mutluluk ve kıvanç…?

Bilsem ki özgürüm,anlatmak için ne varsa,
Derdim ki efendim,ya Allah beni yakarsa...


Cüneyt Behlül Uz


jöly 28 Mayıs 2007 23:07

FİNAL
Demek hiç bir şeyi unutmuyorsun peki
Öyleyse elveda, haydi git
Birbirimize söyleyecek hiç bir şeyimiz yok;
Müsaade ediyorum, gidebilirsin
Maamafih biraz daha bakle
Yağmur yağıyor... Bekle ki kesilsin
Dışarısı çok soğuk onun için iyi giyin
Aslında kışlık bir manto giyinmen lazımdı
Her şeyini iade etmedim mi?
Bende sana ait hiç bir şey kalmadı
Mektuplarını ve resmini almıştın...
Madem ki ayrılıyoruz bana bir kere daha bak;
Fakat dikkat et ağlamayalım,
Zira bu aptallık olur
Zavallı kafalarımızın seviştiğimiz günleri
Tekrar yaşaması için, ne kadar da kuvvet sarfetmesi lazım!..
Güya hayatlarımızı birbirimize ebediyyen vermiştik
İşte, şimdi tekrar geri alıyoruz
Bundan sonra ikimizde kendi ismiyle
Başka yere gezmeye, yaşamaya gideceğiz
Şüphesiz bir müddet ıstırap çekeceğiz sonra
Hataları affeden yegane şey;
Unutkanlık gelecek...
Ve diğer insanların arasında sen ve ben olacağız
Böylece mazime karışacaksın
Belki tesadüfen sokaklarda birbirimize rastlayacağız
Benim görmediğim elbiselerle sen geçerken,
Ben kaldırım değiştirmeden sana sadece uzaktan bakacağım...
Sonra birbirimizi uzun yıllar görmeyeceğiz.
Dostlarımız benden sana haberler verecekler;
Ben ise, hayatım, kuvvetim ve her şeyim olan senin için
Nasıldır diyeceğim...
Koca aşkımız bu küçük kalpte miydi?
İlk günler acaba deli miydik?
Tanıştığımız an ki heyecanları hatırlıyor musun?
Sevişiyorduk... İşte , aşkımız buydu...
Birbirimize karşılıklı "Seni seviyoum" demek
Ne kadar kıymetliymiş Allahım!
Hakikaten garip.Demek herkes aynı kelimeyi mırıldanmış : Sevmek!
O halde bizde diğer insanlar gibiydik...
Ne çok yağmur yağıyor. Bu havada gidemessin,
Öyleyse kal... Evet kal, anlaşmaya çalışacağız...
Bilinmez ki, kalplerimiz değişmelerine rağmen
Belki eski günlerin tatlı anılarını hatırlayacaklar...
Elimizden gelen her şeyi yaparız
Birbirimize karşı daima iyi olmaya çalışırız.
Malum ya nihayet eski bir alışkanlığımız var.
Oturuver benim yanımda, eski sıkıntıların başlasın
Bende senin yanında eski sıkıntılarıma dalayım.
Paul Geraldy



arwen 29 Mayıs 2007 01:04

ANLAMADIN


Bir bahar akşamıydı ilk,
Özlemlerle dolu bana geldiğinde!
Hasretinin avuçlerımda eriyişi,
Sevdanın ilk öpüşüydü gözlerimi!
Yüreğimi çıkarıp çırpındığı yerden,
Ayaklarına sermek istiyorum demiştin!
Sen umuda umutr dun! Bahar kızdın!
Yoksulluğumu farkedince ZEMHERİ oldun.

Prmaklarını dagıttın eşyaya!
sesini tüm dolaplara dizdin!
Arzuyla yanan gözlerini serdin duvarlara!
Odamın en derin hücrelerinne sindi kokun..........
Bakışların İLK gözlerimle buluştu! ! !
Hiç sönmeyecek yerim birden tutuştu!
Hasret çiçeğiydi senin diğer adın!
Bir gecede nasılda soldun be kadın? ? ? ? ?

Ürküttü seni yoksulluğum fakirliğim,
Kopmuş tesbih tanelerince dağıldın!
Sevgim yetmedi yüzünü güldürmeye!
Sabah boş bir şişe gibi oturdun masaya!
Sonra kırık bir kadeh gibi devrildin!
Döküldü yüzünden boyan ortaya cıktı foyan!
Tükeniverdin! ne tadın kaldı ne tuzun!
Oysa sana bir cihan verecektim anlamadın.


ALİ BASOL


Mystic@L 29 Mayıs 2007 01:35

Ayrılık Hasreti

Ayrılık hasreti vurdu bağrıma
Neden ayrı düştük, bilemiyorum!
Sen yoksun sevdiğim, gönlüm virane
Üzüntüm çoğalır, gülemiyorum! .

Gönlüm ateş sanki, kor gibi yanan
Hasret mızrak mızrak, vermiyor aman
Derdimle baş başa kaldığım zaman
Akar gözüm yaşı, silemiyorum..

Gittiğin gün dünya zındana döndü
Ümidin, hayalin ziyası söndü
İdrâk paramparça, duygu bölündü
Bir türlü kendime gelemiyorum! .

Hıçkırır yüreğim firkât yasında
Gönlüm kürek çeker, gam deryasında
Muhabbet düşünde, aşk rüyasında
Arıyorum seni, bulamıyorum..

Hünkar Dağlı


jöly 29 Mayıs 2007 03:32

Unutmadık

Yaralı bayramlar geçti
Mevsimler, bütün anlamlarıyla
Yüreğin koyu yerinde birikenler
Kendi takvimleriyle gelip geçtiler
Gelip geçti şehirler ve ölüler
Unutmadık
Topraktan çobanyıldızına değin
Hey yer
Her şey
Mümkündü
Nazım kadar coşkulu
Aragon kadar aşık
Lorca kadar yaralıydık
Unutmadık
Orada bir coğrafya yağmalanıyor
Orada gazetelerin ofset baskısı
Orada yeniden yazıyorlar 835 satır
Ve umudunu kaybetmeyen şehirler
Gökyüzünün karanlık kefeniyle örtük
Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz
Adsız ölüleriz
Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan
Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi
Savaşlar ve pazarlar çağıydı
Aynı silahlardı kullandığımız
Aynı çarşılar aynı kandı
Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik
Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden
Viran tarihten
Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven
Çocuklar gibi kusup
Kırda gelincikler gibi gülümseyen
Müsademe çocuklarını gördük
Geçip gidiyorlardı
Tarihin en uzun gecesinden
Pazarlarda aynı kan
Aynı paranın değiş tokuşunda
Karanlık çarşılar
Aynı kanlı tarih her defasında
Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın
Ölüme yakın duran
Bir de on binlerin korosunda haykıran
İntifada intifada intifada
İki güzelliğimiz vardı bizim
Ufkumuzdan inen
Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz
Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı
Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize
Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın
Doğunun gündüz ve gecelerinde
Otuz üç yıldız
Hala ışığını gönderiyor bize
Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim
Birkaç karanfil
Yol için ipek, uyku için maya
Kalbiniz için
Kara bir yemin gibi çırılçıplak
Kelimeler getirdim
Kaybolmuş yüzyılların vatanında
Ölümün erken takibe aldığı çocuklar
Dağlarda değilim sizinle birlik
Yalnızca mataranıza su vermeye geldim
Nazım kadar coşkulu
Aragon kadar aşık
Lorca kadar yaralı
Serap ile hakikat arası
Çağın aşamadığı uçurumlarda
Gider gelirim gider gelirim
Efsanelerin çeşitlendigi yol ağızlarindaki büyük kamaşma
Anda gizlenen zaman
Ateşin avesta dili
Bitkiler, otlar, kökler
Dağlanmış dil, narın rengi
On binlerin dönüştüğü uğuldarken
Doğunun yeni defteri
Topraktan çobanyıldızına değin
Her yer her şey karanlık bir pusuda
Yazının, tekerleğin, tarihin
İlk çocuklarından
Ey büyük mezopotamya
İki bin yıllık gece
Dön geri bak
Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğuşunda


Murathan Mungan |


Misafir 29 Mayıs 2007 08:30

Aşk hayatı

sevmek gibi geliyordu her şey,
sevmek gibi gidiyordu kadın
adının anlattığı, canın teni yakmasıydı,
bir bulut evet ama aslolan
bulutun suyu yağmasaydı...

"bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
ve boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu!




Yılmaz Erdoğan


NiliM 29 Mayıs 2007 09:11

Sevda Suçlusuyum Asın Beni


İtiraf ediyorum
Çok ağır bir suç işledim.
Suçu sevmek miş yüreğimin...
Ecrim idam,
Ben sevda suçlusuyum, haydi asın beni

Kefenimi giydirin, gökmavi olsun
Fermanımı takın boynuma,
Sevmekten hükümlü, idamlıktır deyin
Daha ne duruyorsunuz, haydi asın beni

Kurun darağacını,
Urganı yağlamayın
Ve sevgi nedir bilmezler vursun sehpaya,
Ölümü haketti bu ecirli,
Öldürün!
Ey ahali, öldürün deyin

Sallandırın yağsız urganla beni,
Zevk alırken öldürmekten sizler,
Ben sevgi, sevda ve aşk adına,
Debelene, debelene keyfinizce öleyim..

İtirafımdır, idamlık bir suç işledim
Ey sevgisizler! duyun beni,
Lime lime edin, isterseniz kesin
Haydi durmayın, sallandırın
Ben sevda suçlusuyum, haydi, asın beni.


Haydar Okur


BARIŞ 29 Mayıs 2007 15:39

Ben senin yüreğini gördüm


Sen istediğin kadar sus şimdi…

Yüreğini gördüm diyorum sana..
Yürek ki ;
Uğruna savaş verdiğim her şeyi
bir gecede ateşe vermeme sebep olan bir yürek
sahip olduğum her şeyi yıkıp geçmeme
bir gülüşün için herkesi ağlatmama sebep olan
bir yürek….

alevlerin arasında gözyaşlarımın beni
bu denli üşütebileceğini ise kestiremedim

hayatımın hatasıydı belki
biliyorum
dokunmaya kalkmamalıydım
ve sen
bu denli susup kaçmamalıydın …

Gülüşünü özledim…

Üşüyorum….


Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? ...


yüreğinin ağladığını hissedersin, ...


Gönül kanatlarını açtın, varlık ovasına uçtun, gittin. Senin gönlünün o geniş alanında, sonsuzluğunda ova küçüldü, küçüldü kayboldu, yok oldu. Senin gönlün yanında ova nedir ki? yedi gök bile, senin gönül denizine açılmış bir avuç gibidir.


Ey seher rüzgarı! Bize haber ver; sen geçtiğin yolda, o alev alev yanan, o ateş dolu, o sevda dolu gönlü gördün mü? 0 gönül, yüzlerce yalçın kayaları, mermeri, graniti, ateşiyle yaktı, eritti.


İstediğin kadar sus şimdi…
İstemiyorsan gelme, hiç bilme…
Ne fark ederki
Ben senin yüreğini görmüşüm bir kere…

Öyle bir yürek ki…
Bazen bülbül olmuş güle… bazen gül olmuş sevgi bahçesinde..
Fırtına olmuş gecenin kör karanlığında…Sonra…
Güneş olmuş fırtınanın sabahında

Ateş olmuş benim yüreğimde o ateşe su olmuş…
Dert olmuş yüreğime…. Derde derman ilaç olmuş
Öyle bir yürekki…
Bazen senin gözlerine buğu olmuş, hüznü yerleştirmiş gözbebeklerine

Öyle bir yürekki
Dünyadaki cenneti gördüğüm yer olmuş
İstediğin kadar sus şimdi…
İstemiyorsan gelme, hiç bilme
Kapat gözlerini görme….
Ne fark eder ki.
Ben senin yüreğini görmüşüm bir kere
İstediğin kadar sus şimdi

Mehmet Akif!


NiliM 29 Mayıs 2007 17:13

Sevda Şarkımız


Süreçle her şey biter bu aşk bitmez diyordum
Dünyayı tozpembeye ellerimle boyuyordum
Gönlümde yasemenler çiçek çiçek açıyor
Sevgi yağmurlarıyla bıkmadan suluyordum

Sen anlamdın bunu bitirdin aşkımızı
Yarısında bıraktın aşk sevda şarkımızı

Şimdi sevdiklerinle isterimki mutlu ol
Gönüllere su gibi akıp akıp birden dol
Unut istersen beni,sevdiğimi düşünme
Anladım geç te olsa benim yolum çıkmaz yol

Sen anlamadın bunu bitirdin aşkımızı
Yarısında bıraktın aşk sevda şarkımızı


Doğan Ümit Aksel


Mystic@L 30 Mayıs 2007 00:24

Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..
Nazım Hikmet


Mystic@L 30 Mayıs 2007 12:45

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..
Nazım Hikmet


arwen 31 Mayıs 2007 01:13

Ayrılık treni kalkıyor demek
Hangi olmazlarla binip gidersin
Boşa mı bu kadar harcanan emek
Hangi bahaneye sinip gidersin.

Bu kadar vefasız olamaz seven
Âşıkta aşkına kalır mı güven?
Demek aşkın adı sence serüven
Ardına bakmadan dönüp gidersin.

Ümit ışığıyken içimi saran
Şavkıyla beni tam kalbimden vuran
Gönül mehtâbımda parlayıp duran
En güzel yıldızken sönüp gidersin.

Kalbimi biliyor gökte Allah var
Deliler gibi çok seni sevdim yar
Gözümde yücelttim tâ arşa kadar
Ne diye aşağı inip gidersin

Mutlaka bir yerde kesilir hızın
Ölene dek sürmez içimde sızın
Lebi çare olur güzel bir kızın
Sarıp sarmalarım dinip gidersin

Hasan Hüseyin Yılmaz


arwen 31 Mayıs 2007 01:28

kilitlendim


Hüzün yağıyor yüreğime
Düğümlendim on yerimden
Kilitlendim içimden
Açılmıyor içeriden
Bir yağmur yağsa da
Kurtulsam şu kilitten



ümit fatma uçar


arwen 31 Mayıs 2007 02:01

AŞK DOKUNDU YÜREĞİME


Yine yanıyor bedenim özleminle
Aşkın yüreğime dokunup gitti
Ellerin nerede şimdi
Hangi bedende geziniyor şu an
Kimi yakıyor nefesin kimbilir
Kiminle soluksuz sabahlıyorsun yine

Özlüyorum senli geceleri
Deli sevdalarda eriyip
Yok oluşumuzu düşünüyorum
Silinip yeniden
Yeni baştan yazılırdı sanki kaderimiz

Şimdi yokluğun aklıma zarar
Gidişin idam kararı gibi
Sevgisizliğe hüküm giymişim
Sensizliğe mahkum bir ömür
Tüm sevdaları da götürdün gidişinle

Şimdi aşk sonsuzlukta sanki
Bilinmeyen bir noktada kimbilir
Aşkı sen üretirdin
Banada bulaşırdı yakınındayken
Artık tükendi hayat iksirim

Ölmeye yüz tuttu duygularım
Bir sevgi düşlerim ara sıra
Çeliğe su verir gibi damar damar
Yayılsa benliğime
Yeniden can bulsa duygularım

Dünyaya küsmüş
Tüm güzelliklere kör bakıyorum
Aşk dokundu yüreğime
Vurgun yedi ruhum
Durmadan kanıyor düşüncelerim
Özlemlere doyamıyorum

Artık hüzünleri istemiyorum
O eski günlerimize dönmek istiyorum
Böylesi bir aşk yalnız seninle yaşanır
Yalnız senden solunur böylesi sevda
Biliyorum anlıyorum çaresizliğimi.



SERAP YEŞİL


Mystic@L 31 Mayıs 2007 12:02

Boğaziçinin ufak bir iskelesinde
Dolaştığım geceler oldu
Yorgun, uykulu bir kızdı bu
Son vapur yolcuları içinde.

Araya başka denizler girdi
Başka denizler attı beni başka uzaklara
O tarihten tam beş sene sonra
Gene oradayım şimdi.

Söylesem inanmazlar, söylemiyorum
Her gece gene o kız çıkmakta son vapurdan
Tıpkı eskisi gibi karanlıklarda kaybolan
Bu gölgeye hayaldeyim siz olun da
Gözümle görüyorum, hayal diyemiyorum.

Sular bir şıpırdadı kıyı boyunda
İşte gene son vapur, çekti gitti önümden
Arkamdan bir kız geçti
Adımlarının sesinden tanıdım: Uykulu,
Yorgun da.

Geçen bu genç kıza desem ki:
Bir haber ver hayatından, verir mi?
Behçet Necatigil


nünü 31 Mayıs 2007 20:53

SEVDA BIR ATES BULDU SENDE

Sevda bir ates buldu sende, egilip optu seni
Artik kimse denizi bilmiyor.
Dirseklerini masaya koyusundan belli
Gelip gecen bir gunu bitirmek istemedigin,
Sevda bir umut buldu sende.

Ey bir yolcu listesinde bir oluyu arayan,
Artik kimse gozlerini bilmiyor

Sunu imzala,
Bir mektup, bir telgraf alindisi degil
Unutulmus bir sevdadir kapini calan
Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan,
Kimse artik bir sey giymek istemiyor.

Sonra bir pencereden kendine
Ayisigi gibi vuran sen,
Ne sana, ne baskasina benziyor.

Ve iste bir dip baligi su boslugunda,
Cirparaktan yuzgeclerini,
Hic kimseye uymayan bir mevsim oneriyor..

Edip Cansever


Mystic@L 31 Mayıs 2007 21:23

Bana yirmi yaşımda ateş saçan bir sevda,
İlk şi'rime altundan kanad veren o hulya
Ak şaçlarım altında yine alev saçacak.

Milletinin ruhuyle feryad eden bir dudak
O şeyleri söyler ki çağlattığı gümüş ses
Asırların önünde nağmesini dindirmez.

Hiddet, tahkir hepsi boş!... Her cefaya katlanan
Yine şair kalbinden başka bir kalb değildir;
Bu zayıf kalb en mağrur alınları eğiltir.

Şu dünyada bir büyük rüya gören kahraman
O kartala benzer ki en yangınlı şimşekler
Onun sisli ve korkunç yollarına nur serper.

Mehmet Emin Yurdakul


Mystic@L 31 Mayıs 2007 21:59

Hayattan ders veriyor diye öğretmenleri kızdıran
Tuzu bir bulmuş çocukları saklamadan güldüren dünyaya
Su kaçırmaz bir eşeğin sesine açıktır penceresi
Bir sınıfın, batı son dersinde, kuşluk vakti

Meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte
Koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını
Azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru
Neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır?

En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne
İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar
Yalnız Orta Doğu'da el altında satılan bir atlas
Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz

Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş
İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp
Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun
Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş

Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama

Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların
Bir cenaze töreninde daha ölümlü karşılamaya götürüleceğiz

Efendiler! Eşekler susabilirler
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?

(Yort Savul)

Ece Ayhan


arwen 31 Mayıs 2007 22:53

aşkıma


Seni sevmekten vazgeçemem
Vazgeçmemde
Ellerini tutamasamda
Gözlerine bakamasamda
Yanında uyuyamasamda
Sen hep benim kalbimdesin
Nerde olursan ol benimlesin
Özlemin bir çığ gibi büyür içimde
Gece rüyamda gündüz düşümde
Olduğun ve olmadığın her yerde
Sen hep benimlesin
Seninle güne uyanmak güzel
Seninle uykuya dalmak güzel
Seni rüyalarda görmek güzel
Sen hep benimlesin
Varlığın hayatımı aydınlatan bir ışık
Sesini duymak bile güzel
Yüzünü göremesemde
Beni sevdiğini bilmek güzel
Sen söylemesende
Ben seni çok sevdim,hep seveceğim
Ve vazgeçmeyeceğim bu sevgiden
Sen yanımda olsanda,olmasanda


Sema Gönen Yozgatlı


arwen 1 Haziran 2007 01:11

Sen,
Gülleri topla,sakla göğsün de.
Kokun sinsin iyice üzerlerine.
Bir gün,koklarım kısmetse.
Ben;
Umut toplayacağım en mavisinden.
Hiç tükenmeyen..
Biliyorum ki;
Ceket gibi taşısan da sırtında öfkeni,
Bir gün kırılacak inat zinciri.
Tüm saatleri sana kurdum.
Ne zaman dönüp baksam,
Ya sana bir var.
Ya seni bir geçiyor.
Ama hiç sen olmuyor sevgili..
Zaman acımasız,zaman telaşlı.
Ve, zaman sensiz geçiyor.
Bekle diyorum bekle.
Söyle, acelen ne?
Bir gün gelecek nasıl sa..
Şimdi;
Yanında olmak vardı ya...
Bir mum yaktım senin için.
Yumdum gözlerimi,tuttum
Dileklerin en güzelini..
Nice mutlu yıllara,
İyi ki doğdun sevgili..


insaf caner


VerSchL@GeN 1 Haziran 2007 01:52

Ayrılık Bakıyorlar


Gittikçe yanlızlaşıyorum

Büyüyor yüreğimdeki delik
Katman katman
Hortum dibe vuruyor
Kalıntılar gibiyim

Boşluk dolmuyor
Gelenler hemen gidiyor
Giderken götürüyorlar ne var ne yoksa
Büyüyor
Gittikçe büyüyor....

Adamlar görüyorum yollarda
Aynı gün
Günbegün

Sevdiğim
Terkettiğim
Olmamış olamamış

Mavi bakıyorlar bazen
Bazen siyah
Koyu siyah

Ayrılık bakıyorlar
Ayrılık bakıyorlardı zaten....

Hülya Koculu


arwen 1 Haziran 2007 01:57

SESSİZ SEVDAMSIN


Sen benim yüreğimde sessiz sevdamsın
Gözlerin gözlerimde bakıp yakarsın
Sevginle damarımda akan kanımsın
Dağları delip gelsem tutsam elini

Hayalinle geçiyor gecem gündüzüm
Özlemin gözyaşımda ıslaktır gözüm
Sesini duymadıkça gülemez yüzüm
Dağları delip gelsem sarsam belini

Doyası bakamadım kara kaşına
Seninle kalamadım yalnız başına
Derdimi yanamadım bir türlü sana
Dağları delip gelsem dinlesen beni

Nereye gidiyorsam yanı başımda
Her yerde benimlesin aynı ortamda
Otururuz birlikte hayal olsa da
Dağları delip gelsem duysam sesini

Geçti ömür hasretle oldum divane
Olmayınca soluğun her şey virane
Götürseler cennete sensiz banane
Dağları delip gelsem koklasam seni


SABİHA SERİN


VerSchL@GeN 1 Haziran 2007 02:08

Yağmur
 
Yağmur

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahinin hayalleri

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın firçasında solmayan resim senin

Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Nurullah Genç


VerSchL@GeN 1 Haziran 2007 02:11

Yalan
 
Yalan

Yine hasretin morguna,
Kaldırdılar bedenimi.
Yüreğimdeki yangının,
Sen bilirsin nedenini.
Şimdi senin gözlerinde,
Başka iklimler doğuyor,
Zemherinin ortasında,
Benim ciğerim yanıyor..
Yalan, gözlerin yalan....
Yalan, sözlerin yalan...
Yalancısın sen...
Yine ***** bir kurşunun,
Yarasını taşıyorum.
Döküldü güneşim ay´ım,
Karanlığı yaşıyorum.
Beni sevdiğini söyle,
Sana yalan yakışıyor.
İhanetin son atlısı,
Sana doğru koşuyor..
Yalan, sevdiğin yalan...
Yalan,aşkımın yalan.....
Yalancısın sen.....
Seni sevmek bir hataydı,
Bedelini ödüyotum.
Uzaklarda mutluymuşsun,
Bense burda ölüyorum.
Çıkmaz bir yolun sonunda,
Sana veda ediyorum..
Bu aşk burda bitti artık,
Ben yoluma gidiyorum.
Yalan,gülüşün yalan...
Yalan,bu dünya yalan...
Yalancısın sen.....
Bir yalansın sen.......


Erkan Başok


VerSchL@GeN 1 Haziran 2007 02:14

Labirent

İçimden
Seni seviyorum demek gelince
Gurur dilime kördüğüm atıyor.
Söyleyemiyorum,
Konuşamıyorum,
Boşaltamıyorum içimi...

Artık ölmek istiyorum.
Azrail, halâ sıran gelmedi diyor.
Gel etme eyleme
Bırak beni, artık öleyim diyorum;
Bela mısın be adam, bekle diyor.

Peki öyle olsun deyip
Erişmek istiyorum yeni ufuklara.
Günlerce yürüyorum, koşuyorum.
Arkama bakınca bir de ne göreyim
Bütün mesafe bir darı boyu...

Ne yapmalı, ne etmeli
Diye düşünürken,
Sisli bir çıkmazın soluksuz uğultuları
Yollar senin, gel geç diyor.

Gelde çık işin içinden...

Sinan Güngör


VerSchL@GeN 1 Haziran 2007 02:32

Saat Kulesi

izmir
faytoncuların şimdi hayalet
bizim "imbat" dediğimiz
geçiyorlar fısıldar gibi
ellerimin arasından
alsancak postanesine doğru

bu gidişin bir tesellisi yok
nesrin hanım
bakınız
yirmi birinci yüzyılı vuruyor
saat kulesi

"izmir"
diyor inatla hasan tahsin
"smyrna değil yanlış geldiniz"
ve yunan bandıralı şehir hattı vapurları
pasaport iskelesinden
karşıyakaya doğru

bu gidişin bir tesellisi yok...

Barış Gülcür


VerSchL@GeN 1 Haziran 2007 03:08

Asla

Sen zoru seçtin,
Dönüp bakmak yerine arkana
Uzaklaştın gittin umarsızca...
Oysa bir çift göz vardı arkanda
Bir çift göz ki ağlamaklı
Bir çift göz ki mahmur...
Oysa bir büyük aşk vardı yanıbaşında
Sen zoru seçtin,
Dönüp bakmak yerine arkana
Uzaklarda aradın gerçek aşkı
Bulamayasıya

Ve şimdi sana diyorum ki:
Gün gelirde dönersen bana
Gelirde ağlarsan omzumda,
Unutma...

Ben açığım yeni onursuzluklara
Zamanında terkettiğin ben,
Son tercihin bile olsam ben,
Her zaman seveceğim seni...
Dedim ya unutma:
Geçemez gurur dedikleri,
Aşkımın önüne asla...

Çağatay Arslan



Saat: 13:23

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık