![]() |
Mabetler yıkıldı içimde Umutlar hayaller yıkıldı Bir gün bütün İstanbul yıkıldı. Sokaklar kaydı ayaklarımın altında Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı Gün oldu Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz. Toz toz oldum, duman duman oldum Aldığını geri vermedi yıllar Yitirdim kendimi bu rezil şehirde Seni buluncaya kadar. Eskiden bir lale hatırlardım Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı Rıhtımlar balık balık kokardı. Ne zaman Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı. Vapur düdükleri durmadan öterdi. Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim Bana yeterdi. Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi Gezdim sokaklarında Sonra kaç yıl bir sevgi aradım İstanbul’u aradım. Belki de seni aradım bilmeden Ayaklarımın dibinde den,izler can çekişti Şehirler parçalandı Bir çağ öldü gözlerimin önünde Benim en güzel çağım öldü. Bizi topraktan yarattılar Gel gör ki... Bu şehirde Benim toprağım öldü. Seni aradım bu şehirde yıllarca Yana yakıla seni.. Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir. Hep böyle sensizmiydi bu şehir. Bu şehir İstanbul’muydu ? Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde Gemiler demir almazdı Trenler işlemezdi Sen olmasaydın Bir ömür bitip Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde Bahar gelmezdi Ağaçlar çiçek açmazdı Seni bulmasaydım Ve ben yoktum İstanbul yoktu Sen olmasaydın. Ümit Yaşar Oğuzcan |
ÇAPRAZ Biliyorum dedim, baktım, baktınız Zaman hiç geçmez mi Sordum, sorguladınız Camlara yapışmış çiçek ölüleri Yüzleriniz Sokaklar boydanboya Adresimi sildiniz Beklemek böyle bir şey Islıkla bir korkuyu geri çevirmek Ucu keskin bıçakla Bir bulutu kesmek Duman gibiydi, kadın gibiydi bulut Gölün üstüne dağıldı Yarasında koyu bir gece Ağdı suya Üstüne fotoğraflar çektiniz Unutulmus kadınlarin dalgın ve agırdır Anıları Sevmeyi bilseydiniz Define avcısıydım Bundan önceleri Haritasız dedektörsüz Pusulam yosun tutmus Ağaç gövdesi.. Gizli dehlizlerden geçmek kolay Toprak kökleri Bir geyik çalımıyla biçmişim Kendim soymuşum gizlerini En büyük aşk orda gömülü Toprağı elemişim Bedelini ödeyemezsiniz Üste bir ömür sürdüm Ödüllü bir yalnızlık benimkisi Var varanın Git gidenin Bir rüyayi getirenin Nereye kadardır becerisi Aralıktan rüzgar giriyor Ya tam açın Ya kapatın artık pencerenizi |
Dolunayda Sensizlik Dün duvarların arasından kurtarıp Yakamoza bıraktım kendimi Özlemiştim Bir çevrim gününde, yaşadım dolunayı tekrar Yalnızdım duvarların içinde Dokunamıyor, duyamıyordum Yanımda olmayan sevdamın sıcaklığını Kurtuldum duvarlardan Dolunaya ulaştım yine yalnızdım Dokunamıyor, duyamıyordum Hiç olmayan sevdamın sıcaklığını Söz vermişti halbuki dolunay Bir sonraki sefere olacaktı O da sözünde durmadı getirmedi seni Söylese gelirdin belki Ne dolunay söyledi ne sen geldin Bende yalnızdım yakamozda Şarap yalnız idi dün gece Mumlar yalnız yandı Duygular yalnız yaşandı Sevdalar sensizdi dün gece Dalgalar sensiz, martılar sensiz, rüzgarlar sensizdi dün gece Bir aksilik, gariplik vardı Yakamoz da sensizdi dün gece Dün duvarların arasından kurtarıp, Yakamoza bıraktım kendimi Özlemiştim Bir çevrim gününde, tekrar Sensiz yaşadım dolunayı Faik Ardahan |
Nefes Bile Alamam Yokluğunda gönül bahçeme diktiğin güllere senin adını verdim her gün onları bir bir türlerini renklerini ayırmadan senin yerine okşar severim yapraklara gözlerin renk verir bakışların çiçekleri renklendirir tabiat kokusunu teninden alır en güzel kokular senden yayılır bil ki doğa seninle denklenir beni buralarda teselli eden de senin o muhteşem sevgindir şiirim benim en büyük hüznüm ise inan ki bir tek sensizliğimdir her sabah bir güneş gibi pırıl pırıl doğarsın dünyama ne olursun hiç batmadan kal bende her gün öylesine canlı renklerde bir bahar açarsın ki sevdama şiirim ömrümce sakın hiç solma yoksa nefes bile alamam yokluğunda vallahi birdenbire düşüveririm yatağa ömrüm boyunca da çıkamam bir daha Hüseyin Erdoğan |
Kandilli yüzerken uykularda Mehtabı sürükledik sularda.. Bir yoldu parıldayan, gümüşten, Gittik... Bahs açmadık dönüşten. Hulya tepeler, hayal ağaçlar... Durgun suda dinlenen yamaçlar... Mevsim sonu öyle bir zaman ki Gaalip bir musıkiydi sandi. Gitmiş kaybolmuşuz uzakta, Rü'ya sona ermeden şafakta... (Kendi Gök Kubbemiz adlı kitabından alınmıştır) Yahya Kemal Beyatlı |
Yağmur Damlası Yağmur damlası olsaydım, İnseydim yeryüzüne, Yanaklarına konsaydım, Rüzgar olup, Esseydim usulca, Dokunsaydım tenine, Karşında olsaydım senin, Tutsaydım elini, Seviyorum seni deseydim, Ayıplar mıydın beni Yoksa sen de, Bunları yapacak kadar Seviyor musun beni? Esra Çiftçi |
Lokmanı Hekime Seni Öğretiyorum! Lokmanı Hekime seni soruyorum! Gözlerini gönlümüm mavisine dayadın Yeni doğan bir çocuk bereketiyle girdin gönlüme, Seni sevebilecek kadar tanıyorum! Yüreğime seni hapsedecek kadar deliyim Seni zindanıma atıyorum Mahkumu değil sultanı oluyorsun gönlümün.. Umutlarımı denize bırakıyorum, Dalgasız bir liman şehrinde Şimdi sadece sana tutunuyorum, Kokunu rüzgarlarla sal bu diyara Sesini telefondan işitirim bir gece vakti Pembe yaşmaklı resmin ellerimde şimdi, Sensizliği yakıyorum bu limanda Tüm haber güvercinlerini sana yolluyorum.. Sensizliğin ilacını Lokmanı Hekimden soruyorum Nerden bilebilirdim ki Dünyanın cevapsız tek sorusunun olduğunu Önceleri çok korkmuştum Ama biliyorum ki Devasız dert vermemiş Yaradan yaralı kullarına Sonra, seni sende bulduktan sonra Lokmanı Hekime seni öğretiyorum! Zafer Şık |
İlkbahar Bambaşka bir dünya,bambaşka bahar Yaz biter,kış gelir,sonra ilkbahar. Güzeller içinde en güzel isim, Benim sevgilimin adı ilkbahar. Çiçekler açılır yemyeşil ova Sımsıcacık olmuş güzelim doğa Serin sularından aldım bir kova İçtim kana kana seni ilkbahar. Kelebekler uçar,arılar uçar Tavşanlar zıplaşır,kuzular kaçar Tabiat sistemi gün gelir geçer Bütün gizli sırlar sende ilkbahar. Hüseyin Çelik |
Sekiz cennet onsekizbin alemde, Nasil yazdi seni levhi kalem de? Güzelligin parca parca bölemde, El'e veremedim avsar güzeli.. Esin menendini görmedim billah, Seni hangi nurdan yaratti allah? INCE ask elinden dedi illallah, Ondan sevemedim avsar güzeli.. Sabit İnce |
NERDESİN? Geceleyin bir ses böler uykumu İçim ürpermeyle dolar; Nerdesin? Arıyorum yıllar var ki ben onu, Aşıkıyım beni çağıran sesin Gün olur sürüyüp beni derbeder, Bu ses rüzgarlara karışıp gider Gün olur peşimden yürür beraber Ansızın haykırır bana: Nerdesin? Bütün sevgileri atıp içimden, Varlığımı yalnız ona verdim ben; Elverir ki bir gün bana derinden, Ta derinden bir gün bana "gel" dersin. Ahmet Kutsi Tecer |
Diyelimki yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşalırcasına yağıyor mübarek, Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına Işte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi dibe dalayım diyorsun İçine çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Ben varım Can Yücel |
sonuna yaklaşırken yolumun acıyla kıvranırdın dudaklarımda bilmezdin unutmuş gibi gülümserken içimi saran bulanıklığa ağladığımı alışırken yavaş yavaş tutunduğum aşka kırılıverdi pervazları yüreğinin tutuldu dilim içimde birikti sözlerim ürkek bir ceylan gibi dolanır durur şimdi sesim her acıda ay tutulur mu adımı çağırırken yakamozların karanlıkta ağlardı gölgeler duvarlar üzerime üzerime gelir nefesi yalnızlık kokardı gecemin ardın sıra yine mevsim bahara durmuş acısı da içime şımarık bir edayla o gitti derken yüreğim tokat gibi çarpar yanağıma acısı kimin duasıydı ki kabul olan ateşe uzanmışken tam ellerim birsen ateş |
Varlığın Gurbettir beni sana yaklaştıran Özlemdir yüreğimi ateşlerde yakan Gözlerindir beni hayata bağlayan Saclarındır rüzgarlarda dağılan Bir ölümüne aşktır seninle bende yaşanan Gözlerime yaşama umudu veren varlığın Sana delilerce aşık eden ah o saçların Seviyorsak benimdir artık acıların Baharlara namzettir güzel yarınların Avuçlarımda kuruyacak gözyaşların. İsmail Sarıgene |
Monna Rosa, siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Monna Rosa, siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Monna Rosa, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Monna Rosa seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Monna Rosa, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek.. Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir, söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Monna Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki, ben, Monna Rosa bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki, ben, Monna Rosa bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Birgün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler, o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen Bir tüy ki, kapalı gece ve güne Altın bilezikler, o kokulu ten Monna Rosa, siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza, siyah güller, ak güller. Sezai Karakoç |
Nokta Noktam... Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım Beni anlatmış sana ve sen ona "Unuttum artık onu" demişsin. Hem bu sözü gülerek, Medar-ı iftihar ile söylemişsin. Unutamazsın Nokta Noktam Unutamazsın! Çünkü unutmak için önce unutulmak gerek Oysaki sen, Hala bende esen, Eski kavak yelisin. Unutamazsın... Kan değil, tüküremezsin, Ruj değil, silemezsin Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım İki heceli erkek adımı Unutamazsın Nokta Noktam Unutamazsın! Seninle biz, hâlâ bir kabukta İki badem içi gibiyiz. Baharsın; kokacaksın Güneşsin; yakacaksın. Sabah yatağım kadar rüya dolu Sabah yatağım kadar sıcaksın Unutamam Unutamazsın! Şimdilik bu kadar. Öbür mektubuma daha diyeceklerim var Darılma bana, gücenme sakın Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan Binlerce selam sana. Bahar başladı nokta noktam Ankara'da bahar, veriminde toprak ana Aylar var ki sana tek satır yazamadım Oysaki şimdi mevsim bahar Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var Artık yazmalıyım. Takvime baktım bu sabah, ayrılalı beş ay olmuş. Düşün ki Nokta Noktam Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder. Bunca uzun ayrılıksa; İnan bana Nokta Noktam İnsanı, her şeye küskün eder. İnan bana... Dargınlığım herkese Ve tek hasretim sana Düşünüyorum... Âşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum. Bu yolun sağında yükselen Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen Bahçesinde iri yedi veren, kayısı gülleri açan evi düşünüyorum. Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı Ablan yanımda çorapsız gezerdi, Başörtüsüz annen. Düşünüyorum... Bu mevsimde baban, Her akşam bir yerine iki içerdi. Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum bahar dişidir doğurur" derdi. Bahar başladı Nokta Noktam. Ankara'da bahar, Gönül ufkunda yağmur bulutları Cennet olsa artik sevmiyorum Sevmiyorum sensiz baharı... Sen; ey yirmi dört baharın en güzel süsü! Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü! Sen; ey ilkyaz akşamları kadar güzel çocuk! Sen; ey altın gözlerinin hisli dünyası! Ölümsüz bir yolculuk yaratan Sen; ey çıplak bir hançer gibi! Boylu boyunca gönlümde yatan Sen; ey her şeyim olan her şey! Son mektubunda söz verdin Tut diyorsun, unuttum Unut diyorsun, unutmak mı??? Güneş tekrar doğmayı unutabilir mi hiç? Gönül ferman dinlemez sözü unutulabilir mi hiç? Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü! Sen; ey her şeyim olan her şey! Bu gece Yılbaşı... Başkent'de kar yağıyor Nokta Noktam Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar Başkent'de kar yağıyor, başkent'de kar... Bu gece yılbaşı. Bilirsin ki Nokta Noktam Yılbaşında hesaplanır Çoğu zaman insanların yaşı. Bu gece yılbaşı... Tokmaklarında yirmi dört hece Eğilip üstüme sessizce Şehrin kule saati Bilir misin Nokta Noktam? Bilir misin, bilir misin ne dedi? "Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi." Ve bir el saçlarımdan tutarak Kalbimi sana kadar sürükledi. Bu gece yılbaşı, başkent ayakta Çalınan Tuna dalgaları komşu plâkta. Ne de kıvrak bu vals havası Başladı yine gönlümün On yıl evvel ki kanaması Ne günlerdi o günler cancağızım Ne günlerdi... Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde Başı duman duman bir kız. Ben, yirmi üstünde Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı Ölesiye bir şair, ölesiye bir delikanlı. Ne çabuk geçti zaman. Hey gidi Dünya hey... Bu gece yılbaşı Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim. Bartın'da bahar. Elimle yapmışım "asma köprüsünden" Kocanaz deresi Sağda, ortaokul Okulda, çocukların sesi. "Çakır beylerin" elma bahçesi. Derede kayık, dümende ben. Küreklerde sen. Hava berrak, hava ılık Hava temiz Ve sularda sarmaşan gölgemiz Bu gece yılbaşı, başkent ayakta Çalınan Tuna dalgaları değil artık komşu plâkta. Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta. Dışarıda kar yağıyor. Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde Küllenmiş bir mangal gibi Eski hatıralar... Rıza Polat Akkoyunlu... |
Kal Biraz Daha Kaç mavi yasak yaşadık seninle, kaç deli gece... Düşünse dolunay bile utanır, Yıldızlar çıldırır, ağlar erguvanlar, Ben seni işte öyle bir gecede sevdim, hesapsız. Ve düşlerim... Düşlerim sınırsızdı alabildiğine Duygularım sabırsız. Bir çocuk kadar günahsız. Sahi sende sevebilir misin beni Seni sevdiğim kadar, Dokunabilir misin yüreğime? Bak orada sen varsın. Mutluluk nedir diye sorsalar Sen derim alabildiğine yalnız sen, Sesin, gözlerin, ellerin sonra, Titreyen dudakların ve arzun çekingen Sen benim her şeyimsin. Sensiz neye benzer bu ay bu güneş Çiçekler açar mı sen olmasan, Martılar uçuşur mu çığlık çığlığa, Sonra kim aydınlatır benim gecemi Günümü kim paylaşır, Kim sorar derdimi, Ben neye sevinirim, Kimle gülerim? Kal biraz daha... Beraber büyüttük sevinçlerimizi, Beraber öğrendik yaşama direnmeyi Sevmeyi beraber öğrendik. Bak güneşler doğdu üzerimize Yolumuza begonyalar serildi. Ağlamak bu kadar kolay mıydı, Ve güzel miydi gülmek kadar? Herkese seni anlatmak istiyorum Seni söylemek şiir şiir, Her dizede sen olmalısın, Adın olmalı çığlık çığlık... İçimi ısıtan sen tam şuramda ılık ılık, Sen olmalısın kıpır kıpır yüreğimde... Sevdan olmalı deli dolu Ve çılgınlığın, çılgınlığın olmalı. Ben seni sevmeyi seviyorum Ve seni özlemeyi. Bu bir itiraftır... Aşkın yoksa ben de yokum Yetim düşlerimin kimsesizliği kuşatır benliğimi Hüzünler yağar gecelerime, Ben bir garip ben olurum, Sığamam odalara, taş duvarlar üzerime üzerime gelir Ruhum durmaz bedenimde, Hücrelerim yaşamaz Kurumuş dallara döner yüreğim, susuz çöllere... Gece böyle bitemez, ben ölürüm, Ölürüm gitme, kal biraz daha... KAL BİRAZ DAHA... Şebnem Kısaparmak |
Canım İstanbul Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul'da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, Ada'da rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul... Necip Fazıl Kısakürek |
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... Fakat artık ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum. NAZIM HİKMET |
Yine Seni Seviyorum İşte Ben seni sevmiyorum, unuttum desemde Ona geri dönmeyeceğim,acı çektireceğim desemde Simge Atakan |
Masumum Gel Ben sensiz pek anlamlı olmuyorum Sen gelince güzelleşiyor Türkçe’m Yatıştıran sen olmalısın ki Bir bebekten daha masumum seninleyken. |
Yapmak istediğim asla son değildir Ümit denizinden asla kurtulmak değildir Kalbim dışarı taşıp her cismin üzerinden geçse Ateşle oturup onu anlatmak değildir Hangi yöne baksam gözlerimde bir hatıra doludur Acıyla imtihan edilmişim,umutlu günlere Ayrılık başlı başına bir çığlıktır Bazen başlayıpta hayallerle avunmaktır Kor gibi düşen sözler yüreği yakmıştır Kalplerde oluşan ritimler gözlerde sağanak yapmıştır Yanlızlık gariplik yolunamı girdik Yanlızlığı öğrenmiştim sevenlerim çalmıştır Aşk insan özüne yerleşti aşkın tadını gizledi Sel gibi akıp giden hayata yerleşti İnsan nilüfer gibi toprağa bağlı gelişir Yapmak istediğim asla son değildir mustafa cemil dirier |
sarı hoşluk sana paslı güneşin kızgın okları yalan bedenime notasız şarkı vakitsiz atılan toprak açık gözlerime yokluğun ağır basan terazi kefesi akıp giden hayat içimde durağan zaman üç adımlık hücre takılı tepkisiz kalmak zor sarı boşluk taze ot kokusu çamura saplanan kürek sesi... ölümün adı bile hoş geliyor... zeynep tavukçu |
Evli Kadınlar Dışardan bir sorun görülmez belki Fakat umutsuzdur evli kadınlar Yüzde yüz bir hüküm verilmez belki Genelde mutsuzdur evli kadınlar Ayşe on beşinde gelin olmuştur Sevdiği dururken elin olmuştur Her gece sararmış, her gün solmuştur Genelde mutsuzdur evli kadınlar Fatma’yı birine zorla vermişler Tomurcuk gül iken zorla dermişler Hep onu suçlamış, onu yermişler Genelde mutsuzdur evli kadınlar Gül biraz şanslıymış sevilmiş, sevmiş Kocası gözünde sanki bir devmiş Hiç farkı kalmamış hapismiş, evmiş Genelde mutsuzdur evli kadınlar Hülya’nın ne aklı ne fikri ermiş Kendini oğluna, kızına vermiş Her işin peşine yalnız gidermiş Genelde mutsuzdur evli kadınlar Zeynep’in kocası kahveden gelmez Gelse de asıktır yüzü hiç gülmez Tatlı söz söylemez, sevmeyi bilmez Genelde mutsuzdur evli kadınlar Hatice kaderle kendini aklar Hep mutlu görünür, derdini saklar Istırap gölünde ruhunu paklar Genelde mutsuzdur evli kadınlar Emine eşinden ilgi görmemiş Ömründe bir defa sefa sürmemiş Sevgiyi tatmamış, hazza ermemiş Genelde mutsuzdur evli kadınlar Keramet koksa da nikah masası Silinmez hayatın gamı, tasası Velhasıl arkadaş lafın kısası Genelde mutsuzdur evli kadınlar Muammer Baydere |
Efendim Oynayan ben değildim,izleyense ta kendim, Yazan çizendim belki,anlatandım efendim… Aslında bir mizahın,içindeydik hepimiz, Güldüren mevcut fakat,ağlatan,eksiğimiz… Sormadık hiç neden,bir mi sevenle sevmiyen? Bu taklit,bu benzeyiş,sürer mi ebediyen? Sahne bizim,perde bizim,bu meclis hep bizim, Geliş ve gidişlerde,aşındı durdu dizim… Dilimde bir şarkıdır,şu sevmenin ezgisi, Sizle başlayan şiirin,sizle biten hecesi… Manasında bir kayıp,maddesinde bol kazanç, Hangisinde efendim,şu mutluluk ve kıvanç…? Bilsem ki özgürüm,anlatmak için ne varsa, Derdim ki efendim,ya Allah beni yakarsa... Cüneyt Behlül Uz |
FİNAL Demek hiç bir şeyi unutmuyorsun peki Öyleyse elveda, haydi git Birbirimize söyleyecek hiç bir şeyimiz yok; Müsaade ediyorum, gidebilirsin Maamafih biraz daha bakle Yağmur yağıyor... Bekle ki kesilsin Dışarısı çok soğuk onun için iyi giyin Aslında kışlık bir manto giyinmen lazımdı Her şeyini iade etmedim mi? Bende sana ait hiç bir şey kalmadı Mektuplarını ve resmini almıştın... Madem ki ayrılıyoruz bana bir kere daha bak; Fakat dikkat et ağlamayalım, Zira bu aptallık olur Zavallı kafalarımızın seviştiğimiz günleri Tekrar yaşaması için, ne kadar da kuvvet sarfetmesi lazım!.. Güya hayatlarımızı birbirimize ebediyyen vermiştik İşte, şimdi tekrar geri alıyoruz Bundan sonra ikimizde kendi ismiyle Başka yere gezmeye, yaşamaya gideceğiz Şüphesiz bir müddet ıstırap çekeceğiz sonra Hataları affeden yegane şey; Unutkanlık gelecek... Ve diğer insanların arasında sen ve ben olacağız Böylece mazime karışacaksın Belki tesadüfen sokaklarda birbirimize rastlayacağız Benim görmediğim elbiselerle sen geçerken, Ben kaldırım değiştirmeden sana sadece uzaktan bakacağım... Sonra birbirimizi uzun yıllar görmeyeceğiz. Dostlarımız benden sana haberler verecekler; Ben ise, hayatım, kuvvetim ve her şeyim olan senin için Nasıldır diyeceğim... Koca aşkımız bu küçük kalpte miydi? İlk günler acaba deli miydik? Tanıştığımız an ki heyecanları hatırlıyor musun? Sevişiyorduk... İşte , aşkımız buydu... Birbirimize karşılıklı "Seni seviyoum" demek Ne kadar kıymetliymiş Allahım! Hakikaten garip.Demek herkes aynı kelimeyi mırıldanmış : Sevmek! O halde bizde diğer insanlar gibiydik... Ne çok yağmur yağıyor. Bu havada gidemessin, Öyleyse kal... Evet kal, anlaşmaya çalışacağız... Bilinmez ki, kalplerimiz değişmelerine rağmen Belki eski günlerin tatlı anılarını hatırlayacaklar... Elimizden gelen her şeyi yaparız Birbirimize karşı daima iyi olmaya çalışırız. Malum ya nihayet eski bir alışkanlığımız var. Oturuver benim yanımda, eski sıkıntıların başlasın Bende senin yanında eski sıkıntılarıma dalayım. Paul Geraldy |
ANLAMADIN Bir bahar akşamıydı ilk, Özlemlerle dolu bana geldiğinde! Hasretinin avuçlerımda eriyişi, Sevdanın ilk öpüşüydü gözlerimi! Yüreğimi çıkarıp çırpındığı yerden, Ayaklarına sermek istiyorum demiştin! Sen umuda umutr dun! Bahar kızdın! Yoksulluğumu farkedince ZEMHERİ oldun. Prmaklarını dagıttın eşyaya! sesini tüm dolaplara dizdin! Arzuyla yanan gözlerini serdin duvarlara! Odamın en derin hücrelerinne sindi kokun.......... Bakışların İLK gözlerimle buluştu! ! ! Hiç sönmeyecek yerim birden tutuştu! Hasret çiçeğiydi senin diğer adın! Bir gecede nasılda soldun be kadın? ? ? ? ? Ürküttü seni yoksulluğum fakirliğim, Kopmuş tesbih tanelerince dağıldın! Sevgim yetmedi yüzünü güldürmeye! Sabah boş bir şişe gibi oturdun masaya! Sonra kırık bir kadeh gibi devrildin! Döküldü yüzünden boyan ortaya cıktı foyan! Tükeniverdin! ne tadın kaldı ne tuzun! Oysa sana bir cihan verecektim anlamadın. ALİ BASOL |
Ayrılık Hasreti Ayrılık hasreti vurdu bağrıma Neden ayrı düştük, bilemiyorum! Sen yoksun sevdiğim, gönlüm virane Üzüntüm çoğalır, gülemiyorum! . Gönlüm ateş sanki, kor gibi yanan Hasret mızrak mızrak, vermiyor aman Derdimle baş başa kaldığım zaman Akar gözüm yaşı, silemiyorum.. Gittiğin gün dünya zındana döndü Ümidin, hayalin ziyası söndü İdrâk paramparça, duygu bölündü Bir türlü kendime gelemiyorum! . Hıçkırır yüreğim firkât yasında Gönlüm kürek çeker, gam deryasında Muhabbet düşünde, aşk rüyasında Arıyorum seni, bulamıyorum.. Hünkar Dağlı |
Unutmadık Yaralı bayramlar geçti Mevsimler, bütün anlamlarıyla Yüreğin koyu yerinde birikenler Kendi takvimleriyle gelip geçtiler Gelip geçti şehirler ve ölüler Unutmadık Topraktan çobanyıldızına değin Hey yer Her şey Mümkündü Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralıydık Unutmadık Orada bir coğrafya yağmalanıyor Orada gazetelerin ofset baskısı Orada yeniden yazıyorlar 835 satır Ve umudunu kaybetmeyen şehirler Gökyüzünün karanlık kefeniyle örtük Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz Adsız ölüleriz Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi Savaşlar ve pazarlar çağıydı Aynı silahlardı kullandığımız Aynı çarşılar aynı kandı Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden Viran tarihten Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven Çocuklar gibi kusup Kırda gelincikler gibi gülümseyen Müsademe çocuklarını gördük Geçip gidiyorlardı Tarihin en uzun gecesinden Pazarlarda aynı kan Aynı paranın değiş tokuşunda Karanlık çarşılar Aynı kanlı tarih her defasında Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın Ölüme yakın duran Bir de on binlerin korosunda haykıran İntifada intifada intifada İki güzelliğimiz vardı bizim Ufkumuzdan inen Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın Doğunun gündüz ve gecelerinde Otuz üç yıldız Hala ışığını gönderiyor bize Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim Birkaç karanfil Yol için ipek, uyku için maya Kalbiniz için Kara bir yemin gibi çırılçıplak Kelimeler getirdim Kaybolmuş yüzyılların vatanında Ölümün erken takibe aldığı çocuklar Dağlarda değilim sizinle birlik Yalnızca mataranıza su vermeye geldim Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralı Serap ile hakikat arası Çağın aşamadığı uçurumlarda Gider gelirim gider gelirim Efsanelerin çeşitlendigi yol ağızlarindaki büyük kamaşma Anda gizlenen zaman Ateşin avesta dili Bitkiler, otlar, kökler Dağlanmış dil, narın rengi On binlerin dönüştüğü uğuldarken Doğunun yeni defteri Topraktan çobanyıldızına değin Her yer her şey karanlık bir pusuda Yazının, tekerleğin, tarihin İlk çocuklarından Ey büyük mezopotamya İki bin yıllık gece Dön geri bak Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğuşunda Murathan Mungan | |
Aşk hayatı sevmek gibi geliyordu her şey, sevmek gibi gidiyordu kadın adının anlattığı, canın teni yakmasıydı, bir bulut evet ama aslolan bulutun suyu yağmasaydı... "bir insanı sevmekle başlıyordu her şey" ve boşanmak için en az iki şahit gerekiyordu! Yılmaz Erdoğan |
Sevda Suçlusuyum Asın Beni İtiraf ediyorum Çok ağır bir suç işledim. Suçu sevmek miş yüreğimin... Ecrim idam, Ben sevda suçlusuyum, haydi asın beni Kefenimi giydirin, gökmavi olsun Fermanımı takın boynuma, Sevmekten hükümlü, idamlıktır deyin Daha ne duruyorsunuz, haydi asın beni Kurun darağacını, Urganı yağlamayın Ve sevgi nedir bilmezler vursun sehpaya, Ölümü haketti bu ecirli, Öldürün! Ey ahali, öldürün deyin Sallandırın yağsız urganla beni, Zevk alırken öldürmekten sizler, Ben sevgi, sevda ve aşk adına, Debelene, debelene keyfinizce öleyim.. İtirafımdır, idamlık bir suç işledim Ey sevgisizler! duyun beni, Lime lime edin, isterseniz kesin Haydi durmayın, sallandırın Ben sevda suçlusuyum, haydi, asın beni. Haydar Okur |
Ben senin yüreğini gördüm Sen istediğin kadar sus şimdi… Yüreğini gördüm diyorum sana.. Yürek ki ; Uğruna savaş verdiğim her şeyi bir gecede ateşe vermeme sebep olan bir yürek sahip olduğum her şeyi yıkıp geçmeme bir gülüşün için herkesi ağlatmama sebep olan bir yürek…. alevlerin arasında gözyaşlarımın beni bu denli üşütebileceğini ise kestiremedim hayatımın hatasıydı belki biliyorum dokunmaya kalkmamalıydım ve sen bu denli susup kaçmamalıydın … Gülüşünü özledim… Üşüyorum…. Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? ... yüreğinin ağladığını hissedersin, ... Gönül kanatlarını açtın, varlık ovasına uçtun, gittin. Senin gönlünün o geniş alanında, sonsuzluğunda ova küçüldü, küçüldü kayboldu, yok oldu. Senin gönlün yanında ova nedir ki? yedi gök bile, senin gönül denizine açılmış bir avuç gibidir. Ey seher rüzgarı! Bize haber ver; sen geçtiğin yolda, o alev alev yanan, o ateş dolu, o sevda dolu gönlü gördün mü? 0 gönül, yüzlerce yalçın kayaları, mermeri, graniti, ateşiyle yaktı, eritti. İstediğin kadar sus şimdi… İstemiyorsan gelme, hiç bilme… Ne fark ederki Ben senin yüreğini görmüşüm bir kere… Öyle bir yürek ki… Bazen bülbül olmuş güle… bazen gül olmuş sevgi bahçesinde.. Fırtına olmuş gecenin kör karanlığında…Sonra… Güneş olmuş fırtınanın sabahında Ateş olmuş benim yüreğimde o ateşe su olmuş… Dert olmuş yüreğime…. Derde derman ilaç olmuş Öyle bir yürekki… Bazen senin gözlerine buğu olmuş, hüznü yerleştirmiş gözbebeklerine Öyle bir yürekki Dünyadaki cenneti gördüğüm yer olmuş İstediğin kadar sus şimdi… İstemiyorsan gelme, hiç bilme Kapat gözlerini görme…. Ne fark eder ki. Ben senin yüreğini görmüşüm bir kere İstediğin kadar sus şimdi Mehmet Akif! |
Sevda Şarkımız Süreçle her şey biter bu aşk bitmez diyordum Dünyayı tozpembeye ellerimle boyuyordum Gönlümde yasemenler çiçek çiçek açıyor Sevgi yağmurlarıyla bıkmadan suluyordum Sen anlamdın bunu bitirdin aşkımızı Yarısında bıraktın aşk sevda şarkımızı Şimdi sevdiklerinle isterimki mutlu ol Gönüllere su gibi akıp akıp birden dol Unut istersen beni,sevdiğimi düşünme Anladım geç te olsa benim yolum çıkmaz yol Sen anlamadın bunu bitirdin aşkımızı Yarısında bıraktın aşk sevda şarkımızı Doğan Ümit Aksel |
Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebruliiiii hanımeli açan ev.. Nazım Hikmet |
O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebruliiiii hanımeli açan ev.. Nazım Hikmet |
Ayrılık treni kalkıyor demek Hangi olmazlarla binip gidersin Boşa mı bu kadar harcanan emek Hangi bahaneye sinip gidersin. Bu kadar vefasız olamaz seven Âşıkta aşkına kalır mı güven? Demek aşkın adı sence serüven Ardına bakmadan dönüp gidersin. Ümit ışığıyken içimi saran Şavkıyla beni tam kalbimden vuran Gönül mehtâbımda parlayıp duran En güzel yıldızken sönüp gidersin. Kalbimi biliyor gökte Allah var Deliler gibi çok seni sevdim yar Gözümde yücelttim tâ arşa kadar Ne diye aşağı inip gidersin Mutlaka bir yerde kesilir hızın Ölene dek sürmez içimde sızın Lebi çare olur güzel bir kızın Sarıp sarmalarım dinip gidersin Hasan Hüseyin Yılmaz |
kilitlendim Hüzün yağıyor yüreğime Düğümlendim on yerimden Kilitlendim içimden Açılmıyor içeriden Bir yağmur yağsa da Kurtulsam şu kilitten ümit fatma uçar |
AŞK DOKUNDU YÜREĞİME Yine yanıyor bedenim özleminle Aşkın yüreğime dokunup gitti Ellerin nerede şimdi Hangi bedende geziniyor şu an Kimi yakıyor nefesin kimbilir Kiminle soluksuz sabahlıyorsun yine Özlüyorum senli geceleri Deli sevdalarda eriyip Yok oluşumuzu düşünüyorum Silinip yeniden Yeni baştan yazılırdı sanki kaderimiz Şimdi yokluğun aklıma zarar Gidişin idam kararı gibi Sevgisizliğe hüküm giymişim Sensizliğe mahkum bir ömür Tüm sevdaları da götürdün gidişinle Şimdi aşk sonsuzlukta sanki Bilinmeyen bir noktada kimbilir Aşkı sen üretirdin Banada bulaşırdı yakınındayken Artık tükendi hayat iksirim Ölmeye yüz tuttu duygularım Bir sevgi düşlerim ara sıra Çeliğe su verir gibi damar damar Yayılsa benliğime Yeniden can bulsa duygularım Dünyaya küsmüş Tüm güzelliklere kör bakıyorum Aşk dokundu yüreğime Vurgun yedi ruhum Durmadan kanıyor düşüncelerim Özlemlere doyamıyorum Artık hüzünleri istemiyorum O eski günlerimize dönmek istiyorum Böylesi bir aşk yalnız seninle yaşanır Yalnız senden solunur böylesi sevda Biliyorum anlıyorum çaresizliğimi. SERAP YEŞİL |
Boğaziçinin ufak bir iskelesinde Dolaştığım geceler oldu Yorgun, uykulu bir kızdı bu Son vapur yolcuları içinde. Araya başka denizler girdi Başka denizler attı beni başka uzaklara O tarihten tam beş sene sonra Gene oradayım şimdi. Söylesem inanmazlar, söylemiyorum Her gece gene o kız çıkmakta son vapurdan Tıpkı eskisi gibi karanlıklarda kaybolan Bu gölgeye hayaldeyim siz olun da Gözümle görüyorum, hayal diyemiyorum. Sular bir şıpırdadı kıyı boyunda İşte gene son vapur, çekti gitti önümden Arkamdan bir kız geçti Adımlarının sesinden tanıdım: Uykulu, Yorgun da. Geçen bu genç kıza desem ki: Bir haber ver hayatından, verir mi? Behçet Necatigil |
SEVDA BIR ATES BULDU SENDE Sevda bir ates buldu sende, egilip optu seni Artik kimse denizi bilmiyor. Dirseklerini masaya koyusundan belli Gelip gecen bir gunu bitirmek istemedigin, Sevda bir umut buldu sende. Ey bir yolcu listesinde bir oluyu arayan, Artik kimse gozlerini bilmiyor Sunu imzala, Bir mektup, bir telgraf alindisi degil Unutulmus bir sevdadir kapini calan Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan, Kimse artik bir sey giymek istemiyor. Sonra bir pencereden kendine Ayisigi gibi vuran sen, Ne sana, ne baskasina benziyor. Ve iste bir dip baligi su boslugunda, Cirparaktan yuzgeclerini, Hic kimseye uymayan bir mevsim oneriyor.. Edip Cansever |
Bana yirmi yaşımda ateş saçan bir sevda, İlk şi'rime altundan kanad veren o hulya Ak şaçlarım altında yine alev saçacak. Milletinin ruhuyle feryad eden bir dudak O şeyleri söyler ki çağlattığı gümüş ses Asırların önünde nağmesini dindirmez. Hiddet, tahkir hepsi boş!... Her cefaya katlanan Yine şair kalbinden başka bir kalb değildir; Bu zayıf kalb en mağrur alınları eğiltir. Şu dünyada bir büyük rüya gören kahraman O kartala benzer ki en yangınlı şimşekler Onun sisli ve korkunç yollarına nur serper. Mehmet Emin Yurdakul |
Hayattan ders veriyor diye öğretmenleri kızdıran Tuzu bir bulmuş çocukları saklamadan güldüren dünyaya Su kaçırmaz bir eşeğin sesine açıktır penceresi Bir sınıfın, batı son dersinde, kuşluk vakti Meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte Koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını Azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru Neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır? En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar Yalnız Orta Doğu'da el altında satılan bir atlas Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların Bir cenaze töreninde daha ölümlü karşılamaya götürüleceğiz Efendiler! Eşekler susabilirler Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi? (Yort Savul) Ece Ayhan |
aşkıma Seni sevmekten vazgeçemem Vazgeçmemde Ellerini tutamasamda Gözlerine bakamasamda Yanında uyuyamasamda Sen hep benim kalbimdesin Nerde olursan ol benimlesin Özlemin bir çığ gibi büyür içimde Gece rüyamda gündüz düşümde Olduğun ve olmadığın her yerde Sen hep benimlesin Seninle güne uyanmak güzel Seninle uykuya dalmak güzel Seni rüyalarda görmek güzel Sen hep benimlesin Varlığın hayatımı aydınlatan bir ışık Sesini duymak bile güzel Yüzünü göremesemde Beni sevdiğini bilmek güzel Sen söylemesende Ben seni çok sevdim,hep seveceğim Ve vazgeçmeyeceğim bu sevgiden Sen yanımda olsanda,olmasanda Sema Gönen Yozgatlı |
Sen, Gülleri topla,sakla göğsün de. Kokun sinsin iyice üzerlerine. Bir gün,koklarım kısmetse. Ben; Umut toplayacağım en mavisinden. Hiç tükenmeyen.. Biliyorum ki; Ceket gibi taşısan da sırtında öfkeni, Bir gün kırılacak inat zinciri. Tüm saatleri sana kurdum. Ne zaman dönüp baksam, Ya sana bir var. Ya seni bir geçiyor. Ama hiç sen olmuyor sevgili.. Zaman acımasız,zaman telaşlı. Ve, zaman sensiz geçiyor. Bekle diyorum bekle. Söyle, acelen ne? Bir gün gelecek nasıl sa.. Şimdi; Yanında olmak vardı ya... Bir mum yaktım senin için. Yumdum gözlerimi,tuttum Dileklerin en güzelini.. Nice mutlu yıllara, İyi ki doğdun sevgili.. insaf caner |
Ayrılık Bakıyorlar Gittikçe yanlızlaşıyorum Büyüyor yüreğimdeki delik Katman katman Hortum dibe vuruyor Kalıntılar gibiyim Boşluk dolmuyor Gelenler hemen gidiyor Giderken götürüyorlar ne var ne yoksa Büyüyor Gittikçe büyüyor.... Adamlar görüyorum yollarda Aynı gün Günbegün Sevdiğim Terkettiğim Olmamış olamamış Mavi bakıyorlar bazen Bazen siyah Koyu siyah Ayrılık bakıyorlar Ayrılık bakıyorlardı zaten.... Hülya Koculu |
SESSİZ SEVDAMSIN Sen benim yüreğimde sessiz sevdamsın Gözlerin gözlerimde bakıp yakarsın Sevginle damarımda akan kanımsın Dağları delip gelsem tutsam elini Hayalinle geçiyor gecem gündüzüm Özlemin gözyaşımda ıslaktır gözüm Sesini duymadıkça gülemez yüzüm Dağları delip gelsem sarsam belini Doyası bakamadım kara kaşına Seninle kalamadım yalnız başına Derdimi yanamadım bir türlü sana Dağları delip gelsem dinlesen beni Nereye gidiyorsam yanı başımda Her yerde benimlesin aynı ortamda Otururuz birlikte hayal olsa da Dağları delip gelsem duysam sesini Geçti ömür hasretle oldum divane Olmayınca soluğun her şey virane Götürseler cennete sensiz banane Dağları delip gelsem koklasam seni SABİHA SERİN |
Yağmur Yağmur Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır bozbulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler şahinin hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın firçasında solmayan resim senin Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahımın, efganımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Nurullah Genç |
Yalan Yalan Yine hasretin morguna, Kaldırdılar bedenimi. Yüreğimdeki yangının, Sen bilirsin nedenini. Şimdi senin gözlerinde, Başka iklimler doğuyor, Zemherinin ortasında, Benim ciğerim yanıyor.. Yalan, gözlerin yalan.... Yalan, sözlerin yalan... Yalancısın sen... Yine ***** bir kurşunun, Yarasını taşıyorum. Döküldü güneşim ay´ım, Karanlığı yaşıyorum. Beni sevdiğini söyle, Sana yalan yakışıyor. İhanetin son atlısı, Sana doğru koşuyor.. Yalan, sevdiğin yalan... Yalan,aşkımın yalan..... Yalancısın sen..... Seni sevmek bir hataydı, Bedelini ödüyotum. Uzaklarda mutluymuşsun, Bense burda ölüyorum. Çıkmaz bir yolun sonunda, Sana veda ediyorum.. Bu aşk burda bitti artık, Ben yoluma gidiyorum. Yalan,gülüşün yalan... Yalan,bu dünya yalan... Yalancısın sen..... Bir yalansın sen....... Erkan Başok |
Labirent İçimden Seni seviyorum demek gelince Gurur dilime kördüğüm atıyor. Söyleyemiyorum, Konuşamıyorum, Boşaltamıyorum içimi... Artık ölmek istiyorum. Azrail, halâ sıran gelmedi diyor. Gel etme eyleme Bırak beni, artık öleyim diyorum; Bela mısın be adam, bekle diyor. Peki öyle olsun deyip Erişmek istiyorum yeni ufuklara. Günlerce yürüyorum, koşuyorum. Arkama bakınca bir de ne göreyim Bütün mesafe bir darı boyu... Ne yapmalı, ne etmeli Diye düşünürken, Sisli bir çıkmazın soluksuz uğultuları Yollar senin, gel geç diyor. Gelde çık işin içinden... Sinan Güngör |
Saat Kulesi izmir faytoncuların şimdi hayalet bizim "imbat" dediğimiz geçiyorlar fısıldar gibi ellerimin arasından alsancak postanesine doğru bu gidişin bir tesellisi yok nesrin hanım bakınız yirmi birinci yüzyılı vuruyor saat kulesi "izmir" diyor inatla hasan tahsin "smyrna değil yanlış geldiniz" ve yunan bandıralı şehir hattı vapurları pasaport iskelesinden karşıyakaya doğru bu gidişin bir tesellisi yok... Barış Gülcür |
Asla Sen zoru seçtin, Dönüp bakmak yerine arkana Uzaklaştın gittin umarsızca... Oysa bir çift göz vardı arkanda Bir çift göz ki ağlamaklı Bir çift göz ki mahmur... Oysa bir büyük aşk vardı yanıbaşında Sen zoru seçtin, Dönüp bakmak yerine arkana Uzaklarda aradın gerçek aşkı Bulamayasıya Ve şimdi sana diyorum ki: Gün gelirde dönersen bana Gelirde ağlarsan omzumda, Unutma... Ben açığım yeni onursuzluklara Zamanında terkettiğin ben, Son tercihin bile olsam ben, Her zaman seveceğim seni... Dedim ya unutma: Geçemez gurur dedikleri, Aşkımın önüne asla... Çağatay Arslan |
| Saat: 13:23 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık