![]() |
Konuşamıyorum Sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin Ürkek şaşkın kararsız duyuyorum Ve sen bir gökkusağı kadar güzelsin Rengarenk ve az sonra gidecek görüyorum Ve ben yağmurlar altında bir yolcu Islak yorgun tutkulu yürüyorum Sensiz ben yolumu bulamam Haykırmak istiyorum Konuşamıyorum konuşamıyorum konuşamıyorum Konuşursam gözyaşlarım beni boğacak Biliyorum duyuyorum görüyorum konuşamıyorum Bu ayrılık akşamında sen sustuğuma bakma Konuşmaya gücüm yok beni anla Söyleyemediklerimi bak gözlerimden anla Herzaman yanımda kal hiç bırakma Sensiz ben yolumu bulamam Haykırmak istiyorum Konuşamıyorum konuşamıyorum konuşamıyorum Konuşursam gözyaşlarım beni boğacak Biliyorum duyuyorum görüyorum konuşamıyorum İlhan İrem |
Bir Yolculuk Üstüne Açıyoruz kapıları, Kapıyoruz kapıları, Geçiyoruz kapılardan Ve biricik yolculuğun sonunda Ne şehir, Ne liman Tren yoldan çıkıyor, Batıyor gemi Düşüyor uçak. Harita çizilmiş buzun üstüne Elimde olsaydı bu yolculuğa Başlayıp başlamamak Başlardım yine . Nazım Hikmet Ran |
Mendilimde Kan Sesleri Her yere yetişir Hiçbir şeye geç kalınmaz Çocuğum beni bağışla Ahmet Abı sen de bagisla. Boynu bukuk duruyorsam eğer içimden böyle geldiği için değil Ama hiç değil Ah güzel Ahmet Abım benim insan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konyanın beyaz Antedin kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşe başlarına Öylesine benzer ki Ve avlularına (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) Ve sözlerine (Yani bir cep aynası alim-satımına belki) Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer Sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına Öyle bir cidara yakımına, birinin gazoz açmasına Minibüslerine, gecekondularına Hasretine, yalanına benzer Anisi issizliktir Acısı bilincidir Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abı. Bir güzel kadeh tutusun vardı eskiden Dirseğin iskemleye dayalı -- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -- Cidara paketinde yazılar resimler Resimler: cezaevleri Resimler: özlem Resimler: eskidenleri Ve bir kasın yukarı kalkık Sevmen acele Dostluğun çabuk Bakıyorum da simdi O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde. Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abı Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası Kil gibi ince İstanbul yağmurunun altında Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen Kadının ütülü patiskalardan bir teni Upuzun boynu Kirpikleri Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki Sofranı kurardı Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi Çocuklar doğururdu Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini islerdi bir dantel gibi O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar... Bilmezlikten gelme Ahmet Abı Umudu dürt Umutsuzluğu yatıştır Diyeceğim su ki Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler Oysa o kadar kullanışlı ki simdi Hayalsiz yasıyoruz nemdeyse Çocuklar, kadınlar, erkekler Trenler tıklım tıklım Trenler cepheye giden trenler gibi İsçiler Almanya yolcusu isçiler Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi Ellerinde bavullar, fileler Kolonyalar, su şişeleri, paketler Onlar ki, hepsi Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler Ah güzel Ahmet Abım benim Gördün mu bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor simdi istasyonlar Ve dağılmış pazar yerlerine memleket Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa iste o kadar. Ahmet Abı, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri. Edip Cansever |
INSAN KALBINE MEKTUP YAZAMIYOR Yazma diyorlar bana, yazarken canın acıyor, ağlıyorsun.. ve gelemiyorsun kendine uzun bir süre.. yazma diyor,beni tanıyanlar.. yazarsan kurtulamazsın bu aşktan...! Yapamıyorum, yazmamayı beceremiyorum... oysa sussam bir süre.. dinlense kelimeler.. Ben sussam sen yazarsın belki.. İkimizin yerine konuşmaktan yoruldum artık... Ben yazmazsam belki yeni anlamlar yüklenir alfabeye.. Bir harfini aldım oysa onun ben.. 28 harf kaldı geriye.. Artık seni tanıyanlar, bilemeyecekler hiç.. Adının başında hangi harfin olduğunu.. Kolay değil böyle sevilmek eminim.. Hiç seni sevdiğim kadar sevilmemiş olsamda..eminim işte.. Benim nefes almamı engelleyen bu aşk, seni de yaşatmaz,bilirim.. Bulmacaların içindeyim, ama ne olur çözme beni.. gidersen birgün dayanamaz kalbim.. bırak sırlarla kalayım..sen hep başucumda kal.. Bana hiç "gelmemiş"olsaydın.. korkmazdım elbet "bir gün gidecek"olman düşüncesinden.. Ama geldin bana, Ne de iyi ettin...! Susamıyorum..Ne zaman susmak gelse içimde.. Gözyaşlarımla yıkıyorum yüzümü.. Çok ağlıyorum... Diyor ki bir şarkı; -ben denizden bir damlayım,o yüzden tuzludur gözyaşlarım.. Denizden doğduğum doğru.. ama artık eminim, Doğduğum yerde ölmeyeceğim...! Ağlatmak istemezdim kimseyi.. ve sen hiç ağladın mı,bilmiyorum.. Hayatının neresindeyim ve yokluğumun büyüklügü ne kadar yer tutarsa bedelini ödemeye razıyım.. Bırak gideyim.. "Tutmuyorum zaten"diyebilirsin.. doğru.. ellerinle bağlamadın ellerimi.. Dillerinle söylemedin "gitmeleri".. Kalbimden kalbine bağlanan o kalın ilmiği sen atmadın.. Habersiz değildin ama...Sadece uyarmadın.. Bazen oturup sana mektup yazmak geliyor içimden.. Sayfalarca..renk renk.. Saçlarımı boyadığım gibi boyamak istiyorum kelimeleri.. Oturuyorum..yazamıyorum.. Boya kalemleri elimde kalıyor.. Gidip masum çocuk yüzlerini boyuyorum.. Gülüyorlar.. Birilerini mutlu etmeyi becerebiliyorum.. Az da olsa.. Kötü olabilseydim..senin için,sana karşı.. Nefret edebilseydin benden.. Denemedim mi sanıyorsun,seni sevmemeyi.. benden nefret etmeyi sana öğretmeyi.. olmadı.. ne zaman bir adım atsam senden geriye.. yüzlerce kere koştum ileriye.. Ardıma döndüğümde sen hep aynı yerdeydin.. Uzaklığımız bundandır.. Neden boğaz köprüsü var burada biliyor musun... ben mi uydurdum yoksa bu bir hikaye miydi,hatırlamıyorum.. Ama bir şehir aşık olunca diğer şehre..kuruvermişler araya köprüyü işte.. Şehirlerin dilleri yok,anlatamazlar sevdalarını.. Benim dilim var.. Ama şehir kadar saklayamam sevdamı.. Salıverirsem birgün içimden bu aşkı.. yıkılacak bu köprü.. Hiç bir seven kavuşmasın diye....! Olmuyor..olmuyor.. Bir mektup yazsam diyorum sana.. İnsan kalbine mektup yazamıyor...! |
—bilmiyorsun değil mi? Huzurun yüreğinde attığını… …daha dündü! Karınca gibi, kırıklarımı topluyordun, Ne iyi yapıyordun… …şimdi içimdeki sevgini topluyorsun, Hiç mi farkında değilsin; Sensiz kırıklarımın çoğaldığından… —bilmiyorsun değil mi? İnsan, mutluluğu herkeste göremiyor-nedense- …ey sevgilim! Kadınım/ yüreğinde kendimi sakladığım, Sensiz! Yokluğuna nasıl kan damlamam… …anlıyor musun? Yapamıyorum/ hayata tutunamıyorum! Kaldırım taşlarının altındayım, seni sayıklıyorum… —bilmiyorsun değil mi? İlk kez aşkın tarifini yapıyorum… Yani seni(n) …yüreğime en yakın, yârim! Varlığınla dertlerimi eskittiğim, Söyle bize ne oldu da sustuk! …hani kader bile bizden yanaydı; İnan hiç pişman değilim seninle üzülmekten, Yüz kere dirilsem; yine seni severim… Yine seni! Şimdi soruyorum sana: İnsan, hiç sevdiğini üzgün görmek ister mi? Bilmiyorsun değil mi? Evet! Bilmiyorsun… Bazen bir söz sevgidir; bazen de sevdiğinle üzülmek… Bilsen de bilmesen de, seni sevmek bana huzur veriyor… Emre onbey |
Güzel Havalar Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum. Eve ekmekle tuz götürmeyi; Böyle havalarda unuttum. Şiir yazma hastalığım; Hep böyle havalarda nüksetti. Beni bu güzel havalar mahvetti. Orhan Veli Kanık |
Seni Bekleyişimin Adı Yok Aslında bir kibrit kâfi gündüzleri tutuşturup, Gecenin gerdanına dizi dizi yıldızlar yapmaya. Hani sabahın boyu yetişse uzanıp öpecek alnından Ay'ı Bir de hep geç kalınmış ömrün son deminde gelmese ölüm, Belki böylesi dar gelmez giyindiğimiz mutluluklar Mevsimlerin peşine takılıp ta, Hüznü oradan oraya taşıyan yağmurlar gibiyim.. Sıcak avuçlarda buhar olup göğe karışan Soğuk bakışlarda buz kesip anlamdan alabildiğine uzaklaşan, Seni bekleyişimin adı yok, Hasreti çeke çeke uzaklara götüren çok vagonlu trenlerin de. Hani giden gider de, geçmişi kalır ya geride, Onu hep yaşlı gözlerle bekleyen. Zamanla dilindeki özlemi kırıverir zaman, en hassas yerinden… Çok geçmeden, çok geçiyor yokluğunun üzerinden, Haram saatler diziliyor boğazıma uzadıkça , Tenhasına sere serpe uzandığım düşler de yetmiyor Yorgun arzularımı kışkırtmaya Verdiğim sözlere saklanmış militan kılıklı yalanlar yakayı ele veriyor bir bir Tutuklayıp aynalara hapsediyorum Sonra vicdanım delil yetersizliğinden serbest bırakıyor Seni bekleyişimin adı yok Dursun diye duvarlara çivilediğim zamanın da Payıma düşen yalnızlığın zirvesinde, Saçlarımla gizlice siyahını paylaşıyor gece. O zaman, bu şehir bir kez daha düşüyor gözümden Kalabalık kaldırımlarında adım adım eziliyor günahlarımın gölgesi, Sanki ben değildim külçe külçe acıların sahibi Ağır korkuların ezip yel değirmelerine verdiği Savrulmuş bedenimin, rüzgarında ölmeden dirildiği Sanki sen değildin bırakıp giden Üstüne üstlük hiç gelmemişken Seni bekleyişimin adı yok.. Kurulmamış köprülerden geçmeye çalışan benliğimin de Şiirlerim şahit olsun ki İki satır arasına sığmıyor yalnızlığım Ne nokta anlatabiliyor kararsızlığımı Ne de virgül koyabiliyorum yılların ardına Yenik düştü keşkelerim oynadığın oyunlara Yine de teslim olmadım Ama sen, namluda hüzün Beni tam on ikiden vurdun Seni bekleyişimin adı yok gelmeyisinin de!!! Alıntı |
Hadi GiT Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle, Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle. Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar. Mademki benli hayat sana kafes kadar dar, Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. Hadi git, benden sana dilediğince izin, Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin. Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler. Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın. Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak! Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez, Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez. Her darbene tahammül edecektir bedenim, Gururum mani olur perişanıma benim. Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine. Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Sana gül bahçesini kim açar benden başka! Hercai arılara meyhanedir çiçekler, Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler! Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin, Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin. Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et! Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan! Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm! Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm. Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum; Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum! Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ... Cemal Safi |
Eğer, gözyaşlarını tebessüme döndürüp Felaketlerinde bile gülümseyebiliyorsan, Hayatın tokadını yiyip, Ayakta dimdik durabiliyorsan, Yıkılan bir hayatı yeniden kurup, Kaybolan yıllarını geri döndürebiliyorsan, İlerlemiş yaşına rağmen hala çekici kalabiliyorsan, Bütün çirkinliklerin arasından, Güzellikleri yakalayabiliyorsan Yüreğinde esen fırtınaları dindirip Başını yastığa koyduğunda rahat uyuyabiliyorsan Alın terinle, emeğinle geçinip, Daima dürüstlüğün fazilet olduğuna inanıyorsan, Eğer; kaderini değiştirebiliyor ve Yaşadıklarından bir ders çıkarabiliyorsan, Yine de her şeye rağmen, hayata dört elle sarılıyorsan Yaşam senin avuçlarındadır artık Ona sımsıkı sarıl. Sema Zincir |
Bir Beyaz Sayfada Sana Bakmak Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla Uçak örneğin Uçurtma mesela Altına konabilir biri ötekilerden Kısa olduğu için sallanan bir masanın Veya şiir yazılabilir Süresi ötekilerden kısa bir ömrün üzerine Bir beyaz kağıda her şey yazılabilir Senin dışında Güzelliğine benzetme bulmak zor Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden Bir gülden, bir ilk, bir sonbahardan sor Belki tabiattadır çaresi Senin bir güle bu kadar benzemenin Ve benim bilinci nasırlı bahçıvan çaresizliğim Anlarım bitkiden filan Ama anlayamam Toprağın güneşle konuşmasını Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla Sen bana ışık ver yeter Bende filiz çok Köklerim içimde gizlidir Gelen giden ,açan solan, bere budak yok Bir şiir istersin İçinde benzetmeler olan Kusura bakma sevgilim Heybemde sana benzeyecek kadar Güzel bir şey yok Uzun bir yoldan geldim Tedariksiz,katıksız bir yolcuyum Yaralı yarasız sevdalardan geçtim Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu Her şeyi anlattım Olan olmayan, acıtan sancıtan Bilsem ki sana varmak içindi Bütün mola sancıları Bütün stabilize arkadaşlıklar Daha hızlı koşardım Sever adım gelirdim Gözlerinin mercan maviliğine Sana bakmak, suya bakmaktır Sana bakmak, bir mucizeyi anlatmaktır Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır Aşk sorgusunda şahanem Yalnız kelepçeler sanıktır Ne yazsam olmuyor;çünkü bilenler hatırlar Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar, Bahçıvanlar değil,tüccarlardır. Sen öyle göz,sen öyle toprak ve güneş ortaklığı Sen teninde cennet kayganlığı iken Sana şiir yazmak ahmaklıktır. Bir tek söz kalır dişlerimin arasında Ben sana gülüm derim ,gülün ömrü uzamaya başlar Verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim Ben sana gülüm derim ,gül sana benzediği için ölümsüz Yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz Sana bakmak,bir beyaz kağıda bakmaktır Her şey olmaya hazır Sana bakmak,suya bakmaktır Gördüğün suretten utanmak Sana bakmak,bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi Anlatmaktır Sana bakmak,Allah a inanmaktır. alıntı. |
| Saat: 11:42 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık