![]() |
Dağların arasında Bu şehrin karanlığı Gün batmadan daha Buluyor aydınlığı Rüzgar temizlerken Şehrin üstündeki sisi Sokaklar üşüyor sanki Yanınca sarı lambalar Çöpleri döküyor Duvarlarda kediler Atıyorum kendimi, yorgun Tanıştığımız parkına şehrin Arıyor gözlerim Öyle bir iz senden, Üşüyor bekliyorum Yılların ötesinden hüseyin seyfi |
itiraz/ Öncesi; bir düğünün başka düğünlere gebe vakitleri samanlık arkalarında mektup aşklar tensiz köpek üç kere havlarsa kahvehanelerden çıkış saati helalar ev dışı, bahçe dibi kızların ishal sevdaları ah annemin gençliği ne zormuş babama varmak bahçe küçük, yangın büyük köpeğin besbelli vakti gelmiş ağlar O da meşkten bir öpücüğe yetmez vakit bütün samanlıklar seyran balya balya aşk Sonrası; kıymık olmuş ilerliyor deri altı ihanet *****ce bir kadın ardındakileri sayıyor sevişmeyi günah bellemese tespih çekecek imameye varana kadar daha kaç kere sevişecek babam bunu bilmeyecek Keşkesi; iş bellemese sevişecek ah annemin gençliği bir şeftali ağacının gölgesine hapsedilmeseydi namus güneş doğardı besbelli vakti gelmişti bahçe küçüktü yangın büyük YaZaN : aYBeN ÇeViK |
Başın düşüvermiş yastık üstüne Gül demeti gibi Dudakların, yanakların... Her uzvun bir çiçek sanki Hele gözlerin, başka güzel Uzanıvermiş narin bedenin yatağa Kıskanırcasına her yerini sarmış nevresim. Uyku nasıl da yakışmış yüzüne Dudakların açmaya hazır gonca gül sanki Ya incecik bedenin! Yıllarca sarılıp uyuyası geliyor insanın. Ama ben atdınlık istiyorum gözlerini Uyan artık meleğim, bir ses ver sessizliğe Sen gözlerini açtığında aydınlanır dünya Senin gözlerinde doğar güneş Her gün yeniden yeniden. Yıllar süren bir uykuya dalarsan eğer Önce hayat durur Sonra dünya can çekişir kahrından. Korkarım sensiz uyanık kalmaktan Haber ver gözlerini açtığında Yoksa sonsuz uykulara dalarım ben de ardından sami bağcı |
sert rüzgar Üzerimden geçen sert rüzgarsın, Yağan yamurun ardına bakan sert bir ıslaklıksın, Yok gülüm açmıyor güneş. Yağan yamurun altında sırıl sıklam olmuş ıslanırım bakan gözlerin ardında, bir kere gel özledim Yanar yüreğim erircesine, Gurbette kaldın bitircesine , Anıyorum senin kızgın vicdanı, Yolsun esen rüzgarın sertliginde. YaZaN:.... Kuru Dalda Çiçekler… Uyuturum seni her ana gibi koynumda Savurur zaman saçlarımı Sıvazla beyazıyla. Bilme ardında değilim “kaç günüm var daha? ” Bir gün uyanır sarsarsın usumu çocuksu sorularla “Kim taşlıyor bu kadınları meydanda? ” … “Çamurda ekmek kapışanlar kim? ” … “Kim patlatmış o kadının karnındaki balonu? ” … “Kırmızıya boyayan kim kundaktaki çocuğu? ” ... Konuşamam… susarım Anlatamam… susarım İnsan aşkına susarım! Allah aşkına susarım! Sonuna varırım bir gün susmanın… “Kopartıp imanın kollarını daha da çoğalttığımız yaratıklar! ” derim belki usulca… Anlamaz dinlersin bir şarkı gibi yabancı… Aktarırım sloganları; “Ergenekon! ” derim “Fatih Sultan! ” derim “Atam! ” derim Buğulanır gözlerim “Çanakkale! ” diye eklerim… Çevirip başını “Ya sen? ” dersin Dillendirip tüm soruları Yer yarılsa içine girerim. Sorarsın sonra “Bu kurumuş ağaçta niye sallanır çiçekler? ” …… Bir buzul kadar donarım Süner kollarım Birer yumru olur gözlerim boğazımda Yutkundukça düşer ayaklarıma… O an doğurgan çığlıklar sarar gökleri Korkuyla büyür gözbebeklerin Dayanamam Patlar, saçılırım konfeti gibi… “Urganlara çengeldeki et gibi asılan umutları boğulan kalemleri kırılan günün kızgın alnında ince bir gülüş tutunmuş suratlarıyla serin şelale kuytusunu düşleyen bu çiçekler gözü toprak sulayan anaların koynundan koparılan sen gibi fidan! ” diye patlarım… Durur, bir neden, bir yol sorarsın Usundan her dem on yol geçen Durak bilmez anana. Bir durak sorarsın… Boğulurum bu defa yanıtlar ortasında… “Yorgunum” derim Sen susmaz konuşursun çocuk aklınla “Bir andan daha mı fazla yaşamın yorgunluğu? ” Olgun bir meyvanın tadını doldurursun damaklarıma Uçurtmalara takarsın göğsümü Sudan nedenlerle büyüttüğüm acılardan Mutluluğu çıkarıp uzatırsın bana Umutlu bir türkü olurum Sığmam ufuklarıma… “Dur’u var oğul” derim “kan kusan bu çılgınlığın! Usumuzu parçalayan kurnazlığın Cahilliğin sonu var! Bu zulmün bir sonu var, savaşların, düşmanlığın Bu kuru dallar Senin gibi çiçekler açtıkça! ” Yazan : FİLİZ BEDÜK |
Çok ileri bir tarihte Çok yaşlı olarak Sessizce ayrılmalıyım Kimseye pek gözükmeden Ve kimseyi rahatsız etmeden. Masamın üzerinde Dünden kalan işler Tamamlanmamış yazılar Okunmayı bekleyen kitaplar Ve anılar ve umutlar. Filleri kuyruğundan çekerek Tepeleri aşırtmaktı görevim Günler bitti filler tükenmedi Ben elimden geleni yaptım Gerisini siz tamamlayın. Boşa geçmedi hayatım Daha fazlası olabilirdi ama 'Buna da şükür’ demeliyim Işte sevgili dostlar Ben böyle veda etmeliyim. ismail cem |
kokusu soldu gülün göverdikçe gönenen sevdaydık yüreğimizde sarkaçlı saat tiki söyle ne kaldı ki bozdursan para etmez sözlerden ne kaldı soruyorum hercainin yırtık renginden yağmurları paslanmış buluttan bir de böğürtlen çalılarından ve sisten zaman yadsırken düşlerimizi serseri bir umarsızlık değil mi biriktirdiğimiz dağarcığımızda kendimizi öğüttüğümüz değirmenlerimizde iki bıçak gibi birbirine bilenmiş kıyılarımızda fırtına tanrıları uyandığımız sabahlar kokusu solmadı mı önce gülün kapı önüyüz tenha akşamların tünediği küflendi zaman saksısını yitirmiş sardunyadan söz etme bana ayrılıklardan ya da özlemlerden çıkmaz sokak gibi geçerken içimizden tabulardan söz etme bana tabular ki gül makası en güzel masallarımızı budayan Emre GÜMÜŞDOĞAN |
Duyguların Savaşı Öyle bir alemde yaşıyorum ki, sağ mıyım, ölümü bilemem, Sağıma bakar, soluma bakar, dört duvar haricinde bir dost göremem, Etrafımda hareket eden bir şeyler vardır, el uzatıp erişemem, Kimi doğru, kimi yanlıştır, uyarmak isterim söyleyemem, Konuşmak isterim, bir iki kelime, sesim çıkmaz dinletemem. Sarılmak isterim, sıcaklıklarını hissetmek, var olduğumuzu bilmek, Düşünmek isterim, paylaşmak acıları tatlıları, onlarla dertleşmek, Ben adım attıkça, kahrolası gölgeler uzaklaşır, arzuladıklarıdır gitmek, Bırakırım peşlerini, bakarım ardından gölgelerin, görürüm onlarda da yok istek, Bilmezler ki tek arzumdur, onlarla bir olmak, acıyı tatlıyı paylaşıp, dertlerini gidermek! A.Cenan Akpınar |
Senin için bir şiir yazsam Herkes aşkımı anlasa... Senin için bir şiir yazsam Bana geri dönsen... Bilmiyorum duyuyor musun bu şiiri... Ama duyuyorsan... Duyuyorsan Duy beni işte. Eğer okuyorsan Oku beni işte. Gözlerim gözlerini özledi. Ellerini, dudaklarını yanaklarını, Seni öpmeyi özledim. Hem de çok özledim... Senin için bir şiir yazdım. Hadi bana geri dön! nihan yıldırım |
Kırık bir düştür mehtap bir düşüştür bir ayaz geçidi ve zamana yolcu bir kervan bu günü dünden bitirdim toplayamam dağılmış yalnızlığımı sererim de sefil geçer ah kırklar kölesi inat alımsız yediler böldüler pervasız yine de dipsiz denizler taşırım bilmezsin ateş üşür sensiz Sait EKİNCİ |
Biz Ölebilirmiyiz Kopan her takvim yaprağında, Yağan her yağmur damlasında, Ve çırpınan her martı kanadında, Hatırlanırken sen,., Seni ben nasıl unutabilirim..? Oysa kaç kez indirdim resmini duvardan, Kaç kez yumrukladım hayalini git! diye... Ama heyhat! ne sen unutuldun, Nede hayalin gözlerimden kurtuldu. Gömülmüşken kalbimize bu umutsuz aşk, Ne sen unutabilirsin, Ne de ben sevgili.!.. El ele gezilen umut sahillerini, Düşler kurulan yürüyüşlerini, Her akşam gelen hüzün nağmelerini, Seviyorken sende umutsuz aşkla beni, Unutabilirmiyim... Unutabilirmiyiz..?. Birbirimiz için yaşarken umutsuz da olsa.. Söyle biz ölebilirmiyiz...! Gülden Işık |
| Saat: 23:15 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık