![]() |
Artık sana inanmıyorum.. Hayatın anlamı kalmadı bende Ne gerçekte güldüm nede hayalde Dünya dedikleri beyaz bir perde Artık seyretmekten usanıyorum. Artist olmuş insanlar anlamıyorsun Gerçekmi yalanmı bilemiyorsun Sevmek istesende sevemiyorsun Seni sevdiğime utanıyorum Her günün başında ayrı bir film Seyretmekten usandın,bıktım be gülüm Her sahne alışında değişik yorum Artık dinlemekten usanıyorum Perdeden düşünce sahne alırsın Sen kendini sanatçı artist mi sanırsın Sanma ki hep dört ayak üstü kalırsın Artık söylemekten usanıyorum Sanmaki bu hayat hep böyle lak lak Aklın başına gelir birgün muhakkak Temizleyemez seni ölsende toprak Artık sana ben inanmıyorum.. Erdinç Sert |
Bir Anlık... Saatlere bakmaksızın yazıyorum Karalıyorum gördüğüm herşeyi Bir çizgi üzerinde buluyorum kendimi Sarhoşluğum başımda tepiniyor Ağır yükler düşüyor omuzlarıma Doğrulamıyorum düştüğüm yerden Sızıp kalıyorum ayrılıkların yol ayrımında Kimseler kaçıyor benden Ardına bakmaksızın Yakıp yıkıyorlar viraneleri Susuyorum Susmak düşüyor bu saatlerde payıma Ve susarak konuşuyorum Ve sen duymamazlığa yoruyorsun kendini Dilim acıyor seviyorum diyememekten Yorgunum Bırak usulca uzanıvereyim şurada Boşver bugün en mutlu günüm değil En umutsuz günüm olsun Ayrılığın kelepçelerini taşıyorum kollarımda Ki gözükmesin istiyorum Bilmesinler beni yaralı ve mahsun Oysa ben dağları ayaklarımın altında bilirdim Ama bir avuç topraktan ibaretmişim Sen önüne düşen yolları izle Ne de olsa benden uzaklara kaçıracaktır seni Ağlamalarıma inanma Seviniyorum içimden gidişine Bakma yüzüme düşen sadece bir perdelik hüzün Bir sonra ki perdede elbet güler yüzüm Sen gidiyorsun Tarihlere işlenecek bu sıradışı gidişin En mutlu günüme denk gelmiş Oysa ben hüzünleri bir sonraki durakta bırakırım Ve bugünden seni elbetde siler giderim... Özgür Havuz |
Bir Anlık... Saatlere bakmaksızın yazıyorum Karalıyorum gördüğüm herşeyi Bir çizgi üzerinde buluyorum kendimi Sarhoşluğum başımda tepiniyor Ağır yükler düşüyor omuzlarıma Doğrulamıyorum düştüğüm yerden Sızıp kalıyorum ayrılıkların yol ayrımında Kimseler kaçıyor benden Ardına bakmaksızın Yakıp yıkıyorlar viraneleri Susuyorum Susmak düşüyor bu saatlerde payıma Ve susarak konuşuyorum Ve sen duymamazlığa yoruyorsun kendini Dilim acıyor seviyorum diyememekten Yorgunum Bırak usulca uzanıvereyim şurada Boşver bugün en mutlu günüm değil En umutsuz günüm olsun Ayrılığın kelepçelerini taşıyorum kollarımda Ki gözükmesin istiyorum Bilmesinler beni yaralı ve mahsun Oysa ben dağları ayaklarımın altında bilirdim Ama bir avuç topraktan ibaretmişim Sen önüne düşen yolları izle Ne de olsa benden uzaklara kaçıracaktır seni Ağlamalarıma inanma Seviniyorum içimden gidişine Bakma yüzüme düşen sadece bir perdelik hüzün Bir sonra ki perdede elbet güler yüzüm Sen gidiyorsun Tarihlere işlenecek bu sıradışı gidişin En mutlu günüme denk gelmiş Oysa ben hüzünleri bir sonraki durakta bırakırım Ve bugünden seni elbetde siler giderim... Özgür Havuz |
Gözlerin geçiyordu Doğum günü sancılarımın dayanılmazlığından Gözlerin; geceye yakılan bir mumun alevinde Titrek ve üryan… Ve sen gidiyordun Adın parmaklarımın ucunda şiir olduğu zaman! Kendini aynalarda arama gülüm! Senin yüzündür seyyar acılardan devşirdiğim bu ben Düş kırığı yitik sevişlerden Ağız dolusu isyan seslerinden belliydi böyle olacağı Aşk yangını sürgünlüklerin infaz vaktinde Gözlerinde çarmıha germişken kendimi Dizlerine düşen sefil bir İstanbul telaşıyla Alıp başını gidecektin… Her geç kalış bir özlemi resmedecekti Tren garlarının asık yüzlü saatlerine Düşlerime basıp geçen her gidiş bir martı çığlığı Ve satır sonlarında yokluğuna semah dönecekti kelimeler.. Biliyordum kimse anlamayacaktı beni Ve ben hiç kimsesi olacaktım tanıdığım herkesin Herkes koyu karanlık huzmelerin tanyeri geçişlerinde Üryan uykular halesinden soyunacaktı kendini Gözlerime çizilen her terk ediliş bildik bir intiharken Ve kanıyorken gitmeler bileklerimde Yollarıma dizilen her şehir doğurgan bir kadın rolünde Yitikliğimi taşıyacaktı rahminde Ve ben tüm kimsesizliklerde kendimi aramaya koyulmuşken Sen en kalabalık hüzünleri bırakıp avuçlarıma Gidecektin öylece Henüz yazılmış bir şiirin ıslak ve ter kokan dizelerinde… “Her şeyin bir sonu var Her masalın bir sonu… Yaşanır ve sırrı yalnızca yaşayanlarda kalır” Dedin ve gittin! Şimdi düşleri çamura bulanmış küskün çocukların Yorgun ve çıplak dillerinde Ölüme kesmiş bir ses olur gökyüzü Şimdi azap ırmaklarında yıkanır yalnızlığım Akıp gider annemin yoksul parmaklarında Bizanslı bir kızın zülfünde çoğalır İstanbul -En çok zindana benzer- “Akşam erken iner mahpushaneye İner yedi kol demiri yedi kapıya Kürdün gelinini söyler maltada biri” Ve bir şair ölür ranzanın dibinde Yedikule’de duvarlar üşür Yedi tepesinde yedi yetim karanfil Soldukça büyür ihanet Soludukça uzar sensizlik… Kaçak tütün kokan türküler eşliğinde Dudağımda tutuşmuşken ismin Ve geçerken yüreğimden dumana sarmış kirpiklerin Mecburi bir göç telaşesinde Siyah ve bulanık bir ülkeye uyanır gözlerim… Bir yanım metruk bir kaldırım ürkekliği Bir yanım ceset ceset ölüm kokusu Mülteci bir söylemdir artık yaşamak “İyi ki doğdun” mukabilinden Ve bir kadın geçer gecenin içinden Yarınları ikiye bölünür kalbimin Ve yaşamak kadar nasırlı elleri annemin Ve yanar şiirler beklemenin senciliğinde Beklemek ki bir aşkın son demidir Sonbahar kadar intihara müsait Ki küflü bir şiir çiziğinde hayatı eritir bileklerimde Oysa bir ayak sesi… Ama kırık ama dökük… Öyle bir ses işte Bir ses -siz -lik… Hani şah damarımda ölüm gibi.. Ve fakat susar şimdi Saçlarında yağmur büyütüp Gözlerinden eylül dökülen; O uçurumlara yazgı kardelenler gibi kırılgan O üstü başı sen kokan Boynu bükük talan şehirler Ve çocuk yüzlerde ömre bedel gülüşler… Susar zindanda duvar sürgünde Nazım Maltada “kürdün gelini” Voltada ranza dibinde Ahmed Arif Ve Hasan ve Hüseyin Ve yaşamak kadar nasırlı elleri annemin Hepsi susar şimdi Suskunluk olup düşerim lâl gecelere -Sol yanımda yokluğunun sancısı- Ve bilirim gecelerce kâbus kusar yüreğim ellerime Darağacı güllerince adını kanarım Hep adını yazarım sessizliğin parantez içlerine Susar harflerin boynunda urgan Bileğimde kan Ve kanla karışık bir haziran Sözlerimin tam çaprazında ***** dilli ağızlar nazarına yutkunurken kendini Zamana uyup zamansızca susar bir adam Ve ben yastık altına iliştirilmiş şiirler gibi Keder içerken hayatın elinden Eylül hazanı kentlerde yaban kalırım kendime Ve üstüme kapanır yeryüzü Gökyüzü ölüm ağlar Bilemezsin yokluğun ne demek Nasıl yangın nasıl alev nasıl kor (?) Ve inan güzelim Haziranda ölmek kadar doğmak da zor! Bugün doğum günüm gülüm! Bugün dün gibi özledim seni Ve şimdi tanıdık bir mezarın başında Yas tutar annemin gözleri Oysa dedim ya Hani bir ayak sesi Ama kırık ama dökük… Sadece bir ses… Hani şah damarımda ölüm gibi Hani geleydin; yeniden dirilirdi belki Düş yatağı gecelerin toprak kokusunda Tükenmez bir aşkın uçuk maviliği… Gelmedin… Gel… Gel ki gör; ölürken bile seviyorum seni! “Seviyorum -yaşıyoruz çok şükür- der gibi...” Doğan Araz… |
Adalara Doğru Yüreğinle havalandı dalgalar Pervane ardında soluk soluğa Martılar öyle şaşkın Köpürdükçe beyaz kanatları Senden önce bulutlara karışır Sevgili güzel insan Bakmasan da olur derine Güneşli bir sevinç maviliğin Ece Arabul Günel |
Ağır Delikanlı Kanatlarını havalandırır, Bir efe türküsünde. Deniz derini gözlerini kapar, Sahile vuran dalga seslerine. Serinmiş duymaz, Dağların oğlu. Islakmış ayakları, İnceymiş sırtı, Attı mı üç tek rakısını, Perçeminden ozlem damlar. Ece Arabul Günel |
Akdeniz Tuzun karışır mı tenime.. Mavilikte mercan balık Oltalarda yakamoz olsam Akdeniz beni de al Dönemem Sarı bozkır ağır geldi Dağlanmadı henüz yaram Ece Arabul Günel Aşk Kırıktı sertti saçları Bakışları acı yeşil.. Ece Arabul Günel |
Senden Sonra Çok Durmadım Kendimde Parmak uçlarıma vuruyor yokluğun, yine sen düşüyorsun satırlarıma, bak yine seni çiziyorum şiir dolusu, sonra geçip karşısına iyiki varsın diyorum, ağlıyorum. hançerlerle kazıyorum göz yaşlarımı yanağımdan, akan kanın üzerine yeminler ediyorum, bir daha ağlamak yok diyorum, sonra bozup tövbemi günahlarıma bir yenisini ekliyorum. senden sonra çok durmadım kendimde, sahipsiz bedenimi bırakıp tenha bir köşede, eksik bir canla düştüm peşine, hadi yine çık karşıma, önce yalan sevginle seviyorum de, sonrada elvedalar bırak yüreğime bütün gerçekliğinle, bende bu acıyla bir dize daha ekliyeyim şiirime, ve kokunu süreyim satırlarıma hiç koklamamak üzere. terketmek sana terkedilmek bana kolay nasıl olsa, tek tanesine inanmam ela gözlerin yaşla dolsa, sende inanmamıştın hatırla, sana gitme diye haykıran, titreyen feryadıma, yalnızlığı bırakıp avuçlarıma yol almıştın, adresi meçhul bir diyara, aldırma sen bana yalnızlıkta yakıştı yanıma. soğuk bir gecenin kıyısından sensizliğe bakıyorum, hasretinin ummanına dalıyor bakışlarım, çığlıklar yağdırıyorum kör karanlığa, umutlarımı bağlayıp bir taşa, sebepsizce bırakıyorum sonsuzluğun sonuna, bütün dönüş yollarına mayınlar döşüyorum, kapatıyorum kendimi sessizliğe, ve yine konuşmamak üzere susuyorum, farkındayım çok sürmez suskunluğum, çünkü hayalin vurdukça gönül sahiline, kalemimi batırıp yüreğime, firari bir şiire suretini işliyorum, ve yine geçip karşısına dön diye haykırıyorum, bu yüzden uzun sürmez suskunluğum, ben sadece kendimi kandırıyorum, döşediğim bütün mayınlara bir bir kendim basıyorum, ama inan sensizlik kadar ölmüyorum ölemiyorum... alintidir |
Seninle tattım ben her mutluluğu Bırakıp gidersen bil ki yaşayamam Ömrümden canımdan ne istersen al Gülü susuz seni aşksız bırakmam Üşüdüm diyorsan güneş olurum Yanarım sevginle ateş olurum Dolarım havaya nefes olurum Gülü susuz seni aşksız bırakmam Gönlümdeki derdi siler atarım Ümit pınarından coşar akarım Kış göstermem sana ben hep baharım Gülü susuz seni aşksız bırakmam Alıntı |
http://www.askmasali.com/resimler/kalp.gif Hiç kimseyi Senin Kadar Sevmedim http://www.askmasali.com/resimler/kalp.gif Seneler geçti ah, mevsimler geçti Bir sen değişmedin bende sevdiğim Sevdalar değişti, aşklar değişti Bir sen değişmedin bende sevdiğim Bilmem ki hangi yol sana ulaşır Hangi rüzgarlarda kokun dolaşır Her gece gözümde gözlerin ışır Ay mı güneş misin bende bilemedim Sen gideli gökyüzü de değişti Çağlayanlar denizlere erişti Günler geçti, aylar geçti, yıl geçti Her durakta hayalini bekledim Özleminle geçti aylar seneler Hicranla tükendi günler geceler Benim kadar sevemezki kimseler Her çiçeğe gül kokunu işledim Duygu çiçekleri boyun büktükçe Ümit bahçeleri hazan döktükçe Baktığım yollara duman çöktükçe Hep seni özledim seni istedim Gözyaşlarım yağmur olup aksa da Ayrılıklar yüreğimı yaksa da Bu vefasız kahrolası dünyada Hiç kimseyi senin kadar sevmedim Alıntı |
| Saat: 15:33 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık