![]() |
*Esrarlı Bir Gecenin Ardından “ gök ile yer yüzü bitişik iken “ “ ol “ denilmeden evvel yani sıralanmadan önce dağlar dağların arasında yürüyesiniz diye açılmamışken daha yollar bir yol vardı senden bana sen yine senken ben değilken daha ben içimdeki hüznün toprak kokan rayihası bir ağaç dibinde alnım secdeye erdiğinde ulaşır burnumdan ta ruhuma kadar titrerim ötelerden “ sen “ dendiğinde bir neşeli gecenin sonrasında ufkumuza tan indiğinde hafif yumulu göz kapaklarımız perde yapılıp hasret milyonuncu kez gösterime girdiğinde Göz göze verip göz yaşlarımızı ikram ederiz “ asra” sırf o esrarlı gecenin hatırına söylenmiştir şu birkaç naçiz mısra |
Özgürsen Ağlayamazsın. . . Sonsuz çöllerde yaşayabilir misin? Kuraklık nedir bilir misin? Bulutlar cimri süzülür yüzüne baka baka Aldırış etmezler kuru yapraklara Kuru aşkına,kuruyan yollara,umutlara Dondurur kinleri seni,onlar üşümezler Isınırlar gözyaşlarınla,taş kalplerinde Kıramazsın sözcükleri,çözemezsin kelimeleri Vuramazsın utançlarını yüzlerine Düşünürsün geleceği,ölümü Ama duyuramazsın sesini kalbine Tutsaktır bulutların içinde Sisle kaplıdır gözlerinin ruhu Çıldırır mantığın rüzgarları Çözüm arasın bir o kadar tutsak Sonunda hançer olur ellerin Uyurken gözlerin,sökersin soğuk kalbini Isınır güneşi görünce,o soğuk bulutların ardında Sen. . . Artık özgürsün! Soğuğu,acıyı hissetmezsin Ağlayamazsın,artık sevemezsin hayatı Ne olduğunu ararsın,kendini göremezsin Kalbin küt küt atar ama senin değildir Yalnız kalırsın hayallerinle,başka diyarlarda Soğuk nedir bilmezsin Solan yaprak göremezsin Silemezsin sevginin pişmanlığını gözlerinden Ama olsun,sen artık özgürsün! |
Ecel Beni Sende Bulsun İstanbul Taşın toprağın altınmış meğer, Hasretin ölümle inan eşdeğer, Kısmet olurda geri dönersem eğer Ecel beni sende bulsun İstanbul. Yaban elin güzelliği olsada cennet, Senden başkasına gönül vermiyor kıymet, Şu gurbeti aşıp sana erersem şayet, Ecel beni sende bulsun İstanbul. Geceleri rüyamda,gündüz düşümde, Hasretin yakıyor kor ateşinde, Üsküdar,Salacak Bağlarbaşı'nda Ecel beni sende bulsun İstanbul. Sıra dağlar önümüze çeksede perde, Bu hasret bitecek mutlak bir yerde, İster sokaklarında ister evimde, Ecel beni sende bulsun İstanbul. Baharı kışı yazı güzüyle, Son bir defa görsem dünya gözüyle, Hasretimi anlattım ben bu yazıyla, Ecel beni sende bulsun İstanbul. Savaş der; Kader bizi ayrı kılsada, Kavuşmadan sana miad dolsada, Ecel beni gurbet elde bulsada, Toprak beni sende sarsın İstanbul. |
Anlatamıyorum (Moro Romantico) Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle? Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum. Orhan Veli |
SEVMEK Saçak altına sığınmış göçmen kuşun kar tanecikleri arasında düşen beyaz tüyünü de görebilmek İşte sevmek |
İnanmak Bardaktan seni içmek Seni teneffüs etmek havada... Dolaşmak,dolaşmak sana dönmek Seni bulmak yuvada... Yolumuzda aylar, yıllar Basamak basamak... Basamakların çıkamadığı yere Kanatlarınla çıkmak... Boşaltmak takvimden günleri Günlerin üstünden yollara bakmak Rüzgarla esmek, sularla akmak... Baharı yollamak yollara Alıkoymak bir nisanın tadını... Dışarda herkes gibi seslenmek sana Ve koynunda söylemek asıl adını... İnanmak,inanmak,inanmak Ninnilerinle uyuyup,türkülerinle uyanmak... |
İstanbul ve Siz Gözlerim de iki deniz Birinde kız kulesi Diğerinde illede siz... Şimdi Beyoğlu’nda Yada Ortaköy’de Yahut Kanlıca’da Gerçi fark etmez Neresi olursa olsun İllede İstanbul olsun Karşımda siz Şahidim martılar Tanığım kız kulesi Anam avradım olsun Aldatırsam ikinizi… Ellerinizden sımsıkı tutup Kenetlenip yüreğinize Size gözlerimden İstanbul’u seyrettirebilsem İstanbul’a yüreğimden sizi anlatabilsem İstanbul u sizle Sizi İstanbul’la süsleyebilsem… Şimdi nereye baksam siz Hangi yolu yürüsem İstanbul Demiştim ya Gözlerim de iki deniz Birinde kız kulesi Diğerinde illede siz İllede siz İllede siz… |
Adı: Gül Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda, Uzanmış üç adım yatıyordu gül... Bir adam usulca bir uçuruma, "Sevi için" deyip atıyordu gül... Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna, Hepten sevgisizlere satıyordu gül... Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda, Uzanmış üç adım yatıyordu gül... 1 Aralık 1997, Londra Bülent Özcan |
Mutsuz kraliçe Etekleri buz tutmuş O mutsuz kraliçe Artık inanmıyor Gözün büyüsüne Günlerdir beklediği ses Gizlenmiş tepelerin ötesine Arasıra buluşup Kervanların sığacağı darlıktaki Sokaklardan sözeden adam artık yok Anlayan yok Baharat satılan hanların Kokulu yalnızlığından Bir ses bekliyor ısrarla İnce parmaklı tütün kokusundan Ormanda fısıldayan Güz kadar yaşlı kralice Dökülüyor Buzdan ve siyah eteğiyle Rüzgar Dolu Konaklar-Metis Edebiyat Kadınlar Mavi dövmeleri Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle Durup ateşe bakıyorlar. Rüzgar estiğinde hepsi ürperiyor Göğüsleri değiyor toprağa Ellerinde yanan odunlar taşıyan kadınlar Siyah kazanların pası çökmüş yaşlılığıyla Dolaşıp duruyorlar. Ateşin öfkesi kabardığında Sesler artıyor. Orada ateş hiç bitmiyor Söndürmek bir bela Göğüsleri pörsüyen kadınlar Ellerinin korkunç inceliğiyle Tutacakları odunların sertliğini düşünmekte Ve susmaktalar. Sustuklarında yaşları farkedilmiyor Toprak kokuyor bağırdıklarında Nereye yaslanacaklarını ututtuklarından Gözlerini toprağa bırakıyorlar Çünkü bulutlar gökte kalıcı değil En içten Toprağa veriyorlar kendilerini Ve kokuyorlar arasıra |
Acılar Denizi Ben acılar denizinde boğulmuum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiller söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını... Ümit Yaşar Oğuzcan |
| Saat: 12:36 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık