![]() |
Son Veda Hani o bırakıp giderken seni; Bu öksüz tavrını takmayacaktın? Alnına koyarken veda busemi, Yüzüme bu türlü bakmayacaktın? Hani ey gözlerim bu son vedada, Yolunu kaybeden yolcunun dağda, Birini çağırmak için imdada, Yaktığı ateşi yakmayacaktın? Gelse de en acı sözler dilime, Uçacak sanırdım bir kaç kelime... Bir alev halinde düştün elime, Hani ey gözyaşım, akmayacaktın? |
Güzel İstanbul'um Tüm mutluluklarımı, tüm acılarımı sende yaşadım. Beyoğlu sokaklarında, kalabalığa karıştım. Kendimi unuttum, sevgin içimde büyüyerek. Canım sıkıldı. Boğazda yürüyüşe çıktım. İnci gibi dizilmişti, köprülerin. Ben sana aşığım, güzel İstanbul. Seni kimseyle paylaşamam, kıskanırım. Bütün şairlere konu olan, sen değilmisin. Ya yazarların sevgilisi. Bütün insanlara kol kanat geren. Tarihiyle insanları büyüleyen İstanbul. Camileriyle, medreseleriyle turistlerin cenneti. Kalabalık insanlarla bütünleşen gücün. Aşklarını sonsuzlaştıran emirganın. Yedi tepenin yükseldiği, mekanın. Nasıl aşık olunmaz sana İstanbul. Seni kimselerle paylaşamam ben. İçimdeki sevgin, dolup taşar herzaman. Bu bendeki aşkın, sonsuzluktur benim için. |
Aşk Sevgilim sabahın erkenini seviyor, ben geceyi ve esmerliğini onun, o dorukları sevior, korkuyor bundan ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı, ona bir yeşil gülümsüyor, ben, hayatı delice sevdiysem nasıl, diyorum, seni de öyle. O kendi boşluğunda oyalanan günlerde canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor, ben göğe bakıyorum geceden, kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim diyorum, yanında, o sabahları eğilip öpüyor denizi. Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun, esmerliğin gecemde, öyle kal. "Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun, yağmur bir yalıyor yüzümü, bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım. Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi, oysa camdaki sardunya gibi üşür bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir bir, çıplağın çıplağımda. Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda |
Sonsuluğun anahtarı Bir bulutun üstündeymiş dediler O kadar çok bulut var ki! Sonsuzluğun anahtarı Gül bahçesinde Ama hangi yaprağın gölgesinde Sonsuzluğun anhtarı Bir derin kuyuya düştü ki Bulup çıkarmaya yaşlı bir ipim yok Sonsuzluğun anhtarı Bin kutulu bir bimecede saklıymış dediler Bin fikrimolsa onu bulup çıkartmaya Sonuncusunda çıkmayacağına bahse girerim Sonsuzluğun anahtarı Saklıymış şurda burda Ararken küçücük bir yürektim Bulamazken Çenesi beyazlamış bir ULEMA |
Mazimde İstanbul'da Fatih Mazimde ararken güzelim İstanbul'u, Sordum ak şaçlı dedeye nerede bilir misin Beyoğlu, Dedi işte geldiğin Beyoğlu'nda İstiklal Yolu. Bakındım sağa sola, bilemedim şimdiki İstanbul'u. Dedim a efendim kalmamış ki eski İstanbul'dan hiç eser, Gördüm ki mahşere dönmüş o sakin, sessiz yer. Şaşırdım asfalt olmuş, parke taşlı yollar, Asfaltta gezenler, yaklaşan yüzler, hayasızlar. Herkes onları, onlar da herkesi bakıştan solluyor, Duydum ki bayan deniyormuş beye bunlar oluyor, Edep vardı, haya vardı, eskiden İstanbul denen yerde, Hani nerede haya, nerede edep, utanmak nerede? Yürüdüm durağa bekledim, geldi körüklü otobüs, Tıklım tıklım otobüs güneş oldu, ben gezegen venüs, Dolaştım etrafında binemedim daha henüz, Binemeyip kalanların çoğunda asıkca bir yüz, Nihayet girebildim körüklüden zorla içeri, Gözüm aradı bu hengamede oturacak bir yeri, Talebe sandığım ikram etti oturduğu yeri, Çok yorulmuştum; pek memnun etti bu ikram beni İstanbul'da Fatihli olan bilmez mi tarihi Taş Mektep'i, İşte tanıdım! Burası bildiğim Fatih'in medresesi, Fatih İstanbul'da çocukluğumu tükettiğim yer, Çok mutlu olurum görürsem yaşadığım evi eğer, Düşünürken gelmişim çeşmeli sokağın başına, Baktım sokaktaki evler, dönmüş kaldırım taşına. Aradım, nerede mazimdeki cumbalı ahşap ev, Dediler yandı bitti kül oldu; katili kundakçı, yaktı alev alev. Çocukluğum mutlu geçmişti yanan evde hatırlarım, İstanbul'da, Fatih'te çok vardı o evde hatıralarım. Hatırımda kalan İstanbul'da; Fatih'te yaşanan çocukluk, Hüzünle, özlemle geçti mazimdeki bu İstanbul'da yolculuk... |
Acıların Kadınıydı doğumu bile dertli kederli geçmişti annesini tarlanın ortasında tutmuştu sancı annesinden göbek bağını ölüm kesmişti hayatı bir romandı acıların kadınıydı ayları yılları dert selinde akıp durdu gözündeki yaş değil damarındaki kandı babasınıda zalım bir hançer arkadan vurdu hayatı bir romandı acıların kadınıydı tam yedi yaşında okula gitti öğrenme hevesi kursağında kaldı fakirlik okulun yolunu kesti hayatı bir romandı acıların kadınıydı onsekizinde bir delikanlıya aşık oldu deli sevdasıyla onu kader ayırdı neden diye ağlayıp kadere sordu hayatı bir romandı acıların kadınıydı artık son çare deyip evlendi birisiyle kocasıda it uğursuz ayyaş çıktı yine başbaşa kaldı derdiyle kederiyle hayatı bir romandı acıların kadınıydı yıllar geçti yaşlılık kapısını vurdu ölümüde dost bir misafir gibi karşıladı sorarım sizlere ona reva olan bumuydu hayatı bir romandı acıların kadınıydı hayatı bir romandı acıların kadınıydı bu romanı onun dertleri yazdı o yaşamaktan kalem yazmaktan bıkmadı mutluluk durağı kara topraktı kalemde kırıldı hayatı bir romandı acıların kadınıydı... |
Benim İstanbul Kapatsan gözleri sesi duyulur Camide ezanlar susmadı hala Padişah Mehmet'in adı anılır Surların şehrisin benim istanbul Hazarfen kuleden uçtu denize Galata köprüsü eminönünde Padişah yatıyor sultanahmette Sinan'ın şehrisin benim istanbul Her evin bahçesi evliya dolu Yıkılmaz eserler herbir yerinde Kıyamet kopsada günün birinde Yutturmam sulara benim istanbul Bir inci kolyedir gerdanda boğaz Tepende köprü var engel tanımaz Resmettim seni ben elimle bu yaz Göğsünde gülün var benim istanbul Bir devir kapandı senin uğruna Kuranda yerin var canım istanbul Ne mutlu üstünde aşkı tadana Aşıklar şehrisin benim istanbul Dizilse ordular günün birinde Şehitler canlanır herbir yerinde Bir dalın düşerse rüzgarda bile Ekerim göğsüne benim istanbul Adalar,tarabya üsküdar benim Söyle sen uğruna canı vereyim Üzülme geride yüzbinlerceyim Fatih'in şehrisin benim istanbul.... |
Papatya falları Ne fallar baktırdım ardından Kurşunlar döktürdüm biten aşkımıza Bir kere seviyor çıksa bin kere aksi çıktı Aramızı bozan papatyalardan Kahve falları üç vakti var dedi Avucumun içine baktılar Kısmetim senmişsin dediler İskambil kağıtları Sen gideli yıprandı Çıkmadıkça bir daha karıyorum Katarak çilemi tasamı Gökyüzünden yıldızlar kaydırıyorum Sadece senin için Ama anladım ki senin için Bir hobiymiş aşk Benim ki gibi yaşama nedeni değil Madem ki gelmeyeceksin Al yüreğimi yağmurlara dağıt Ilgıt ılgıt seher yellerine Hovarda dalgalara ve kız kulesine Sisler gizlesin seni Onlar dağıtır aşkımı Gerçekten hak edenlere |
BİR AYRILIŞ HİKAYESİ Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. Ve ben artık biliyorum: Toprağın - yüzü güneşli bir ana gibi - en son en güzel çocuğunu emzirdiğini.. Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olan parmaklarına başımı kurtarmam kabil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak.. Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR... NAZIM HİKMET... |
İstanbul Tutarken ellerini beyaz martılar Mavi suların yaşım oldu İstanbul! Minarelerin diz çöküyor tutkuma Ay akşamın şiirim oldu İstanbul! Gölge düştü başına iki kıtadan Toprağına susadı bu ten, tende can Derya sende ab-ı hayat, ben feveran İçtikçe susadım, kandıkça İstanbul. Bir ağıt saklamışsın dudaklarına Ağlıyor gibisin yangın ortasında Tutuşmasın yürek, ne olur ağlama Yerine ben ağlarım, sen gül İstanbul. Ağır bir ayak çiğniyor coğrafyanı Lodoslar yalıyor mavi saçlarını Martılara vermişsin gönül tahtını Bir köşke iki sultan sığmaz İstanbul. Üsküdar oluyorum birden koynuna Ekildim palmiye gibi yollarına Dizilmek için gözlerim kollarına İnci mercan oldu görmüyor İstanbul Yiğitlere heybetinden bir ah düştü Camilerde alınlara selah düştü Gözbebeğime tarihten felah düştü Bu garip aşığın zârı, kâr İstanbul! |
| Saat: 08:50 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık