![]() |
Umutlar sustu... doğmayan güneşin ışıklarını al şimdi avuçlarına kaybettiğin her adımda kaybolup da yitirilen sevdanın son sesi ve seni sana bırakmanın saati sözlerin vurgunu sonbaharda tüm çiçekler sararır bir anda hayata dair yaşanmış/yaşanacak ne varsa kaybolur gider an’lar, anılar sevmek olmasın bunun adı Aşk olmasın sus/mak sonsuzluğun adı sev/mek ömrün tadı ayrılık yıldızların rüzgarı aşk maviliklere açılan sensizlik olsun sözlerim bende duygularım yüreğimde sevgim ömrümde can’ın can özümde sen’li içselliğim gözlerimle renklerim armağan olsun düşlerine bil ki..sevmeyecek açılmayan ömründe gecenin busesi ışıldamaz ben gibi mavinin rengiyle örtüşen hayalinde sevgi mührünü kazıyıp ta ellerime bu kadar kolay mı sanılır atmak bir köşeye kaybettin bendeki ben’i başın sağ olsun sevda çiçeğim sen’li anlara veda sensizliğe merhaba.. Selma İzcimen |
Uzak, Sehir ve Hayal . Yedi sükût sakladim cennet oldu rüyama, Adini kim koydu ey sonsuzlugun yarisi! Hayal satiyor zaman sis konuyor hülyama, Çigliklar bestelendi sana olsun darisi! Nedir yalnizlik suda, ya da sende adalar? Düsleri fayton tasir sükûnetin kâtibi! Kimin kalbinde yesil derin uykuya dalar? Kimdir bu manzaranin kus yürekli sahibi! Köprü kurdum tarihle buz kesti ayaklarim; Meger sükût tutarmis gölgelerde avcilar! Kaç güvercin sitemi isittin kulaklarim! Sadakatin ecrini kimden alir acilar? Sirtinda yük mü dersin sur kokan bulutlara? Kim asti kirpigine bu destansi yazgiyi! Müjde dedin duydum ben göz kirptin umutlara, Çöz at artik kanasin gül yaran su sargiyi! Ey çok sesli hayatin çok renkli solgun yüzü: Al senindir zaten öpülmemis bir bahar... Sende kaybettim en son ey topraktan gökyüzü! Kalbim yine bahari senin avcunda arar... Kaç sigin sularina günesin Kiz Kulesi; Öpsün seni alnindan sesin renkli Üsküdar! Adin kokuyor tarih bu bahçenin lalesi, Dalgalar kulagina söyle neyi fisildar! Iki yakasi açik uslanmaz bir çocuksun! Var git yollar senindir istedigin hayale... Seni bulan gönlünde sonsuzlugu okusun, Merhem olsun yüregin gül kokulu melâle... Çok isikli yasama nazar eder galata: Kalbindeki gözün mü, ya da nedir niyeti? Yalnizlik senfonisi besteliyor hayata; Kim kirdi yüregini ya bu neyin diyeti! Haliçin sol yaninda kimin kalbidir atan? Herkes bilir utanma fatih senin sevgilin! Sana güzel yâr seçmis seni böyle yaratan, Adini vustlat koymus kurdelesi gül gelin! Meshur bir düs mü dersin uzagindan kurulan? Yaradan yüregine hangi ruhu üfledi! Seni görüp kaderce gözlerine vurulan, Mecnun olup zamandan hayalini eledi! Ey hayale ruh olan, ey zamanda can sehir! Kelimeler müptela mana üfleyen ney’e! Güllerin damarinda kan diye akan sehir: Hangi dilde okusam ask çikiyor sen diye! Sir tutan ellerine yagmur kurusu düstü; Alnin kime sadakat kime verdin sözünü! Yedi sükût demistim ne de güzel bir düstü: Mihrimah avucunda rüzgâr öpsün yüzünü! Kaç minare yemindir günes sirtinda batan? Saçlarina kizili sarmak da nerden çikti! Yine seher olunca sessizligi unutan, Hangi dervisin ki o, sesi hala ilikti! Sesi hala ilikti bogazin ve zamanin, Kim koydu söyle bana cebine bu öyküyü! Bilirim egik boynun önünde bu fermanin, Sen kadar agir olsun, isterse de kus tüyü! Gözü yasli yasamak ve gülistan ve gülzâr. Sen eski bir saatin eskimeyen vaktisin! Aksam sana gelirken elde hep aydinlik var; Çift yürekli gülzârin ebediyet aktisin! Için dolu Ibrahim, ates yükün yanmakta... Kaç ogul kurban ettin adin oldu Istanbul! Issizinda bir sair söyle neyi anmakta? Al üstüne de aski, nefes al öyle durul! Durul sen ve sen kalbin masiva yumaginda; Hatirla da de bana gemiler nerde yürür! Kelime sana mebni siir ören aginda, Güvercin mi hicret mi hangisi seni bürür! Yakin sana sen ve o, fetih estiren rüzgâr! Kus kanadi tadinda muhâcir esen hasret! Diner bir gün demisti, dua kabule mazhar... Simdi gamzen mi Fatih sen mi Fatih’te sûret! Zihni soru gülzârin: Kaç bülbüllü bir gül bu? Toprak desen kül tutmaz, içi rüzgâr yemini! Aksam dedigin serin, serin sende ask ve su! Sözü eskimez ahdin, eskise de zemini... Zaman sende seyyahken, mülteci zaman sana; Ey peygamber müjdesi, kaç dualik aminsin! Sana dogar günes, bil; ay, yildiz her an sana... Tut elimi tarihim tut da feryadim dinsin! Günes gitmez korkma sen, gitmeden kalbin senin! Güzelim saçlarinda gül tutarken sadakat! Binbir renkli sirri bu sonsuzlugu çizenin... Sana uzak düs kurmak inan kalbe mesakkat! . Yahya Kurtkaya |
Her şeyi her şeyi aklına getir Gece yarılarını aklına getir Söylediklerini aklına getir Sinsi yağmurlar yağıyordu Soğuktu Yaktığımız ateşi aklına getir Nelerden geçiyorsun aklına getir Gitme dünyamızın her yerinde Yorgun eller gülleri derleyince Ellerin sevincini aklına getir Güllerin sevincini aklına getir Ne’çok severdik seni aklına getir Arif Damar |
Aşık Kendi Kanını Helal kıldı ma'şuka aşık kendi kanını Ma'şuk nakşından okur aşk eri Kur'anını Yardan ayrı olunca asılıp ölmek yeğdir Aşık kendi bırakır boynuna urganını Gitmez aşık gözünden hergiz ma'şuk hayali Nitekim zilha verir Yusuf'un nişanını Dirlik budur aşıka ma'şuk yolunda öle Sorarlar ise aydam aşıkın burhanını Belkıys ile Süleyman aşka düştü bir zaman İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını Gökteki Harut Marut aşk için indi yere Zühre yüzün görecek unuttu Rahman'ını Güzaf görmen siz aşkı kime oğradı ise Sultanı iltir baştan yitirir hanmanını Ferhat bu aşk yolunda başın külünge tuttu Hüsrev Şirin derdinden dosta verdi canını Leyli'yle Mecnun işi acebdür ( ür ) bu halka Abdürrezzak terk etti aşk için imanını Zemane vefaları cefa gelir yunüs'a Bir doğru yer bulucak fidi kılar canını Yunus Emre |
Hak Etmedik mi? Bırak artık nazı, döndüm şaşkına, Biz bu mutluluğu hak etmedik mi ? Sen de bir şey söyle Allah aşkına, Biz bu mutluluğu hak etmedik mi ? Kavuşalım artık, bitsin bilmece, Gönlümüz bir bayram etsin bu gece ! Açmadım ömrümde kimseye avuç, Sana tutulduğum, sevdiğim mi suç, Üç ayları buldu tuttuğum oruç, Biz bu mutluluğu hak etmedik mi ? Kavuşalım artık, bitsin bilmece, Gönlümüz bir bayram etsin bu gece ! Bir hatırlasana ; önce ne derdik, Saadet sırrına, sevince erdik, Bu aşkın uğruna az şey mi verdik, Biz bu mutluluğu hak etmedik mi ? Kavuşalım artık, bitsin bilmece, Gönlümüz bir bayram etsin bu gece ! Hasret ise hasret, çileyse çile, Arzular geliyor bak artık dile, Ruhum da emrinde bedenim ile, Biz bu mutluluğu hak etmedik mi ? Kavuşalım artık, bitsin bilmece, Gönlümüz bir bayram etsin bu gece ! Mümtaz Beğen |
Gidişini Anlatıyorum Sen gidiyorsun ya işşine yetişmek için Saçlarını, gözlerini, ellerini Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak Termometrede yükselen çizgi çizgi Kim bilir nerelerde soğuyorsun Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen İnsan insan bakan gözbebeklerin Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder Ne gelirse onlardan gelir bana Çalışma gücü yaşama direnci Mutluluk gibi kazanılması zor Mutluluk gibi yitirilmesi kolay Bir açarsın ki mutluyum Bir kaparsın her şey elimden gitmiş. Rıfat Ilgaz |
Dört Yapraklı Çiçek Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Oynamamız bundandır. Kara toprakla binlerce yıl. Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Bundandır sevmemiz kiraz ağaçlarını. Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Kardeşliğimiz bundandır Mavi sularla binlerce yıl. Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse Bundandır inanmamamız Kocaman bombalara. Fazıl Hüsnü Dağlarca |
Sensizlikte yürek susar Ok vurulur bilir misin Şiir biter sazlar küser Tel kırılır bilir misin Hoş sohbetsin nükten ince Dünya benimdir sevince Fırtınalar sen gelince Tez durulur bilir misin Yürek yanar için için Yanıp gider bilmem niçin Türlü hayâl senin için Hep kurulur bilir misin Gülemem asık yüzüne Dayanamam kem sözüne Yaralayan dil izine Kalp yarılır bilir misin Sana olan meylim niye Sevgin aziz bir hediye Kimdir bu Hiddetî diye Çok sorulur bilir misin Görmeyince ince sızın Faydası yok karın buzun Kalpten kalbe uzun uzun Yol görülür bilir misin Gelen kışla giden yazla Günüm geçer kırık sazla Hızın yüksek tempon fazla Kul yorulur bilir misin MAVİŞ yalnız senle gülmüş Sözlerini düstur bilmiş Sen bakınca dünden ölmüş Can dirilir bilir misin gülay oğuztürk |
Aç Kuşlar 1. kana boyandi kirmenimde yün kuşmarlara, tuzaklara düştüm menevişlendi durgun sularim sedef bir biçak aldim dostlar güneşi yiyorlar aç kuşlar. aç kuşlar, yorgun işçi yeni çikan vardiyadan elliyorlar yildizlarin kinasini. aç kuşlar, topraktan güneşi bakir bir kap gibi kalayliyorlar. 2. bense, toy bir çirak kirik keman paslanmiş tabanca küflü bir an kurutulmuş papatyalarla kitabin ortasinda 3. hayat, aşip geçiyor bütün kitaplari yeni acilar gerek yeni aşklar yaşamaklar ve anlatimlar beklemiyor bizi hiçbir şey hiçbir yerde solgun hercaimenekşe ve buna, bugulanip çarpiyor benimle birlikte buzlu bir camin arkasinda çarpiyor bugulanip. sesim dişlilerin şarkisina karişiyor. Kaynak: Karşi Gece Behçet Aysan |
Odur o, derin ve gizli dokunuşlarıyla varlığımı uyandıran, o en içten olandır. Odur o, altın ve gümüşten, mavi ve yeşilden uçucu renkleriyle bu maya ağını ören, temasiyle beni kendimden geçiren, ayaklarımı, elbisesinin katları arasından gösteren odur. Günler gelir, asırlar geçer ve gönlümü pek çok isim ve şekil, pek çok sevinç ve kederin neş’esiyle dolduran hep odur. Rabindranath Tagore |
Anlatamıyorum Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle? Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum. |
Ayyüzlüm Uykusuz gecelerde aklıma hep sen düşersin O güzel gözlerin O güzel uzun siyah saçların O güzel bebek yüzün Uykusuz gecelerde aklıma hep sen düşersin Gözlerine bakıp uzaklara dalmak isterim Güzel saçlarına dokunup kokusunu içime çekmek isterim Bebeksi yüzüne dokunup seni hissetmek isterim Uykusuz gecelerde aklıma hep sen düşersin Rüyalarımda hep seninle olmak isterim Sensizlik gerçekten çok zor Uykusuz gecelerde ay yüzlüm... Kemal Eminoğlu |
Odur o, derin ve gizli dokunuşlarıyla varlığımı uyandıran, o en içten olandır. Odur o, altın ve gümüşten, mavi ve yeşilden uçucu renkleriyle bu maya ağını ören, temasiyle beni kendimden geçiren, ayaklarımı, elbisesinin katları arasından gösteren odur. Günler gelir, asırlar geçer ve gönlümü pek çok isim ve şekil, pek çok sevinç ve kederin neş’esiyle dolduran hep odur. Rabindranath Tagore |
Çünkü Seni Çok Sevdim Beni görme diye Zamanı geceye çevirdim; Yıldız gözlerine mil çekip, Dolunayı kurtlara yedirdim.. Unutmuştum ateşböceklerini, Işıltılarında yol bulup yanıma geldin.. Çünkü seni çok sevdim... Beni duyma diye Araya dağları diktim!... Rüzgarın hızını, Kuşun kanadını kestim... Gene de Saatimin kurgusunda güç, Yüreğimin atışında sestin.. Çünkü seni çok sevdim... Beni bulma diye Adres değiştirdim!... Terk edip yaşadığım şehri, Çöllere gittim... Kum fırtınalarında özlemi savurup, Savanlarda seni bekledim.. Çünkü seni çok sevdim... Beni sevme diye Yönümü çevirdim!... Cennettin sen, gidip cehenneme girdim, Gene de Küllerimi göğsüne gül, Günahlarımı su yapıp Ateşlerime serptin.. Çünkü seni çok sevdim... Çünkü seni çok sevdim!... Çünkü sen de beni sevdin..... Tayyibe Atay |
Gurbet Ne evim var nede yurdum Bırak artık zalim felek Gurbet ele meskan kurdum Yeter artık zalim felek Zalim gurbet hain gurbet Hain gurbet zalim gurbet Birtek sevdiğim vardı Onudamı aldın gurbet Viran koydun sen yuvamı Işıtmadın hiç dünyamı Nettin anamla babamı Yeter artık zalim felek Zalim gurbet hain gurbet Hain gurbet zali gurbet Bir tek sevdiğim vardı Onudamı aldın gurbet Kaderim doğuştanmı kötü Gezdirdin diyarı gurbeti Bana çok gördün sadeti Hain felek zalim felek Çileli doğmuşum baştan Öksüz koydun sen doğuştan Kurtulmuyor başım dertten Hain felek zali felek Arif Delen Halk Ozanı |
Sanma ki sadece bir sen hasretsin. Özlemim içimi yakan bir volkan. Ayrılık mı ah ah ALLAH kahretsin. Beynimi çatlatır,kalbimdeki kan. Ölmekle eşdeğer sensizlik inan. Sen beni sensizken, yaşıyorum san. Bana gel diyorsun nasıl geleyim. Gözlerimde fer yok dizimde derman. En kolay seçenek, öl de öleyim. Boğazımda düğüm, elimde ferman. İki aradayım bir deredeyim. Düze çıktığım gün bilki sendeyim. cihat adleyba |
Sancağ-ı Şerif Huzurunda Ey rayet-i Peygamber, ey ümmid-i ahiri Milyonla kulubun; Ey nefha-i gaybiye-i nusret, ki safiri Vecd- aver olur ruhuna şarkın ve cenubun; Kudsiyyet-i feyzinle açıl, rengini göster, Varsın soluk olsun Bir hahzacık ey seyf-i cihad, oyna kınından, Aksın koyu kanlar; Vadeyliyor Allah, olacaktır sana kurban İslam’a ihanet düşünen can-ü cihanlar. Gafil medeniyyet, seni en sonra muhakkak Hüsran ile tetvic edecek akl-i tebahın Allahına şükret: Şükret ve maasine olup taib-ü nadim, Haktan talep-i ecr-i cihad et... Ne saadet, Rabbin ne saadet ki, bugün din uğrunda Emvalimi verdim; Rabbim ne saadet, ne saadet ki yolunda Emvalimi, eşgalimi, amalimi verdim. Artık yürürüm... avn-i Hüda meşal-i rahım, Biazm-ü iradet; Peygamberimin sancağı oldukça penahım. Elbet benimdir ebedi savn-ü selamet Artık yürürüm... Yıldırım insin beni yakmaz, Boğmaz beni tufan; Ben hıfz-ı melaikteyim, elbette bırakmaz Onlar beni düşmanlara, yoktur buna imkan. Gözler yumulu, sine açık, can müteselli, Vicdansa pür-ümmid. Ben Rabbime doğru Her an müteveccih, mütevekkil ve saburum, Ölsem de ne mutlu bana, kalsam da ne mutlu! 1915 (Son Şiiri) Tevfik Fikret |
İstanbul'u Dinliyorum İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhanelerıyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geciyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul'u dinliyorum. Orhan Veli Kanık |
Nasıl Geçtin Ey Ömür Bitmeyecek sanmıştım, çok uzundu seneler. Meğerki aldanmışım, hani,şimdi nerdeler.? Geçip gittin ey ömrüm, hiç birşey anlamadan. Sanki bir rüya gördüm. Uyandım tez rüyadan. Erman Ulusoy |
Bugün Mutluluk varsa Geçmiş Gururla yol açmıştır Bugüne Gölge Diz çökmüş minnettar Işığa Sen olmazsan Ben hiç olmam diye Umut Gerçekleşmese de Belki Gerçek umuttan doğar Üzüntü mırıldanır Güller saçan Neşeye Senin kıymetin Benimle belli olur Sevgi Elinin tersiyle iter Öfkeyi Beni bilenlerden Uzak dur diye haluk kalkay |
Yağmurda dolaşmak istiyorum, Saklamak gözyaşlarımı, Yağmur damlaları arasında; Ya da yağmur damlaları kadar gözyaşlarına sahip olmak... Yağmurdan kaçışan insanlardan Kaçmak, yalnız olmak, tek başına. Ve seni düşünmek sevgilim. Bir sen , bir ben , bir de yağmur Gerçek olsa düşler ne güzel olur... Yağmurda dolaşmak istiyorum Kaçmak, yalnız olmak, tek başına Yağmur damlaları düşünce başına, Kurtulursun istemediğin fikirlerden. Kafanı uyuşturur damlalara, Unutursun sorunlarını, çünkü Seni yalnız yağmur anlar. Bir sen ,bir ben, bir de yağmur Gerçek olsa düşler ne güzel olur. Mehmet Kızılkaya |
aşkım Geceler çok uzun sabah olmuyor, Olsa bile gönlüme güneş doğmuyor. Yardan ayrı kalan huzur bulmuyor Unutayım desem de olmuyor aşkım. Yalnızlık sırtıma dağ gibi çöktü. Durdukça ağırlaştı boynumu büktü. Zaten her şey bana fazlaca yüktü. İndirmek istesem de inmiyor aşkım. Düşüne,düşüne seni içim karardı Bunalıma girdim aklım bunaldı Sensizlikten dallar,yaprak sarardı Aşk bahçeleri meyve vermiyor aşkım. Asırlar geçse de ömür bitse de Gönül viran olsa baykuş ötse de Terk etse de seni herkes gitse de Her şey bitti desem de bitmiyor aşkım. Seni düşünmediğim bir an olmuyor Bir an unutursam da kalbim duruyor Tüm benliğim,tüm arzum seni soruyor Seni unutup ta yatmıyor aşkım. Mahir derki yalnızlığa ne çare Benim bu sitemim o zalim yare Yüzün dönsen ölürmüsün bu yane Seni görmeyince susmuyor aşkım mahir başpınar |
ACIYI GÖRMEK Mİ İSTİYORSUN? GÖZLERİME BAK Acıyı görmek mi istiyorsun? Gözlerime bak! Dudaklarımda söyleyemediğim sana ait duyguları, Bana her fırsatta bıraktığın yokluğunun acısını fark edeceksin. O zaman anlayacaksın acının sende ne kadar masum durduğunu. Ayrı yetişmiş güllerin birbirine hasreti gibi, Umutla kurudum sensiz. Ve sen hiç gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyemedin. Oysa sırf bu kelime için kurduğum hayallerdi beni hayatta tutan Bir boşluktan içeri girdim her gece, Senli düşlerden sensiz karanlıklara süzülür gibi. Ellerin nasıldı? Küçük müydüler? Ve parmakların ince uzun mu? Parmaklarını parmaklarımın arasında hissedip, Seninle sahil boyu denizi hiç fark etmeden bir birimize bakıp yürüyemedik. Gözlerinin yeşilinde geleceğe dair hayaller kuramadan, Sadece umut ettim gözlerini görebilmeyi. Ve o gözlerinde ki ışıltıyla karanlık gecelerime yol göstermeni istedim. Acıyı görmek mi istiyorsun. Gözlerime bak! Ve yaşanmamış boşa geçen anların hüzünlü şiir'ini oku, Kirpiklerinden sıyrılıp yanaklarına düşen dizelerimde. Bensiz yattığın o yataklarda benli hayaller kurma artık. Sabahlara merhaba derken beni seven bir şair var deyip gurur duy sadece. Ve hiç bilme o şairin senin için her gün defalarca öldüğünü. Ve bil ki insan sevdiğiyle beraber olacak mahşerde. Tek avuntum bu şimdilik. Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben, Ben seni bu dünyalık mı sevdim sandın? Ölüm'müş,terk edilişmiş umurumda değil,gelme istersen. Nasılsa bir gün hayat biletimi kestiğinde, Kavuşma vakti olacak benim için ölüm. Dudaklarımda ki acı tat? Yoksa acı bir tebessüm mü olacak sana ulaşmayı beklemek? Ne yazık hiç bilemeyeceğim. Acıyı görmek mi istiyorsun? Gözlerime bak! Sen uzakta çok uzakta Bensiz bir yaşamın anlamsız günlerini yaşamaktasın, Benim gibi. Seni seviyorum, Gerçeğin ta kendisi bu iki kelime, Sırf dudaklardan çıkması istenen değil de İçimde taa içimde senin için atan bir kalbin feryadı, Haykırışı bu sevdiğim. Sana ulaşamasam da, Biliyorum ki zavallı kalbim Sana ait her şeyi saklıyor en gizli yerlerinde Kanlı ve uykusuz gözyaşlarımın Her gece aynalardan süzülmesi gibi acı veriyor uzaklarda oluşun. Biliyorum beni sevdiğini Acıyı tattığını da benden uzaklarda Ama hiç bana sana ait bir şeyi vermedin? Acı tek taraflı olsaydı, Ne yürek dayanırdı ne yaşamın bir anlamı olurdu. Ama yokluk kötü sevdiğim. Bir beden olmak isteyen yüreklerde ayrı ayrı yaşamak kötü. Sana her fırsatta koşmak isterken beni durdurmaların, Yüzüne hasret kaldığım günlerde Beni ısrarla kırışlarını hiç anlamış değilim. Eminim yine okuyunca bu şiirimi büzeceksin dudaklarını Ve eminim ağlayacaksın. Ağlamak seni ben yapar sevdiğim Ve beni sen yapanda içimde senin için yanan bir kalple yaşamak. Her gün Üsküdar’da oturup kendimi dinlerim Oysa konuşan sendin hep benimle, Ne martıların vapurlara takılışı, Ne işportacıların bağırışıydı fark ettiğim. Ben denizi seyrederken gözlerinde boğulmayı sevdim. Yosun tuttu gözyaşlarım sensizliğin dalgalarında. Gözlerim ve ben her Üsküdar’a inişimizde Bir gün seninle bir bankta oturup Sadece ve sadece hiç konuşmadan gözlerine bakmak istedik. Kaç zamandır bir hüzün dolaşıyor odamda. Duvarlar bir şeyler söylüyor sanki Adım adım yok oluşumu izliyorum Her batan güneşin karanlığı getirmesiyle. Sabahlara kadar uykusuz gözlerimle uzaklara, Karanlıklara bakıyorum mütemediyen Kayan her yıldızda tek bir şey diliyorum? Ve Senin için yalvardığım namazlarda secdeye kapanıp Rabbime ettiğim dualarım, Tuttuğum dilekle aynı olması ve sonra umudumu yitirmeden Rabbimin bir bildiği var deyip Kabul olmadığında dualarımın Tekrar tekrar yalvarmalarım. Seni okyanusların diplerinde Bir midyenin içinde ki İnciyi görme ihtimalimin olmadığı gibi kabul ettim aşkım Ve seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde Tek bir şey düşündüm? Dokunamadan tenine, Öpemeden öpülesi dudaklarını mahşere erteledim vuslatı. Ben o kargaşada ne yaparım bilmem ama İnsan mahşerde sevdiğiyle beraberdir derler Seni seviyorum meleğim. Acımasız olan ne sensin ne de ben, Bize gümüş tepsiyle sunulan hüzünlü bir hayat sadece Ve kabul etmesi zor olan bu ayrılıklara katlanmak sanırım. İnsan yaşamın değerini Yüzü ve kalbi güldüğünde anlıyor Anlıyor ki ölüm sadece toprağa girmek değil Ve nefesi kesilene kadar yaşadığı her şeyin Gözlerinin önünden geçmesi değil. Ölüm sensizliğin sadece yaşarken verilen cezası sevdiğim. Seni bulduğumda sevgi anlam kazandı Her anımsadığımda yaşamamım oldu gülüşlerin Hiç tükenmedi içimde senin için yanan ateş Ve ben o ateşle yanmayı, Sırf seni sevmek olduğu için İnan bana çok sevdim. Oysa Doğum günüme sadece 10 gün kalmıştı Eğer yanımda olsaydın Yaşama daha bir sıkı sarılacaktım.. Şimdi ölüm ne anlam taşıyor? Yaşamak ne anlam? Hiç anlayamayacağım Sensiz bedenim toprağa girmedikçe |
Yağmurda dolaşmak istiyorum, Saklamak gözyaşlarımı, Yağmur damlaları arasında; Ya da yağmur damlaları kadar gözyaşlarına sahip olmak... Yağmurdan kaçışan insanlardan Kaçmak, yalnız olmak, tek başına. Ve seni düşünmek sevgilim. Bir sen , bir ben , bir de yağmur Gerçek olsa düşler ne güzel olur... Yağmurda dolaşmak istiyorum Kaçmak, yalnız olmak, tek başına Yağmur damlaları düşünce başına, Kurtulursun istemediğin fikirlerden. Kafanı uyuşturur damlalara, Unutursun sorunlarını, çünkü Seni yalnız yağmur anlar. Bir sen ,bir ben, bir de yağmur Gerçek olsa düşler ne güzel olur. Mehmet Kızılkaya |
Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni Az eyleme inâyetini ehli derdden Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni Oldukça ben götürme belâdan iradetim Ben isterim belâyı çü ister belâ beni Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın Geldikçe derdine beter et müptelâ beni Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola getürmek saba beni Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni Fuzuli |
ve düştün ten'ime Ve düştün ten’ime Suskundu gece, sen kokuyordu Akasyalar Mevsim gariban, yüreğim darma dağın Kuşluk vakti, fırından nasibim ekmek, sen kokuyordu Seni hatırlatıyordu Doğmayan şafak Nisan yağmurlarında üşüyordu ellerim Mevsim sanki eylül Ürkek, Vicdansız, gittiğin gün gibi Çiğ kokuyordu tenim, Gücendirilmişti Şimdi,yani şuan veyahut aklına düştüğüm her an Mapus bir yanım, sende bıraktım Öküzün buzağısı körün topalı Hatta bize dokunmayan yılanlar bin yılları devirdi Bir sana bir seni bir ben – senleydim Hani unuttuğun saçlarıma dokunuşların vardı ya Ben sen diye erirken Dilinden dökülmüştü yanlışlıkla iki kelime Sen hep beni sevdiğini söylerken, sadece söylemişsin... Eylül ayının emanetisin gönlüme artık Gözleri kahve saçları kızıl Artık sevdaya küstürmüştün be güzelim Her eylül emanetin rahat ol – ihanetin - ... ben Onu da Yaşarım be Kahve gözlüm...! ! ! versac uzgun |
izim kaldı gecede De-ren daha on dokuzunda. Yankılanırken eyvah dolu kara denizler dağlarda yazgının yanlızlığı bulaştı koynuna, annesine, sevgilisine. Toprağa kısmet seyirler göz ucunda ağarlarken onu kimsesiz düşleri çıktı göğe, tek kişilik yağdı gözyaşı yağmurlarıyla. İzi kaldı gecelerde gündüze muazzam özlem kanayan. Türkçe seslendi defalarca, ahşap ses tonuyla, dağılmadan köyde çeyiz yayma vakti gelmeliydi. Deren, deniz ve birçokları düşlerin şahında kalkerken bu gece semaha tek başına kalmış hiç sırası değiller, votka almış inkarlar. Gediz'in tembel renkli suyu içimi karartırken, ölüm çoktan razıyken bana Satır aralarındaki ömrün gerçeği yetişti imdadıma. yüzüme bakıp söylesinler ben olmasamda, olduramasamda dar varlıklara, bol yokluklara düşünce çakan üç tekerlekli bisikletim özgürlük hiç değilseler yol gösterici olamaz, yanıtsız yalanların tamburu bu günde hava dikilmiş hasta olmuş yüzlerden hesap sorarken, sofradan aç kalktım Üşüdüm gerçeklerin alevli yellerinde, sordum ana dilimde kendime seslenene kulak verdim Sıyrıldım yattığım kimsesiz evden ve açtım kendimi izinsiz gece yürüyüşlerine. Ben daha, ben daha, her gün doğdum...öldüm. O sırada ilişti, kısık gün gelirler yanıbaşıma soruyordu sağır beynime, hayat aslında işte bu-mu? Gözüme çarptı, belki yüreğime, belki yaşamıma Beyaz eldivenlerini çıkardı, masaya koydu özgürlük Kuşanmış gelirken boy sırasında efkarlar soğukkanlı İlk gözüne çarpan dönebilme ihtimalsiz sevdalılar türkçe katıl bize diyor, sonra sonra dünden razı hoşçakallara savaş, seviyorum direnmeyi. Kukladan askerler yolda uzanmış her biri kahverengi kanarken Mavi özgürlük damlaları süzer her birinin üzerini...arındırır. İzleyebiliyorum artık ateşlerde yanan gidişleri o yine türkçe sesleniyor baygın güneşe aldırmadan Öldürürken insanlar yaşam boranlarını, izni çoçuk edasıyla. Kefenler militan kokarken, o yumruğu gevşemiş hayat alçaklığında, bahçe çitleri çığlıkla kin saçar diğer kapalı gözlerde Düş döken geleceklere aldırmadan, zeytin yaprakları başında Ve özgürlük türkçe seslenir yılmadan bir kez daha Çıkar şu bi karar kemik yılgınlığını aç tıknaz dişli kilitleri Ve rüya bu gece arabacıyı kovalarken Yaşam süsü verilmiş ömrü-zafiyetler bilmediğim bir dilde Züğürt düşler kentinin bekçisi koştu soluk soluğa, yetişti özgürlük Bu özürlü yaşamda, bu gecede icabçıyım laf anlatamadığım yüreksizler için. Ve özgürlük satenden işlemeli eşitliğiyle seslenir ben yoksunluk nöbetinde Oturtunca içime serinliğini, saçılırım izinsiz gece yürüyüşlerine. Yetişemezsem ölümüme yaşam yıllığımın arkasına iliştirin Geçti benden hiç demedim. demet ıhkan |
Beni Alnımdan Öpmeyecekler beni anlnımdan öpmeyecekler çünkü kimliğimde yazan herşeyi sildim bir ananın, bir babanın oğluyum yalnızca bulutlara yarsıyan gençliğim eyvahla son buldu dikenli tellerde parçalandı vücudum uysallığın hattında yağmura aldırmıyorum artık karatenli kızların kokularından bıktım şairliğimle barıştım, sonra gökyüzüne giden gözlerini öptüm, arasıra parmak uçlarını ne yana düşer yüzüm, yüreğim orta yerde parmağımı yak sevgilim insanlar bakıyorken usulca, şamdanları yak atları öldür imrahor yokken bele bebeğini toprağa, yüzü yüreğine dönük sezgisi zakkum ağaçlarında 1982 İlhami Atmaca |
mühürledim seni kalbime ben sen den de kapattım bu kalbi artık yok başka kapı kilitlisin artık sen ben de kilitlrim yok kayıp sen den waz geçmek bana mümkündeğil istesem de mühürledim seni kabime ayrılık acısı bile kazısa da silemez bir seni hissetti bu can can sen de war mühürledim seni kalbime tutsagım bu aşka köleler gibi kimse anlamaz bu aşkı kilitlendi bu can senin gözlerine sen sewmesen de mühürledim seni kalbime zeynep (naıas) |
Adsız Bir Çiçek Rengini dünyaya ilk defa sunan Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim Sevgilim Bana "sen bir şairsin" dediğin zaman. Yalnız sana yazıyorum bu şiiri İstersen bir şiir gibi okuma Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu Soğuklar başlayınca havalanıp Millerce yol katettikten sonra Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle. Ve yazmış olacağım bir de Her dönemde her çağda Sevdanın kendine özgü diliyle Edip Cansever | |
Sevgi Sana Çok Yakışır Kalpler sevgi diye vurur Nefret sende çirkin durur Hele kibir illa gurur Sevgiyle kin hep çakışır Sevgi sana çok yakışır Kin kabukta sevgi özde Servet gizli tatlı sözde Hele hele mavi gözde Sevgi damlar aşk akışır Sevgi sana çok yakışır Nefret senden uzak olsun Sevgi kine tuzak olsun Sevda aşka kızak olsun Nefret aşkla hep takışır Sevgi sana çok yakışır Gözler sevgi gözler mermi Gözler göze göz eder mi Kimse sana Gözüm der mi Maviş gözler hep bakışır Sevgi sana çok yakışır Fikret Oğuztürk |
Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere, Yastığım, ranzam, zincirim, Uğruna ölümlere gidip geldiğim, Zulamdaki mahzun resim, Haberin var mı? Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş, Karanfil kokuyor cıgaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin... Ahmed Arif |
Özümde 'Bir' Sen- BİRSEN! .. İlk sevgi çiçeğim,ilk göz ağrımsan Bir hoş SEVDASINA gurban olduğum Kutupta güneşim, atan nabzımsan Ceylan EDASINA kurban olduğum Kalbime çizilmiş, aşk mühürümsem Silinmez yazısı, gönlümde Birsen Sözümde Birsen, sazımda `Bir` Sen! Kış bahar olur, yazımda Birsen! ... Duygumu yükledim, aras çayına Aktı gitti, hicran düştü payıma Yetiş bari son nefeste hayıma Gavli GADASINA gurban olduğum! ... Elimde Birsen, günümde `Bir` `Sen` Sevda çiçeğim, gülümde Birsen! ... Yürek sevgi eker, bulağ su döker Sevda çobanıyam, kapında nöker Galbim yaralıdır, gözüm yol çeker Bir hoş SEVDASINA gurban olduğum! ŞİAR figan eder, sen toy edirsen Beni melül goyup, harya gedirsen Deyiş, türkü, barak, dilimde Birsen Toyda mahnısına gurban olduğum! Bir hoş SEVDASINA gurban olduğum Gavli GADASINA kurban olduğum! ... Galbime çizilmiş aşk mühürümsen Silinmez yazımsan, gönlümde Birsen! Sözümde Birsen, sazımda Bir `Sen` Kış bahar olur, yazımda Birsen Elimde Birsen, günümde ‚Bir’ Sen Sevda çiçeğim, gülümde BİRSEN! ... Ozan ŞİAR Ağdaşan |
En Duygusal Anlarmızdı Yalnızlıklarımız En güzel anlarımzıdı yanlızlıklarımız Sevebilirmiyiz dediğimizde Sevginin aleviyle yandığımız Zamanların arkasında bağdaş kurduğumuz Kor alevlere döndürdüğümüz Sevda türkülerimizle övdüğümüz Gün gelir kaçışlarımız Kaybederken bile üzüldüğümüz Belkide sevinebildiğimizdir Sevdalarımız mı geyikti Yoksa kayalıklarmıydı otu değerli kılan Belkide bir deniz dalgasıydı köpüren Sahillerde kumlara yazılan Dalgalarla silinmiş olsa bile Deryada kaybolmayan İZLERİMİZDİ SEVGİLERİMİZ Bildiklerimizi sevebiliyoruz ya Severken öğreniyoruz ya Öğretmen gibi davranıyoru Çocukluğumuzdan esinlendiklerimiz Masumca şımarmalarımız Mehtapla güneşin batımı Çakıştığı deniz sülüeti Biri soldan diğeri sağdan Vuruyor denizin maviliğine Şehir ışıkları uzaktan Yansıyor iyot kokularına Ve müzik denizin üstünde Yaşamak gecelerime Hüseyin Yük |
Gitti gidiverdi Bir sükenin içinde bir parçam Parçam sende kalsın çocuk Ellerimi bana ver Bedenimde uzayıp giden gül ağaçları Oysa ruhumda son sevgi tılsımları Gitme gel bana Sesini duymalıyım Bakire sevgimi alırsan koynuna Tütün kokusunda dağıt etrafa beni Ansızın bütün doğa İsmimi geçirince dudakların Kaybolup giden zamandı Sakın ah çekme Bende sendeyim. Jale Bektaş |
Anısı Biz Olalım Bu Sokakların Anısı biz olalım bu sokakların öpüşmediğimiz tek saçak altı hiç bir otobüs durağı kalmasın Biz yürüyelim kent güzelleşsin gürültüsüz sözcükler bulalım yeni sevinçlere benzeyen Biz gelince bir yağmur başlar yüzün çizilir buğulanan camlara bir uzun karartma biter .......... .......... Ahmet Telli |
YAŞAMAYA DAİR Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi meselâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derecede, öylesine ki, meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani ağır bastığından. Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, yani, beyaz masadan bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini. Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. Diyelim ki, hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın, daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız, insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla yani, duvarın arkasındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerde olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... NAZIM HİKMET |
Resmin Sen gitsen bile Aşkımızı bitirsen bile Dünyada tek kalsam bile Yinede resmin hep elimde Umutlarımı yıksan bile Hayallerimi kırsan bile Gençliğimi harcasan bile Yinede resmin hep elimde Herkes unut dese de Kalbinden sil dese de Bu aşka son versen de Yinede resmin hep elimde Kalacak da ömür boyu benimle Makanze & Tûana |
Bedava yaşıyoruz, bedava; Hava bedava, bulut bedava; Dere tepe bedava; Yağmur çamur bedava; Otomobillerin dışı, Sinemaların kapısı, Camekanlar bedava; Peynir ekmek değil ama Acı su bedava; Kelle fiyatına hürriyet, Esirlik bedava; Bedava yaşıyoruz, bedava. Orhan Veli Kanık |
Kucağımda Kıvrılan Gece tenimize sığınan yağmurun ürpertisiydi kaldırımlarla buluşan bir dilek türevi zührevi hastalıklardan muzdarip bir ****** geceye ilendi, gece kırıldı ve kıvrıldı kucağıma artık ne im, ne çetele gerekir ırayan kanımda tutuklu bir kızıl gül şiiri cılız bir bağlama sesi takılır kulağıma ve sevgilimin ürpertisi. kaygılanma katıl kalbine direnen aşka sen biriken bir yaşamak tövbesiz ve aşırı aşkın öğütleyen sözleriyle büyüyen sokak kedisi mırıltısı. huzurun doğdugu ve kutsandığı ölümün olduğu yerde nisyan yüzün acılı bir kuş hafifliği derdime derman ey dile dolanan şarkı belirgin ol kallavi bir acı ol ak kalbime çiçeğin rengine karış, arının vızıltısına şairin ruhu ol. kucağımda kıvrılan gece, fahişeyi izledi ve gölge dolanıp karnına oturdu gerçeğin ve şiarı şairin ah oldu ah uzandı sevgilinin kalbine dokundu İlhami Atmaca |
Kucağımda Kıvrılan Gece tenimize sığınan yağmurun ürpertisiydi kaldırımlarla buluşan bir dilek türevi zührevi hastalıklardan muzdarip bir ****** geceye ilendi, gece kırıldı ve kıvrıldı kucağıma artık ne im, ne çetele gerekir ırayan kanımda tutuklu bir kızıl gül şiiri cılız bir bağlama sesi takılır kulağıma ve sevgilimin ürpertisi. kaygılanma katıl kalbine direnen aşka sen biriken bir yaşamak tövbesiz ve aşırı aşkın öğütleyen sözleriyle büyüyen sokak kedisi mırıltısı. huzurun doğdugu ve kutsandığı ölümün olduğu yerde nisyan yüzün acılı bir kuş hafifliği derdime derman ey dile dolanan şarkı belirgin ol kallavi bir acı ol ak kalbime çiçeğin rengine karış, arının vızıltısına şairin ruhu ol. kucağımda kıvrılan gece, fahişeyi izledi ve gölge dolanıp karnına oturdu gerçeğin ve şiarı şairin ah oldu ah uzandı sevgilinin kalbine dokundu İlhami Atmaca |
ANLAR Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya, İkincisinde, daha çok hata yapardım. Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım. Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar, Çok az şeyi Ciddiyetle yapardım. Temizlik sorun bile olmazdı asla. Daha çok riske girerdim. Seyahat ederdim daha fazla. Daha çok güneş doğuşu izler, Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim. Görmediğim bir çok yere giderdim. Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye. Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine. Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu. Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten. Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın. Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan, Gitmeyen insanlardandım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım. Eğer yeniden başlayabilseydim, İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım. Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla. Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer. Ama işte 85'indeyim ve biliyorum... ÖLÜYORUM... Jorge Luis Borges |
Liseli Kız Benim de bir zamanlar sevdiğim vardı Beyaz dantel yakalı liseli bir kız. Bağlarda, bahçelerde, yaylalarda yeşeren Al karanfiller gibiydi aşkımız... Gülünce içimde rengârenk güzel, Güller açılırdı iri. Hani bilirsiniz ya yıldızsız siyah Geceler gibiydi gözleri. Bir mermer çeşmeden akan su gibi, Geçip gidiyordu günlerimiz. Biz bize yaşıyorduk kendi kaderimizi Bütün yaratıklardan habersiz. Ve yuvada bekleşen sabırsız, küçük Serçeler gibiydik ikimiz. Gözleri konuşurdu susunca, mahzun: 'Seni seviyorum' derdi. Sevdadan, gurbetten, hasretten yana Sıcak türküler söylerdi... Üstelik bir ceylan gibi sebepsiz Ürkek halleri vardı. Ayrılık deyince oturup sessiz Çocuklar gibi ağlardı. Bilmiyorum şimdi kaç yıl, kaç mevsim İçli mektuplar yazdık. Bazen yan yana yürür, beraber otururduk Ama konuşamazdık. Ben görmedim şimdi öyle diyorlar Büyümüş artık liseli kız, gelin olmuş... Unuttum her şeyi diyormuş Ve her gece rüyâsını nur topu kadar güzel Sarışın çocukları süslüyormuş. Görsem çocuklarını şimdi diyorum Bakamam yüzlerine çaresiz Bana bakar çocuklar sessiz. Çocukları gözlerinden tanırım Biliyorum, hiç birşey bilmezler ama Bakamam, utanırım |
Yazık Seni sevmek en çok bana yakıştı İtiraf ettim sana biliyordun Senin gönlünde buna alıştı Sevgi bende bir ürkek bakıştı Sende utangaç bir kaçış Seni sevmek en çok bana yakıştı Yanaklarının al aldı elma değil Dudakların kıpkırmızıydı kiraz değil Kaşların hilaldi keman değil Sana benzeyen hiçbir şey olamaz Neye baksam sensiz sen değil İtiraf ettim sana biliyordun Senin gönlünde buna alıştı Sevgi bende çaresiz bir yalvarıştı Sende umursamaz bir bakış Sen istemedin ama pişmansın Bensiz geçen günlere düşmansın Yoksun artık yanımda olamazsın Sen istesen de eski yerini dolduramazsın Sana sevmek yakışmadı yakışmazda artık Seni sevmek en çok bana yakışmıştı Senle geçen günlerime yazık etmişim yazık Levent Kapısız |
Deniz Mavi saçların Deniz yosunu gözlerinle Hiç kimseye bakmadın Denizden başka. Ki o deniz bendim Seni ılık dalgalarımla sarmalayan Kucaklayan engin sevimle. Ve tuzlu dudaklarında Noktalayan yaşamı Ahmet Erol |
Ansızın Ben sensiz olanlara seni aratıyorum, Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum, Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum. Unutturmayacağım, seni yaşatacağım, Kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım, Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça Senin evreninde sana seni aratacağım. |
Gözbebeğim Sen hiç aşık oldun mu gözbebeğim? Geceler boyu düşündün mü her gün? Ben hep seni sevdim, hep seveceğim O benim işte, karşında gördüğün. Bir çift ela göz taktı mı peşine? Gece gündüz yer etti mi aklında? Tutuldun mu hiç sevda ateşine? Eridin mi için için sonunda? Sen aşk nedir, bilir misin güzel kız? Aşk ateşi yaktı mı yüreğini? Bendeki acılar şimdi sayısız, Aşkın, acıya bıraktı yerini. Sevenler için ızdırap derlermiş, Doğru söze ne demeli, bilmem ki! Izdırap da, acılar da bendeymiş, Aşk, böyle de yaşanırmış, değil mi? Aşk, sevilenler için gurur demektir, Acılar benim oldu, gurur senin. Mutluluğu bulur muyum? Kimbilir? Son sevdiğim sensin, bir de gözlerin! .. Mehmet Ali Çıbıklı |
Gece Gece ayaz Gece tutsak Gecenin boynu bükük Düşünce Kaybetmek aniden yakaladığın yaşamı Dalıp gitmek ıraklara Farkına varmak insanların bir adım daha uzaklaştıklarına Hatta belkide annen diye bahsettiğin Canım dostum diye sevdiğin Sevgilim diye aşık olduğun insan bile Gece düşüncede Gece umutsuzlukta Gecenin dudakları çatlak Düşünme Umutsuzluğun geçtiği yolları Darbenin en vurgununu Unut her geçen gün daha kırılan kalbini Gece sevgiyle Gece umutla Gece gün ışığıyla doğmakta Aç kara gözlerini güzelim Sil gözyaşlarını,sayma yıldızları artık Gece ısınmakta güne verdiği aydınlık ile Jale Bektaş |
ARA, BUL, ŞEM'ANI YAK DA Ara, bul, şem'anı yak da Su gibi engine ak da Ne tırnak idim ayakta Ne taç gibi serde idim Ne martıyım bahre daldım Ne dili ummana daldım Ne er gibi avret aldım Ne zen gibi erde idim Mahremiyim hak razının Makesiyim âvazının Âlem-i ervâh sazının Kolunda bir perde idim Seyrânî kader göçünde Ne bir iki ne üçünde Âlem-i ervâh içinde Himmetli bir pîrde idim |
Belki rüyalarındır bu taze açmıs güller, Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde, Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde, Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner. Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan, Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan Kuru güz yaprakları ucusuyor rüzgarda. Ahmet Hamdi Tanpınar |
| Saat: 03:40 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık