![]() |
Benim İstanbul Kapatsan gözleri sesi duyulur Camide ezanlar susmadı hala Padişah Mehmet'in adı anılır Surların şehrisin benim istanbul Hazarfen kuleden uçtu denize Galata köprüsü eminönünde Padişah yatıyor sultanahmette Sinan'ın şehrisin benim istanbul Her evin bahçesi evliya dolu Yıkılmaz eserler herbir yerinde Kıyamet kopsada günün birinde Yutturmam sulara benim istanbul Bir inci kolyedir gerdanda boğaz Tepende köprü var engel tanımaz Resmettim seni ben elimle bu yaz Göğsünde gülün var benim istanbul Bir devir kapandı senin uğruna Kuranda yerin var canım istanbul Ne mutlu üstünde aşkı tadana Aşıklar şehrisin benim istanbul Dizilse ordular günün birinde Şehitler canlanır herbir yerinde Bir dalın düşerse rüzgarda bile Ekerim göğsüne benim istanbul Adalar,tarabya üsküdar benim Söyle sen uğruna canı vereyim Üzülme geride yüzbinlerceyim Fatih'in şehrisin benim istanbul.... |
Gulsuz Bahar Olmuyor Seni üzeni! kendimde olsam affedemem Keder içinde geçen günün olsun istemem Maksadı aşmış davranışlara sabredemem Riya ile yaklaşımlara tahammül edemem Ayrılık olsa da, gerçeklerden vazgeçemem… Hayat bu! geçen zaman asla geri dönmüyor Bir sisli dağ zirvesinde arzular ulaşılmıyor Boşuna bu yalvarışım! kırgınlığın geçmiyor Pişmanlıklar elbette hatayı geri getirmiyor. Bugünler yaşanılan dünden düşünülmüyor Çekilen çileyle sabırla bir yere varılmıyor Renk renk çiçeksiz kır, gülsüz bahar olmuyor… |
İstanbul Tutarken ellerini beyaz martılar Mavi suların yaşım oldu İstanbul! Minarelerin diz çöküyor tutkuma Ay akşamın şiirim oldu İstanbul! Gölge düştü başına iki kıtadan Toprağına susadı bu ten, tende can Derya sende ab-ı hayat, ben feveran İçtikçe susadım, kandıkça İstanbul. Bir ağıt saklamışsın dudaklarına Ağlıyor gibisin yangın ortasında Tutuşmasın yürek, ne olur ağlama Yerine ben ağlarım, sen gül İstanbul. Ağır bir ayak çiğniyor coğrafyanı Lodoslar yalıyor mavi saçlarını Martılara vermişsin gönül tahtını Bir köşke iki sultan sığmaz İstanbul. Üsküdar oluyorum birden koynuna Ekildim palmiye gibi yollarına Dizilmek için gözlerim kollarına İnci mercan oldu görmüyor İstanbul Yiğitlere heybetinden bir ah düştü Camilerde alınlara selah düştü Gözbebeğime tarihten felah düştü Bu garip aşığın zârı, kâr İstanbul! |
Sessiz Veda Gönlümün dalında sanki bir kuş gibi Çırpınıyor yalnızlığım Sessizce, usulca terk edip giderken Külleniyor umutlarım Bilemezsin bunu sen bilemezsin Yükselen bir çığlık haykırıyor birden İçimdeki sensizliği Gözlerim doluyor resmine bakarken Sayıklıyorum ismini Bilemezsin bunu sen bilemezsin Nedendir bu sessiz vedâ Ansızın gelen elvedâ Kalbim kırık, gönlüm buruk Yüzümün rengi hep soluk Gözyaşlarım oluk oluk Bir bilebilsen sen |
Yoksun Sensiz geçen bir gece daha Bedenim kan ter içinde Yokluğun ölümüne ıstırap Varlığını arzuluyorum Ama Yoksun..... Açıyor tüm perdeleri seni arıyorum Gecenin mavi karanlığında Denize koşan martıları Bir de yalnız yıldızları görüyorum Dağılmışlar etrafa Seni istiyorum Ama Yoksun..... Ardına kadar açılıyor tüm camlar Yosun kokusuyla karışıyor kokun İçime çekiyorum Nefessiz kalana kadar Sevgini hissetmek istiyorum Ama Yoksun..... Sevgini seninle mi yaşamak Yoksa sensiz mi? Düşünüyorum Olmasanda yanımda Her anımdasın biliyorum Seni Seviyorum demek istiyorum Ama Yoksun..... |
Ümraniye Islahevi Boncuktan bir kuş yapmalı Ve göndermeli onu sarı kanatlıya Gagasına umut içinde sevgi kondurmalı Gözlerine heyecan içinde özlemi sığdırmalı Ve salıvermeli aşkı demir parmaklıklardan Bir gün gelir iadeli-tahammüllü beni de gönderirler |
SEN Aşkını gözlerinle dün kalbime işledin, Bir sanatkar eliyle oyar gibi mermeri. Rüzgar yüzü görmeyen ufkumda genişledin, Bir fırtına halinde koptuğun günden beri. Daha fani olaydı, kurtulurdu zarardan, Aşkım ki farkı yoktur bir dağ başında kardan, Gururuma basarak üstüne çıkanlardan, Dönmeyen bir sen varsın geri. Nasıl taşta çeliğin izi kalırsa derin, Üstüme satır satır öyle nakşoldu yerin, Üzülme, senden sonra kalbime girenlerin, Yalnız senin aksindir orda görecekleri. Her geçen gün bir aşkın gevşetirken bağını, Her geçen yıl aşkıma yeni bir hız bıraktı. Onda bulmuş gibi hayatın kaynağını, Bu ateşle yanmasa kalbim vurmayacaktı. Kalbim vahşi bir kuştu, kendi yurdunda sultan, Ona gurur vermişti güneşten emdiği kan. Daha dün bir çığ gibi inerken dağlarından, Bugün karşında sakin bir su halinde aktı. Hangi ruh duydu seni benim kadar derinden? Hangi gönülde yandın böyle bir yangınla sen? Ya benim gözlerimdir seni bambaşka gören, Ya hepsinin gözleri, sana, görmeden baktı... (Yaşar Nabi Nayır) |
Satılık yürekler satılık sevda yüklü sevdalısını bulamamış sevdalar satılık yüreklerde yer edinememiş yerleşecek yürek bulamamış |
Çocuktuk İstanbul'duk büyürken bakir yalnızlıklar köşe başlarında yangın suretli adamlar dolaşırdı çocuktuk İstanbul'duk şehirler arası yarım ekmek köfte masa üstü ayran memur bakışlı bulutların yorgun, uykusuz, uygunsuz vasıfsız yolcularıydık çocuktuk İstanbul'duk kaya balıklarının kılçıklı zemherilerinde kara kökü alınmış sevdalardan hayaller uçururduk gökyüzüne çocuktuk İstanbul'duk Eşref Bitlis Parkında salıncakta kuş kumda karınca eli ayağı yosun tutmuş ihtirasların sadakatsiz köpekleriydik çocuktuk İstanbul'duk sofrada tuz mangalda kül kırık kanatlı martıların simidini saklardık -yağmur yağar ağlardık- Cadde Bostan Kadıköy arası seviler doğururduk bereketli, hünerli ve ne yazık ki kederli çırılçıplak soyulmuştu Süreyya bağda üzüm dağda kar onikisinde iklim değişir netameli ay çocuktuk İstanbul'duk lirik şiirler yazardık -yağmur yağar ağlardık- tamburduk uttuk Libadiye caddesinde çok kez sırtımızdan vurulduk sorgu masasında unutup benliğimizi yarım küfürlerle avunduk çocuktuk İstanbul'duk sizler bilmezsiniz kılıç kalkan kuşanıp kadeh dolusu ayrılıklara bürünürdük maviydi gözlerimizin rengi gömleğimizin, ömrümüzün, gönlümüzün çocuktuk İstanbul'duk Süleymaniye Kadıköy arası tuzlu bir yol gökte uçurtma yerde çoban sürüsü *****lanmış hüzünleri sürerdik sabahları ekmeğimize ihalesi bitmemiş otoban çadırlarında yürürdük ve geceleri tren istasyonlarında bavullarımızdı tek sırdaşımız çocuktuk İstanbul'duk kıyı kentlere kar yağardı zülfü siyah şairlerin hatırına saksıda karanfil çeşmede su kasımpatı çiçekleri açardı pencere önü ürkek, çekingen, suskun demet demet gidişlere bezenen hüzzam yağardı çocuktuk İstanbul'duk çölde kum şehirde mehtap Beyoğlu köşelerinde karaborsaya düşmüş ucuz polisiye romanlarıydık kart sesli zabıtalar kovalardı işportacıları ve kahvenin buğusunda ''yeşil başlı gövel ördek'' akşamları çocuktuk İstanbul'duk çayda tomurcuk vadide zambak lirik şiirler yazardık yağmur yağar ağlardık tamburduk uttuk Libadiye caddesinde çok kez sırtımızdan vurulduk tehlikeli aşklar yaşar Beyazıt Meydanında ölü çocuklar doğururduk... çocuktuk İstanbul'duk... |
SEN ,BEN.BIZ Üç beş sayfa koydum masaya Birde kalem aldım elime Bir sayfa benim, bir sayfa senin Son sayfada bizimdi Beni bir satırda anlattım Seni bir sayfada Bizim sayfamız boş kaldı Kalemden kıskandım, kağıttan kıskandım Bizi kendimize sakladım O boş sayfanın yerine Bize ait her şeyi Kalbime yazdım |
| Saat: 07:34 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık