![]() |
Aranan Yıllardır ben seni aramaktayım Söyle güzel hangi çağdasın söyle Dalından gönlünü düşürür yayım Yeter ki sen hangi bağdasın söyle Sen şimdi tanrıya varmış yar mısın Yoksa tanrı gibi yok ve var mısın Çok yüksek yerlere yağmış kar mısın Kafdağı mı hangi dağdasın söyle |
Süvârî Şu bakır zirvelerin ardından Bir süvârî geliyor kan rengi. Başlıyor şimdi melûl akşamda Son ışıklarla bulutlar cengi! Bir bakır tasta alev şimdi havuz, Suya saplandı kızıl mızraklar. Açılıp kıvrılarak göklerde Uçuyor parçalanan bayraklar! Ahmet Haşim |
BENİM GÖLÜME GEL TESTİNİ DOLDURACAKSAN Ben hep ayaktayım seni bekliyorum Benim gölüme gel testini dolduracaksan Göreceksin sularım ayaklarını öpecek Aşkımı anlatacak, göreceksin Bu gölgesi kumlara vuran yağmur bulutudur. Siyah zülfün üstüne kaşın, gözün üstüne Bu bir tutamlık yağmur bulutudur vuran Ben hep ayaktayım seni gözlüyorum Benim gölüme gel testini dolduracaksan Tüm bayırı yaban çiçekleri sardı Taze çime otur, yüzüne peçeni vurma Sularım seni bekliyor bakıp düşe dalacaksan Ben hep ayaktayım seni bekliyorum. Rabindranath Tagore |
Senin Gemilerin Camdan Sevgili Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan, dostluklardan... Duydum ki yine acımaya başlamışsın kendine... Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok üşümüşsün... İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun. Şimdi artık yollarda ve binbir hayalin peşinde sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu ödeyecekmişsin... Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın. Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın... Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun. En iyi savunmanın saldırı olduğunu ve yokolmamak için yoketmek gerektiğini öğretiyormuşsun ona... Ona onu,sabırlar, merhametler ve inceliklerle değil, hazlar, hayranlıklar ve kıskanç ilgilerle besleneceğini vadediyormuşsun. Her gece uyumadan önce arkasında Che Guevera’nın resmi olan aynanla konuşuyormuşsun: Bir sen varsın önemli olan, bir sen varsın gerçek olan... Hem onca acıya rağmen hala güzelim... Ve artık kendime yasaklıyorum başkalarına acımayı ve hayatın acısını... Aynadaki nefesinin buğusunu görüyorum buradan. Gözlerinle gözgöze gelemediğim için tutup aynadaki buğuyu öpüyorsun. Yaralı kendini öpüyorsun... Çekmeceden cüzdanının çıkarıp içindeki kredi kartlarını seyrediyorsun zoraki bir hayranlıkla. İçinde sevgini sakladığğın kaleyi daha da güçlendirmeyi geçiriyorsun aklından. Kredi kartlarını yalıyorsun dilinle ve onların zehirli tadını içine akıtıyorsun. Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen ölüm çığlıklarına alıştırmak istiyorsun kendini böylece. Hem senden güçsüzlerin ölümü, hem bu ölümleri gizleyen ve bütün katliamları anında temize çeken teknolojinin zehirli tadı sarıyor şimdi sevginin yaralarını. Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen çocukların ve kimsesizlerin ölüm çığlıklarına dayanamadığını hissettiğin anlar, senin için hayatta sadece annenin babanın ve kardeşlerinin önemli olduğunu söylüyorsun kendine ve akşam iş dönüşü onlara hediyeler alarak evine dönüyorsun... Ve eskiden, sevgini bir kalenin ardına saklamadan önce sadece kendi çocuklarını sevenleri kınadığını unutmak içinse bu defa başkaları değil kendin kanatıyorsun sevgini. Sonra küçük, tüylü bir köpek almak istiyorsun kendine. Köpegi severken, kucaklarken sana acımasızlık eden dostlarının, seni sevginin o hayal ülkesinde yıllarca bekletip düşlerini ve ömrünü çalan sevgililerin yüzleri geçsin istiyorsun karşından. Onların yüzleri geçtikçe sahibin olduğun için senden başka kimseyi sevmeyecek ve bağlanmayacak olan köpeğine daha da sıkıca sarılmak istiyorsun, öpüp koklamak. Kendini öper gibi, yaralı ve belki de artık hiç iyileşmeyecek olan kendini. Hiç iyileşmeyeceğini artık kendinden bile saklayamadığın böyle anlarda para kazanmak istiyorsun, iş kurup daha çok para kazanmak. Böyle anlarda bir kalenin ardında gizlediğin herşeye yanlışlarla dolu olsa da senden izler taşıyan tarihine bile düşman oluyorsun. Seni bu hale getirenlerle bir olup bu belki de artık hiç iyileşmeyecek yaralı kendini yoketmek istiyorsun... Sonra yorgun düşüyorsun... Artık dinlenmek istiyorsun. Yarına daha dinlenmiş ve korkularından kurtulmuş olarak uyanmak istiyorsun... Ve uykuya dalmadan önce vitrinlere bıraktığın dalğınlığın geliyor aklına...Kendine bir kez daha acıyorsun ve bu yüzden pahalı bulup da almadığın giysileri almaya karar veriyorsun. Bu pahalı giysiler sayesinde ilgilerin kölesi değil, ilgilerin merkezi olmayı istiyorsun. Bu giysiler sayesinde sızlayan sevgilerini örtmek, örtmek, örtmek istiyorsun. Görünmez olmak istiyorsun. Oysa senin gemin camdan sevgili... İşte güçlü balığın güçsüz balığı yokettiği kanlı denizin her tarafından seni görebiliyorum... Sadece ben değil dost düşman herkes uykuya daldığını görebiliyoruz buradan. Çünkü senin gemin camdan sevgili. Sıkıntından yediğin tırnaklarının kenarlarını... Korkulu bir rüya gördüğünde birden silkinişini... Yaralı sevgini korumak için aldığın onca kötücül karara rağman nasılsa hep masum kalan sayıklamalarını görüp duyuyorum buradan... Kaleni ve kalenin ardında sakladığın yaralı sevgini. Boşuna saklama sevgini. Senin gibiler hiç örtünemez sevgili... Seni bu kanlı deniz ve düşmanların da dostların da hemen tanır. Ya benzerini bulup gidersin buralardan. Ya da seni yokederler sevgili... Herkes gibi ve herşeyi bilerek yaşamaszın sen Senin gibiler örtünemez... Bu kanlı denizde senin gemin camdan sevgili. cezmi ersöz |
bu sözler benim için Rüyalarım birbirine karışıyor, İzlerini sürdürmek istesem de, Yaşadıklarımın üzerine, Dokunduğun an,anılar, Yaşanmışlıktaki cazibesini yitiriyor. O an ki parlaklığını, Gerçek dostluğu,samimiyeti. İnsanlar neden başaramıyorlar, Neden yalnızlığım çok kutsal, Kendini terk ederek yaşayan, Bir sürü insanlar çoğunlukta. Hayatım boyunca düşünüyorum, Aşkım ve sevgim hep ağır bastı, Sevgimi,aşkımı o denli, İfade ettim ki insanlara, Onları izledikçe koptum, Benden ayrılmayı düşünen, Aşkım dediğim kişinin, Şiddetle terk edişini gördüm, Bu kadar fazla görmek,duymak, İnanın içimi acıtıyor. Ona çare bulunamıyorsunuz. Hayatı kullanmayı başarabilir misiniz? Tadını çıkarabiliyor musunuz? En önemlisi kendin,kendiniz için, Ne olursa olsun, Keyifli yaşamak çok önemli, Kendin,kendiniz için yaşamak. Meyve veren ağaç taşlanır mış, Hiç umurumda da değil, Erinç görüşümde değil, Ruhumda,bilincinde olduğun, Her şeyin keyfini çıkarabilirsin, Bir su damlasını bile, Sürüklese rüzgar, Koskoca deniz küçülür, Gerçeklik asla inkar edilmez, Özgür bir su damlası, Özgürce güzel bir bakış, Hüzün deli dalgalarla gelse, Özgür hüzünlerin,mutluluğu, Taşımasıdır hep dileğim, Ve yaşam,yaşamaya deymeli... Sami ARLAN... |
HER ŞEYDE SEN VARSIN Bir karanfil, bir yâsemin, bir ıtır; Bir yaprak üstünde parlayan damla, Velhâsıl, her şiir seni anlatır. İçim burkulur da o eski gamla, Dudaklarım titrer, gözlerim dolar; Ruha kurşun gibi çöken akşamla. Sanırım ki bahçelerde sesin var, Mehtap yine senin için doğacak, Seni anlatacak bütün şarkılar... Halbuki sen bir köşede en uzak Hayâllere dalıp kalmışsın öyle, Gözlerini kaldır, gözlerime bak: Seni fazla sevmek günah mı söyle! ... Gültekin Samanoğlu |
Mahvetme Sevgileri Döneceksin arkana,geç olmuştur vakit, Bakacaksın resimlere,yok olmuştur sevgin, Dalacaksın hayallere,ağlayacaksın... Birgün sende sevdiğini anlayacaksın.. Taşacak öfken her söze,her lafa.. Başka kimse istemeyecek,yalnızlık kokacaksın. Dünü unutup hep ileriye, Pişmanlığın engel,bakamıyacaksın. Aşık olmayı basite vurduğun o an, Aşkı oyuncak sandığın o an, Gidiyorsun,farkında olmadığın bir boşluğa, Gidiyorsun,keşkelerin diyarına.. Aşk uğrar belki sana yine, Bari anla hatanı,hatanı anla Tekrar mahvetme, Kendini, Ve inanmadığın vakt-i zamanında, İnananların sevgilerini... Yusuf Önaç |
her an Gök çıldırmış Yagmur deli deli Kara bulutları aglatıyor Şimşekler çakıyor bir yandan Gece yldızlarını yitirmiş Elbistan derin uykuda Sen ve ben,uykuları unuttuk Gönlümde parçalanıyor hasretin İçimde volkan gibi yangının Sensizlik,dudagımda bir damla kan şimdi Gözlerim düşüyor hatıralarının üstüne Bakışlarım sende çakılı Çaresizlik,dalga dalga beynimde Özlemin dilimde Her an düşen iki kelime Yıgılıp kalmışım bir köşede Ne canımda can Nede yarına çıkacak bir hal Hücrelerime doluyorsun Nefes aldıgım HER AN..... bahadır özen |
Unutamadım Ağaç yaprakları, döker unutur Can canı mezara, koyar unutur Gece gündüz olmaz, küser unutur İstesemde seni, unutamadım Yapılan teselli, fayda sağlamaz Bulutlar döktüğü, yaşa ağlamaz Et Tırnaktan geçer, gönü dağlamaz Sevgin kalbi dağlar, unutamadım Çiçek dalda kalan, gülü kurutur Kuşlar yuvasında, yavru unutur Aşkın damarlarda, canı büyütür Ben bu ayrılığı, unutamadım Kuşlar unutulur, akşam dalında Mecnunlar yok oldu, aşkın yolunda Ben sana baglandım, sevgi kolunda Prangaya vurdun, unutamadım . Necati Keçeli |
GECELEYİN ÇİÇEKLER Geceleyin çiçekler daha bir güzel Ve serin elleri, sıcacık gözleri diye dur... Sana kim inanır ki, seni kim dinler, Senin bol ışıkta, senin gündüzleri Rahat göremediğini ne bilsinler, Ne bilsinler çiçekleri sevdiğini? O çiçekler ki geceleyin saksıda, Geceleyin çiçekler saksıda diri Karanfili, ortancası, yasemini. Geceleyin çiçekler daha bir cömert, Daha bir alımlı, daha bir kadınca diye dur... En utangaç çağda görülen düş gibi Geceleyin açılır sabahki gonca. Her şey el yordamıyla bilinemez ki. Yaprak yordamıyla, koku yordamıyla Uzanır geceye bir asma gül; eski Ve uzak bir dünyaya dökülmüş gibi. Gültekin Samanoğlu |
ve...bir daha söyle Sevgi mi istiyorsun Kolay Anlat gönlüne Ben sevgi istiyorum Emir ver gözlerine Ben sevgi istiyorum Kazı belleğine Ben sevgi istiyorum İlle de sevgi diyorsan Benliğine dön iste Sana itaat edecektir Ve… bir daha söyle hepsine Ben sevgi istiyorum… haluk kalkay |
Armağan.Ben ve Kuşlar... Tanıdık bir deniz aramızdaki tuz, öfke, yağmur ve ateş Fırtına yüklü gemilerin gidip gidip geldiği Mor kanatlı kuş o, aramızdaki Omuz başımızda durmadan öten Bir kanadı aykırı mavilerde uçurum Bir kanadı uçuk düşler ülkesi Git işine Armağan şiir yazdırma bana Girme bir bıçak gibi en kalabalık yerlerimde kanayan yalnızlığıma ... -II- Gündür, ağır çeker yaşamak bile Kirpiğinden ateş damlar tutamam İçin tuzlarda yıkar birikenleri Hayatın kıyısı bu, bilirim bırakamam Bak yine o ıslak kuş Çığlıklara vurmuş yokuşlarını Hangi yanı sustuğunun kapımı çalan bu kış Konuştuğun, ölümün hangi serseri yanı Yapma be Armağan En aptal yalnızlık ölüm olmalı Öyle durduğu yerde eskimemeli keder Çiçek gibi çiçekler açmalı içimizde ipek gibi yağmurlar Aşk gibi aşklar, yaşayan ve yaşanacak olan İşimiz kolay değil Armağan -III- Direnmek bu, unutmamak azalmamak kendine ve insana Paslı sürgü, demir kapı ve ısırgan otları arasında Sığınmadan tenhalığa çoğalmaktır ağlamak bile belki Ama senden olana -IV- Yeniyetme ürkülerdi cop yemek, sakat kalmak Çocuk doğuramamak Korkmazdık konudan komşudan dul kadın olmaktan Şaşırma ve acı çekme ne olur Anneni düşün, ya da benim annemi Toprağın ve karın sessizliğini ve hâlâ ekin demetlerini Doksan dokuzluk tespih sabrıyla çeken Kırk olmadan yetmişini gösteren kadın çizgilerini -V- Kırgınsın biliyorum öfkelisin, En çok da karanlığa karışan çoban yıldızlarına Kopan kıyamet değil ki canım, bilirsin o şarkıyı “Denizler durulmaz dalgalanmadan” Yaralarım inançlarımdan değil Gemisi kolayca yara alandan Bana düşlerden söz etme Armağan Bu gece uyuyamam -VI- Ne çok yıl be Armağan Ne çok kırımsa Her yenilgi bedenimize vurulan zincir Beynimizde kırılan halka acılar İki uçurum arası büyüyen çiçek ve sevinç Gece yarısı birlikte pişirilen kurufasulye tadı Zaman zaman kıyılar düşse de intihara Borçlar ve alacaklar hâlâ eşit hayata Bir tek şuna şaşıyorum Hayatımız neden bu kadar kısa? -VII- Belki de kesişen sonsuz erimli iki aykırı çizgi Belki çok daha derin bir düşün izi o aşina deniz aramızdaki Tuz, fırtına, yangın ve kavga ve o bitmeyen sevda Üstelik bunca gece varken daha sabaha Bin direkli gemilerin gidip gidip geldiği -VIII- Keşke sana al kanatlı kuşlarla Kehribar ve ipek yüklü atlastan uçuşlarla gelebilseydim Keşke sana bilmediğin sevinçler Gül iklimi erinçler verebilseydim Getirdiğim sadece bu kır çiçeği ıslak kanatlarımla iyi sakla -IX- Canım Bu gece unut yalnızlığını Beynimizin en eski yalanını Haklısın bu saatlerde gece bizden kocaman Ama söz sabahın ilk ışıklarından Çiçekli bir şal dokuyacağım sana Hadi Sokulup yüreğimin kuytularına Uyu şimdi usulca... Ayten Mutlu... |
ELLERİNİZE VE YALANA DAİR Bütün taşlar gibi vekarlı, hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli, bütün yük hayvanları gibi battal, ağır ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz. Arılar gibi hünerli, hafif, sütlü memeler gibi yüklü, tabiat gibi cesur ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen elleriniz. Bu dünya öküzün boynuzunda değil, bu dünya ellerinizin üstünde duruyor. Ve insanlar, ah, benim insanlarım, yalanla besliyorlar sizi, halbuki açsınız, etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız. Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya, göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan. İnsanlar, ah, benim insanlarım, hele Asya'dakiler, Afrika'dakiler, Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik adaları ve benim memleketlilerim, yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu, elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız, elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz. İnsanlarım, ah, benim insanlarım, Avrupalım, Amerikalım benim, uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi, ellerin gibi tez kandırılır, kolay atlatılırsın... İnsanlarım, ah, benim insanlarım, antenler yalan söylüyorsa, yalan söylüyorsa rotatifler, kitaplar yalan söylüyorsa, duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa, beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların, dua yalan söylüyorsa, ninni yalan söylüyorsa, rüya yalan söylüyorsa, meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa, yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı, söz yalan söylüyorsa, renk yalan söylüyorsa, ses yalan söylüyorsa, ellerinizden geçinen ve ellerinizden başka her şey herkes yalan söylüyorsa, elleriniz balçık gibi itaatli, elleriniz karanlık gibi kör, elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun, elleriniz isyan etmesin diyedir. Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız bu ölümlü, bu yaşanası dünyada bu bezirgân saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir NAZIM HİKMET'TEN:) |
Arar Oldum Genç yaşımda girmiştim bu karanlık yollara Bir kaç yılın içinde dünümü arattılar! Karanlıklar içinde gözüm dalarken yola Dört duvarın dibinde önümü arattılar! Dönüp baktım maziye halime gülüyordum Düşünüp o günleri deli miydim diyordum Yollar kapanmış artık çıkmazda gidiyordum Şaşırınca yolumu yönümü arattılar! Nefsine yenilince dost görünen zalimler Gözyaşıma ağladı yarınımdaki dünler Gönlümdeki feryadım mısralarımda inler Aklıma düştüğü an günümü arattılar! Günümü arattılar. |
Kağşamış, yıkılırdı ahşap duyarlık Kollar japon, etek jüpon kabarık Esas çocuk, ince bıyık, haller Halivut Cumbalar, rumbalar, işler karışık Demir abim, beton ablam, cephe mozaik Kim ne bilsin, cicozu yutulmuş mu hiç? Sarayburnu, Büyük Sünnet (şehzade miyiz?) Cümle yoksul İstanbul, Parkta taşınmış Yaz günleri, mehtaplar, kürek şıpırtıları Sahi, fotoğraflarda diri miyiz biz? Vapurlar, tramvaylar, yitirdiğimiz giz aslında kimlik: hem kadim, her arkaik. Coşkun Yerli |
Gitme Burada Kal bir başka gülüş var dudağında. söyledikleri belli. söyledikleri,söylemese de belli. "gitme,burada kal"diyor.. gözleriyle konuşuyor, anlamamak mümkün değil.. gözlerinin anlattıkları anlatılır gibi değil! "ne güzel gözlerin var"desem diyorum.. söylemeye meydan kalmıyor; "gitme,burada kal"diyor.. söylemeye de,dinlemeye de alışkın bir hali var. alışık değilim ya bunlara, bu hali beni deli ediyor.. gülmenin doruğunu yaşıyorum onunla! bir şeyler oluşuyor, bakışlarımız buluşuyor.. her bakış bir dokunuş oluyor, dokunuşun izi yanaklarımda;rengi kırmızı.. anlaşılmak ne güzel! verdiğim herşeyi alıyor.. aldığı her şey gözlerinde;adı mutluluk.. sevgi dolu ,sevda dolu bir sesi var.. kulaklarım sesinin peşinde, sesi içimde,yüreğimde.. ve o tekrar ,tekrar; "gitme,burada kal" diyor.. ese®tunay |
seni bana ekledim Kendimden çaldım... Sana ekledim herşeyimi! ! ! Kendimden çıkardım... Sana getirdim herşeyimi! ! ! ... Bir zamanlama hatası..., Bir kaza sırası... Bir hız hatası... Kaza sonrası yine 1 ölü-2 yaralı... Kendimden çaldım... Sana ekledim... Yetmedi... Yetmezdim! ! ! ... Zamanlama hatası... Yine bir kaza! .. Yine camdan çıkan ben! ! ! ... Yine ölü...ben! ... Kendimden çalma sınırımı aştım! Hız hatası! ! ! ... Alkollüydüm... Çarptım! ! ! ... Suç benim! ! ! KAza benim! ! ! ! ! ! Aşk da benim! ! ! ! ! ! ! Sen sadece yoldan geçen bir yaralı! ! ! ... Ölüyüm ben... Akıllanmış bir ölü! ... Ya sen canım! ? ? ? Sen bu yaranla nereye kadar gidebileceksin! ? ? ? ... Hoşkal... Güzel kal... Suç benim.... İtiraf ediyorum ben! ! ! ... Suç benim! ! ! ... Mutlu kal sen... Sen sadece mutlu kal... Sar yaralarını... Ben anlamasam da seni dinlerken... Bir zamanlama hatası... Ben çarptım... Çarptım işte! ! ! ... Haydi güzel kal küçük sewgilim! ! ! ... HAydi güzel rüyalara dal! ... Ben seni sewdim... Senden kalanları da kendime ekleyip gideceğim... Senimi bana ekledim... Hep seweceğim... aşkın egeli |
aşk uzakta hey sana sesleniyorum deliler gibi sevdiğim, kır gönlünün zincirini yaklaş bana. söz oldu dudağında, nâmeler oldu kulağımda. ama bak yine yoksun yanımda. ıslak kumlara yazdım adını, deniz de ise yakamozlar yazdı aşkımızı. dağlar ses verdi yankılandı duymadın mı sevgimi. oysa saatlerce bağırdım seni seviyorum diye. rüzgarlar bile iç çekti ağaçların arasında, fırtınalarla. gök kubbe delindi yağmurlar gözlerimde, yaşlarla. söyle sevdiğim, yine mi duymadın tabiat ayaklandı sen uyumakta. bir uğultu geldi kulağıma, aşk sana çok uzakta. ne yapabilirim peşinden koşmam mı gerek bu hayatta. aşk uzakta sen uzaksın bana. ben de kalırım yalnızlığımla. menekşe gülay |
Ararım Seni Akşam erken çöker yalnızlığıma Sokak sokak gezer ararım seni Hasretin gönlümün yangınlarında Alev alev yanar ararım seni Gözyaşlarım kurur yanaklarımda Hüzünlü bir ıslık dudaklarımda Sigaram sabahlar parmaklarımda Nefes nefes çeker ararım seni Gölgen düşer sanki hep yollarıma Adım adım yürür izlerim seni Bir çılgın özleyiş girer kanıma Yudum yudum içer ararım seni... |
DEPRESYONDAYIM Elde ne var kuş çoktan uçup gitti uzaklara Bilmem bir daha geri dönüp gelirmi buralara Çoktan mevsim hazan olmuş kar düşmüş dallara İhanetin alası var bir şeyler oldu zamanı sevdalara İster istemez hal harap olmuş gelmiyor ki dolmuş Vay benim memleketim meyerse çok şeyler olmuş Atı alan çoktan sınırı geçmiş yaya ise çoktan yorulmuş Kulağı duymayan gözü şaşı beş bakan şahıs ise buyurmuş! Beni sormayın Allah aşkına inan inanma depresyondayım Adım interpolde aranmakta vesikalık resimle elli milyondayım Tabipler tablet veriyor bilin ki ben çok derin uykulardayım Yanıyor içim dumansız ateş küllerim soğumaz alevlerdeyim Batıdan doğuya güneşi kim doğurur memleket için Bu zulüm çalıp çırpma bitsin artık söyleyin niçin Boş konuşma hep peynir gemisi yürümez bunlardan geçin Kapıları sonuna kadar özgürlük için bırakın inadı açın SENER KAYA |
Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kâseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydum masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu. Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu. Edip Cansever |
Hassas Terazi Ben nerde a dediysem orda a önümde ibresi sağa sola kımıldayan terazi. Az uzağınıza gittiysem böyle daha iyi göresiz bir hafif yankı denizler ötede ses eder siz. Hep kendim için mi bazı şeyleri gizlediysem bilmeseniz başka dünyalarda a vardı görülür hesabı ben/de a dediysem. Behçet Necatigil |
Aramizda daglar var Aramizda uçurumlar Yaklasma yanilirsin Ben öldügümü bilirim Sen yasadigini sanirsin Kendini bilmeden daha Beni taniyamazsin... Günlerim atese gebe Gecelerim sancili Varamadik sabaha Ben bir yumak dügüm dügüm Sen karmakarisik bir kördügüm Kendini çözmeden daha Beni anlayamazsin... Ahmet Selçuk Ilkan |
Beyaz Göğsün Bana Karşı Beyaz göğsün bana karşı Açma beni öldürürsün Ela gözler süze süze Bakma beni öldürürsün Öldürüp kanıma girme Her bir yada gönül verme Ela göze siyah sürme Çekme beni öldürürsün Gevheri der şah-ı bülbül Beyaz gerdan bina-yı pul Yanağına kırmızı gül Takma beni öldürürsün Gevheri | |
A ve Ş ve K Bir garip mengene yüreğimi sıkar Bir kuşun kanadının gölgesi düşse yüreğine Kıskanırım. Ben mavzerde fişek Ben ki kını da bıçağım Gökyüzünü paslı bir maviye Yeryüzünü kızıla boyarım İsterim ki mutluluk gölgen olsun Gözlerinin gülen tılsımı hiç bozulmasın Ben bir bedevinin su aradığı gibi Arıyorum şimdi seni Ve nasıl özlüyorsa yarasalar geceyi Bende seni öyle özlüyorum Eylülün geldiğini Sızlamasından anlıyorum dizlerimin Bilir misin karanlık bir gecede Yalnızlığın insana nasıl koyduğunu Bilir misin kara bir karıncanın Beyaz kalbi gibi bir hisle sevdiğimi seni Bilir misin içinde aşk geçmeyen şiirleri yazmadığımı A Ve Ş Ve K Harfleri Mazi urganın ucuna bağlıdır, benim gönlümde Bir tren penceresinden el salladığım gün Siyah saçlı bir kıza Bir otogarda bıraktım bu harfleri Sol göğsümün üstünde muska gibi Sakladığım resmi uzayıp giden Yollara bıraktım K.Maraş Ömer Arslan |
Ben en çok sonbahar'ı severim. Ben en çok baharın sonunu severim. ne kış kadar üşütür sonbahar nede yaz kadar yakar içini. hep bana yakındır çünkü sonbahar, hep benden yanadır, bana döker için. yapraklar bile iple çeker gelişini toprağa değebilmek için. Hele kuşlar, onlar bile yolunu gözler sevdiğine kavuşmak için. Sonbahar gelsede göç etsem sevdiğimin yanına diye. güneş kendi halinden memnun zaten her zaman. O hep aynı ısıtır. Ama sonbahar bunun adı. Onuda kandırır. çaktırmadan... ben en çok sonbahar'ı severim. yaz da güzeldir... kış da beğenir kendisini bazen. o bahar yokmuuu. Aklı sıra kafa tutar sonbahar'a... Ama dedim ya ben en çok sonbahar severim... Çünkü; Ben seni Sonbaharda tanıdım........ Uğur KÖROĞLU |
SONNET Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Ölmez bir aşk aniden kapladı benliğimi. Ümitsiz acı çektim ve herkesten sakladım, O bile kendisini bilmedi sevdiğimi. Ah! Şimdi çok pişmanım, yanında gölge gibi, Hem ondan ayrılmadan kalacaktım, yalnız ben Hem ölünceye kadar mesut bir köle gibi, Hiçbir şey istemeden ve bir şey beklemeden. Tanrı onu yaratmış melek gibi saf, temiz, Yaşarken etrafını dinlemeden, habersiz Bu aşkın şarkısıyla bir gün karşılaşacak. O kalbe gömülerek yaşanılmış sevgiye, Kendisinden başkası olmayan sevgiliye "Kim bu kadın acaba?" deyip anlamayacak Felix Arvers |
Hani bulutlarla bana haber yollayacaktın, Sen her yağmur damlasına bir kelime yazacak; bende o damlaları avuçlarıma alıp, yazdığın mektubu okuyacaktım. Kokunu çiçeklere iliştirip yollayacaktın hani? Söz vermiştin... Bülbüller sözlerini getirecekti bana. Dalgalar, vurup vurup hasretini solumayacak mıydı? Yıldızlar, sana giden yolu gösterecek, mehtap, yolumuzu aydınlatacaktı. Aşkımıza ondan başka kimse şahit olmayacaktı Öyle sevecektik ki bibirimizi, sorgusuz sualsiz girecektik cennete. Kıskanacaktı nur'umuzu melekler bile... Şimdi neden solgunsun böyle bir tanem, Niçin açıp gözlerini ellerimden tutmuyorsun? Uzat ellerini, al beni de yanına. Bunca hasret yetmez mi çıkmak için katına, Yoksa gittin ve unuttun mu beni; Unuttun mu oralarda? Göz kırp bana yıldızlardan. Bir an bile durmam buralarda inan; Davetini bekliyorum Çağır geleyim artık, Çağır meleğim artık. Coşkun Erdoğan |
Aşk Yarası Yar mı sevilirmiş gizli gizlice Aşk yarası derin aman efendim... Kara sevda yaman incedir ince Aşk yarası derin aman efendim.. *** Sevip alamayan gönül köşküne Yaşıyom demesin boşu boşuna Benzemez hançere yağlı kursuna Aşk yarası derin aman efendim... *** Çağları der gizli gizli sevmeyin Varıp aşkı yare beyan eyleyin Ser verinde gençler sırrı vermeyin Aşk yarası derin aman efendim Aşık Çağlarî |
Sensiz Ankara... Dün yağmur yağdı Ankara'da bardaktan boşalırcasına, Sanki benim yerime Ankara ağlıyordu, Sanki senin gidişinle Ankara kahroluyordu... Ankara'da biliyordu bu son gidişti; Gelmeyecektin birdaha,dönmeyecektin Ankara'ya Kendini bu kadar sevdirmişken zamansızdı bu gidiş... Ankara bugün de ağlıyor dünkü gibi, Alışamamıştı yokluğuna tıpkı benim gibi, Sokaklarda çağlayanlar oluştu aynı gözlerimdeki gibi, Dostlar bile fayda etmedi;çünkü sevmişim seni deli gibi... Ankara'da yarın güneş açacakmış,ısıtacakmış insanları, Umuda yelken açıp unutacakmış yaşananları, Peki ben ne yapacağım yarın? Unutabilecekmiyim yaşananları? Söz verdim Ankara'ya seni unutmayı deneyeceğim; Seni unutamayacağımı bildiğim için Ankara'yı terkedeceğim, Yanlış anlama Ankara seni hep seveceğim; Ama sevgilime söz verdim onun yanına; Cennet'e gideceğim.. Aslıhan Erdal |
Her gece yarısında uykularım delinir, Kör karanlık açılır, dev bir hayal belirir. Yüreğim hızla çarpar, seven gönlüm delirir, Kan ter içinde kalır, koşarım ona doğru. Hıçkırıklı gönlümü geceler avutamaz, Kapıldığı büyüyü gözlerim unutamaz. Uzar yorgun kollarım, deler geçer tutamaz, Kahırlanıp yüz dönsem, eğilir bana doğru. Yanardağlar misali kor saçar bacalarım. Bu hayalle tükenir, uykusuz gecelerim. Gitmesin kalsın diye, çırpınır bocalarım, İsteksizce ayrılır, ışıyan güne doğru. Mehmet Nacar |
Gözlerin, zifte bulanmış kanatlarımı aşka geçit vermez barikatlarımı yıkıyorken renkli çiçeklere inanmış bir bahar güneşi arayan bir güne bakan doğrulup ağır ağır sana bakıyorken sen ne yöne ben oraya bir rüzgar gül yüzüne adanmış umutlar doğuyorken şimdi bırakıp gittiğin bu taze kavrulmuş yazın içinde yalnızlık filizleniyor gönül kabullenmiyor bir mısra aşk, bir mısra ayrılık anlatıyor şiirler gönlüme gün doğmaz oldu, gittiğin günden beri aşkın boş beşiğinde yalnızlık büyüyor ayrılık sevda sokaklarında geziniyor bu özlem kendini ihbar ediyor şarkılarla, şiirlerle isyan değil, sitem sevgilim sensizliği kabullenmiş bir ben bulamazsın seviyorum inadına. ELCİN ORHAN |
Benden Götürdükleri Tüm alınanlar benimdi İstanbul Koynumdan, elimden avcumdan Kimi zaman zehir yaşamımdan Kimi zaman dilimden kopardıkları Beynimden söktükleri Öldürdükleri kimi zaman, Hepsi... Yırtık bir paltonun sol cebine düşen Sıkı sıkı avuçta tutulan,yarım kalan Kanla, canla başla Savaşlarla, direnişlerle çığlıklarla ve Yalancı gülüşlerin ardında saklanan acılarla Çalınan umutlar, benimdi İstanbul Sonra büyütülen, Damarlara kadar gömülü yaşam, Alınan, çalınan, bildiğin ne varsa işte, Hepsi... Benimdi... Ve sen bunlara dur diyemedin koca şehir, İncittin beni Oysa giden umutlarımı sen vermiştin bana Umutlarım... Hediyendi... Cüneyt Erdoğan |
Biliyorum yapmamalıydım Kapatmalıydım kalbimi herkese ve herşeye Yaşamalıydım hayatı en monoton haliyle Kendime bir bitki almalıydım Ve geçip karşına onu taklit etmeliydim Biliyorum yapmamalıydım Kapatmalıydım gözlerimi tüm güzelliklere Yaşamalıydım hayatı en ışıksız haliyle Kendime bir oda almalıydım penceresiz Ve çıkmamalıydım ordan Biliyorum yapmamalıydım Kapatmalıydım kalp odacıklarımı Yaşamalıydım bir başıma Kendime bir ben almalıydım Ve bir benle yaşamalıydım Biliyorum yapmamalıydım Sevmek senin neyine Biliyorum yapmamalıydım Aşık olmak senin neyine Biliyorum yapmamalıydım Umut etmek senin neyine Daha ne yapmalı bu hayat Daha ne kadar geri çevrilmen lazım Daha ne kadar reddedilmen lazım Daha ne kadar yanlızlık tokat gibi vurmalı yüzüne Neyin uğraşındasın Neyin çabasındasın Neyin hayalindesin Artık farkına varmalısın mehmet Sen yanlızsın Yalnız öleceksin Aldığın o karanlık oda mezarın ve aldığın o bitki süsün olacak ... huzeyfe 10/11/2006 |
Zamansız gidiverdin gözlerimden Hayalinle yaşıyor artık kalbim Damarlarımda dolaşan senin sevginmiş Şimdi anladım Hasret vurdukça yüreğime Seni arıyorum içimde Bir ses duysam derinden Hemen kulak veriyor, sonra ürperiyorum Penceremdeki fesleğen kokusuymuşsun Çayımdaki şeker İçimdeki ben Herşeyin tadı senmişsin Sensizlikte anladım Koşuyorum telefona, her çalışında Belki eskilerden bir ses duyarım diye Şöminenin başında uyukladığım gecelerde Odunların alevinde aradım gözlerini Şimdi bir ses gelse eskilerden Neler vermezdim ki Oturup yanıbaşına sessizce Ağlardım, başım göğsünde Ahh, şimdi bir ses gelse eskilerden... Hasan Hüsnü Güner |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci |
Hangi gözlere düşer serabın Muradına tutsak iken ben Vuslat hayali yüreğimdeyken Bir yanım tipi , boran , kar düşer Bir yanım alev alev kor düşer Dağ susar bugün Düşler mahkum çirkiniklere Cellatlar basar bugün Zehir de olsan kal bende Say ki sabahına küsmüş bir ayazdım Ne olur gel Sana şiir yazdım Kimin yollarına tebessüm eder dudağın Yollarına turab iken ben Öyle deli dolu Öyle apansız Çık gel Sana söylerim tüm türküleri Sanadır çığlıklanan her dize Fermanım gözlerinde Dermanım gözlerinde Yorgun savaş mirasıyken sokaklar Say ki senliğimde bükülmez bir bilektim Ne olursun gel Yokluğunda boyun büktüm , eyvallah çektim Kimin ufkuna takılır adın İstanbul ' un tüm duvarlarına yazmışken ben Banklara , ağaçlara kazımışken Namlu öyle soğuk ki Horoz titrek Ellerim kadar Bir yanım lime lime kan düşer Bir yanıma umut düşer , tan düşer Gel gayrı takatim ol , gücüm ol Geçmiş hesaplar sorulsun zalimden İnancım ol , öcüm ol Hasretin dert , hasretin işkence yüreğimde Gel dermanım ol , ilacım ol Esse savursa seni bir deli rüzgar İlk defa ağladım gel gör yar Say ki bir deli hançerdim belde Kanım aksın , canım çıksın gel de... İmdat Özcan |
Ne Kaybederdin Bir günah işledim bin af diledim Üstünde durmasan ne kaybederdin? Hemen her fırsatta bir tokat gibi Yüzüme vurmasan ne kaybederdin? Neyin eksilirdi beni affetsen ? Ne vardı kalbimi tekrar fethetsen ! Ne olur birazda bizden bahsetsen Hep onu sormasan ne kaybederdin? Evli olmasakta keyfe kederdi Gönül nikahımız bize yeterdi Şeytana uyupta bu kadar derdi Başına sarmasan ne kaybederdin? Yakamı tutmasan yargılar gibi Ahiret gününde sorgular gibi Her yerde hatamı sergiler gibi Önüme sermesen ne kaybederdin? Üstüme gelmesen sıkana kadar Üzmesen canımdan bıkana kadar Dağ gibi sabrımı yıkana kadar Dilini yormasan ne kaybederdin? Kanattın yaramı günbegün deşip Paramparça oldun gözümden düşüp Çılgın seller gibi haddini aşıp Üstüme varmasan ne kaybederdin? Hiç şansın kalmadı dönsende geri Yitirdin verdiğim bütün değeri Aşkına emanet ettiğim yeri Bu kadar kırmasan ne kaybederdin? Cemal Safi |
BEN KİMİM? Ben kimim? Yaramaz bir çocuk Sessizliğiyle kendine gizlenen Bugün bile simyacılar, iyi-kötü Bir şeyler bulup çıkarmak isterken Ben kimim, zamanın kıyısında direnen? Uçaklar uzaklara kanat vururken Ben kimim, kırılıp kalmış Eski bir tekne gibi? Ben kimim, çocuk düşlerinden Anlaşılmaz ülkülere uzanmış? Ben kimim bilemiyorum Açlığıyla olmadık sevgilerin Bir küçücük bakışta oyalanan Ben kimim olur olmaz zamanlarda Kendine ve herşeye ağlayan?... AFŞAR TİMUÇİN |
Seni öyle sevdim ben, Öyle gözyaşı kurutan mevsimlerde, Dağbaşı dumanlı türkülerle sevdim ben seni, Ben seni sılada aşk bilip, Yaşadığın acılara acı tüketerek sevdim, Seni her yalnızlık ortası, Yalnızlığımla sevdim, Seni öyle sevdim ben sevdiğim, Her mevsimde sonbahardı yüreğim, Gözlerin vardı bende,bir ismin,bir sözlerin, Ben seni yağmurlar kadar sevdim ey sevdiğim, Anlamı bize kalsın sonu gelmeyen şiirlerin, Ben seni böyle sevdim.... Birkan ASKAN |
Gurbet Akşamları Hiç istemem yine gelir, Çatar gurbet akşamları Yüreğime hançer olur, Batar gurbet akşamları. Öldürecek beni dertler, Bende geçti bini dertler, Dertlerime yeni dertler Katar gurbet akşamları. Bilmiyorum dertten gamdan, Zevk mi alır intikamdan? Kanlım gibi şu yakamdan, Tutar gurbet akşamları Şimdi akşam bak şu anda, Zindandayım ben zindanda, Zindan ne ki zindandan da Beter gurbet akşamları Acılara beler beni, Kesip doğrar diler beni, Parça parça böler beni, Yutar gurbet akşamları. Memleketim ilim obam, Kavim, gardaş, dost, akrabam, Gözlerimde anam, babam, Tüter gurbet akşamları. Kadir Mevla’m yardım etsin Ozan Arif yurda gitsin Bitsin artık bitsin bitsin... Yeter gurbet akşamları. Ozan Arif |
Kimbilir hangi nehirin sesidir bu geceler, Yakılırken dudaklarımdaki güz sevdaları, Sanki herşey seni yaşamaktı, Yarım kalan bir aşk'ı sessizliğimden devraldı, Ay unutuldu kendi yalnızlığında, Yüreğimde seni tanımanın ilk günü kaldı, Seninle olmak sanki yüzyıllık bir masaldı, Masumluğu çizdi bomboş duvarlara ayrılık, Kimbilir hangi hayal tutup ellerimden, Beni sabahlarına böyle yorgun bıraktı, Ne zaman uyandı bu dağlar,bu taşlar, Ihlamur kokusu ile yıkanan sokaklar, Ve kavuşabilmek sana gecelerce, Suretini tanımayan bir şehrin terkinden, Terkedilmeyen bir ağıttı, Asfalta düşen yağmurla birlikte, Kollarımda geçmişin ayakizleri, Göçebe kesilen yollarda anlamsız bakışlar, Vitrinlerin sahte yüzleri, Kimbilir ne zaman unutuldu bu akşamlar, Tarihime sensizlik düşüren uykusuzluklar, Virane kurgusu avare dolaşan bulutlar, Ve ben anlıyorum, Bu kent bana dokunuyormuş sevdiğim, Özledikçe figüran kalıyor aşk, Kapanıyor yokluğuna yüreğimdeki bütün kapılar, Sensizliği,senden iyi tanıyorum.... Birkan ASKAN |
Ne Sen Bana Mecbur Oldun Ne sen bana mecbur oldun Ne ben sana bu ilişkide… Emanet de değildi sevgimiz Birbirimize… Göçmen kuşu değildik Konup, göçüp gidecek… Kiracı da olmadık birbirimize… Sen ben olduğum için beni sevdin Ben sen olduğun için seni… Ne sen bana mecbur oldun Ne ben sana bu ilişkide… Güçlü kanatlarımız vardı İstersek uçup gidecek. Güçlü bacaklarımız vardı İstersek kaçıp gidecek. Kendi özgür kararımızdı Güçlü kollarımızla, güçlü ellerimizle Kenetlenmek. Diktiğimiz tohumlar Önce fide verdi, kök saldı toprakta Şimdi meyve veren koca bir ağaç var. Ne sen bana muhtaç, ne ben sana. Ne sen bana mecbur oldun Ne ben sana bu ilişkide… O.Yavuz İnal |
Bu gece gireceksen limana Acele etme Kaptan, Yarım yol ver gemiye, Sonra pruva ışıklarını söndür, Makinaları sustur tamamen, Tornistan et dümeni bana doğru, Bana doğru, Şimdi, Cihangir'in camlarındayım, Bütün gönül pencerelerim fora açık sana, Sen de aç artık yüreğinin düğmelerini, Sabırsızlanıyorum tutmak için ellerini, Ama önce izin ver, Söndürmeliyim şehrin ışıklarını bir bir, Buluşmamız alaca karanlıkta olsun istiyorum, Üsküdarda sabah olmadan az önce, Hattâ mehtabı da Adalara doğru sürüyorum Sürgüne gönderiyorum, Şarap renkli bahçelerden geçerek geleceksin, Ayların hasretinin zincirlerinden geçe geçe, Ve Cihangir'in camlarında beni göreceksin. nurdan |
Anlarsın Bir Düş Gördüğünü Bir kırlangıcın kanadındadır hayat. Bazen yükseklere alır seni, bazen umulmaz alçaklara, beklenti geç doğan güneş gibidir, gecikmekse yağan bir yağmur... Bir damla su olursun bazen, ya da bir hıçkırık boğazlarda yutkunan. Bir ırmak olur akarsın tepelerden, durgunlaşırsın hava kararırken... Sonra susarsın biraz, rüzgara karşı bir mum yakarsın, hep söner. Pişman olursun nedense, ağlarsın. O da eser kendi halince, silip götürür bütün benliğini. Belki çok seversin, belki az, zamanı gelince anlarsın bir düş gördüğünü, her şey bir kördüğüm olur, bir ağrı geçer gider yüreğinden, çok üşürsün sen kalabalıktaki yalnızlığında... Belki çok düşünürsün, belki az. Bir ateş düşmüştür önüne, bir el tutmuşsundur belki istemeden, belki bir güneş, belki... Zamanı gelince anlarsın bir düş gördüğünü, duyguların bulutlardan sıyrılıp önüne düştüğünü... |
Mutlu Kahraman Yoktur Mutlu kahraman yoktur... Ya kahraman olursun, Ya da mutlu... Kahraman olmak, Es geçmektir mutluluğu; Başkaları için, kendinden Feragat etmek... Başkalarına Mutluluk armağan etmeyi, Meslek edinmek... Gülümsetebildiğin her yüze, Mutluluğum diyebilmek... Mutlu kahraman yoktur O yüzden... Ya kahraman olursun, Ya da mutlu... Ben senin için, senden geçtim; Ben kahraman olmayı seçtim! Şimdi git onunla; durma... Kahramanın benim nasılsa! (Bu da bir çeşidi mutluluğun!) Burak Zorlu |
Gönlümdeki Gurbet Dost ülkeler duman duman önümde Dağların alnında gurbet yazılı. Göv göcekler firez oldu gönlümde Çamların dalında gurbet yazılı. Ilgıt ılgıt yeller eser ovadan Kuşlar tüm tedirgin kalkar yuvadan Özümüz gövünür yanık havadan Sazların telinde gurbet yazılı. Gene yanar oldu bağrımın başı Nasıl söner bu sevginin ateşi? Oğuzlar soyunun savaş yoldaşı Atların nalında gurbet yazılı. Bir canım olsa da yurt için versem Ufka nakış nakış kanımı sersem Kalk gardaş sılaya gidelim desem ÖTÜKEN yolunda gurbet yazılı. Vur Emri(sh.122) Abdurrahim Karakoç |
Arayı Arayı Bulsam İzini Arayı arayı bulsam izini İzinin tozuna sürsem yüzümü Hak nasip eylese görsem yüzünü Ey sevdiğim (ya Muhammet) canım arzular seni Ali ile Hasan, Hüseyin anda Sevdası gönüllerde muhabbet canda Yarın mahşer gününde hak divanında Ya Muhammet canım arzular seni Yunus meth eyledi seni dillerde Dillerde dillerde hem gönüllerde Arayı arayı gurbet ellerde Ey sevdiğim canım arzular seni |
Yokluğuna adandım, Bir anlamda, Mevsiminden tekerrür sabahlarına, Çivi pasından avuçlarına, Kırık uçlarında hayatın gözyaşı, Sırça saraylara gün yüzü, Mahkumluğumsun, Varlıkta yokluğum, Yalnızlığım, Suyun bekleyiş çarpanı sesinden, Nehirler doğuran suskunluğumsun, Ki ben acımasız zamanın, Yüreğine tutunan yelkovanı, Kendi gezegenine doğmamış bir sabahtan, Yaşanmamış bir aşkın arta kalanı, Çocukluğum, Masumluğun gibi büyür içimde, Tomurcuk mevsiminden, Yoksulluğum kalır dudaklarına, Ve yazılmamış yitik tarihinden, Rimbaud'un gözlerinde boğulan, Gözlerimdir sığınan uykularına, Deliren bir okyanus renginden, Acının kıyısız isyanlarına, Usulca, Ardarda sahipsizlik dokuyan, Mazeretsiz bir sevda gibi, Fırtınalar kaldıran ellerinden, Kendi aşkını, Kendi yüreğinde sorgulayan, Dinle, Ey tanınmamış sevgilim, Yalnız ikimiziz burada, Bu şiirde, Bu kayıp şehirde, Şimdinin vaktindeyiz, Gönlünce, Birtek sen kaldırıyorsun havanın soğukluğunu, Hergün artık fırtına, Eskiyen evlerin çatı katı, Değmez bendeki uykusuzluğuna, Ardımsıra, Ey tanınmamışlığı ile yüzüme gülen sevda, Yaşamak herşeyi, Hiçbirşeyden çoğalarak, Kalandır kanayan bir yara gibi avuçlarına, Sensiz düştüğüm büyülü uykularda, Bilesin sevdiğim, Yaşayamadığım herşeydi, Seni hatırlatan mevsimlerde, Yaşadığını sanan, Yalnız senin uğruna... Birkan ASKAN |
En Hoş Hediyesin Seher serinliği bekler yapraklar Yağmura hasret topraklar misali. Rüzgarlarla taranırken başaklar Zülüfler gerdana düşer misali. Eski bir şarkıdır dudaklarımda Avuçlarının temmuz sıcaklığı Gönlümün en hazin doruklarında Gözlerindir yırtan kör karanlığı. Verilmez bir söz yarınlardan yana Yokluğun içimde tufan ertesi Ah bir varabilsem ufuklarına Güneş terketmeden al tepeleri. İlk hayalimdin sevgi mihrabımda Şebnemler çimlere düştüğü zaman Seven sultandır benim kitabımda Kalbinde ihanetler öldüğü an. Mor bulutlar dönüşürken şimşeğe Gül yüzün titretir iliklerimi Yıldızlar ötesi bir geleceğe Yürek kanımla yazacağım seni. İsmiyin ak yeşil yokuşlarında Yürür bıkmadan tozlu ayaklarım Savaşlar çıkar sevda burçlarında Senin için dikilir bayraklarım. Maşallah yazılı senin kaşında Sulara akseder ceylan nefesin Yeşil yazma küçük güzel başında Rabbim'den bana en hoş hediyesin. Sadullah Çelik |
| Saat: 21:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık