![]() |
Ne Ayrılıklar Biz ne ayrılıklar görmüş adamız Gitmek istiyorsan gidebilirsin Biz ne ayrılıklar görmüş adamız Çekinme sende vur sırtımdan beni Biz ne ihanetler görmüş adamız Aldırma sen benim yalnızlığıma Aldırma sen benim gözyaşlarıma Boşver sende kalmış yarınlarıma Biz kadere çelme takmış adamız. Sevsen gidemezdin sevsen bırakamaz Sevsen çıldırdın seven ne yapmaz Git bu ateşte beni kül etmez yakmaz Biz ne cehennemler görmüş adamız Hadi daha çabuk daha acele Git başka kollara git güle güle Sende unutursun adımı bile Biz ne vefasızlar görmüş adamız Hep aynı hikaye hep aynı masal Sen bu şarkıyı git başka yerde çal Al yanı başımdan gölgenide al Biz ne yalnızlıklar görmüş adamız |
Bedreddin Üzerine Şiirler "Ben de halümce Bedreddinem" Giriş yok hükmündedir bin şiirin yeşil atına çileli ekim günlerini bir daha oku acının ve gelinciğin kitaplığında acı, yok hükmündedir ölümün anayurdu bendedir solgun idam fermânıdır ruzigâr bir türkünün derin ağaçlığında ölüm, yok hükmündedir kuşlar ahî, gün yörüktür, vakt irişir haylice sonbahar olur gizli abdal diliyledir sevda sevda, yok hükmündedir 1. bedreddin mübalâğa akşam olur güz, neftî dolaklarını kuşanır da gelir yaprağın fetrete düştüğü zaman sen ey yaz günlerini top top ak çuhaya tebdil eyleyip ve bir solgun gülümseme olarak eğnine giyen şaman buyur otur şeyhim samanyollarının ılık sedirine uzan uzun, görklü ve sof yüzünü bizden yana döndür bize buğdayın ateşini gözlerin timârını ve hüznün vâridâtını anlat elini elimize dokundurmadan sen ki öldüğü yere bir kök sümbül bırakır gibi usulca sevdalar bırakan ovaların ve kartalların musahibi ne zaman diye sorma, ne zaman yaprağın fetreti gülün kıyâmına gülün kıyâmı ağacın isyanına dönerse işte o zaman mübalâğa aksam olur güz, neftî dolaklarını çıkarır da gelir elini elimize dokundurmadan 2. börklüce mustafa biz ki sevdamızı, alaca kıl bir heybe gibi sunduk aba terlikle denizi yürüyenlere şavkımız dağlara vurunca börklüce mustafa, yonca ve hançerlerin pîri ölümü masmavi bir hamayıl gibi boynunda taşıyıp gözleriyle bir acıya kalebent olmanın korkunç şiiri dövülüp tavını bulunca serez çarşısına, ince kıvrık ve celâlî bir ayışığı gibi girmek ve sesiyle şayağa ve tunca sancağı buğdaysı, türküsü ebruli bir isyân diye işlenmek ve devrilmek, birbiri ardınca biz ki sevdamızı, alaca kıl bir heybe gibi sunduk aba terlikle denizi yürüyenlere gölgemiz dağlara vurunca 3. torlak kemal kış, dağların kürkü gibi kış gece midir düşen dal? sen ey böğürtlenlerin ve umutsuzluğun mülkü ve bir hüzünden huruc eder gibi kalın bir türkü ile dağları düz eden abdal şimdi sen ilkyazı, belki kara, yün bir kuşak gibi beline dolayıp acıyı kav, sevdayı çakmak bilip yola çıkmak üzresin Ellerin ovalara üzengi denizin tuğu, ağacın börkü ve dahi ölümü bir yılkı gibi bırakıp gidensin torlak kemal kış, dağların kürkü gibi kış gece midir düşen dal? 4. sarı anastas yelkenler mutasavvıf ve boynu büküktüler ve bedreddin büyük fırtınalarla uğuldayan kaftanı giydi ve işte kırmızı ve sahtiyan bir kuşak gibi duyuyor tanyerini etinde ilkyaz, koynumuzda bir resimdi o isyân ki kana kana rumeli ve yıkık bir ayazma suretinde onda belirdi ve işte acılardan bir sur ölüm ancak bu kadar çocuk ve mağrur olabilirdi ve kuytu dağ koyaklarını bir sürme gibi çekmiş gözlerine hallâc-ı mansur ya da şahabeddin-i suhreverdi şimdi o, bir gurbet gibi güler ağıtlarla konar göçer gibiydi ve bedreddin, büyük fırtınalarla uğuldayan kaftanı giydi 5. koç salih ey can hümâsı, bize bu ruzigârdan bir sayfa okur musun? sen umuda bak ve onu güzel eyle ey tanyerini kızıl bir harmaniyeyle boydanboya örten uzun bedevî bize altın lengerlerde ölüm sun sonra bir dudağı yerde ve bir dudağı gökte bir devi sanki sen doğurmuşsun gibi acıyan memelerle bizi emzir gün döner, ay irişir, ey can hümâsı bize bu ruzigârdan bir sayfa okur musun? şimdi gök, suskun develerle ve mahzun ağır ağır konup kalkan kervandır çölü, yeni doğmuş bir bebek gibi koynunda uyutup bir lâlenin perçemini keserek okşa onu, ey can hümâsı, ve öp ve onu kanayan geceyle uyandır ölümün bir toy gibi kurulduğunu hiç görmemişiz hayli zamandır 6. musa çelebi devlet solgundu güya ki yaprağın biri düşmüş de, ağaç kökünden sarsılmış gibi elmalar akikti, üzümler canfes ve ölümü bir hasbahçe belleyip musa çelebi nicedir sırmalı bir düşü yağlı bir kemend gibi boynuna dolamış devlet solgundu ve halk, yakut bir atlas olarak susuşu karakalem, gülüşü mirî ve ansızın sedef bir orak biçmiş gibi gülüşü, yahut ki acının kol demiri şrak, göğsüne vurulmuş güya ki yaprağın biri düşmüş de, ağaç kökünden sarsılmış gibi 7. birinci mehmed bedreddin yaşıyor mu hâlâ? ben ki yazmalara ve bala hükmedendim; ihaneti gül diye resmedendim; denizin gönderine ölümü çektirendim ben, lala bedreddin yaşıyor mu hâlâ? dersin ki onu, mülhidlerini ormandan ayırmak olası değil boynu lâleden geçilmez saçları taflandır ve çağla ve alnı ak ketende yaban çileği gibi dağılan onlardı, lala bedreddin yaşıyor mu hâlâ? kuşlarla akan ipeği göllerde uçan çiniyi ve sevdayı, umarsız kına çiçeği gibi bölüşen onlardı, lala bedreddin yaşıyor hâlâ 8. beyazıd paşa gün akşamlıdır devletlim elbet biz de ölürüz gözüm hep o asılmışta kaldı sanki karanfil zülfünü dökmüş de şimşir topuzlu bir gürz indirilmiş gibi tanyerine kanlıydı kartal kanadı bir tarikat değneği gibi pürüzsüz ve düz bir beden, asılmış gözüm hep onda kaldı susan yazdı, konuşan güz usuldu, uzundu denizin boyu sanki tüy bacaklı bir tazı ya da kırmızı ve koyu bir masaldı, tarçından ve süssüz bir beden, asılmış gözüm hep onda kaldı gün akşamlıdır devletlim elbet biz de ölürüz 9. mevlânâ hayder ölüm, uysal bir mesnevî gibi aktı gider, döne döne güneş de batarken sararır acılar kaldıysa dünden bugüne elbet sorulacak bir hesap vardır ve hüznü bir kirmen gibi eğirip yükleyip türküleri tuza ve yüne ve ilkyazı bir garib efsâne diye söyleyenler, yaşatanlardır ölüm, uysal bir mesnevî gibi aktı gider, döne döne ve gel zaman, git zamandır söz yanar, cönk üşür, yaz morarır saçları çil kuşu, sesi nar tane ve ürkek bir kilim gibi seğirip ve nasılsa bir gülü edip bahane gözleri mahzunîdir, karacaoğlandır güneş de batarken sararır ölüm, uysal bir mesnevî gibi aktı gider, döne döne Sunu 10. nâzım hikmet hüzün ki en çok yakışandır bize belki de en çok anladığımız biz ki sessiz ve yağız bir yazın yumağını çözerek ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze ovayı köpürte köpürte akan küheylan ve günleri hoyrat bir mahmuz ya da atlastan bir çarkıfelek gibi döndüre döndüre bir ma****an bir mapusa yollandığımız biz, ey sürgünlerin nâzım'ı derken tutkulu, sevecen ve yalnız gerek acının teleğinden ve gerek lâcivert gergefinde gecelerin şiiri bir kuş gibi örerek halkımız, gülün sesini savurup bir türkünün kekiğinden tüterken der ki, böyle yazılır sevdamız hüzün ki en çok yakışandır bize belki de en çok anladığımı Beceriksiz Bir seni seviyorum iki seni seviyorum Üç seni seviyorum Seni çokca seviyorum Bunu söyleyebilmek için varımı gücümü sarfediyorum Arzu edilen bir incelikle Dünyada bilemedim ben o en küçük şeyi Arzu uyandırmayı Uyandırmayı istediğim anda bile Buysa eğer sözü edilen duygu masum bir teşhirciliktir alt tarafı Fiziksel olduğu kadar ahlaksal da bir konu allahın belası şey tüm bunlar giç de ferahlatıcı değil Çekim gcü olarak sıfır noktası (Türkçesi: Bahadır Gülmez) |
Bilmezler yalnız yasamayanlar, Nasıl korku verir sessizlik insana; İnsan nasıl konuşur kendisiyle; Nasıl koşar aynalara, Bir cana hasret, Bilmezler. |
Hayata Dair Yine akşam olunca; Yine güller solunca; Bir beden yok olunca; Anlarım ki dünya fani, İnsan insanı kırınca; Çıkar uğruna savaşınca; Umutlar yok olunca; Ya da zorla yok edilince; Anlarım ki insan cani, İnsan ruhuyla barışmadıkça; İnsan kendini tanımadıkça; İnsan geleceği göremeyip önüne baktıkça; Anlarım ki dünya galip, Nefis bedene hükmettikçe; Şeytan nefse hükmettikçe; İnsan dünyaya boyun eğdikçe; Anlarım ki son geliyor... Bir gün ışıklar söndüğünde; Son nefesi verdiğimde; Ait olduğum yere döndüğümde, Anlarım ki gerçek buymuş... |
Bebeklerin Ulusu Yok İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok Başlarını tutuşları aynı Bakarken gözlerinde aynı merak Ağlarken aynı seslerinin tonu Bebekler, çiçeği insanlığımızın Güllerin en hası, en goncası Sarışın bir ışık parçası kimi Kimi kapkara bir üzüm tanesi Babalar, çıkarmayın onları akıldan Analar, koruyun bebeklerinizi Susturun susturun söyletmeyin Savaştan, yıkımdan söz ederse biri Birakalım sevdayla büyüsünler Serpilip gelişsinler bir fidan gibi Senin benim hiç kimsenin değil Bütün bir yeryüzünündür onlar Bütün insanlığın gözbebeği İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok, Bebekler, çiçeği insanlığımızın Ve geleceğimizin biricik umudu. |
Ne Bu Çığlığın Zaman dediğin ne ki Geçer farkında olmadan Senden alır, benden alır Geriye bize Birçok anı kalır İyi de olsa kötü de olsa Hayat anılarda saklıdır. Gün olur gülersin Pespembedir hayallerin Gün olur ağlarsın Bozulur tüm düzenin Terkeder sevdiklerin Yıkılmak için bahane çoksa da Dimdik durmak gerek Karşısında ümitsizliğin Ne bu fırtına Ne bu çığlığın Neden sitemin Kime isyanın Kalk, haydi kalk Yürü, Kısmetinde ne var bak Elbet tomurcukken ümitler Filizlenip dal salacak Tomurcukken koparılsa da ümitler Taze bir filizken kırılıverse de Koskoca bir ağaçken gövdesinden kesilse de Unutma Yüreğin toprak Ümitlerin tohum Yaşam azmi köklerin Bu mevsim olmasa da Bir sonraki bahara mutlaka Ümitlerin hayat bulacak. |
Bir Şehirdir Bu Yürek elleri ıslak gözleri tedirgin kül yağıyor kül! yangını çok bu şehrin... zülfü yare dokunmamış kavruk tepeleri aç, açıkta hanelerde baca tütmez ayakları balçık yorgun kan kokan ıssız sokakları yanık limanları ve yıkık gemileriyle buruk balıkçıl kuşları bile yok bu şehrin... endamıyla yağmurlarda iz bırakan güzelleri viraneye çevrilmiş o eski şahaneleri ne taverna sesleri ne de meyhaneleri ölüm özgürlüğü bile yok bu şehrin... Ay Üstünü Açıyor Ay üstünü açıyor, hırçın uyuyor bu gece, Rüyamda aynı isim, içimde aynı acı Sessiz hıçkırıklar atıyorum uyanma diye, Donup kaldı bu sevda dilimde Sana döksem içimi;açmıyorsun gözlerini Demir almak bilmesede sevgisi yüreğimden Biliyormusun , artık dövüşmüyor ruhum onun için, Bir yama gibi kaldı acısı, İçinde ağladığım gözleri geldikçe aklıma Yetmiyor hiçbir cümle. Anımsamak dışında yüreğim gitgide esir oluyor. Bu gece üstünü çok açıyorsun. . . |
I Biliyorum, kolay değil yasamak, Gönül verip türkü söylemek yar üstüne; Yıldız ışığında dolaşıp geceleri, Gündüzleri gün ışığında ısınmak; Söyle bir fırsat bulup yarim gün, Yan gelebilmek Camlıca tepesine... -Bin turlu mavi akar Bogaz'dan- Her şeyi unutabilmek maviler içinde. II Biliyorum, kolay değil yasamak; Ama iste Bir ölünün hala yatağı sıcak, Birinin saati isliyor kolunda. Yasamak kolay değil ya kardeşler, Ölmek de değil; Kolay değil bu dünyadan ayrılmak. |
Bazen Yalnız Kalır İnsan Bazen yalnız kalır insan Kalabalıkta yabancı yüzler içinde Bazen de yalnız kalmak ister insan yalnızlığın içinde Bir dost ararken Yalnızlık gelir oturur baş ucuna Dertleşir seninle dertleşirsin kendinle Hayat muhasebesi yaparsınız Nedense bilanco hep açık verir Kader dersin hep kendine yontmuş Sonra geçmişine bakarsın Görebildiğin; Bir kavanoz dibinde keşkelerden başka bir şey değil Üzülsende aslında ağlasanda bir şey değişmez Bazen kahkahalarda bulamadığın huzur Iki damla yaşla çıka gelir Sebahattin Mertaslan bazen insana sebebini bilmediği bi sıkıntı gelir yada gitmesini hiç istemediği bi yalnızlık hissi bazende boğulmak ister kahkahalara dostlar arasında tıpkı ağlamak istemesi gibi boğulmak göz yaşlarına yalnızlıkta paylaşılması gereken duygulara kapılır bi an yaşanması gereken duygulara bir boşluk vardır bir yerlerinde yıllarca ömrünce dolduramadığı bi boşluk hayali ile yatıp kalkması gibi bi çocuğun hiç ulaşamayacağı hiç elde edemeyeceği bir oyuncağın hayali ile yaşar bulmanın yaşamanın bi an dalar gider gözleri yatırıp uzaklara kapılıp gider ulaşılması güç sevdalara bi an içine bir seher vakti ferahlığı gelir sahilde sıçrayan dalgalar gibi yada temmuz sıcağında yakaladığı bir cereyan gibi gelir ve gider |
Hoşçakal aşkım Yolun gülle, Yüreğin sevgiyle dolsun..! Bak... Nerelerden nerelere geldik... Şimdi biz bittik... Bir de başlangıcımız vardı Sonunda bol gözyaşı döktüğümüz. Sor yağmurları kendine Kışları da sor. Baharları bana bırak Senden tek yadigar olarak. Adı belli, sonu belli idik. Soğuk bir mart akşamı idi Beni son kez öpüp gidişin. O an sadece yanımdan Karanlığa karışmıştı yansıman. Şimdi Yüreğimden git diyorsun Olur birtanem giderim . Yollar böyle uzun Aşk’lar böylesine vurgunken Giderim, son kez gözlerine bakamadan Giderim, son kez sarılamadan Uykusuz sabahlayarak. Pişman değilim Sevdim seni. Delice sevildim. Hayat seni yaşamamı istedi Yaşadım.. Ama keşke Yüreğinden giderken Ölüm beklemese başucumda. Yine de Yolun gülle, Yüreğin sevgiyle dolsun..! Sana en kötü sözüm bu olsun..! |
| Saat: 03:34 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık