![]() |
Vuslat Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar, Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı... Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka; Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka. Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez; Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez... Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi... Zenginler o cennette fakirlerle müsavi; Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler, Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler. Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa, Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle, Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle. Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık Bir mucize halinde o gözlerdendir artık. Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur. İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan... Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan. Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler. Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler? Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden. Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o! Alemde bir akşam ne semavi koşudur o! Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin, Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin, Simaları her lahza parıldar bu zaferle; Gök, her tarafından, donanır meş'alerle! Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda, -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da- Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan, Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan... Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak... Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak... Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık! Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık! Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et! Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et! Yahya Kemal Beyatlı |
Bu Vatan Kimin? Bu vatan toprağın kara bağrında Sıradağlar gibi duranlarındır. Bir tarih boyunca onun uğrunda Kendini tarihe verenlerindir. Tutuşup kül olan ocaklarından, Şahlanıp köpüren ırmaklarından, Hudutta gaza bayraklarından Alnına ışıklar vuranlarındır. Ardına bakmadan yollara düşen Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan Huduttan hududa yol bulup koşan, Cepheden cepheyi soranlarındır. İleri atılıp sellercesine Göğsünden vurulup tam ercesine, Bir gül bahçesine girercesine, Şu kara toprağa girenlerindir. Tarihin dilinden düşmez bu destan, Nehirler gazidir, dağlar kahraman, Her taşı yakut olan bu vatan, Can verme sırrına erenlerindir. Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil Bu sevgi bir kuru ifade değil, Sencileyin hasmı rüyada değil Topun namlusundan görenlerindir. Orhan Şaik Gökyay |
Arayış Bir tas zehir verin bana içeyim Tek unutmak için acılarımı Baksana; kırdılar kapılarımı Yağmalandı kalbim, ömrüm, herşeyim Kurşuna dizdiler anılarımı Yenik düştüm bu savaşta neyleyim Bir mezar nasılsa işte öyleyim Unuttum en güzel şarkılarımı Gündüzü yok upuzun bir geceyim Yitirdim umut kırıntılarımı Sevgimi, neşemi, bütün varımı Çaresiz bir yokluğun içindeyim Gömdüm içime yıkıntılarımı Arıyor bir yarım öbür yarımı |
Hicrannâme Aynalarda seni hissediyorum, Hayal ırmağının çağıltısında Umutların mecnun parıltısında Rüyalarda seni hissediyorum... Ey dost en güzelin nakışındasın, Nurun karanlığa akışındasın, Bir denizin şehlâ bakışındasın Dalgalarda seni hissediyorum... Şûledar eyleyip sundun elini, Tayfuna çevirdin sevda yelini, Tutuşturdun yüreğimin külünü, Nevalarda seni hissediyorum... Yürürken gecenin kalbine doğru, Gönlümden beynime vuruyor ağrı, Yalnızlık bir çöldür, ayrılık uğru, Tenhalarda seni hissediyorum... Akşamın renginde ay ışığında, Bir gül yaprağının kırışığında, Bulutta, yağmurda, gökkuşağında, Semalarda seni hissediyorum... Hüzün gözlerinden ruhuma düşer, İçim acılarla yoğrulur pişer, Ey hicran yıldızı ahsen-i beşer, Dualarda seni hissediyorum. Nurullah Genç |
Arayış Gazeli Bilmiyorum ne zaman geldimse dünyalara Atıldım kurşun gibi amansız kavgalara Sonrası yorgun düştüm baktım göçmen kuşlara Onlar vardı bahara bense kara kışlara Hep varmayı düşledim o gizemli çağlara Bulamadım gider yol ben de çıktım dağlara Geçit vermedi dağlar yine düştüm yollara Varamadım bir türlü hakiki baharlara Ha gayret deli gönlüm vur yine tabanlara Yapamadım orada yıkıldım bulvarlara Cesedimi alsınlar haber salın dostlara Kaldı bütün umutlar öteki dünyalara Vedat Şahin Argo Ağacı sevecektiniz, Yoldunuz, dal bırakmadınız... Yılına al bırakmadınız, Yemişini yiyecektiniz. Kadını sevecektiniz, Aldınız, ver bırakmadınız... Sevi'ye yer bırakmadınız, Ona ben değil, sen diyecektiniz Büyünürken zamanla, Küçüldünüz zamanla, Arıları kovdunuz dumanla, Kovanda bal bırakmadınız. Sobayı söndürdünüz, Isıyı öldürdünüz, Hava basıp üfürdünüz, Mangalda kül bırakmadınız. Parayla yamalı bohça'da, Kapanık, dar bir açıda, O caanım ikili bahçede Bir renk, bir gül bırakmadınız. Bir eliniz vardı, bir cebiniz, Başınıza vurdu keliniz, Alıp sattınız hepiniz, Depoda mal bırakmadınız. Özdemir Asaf |
SENİ SEVİYORUM Ne güzel şey; SENİ SEVİYORUM demek Sevdiğini söyleyebilmek ne güzel... Her baharda, gece-gündüz Her saniye SENİ SEVİYORUM! SENİ SEVİYORUM! SEVİYORUM SENİ! Diyebilmek ne güzel... Çünküsü yok, nedeni yok sevmenin Zamanı hiç yok, Dakikalar zaman üstü... Utangaç bir gecenin kucağında Yağmurlar vuruyor pencereme, Aşkın vuruyor kalbimin kıyılarına Gecenin bu çıldırtan yalnızlığında Aşkın ayak seslerini duyuyorum yüreğimde Ve hasretini içimde, SENİ SEVİYORUM! Sesini duymak istiyorum uyumadan önce Sabahlara kadar konuşmak, Hiç kapatmamak telefonu... Aynı düşlere uyumak sonra Ve uyanmak aynı güneşe SENİ SEVİYORUM! Daha bir güzelleştim son günlerde, Gözlerimin içi parlıyor, Kabına sığdıramıyorum aşkı. Gülmek geliyor içimden, Sokaklarda koşar adım yürümek, Tanıdık, tanımadık herkese selam vermek, Merhaba ülkemin güzel insanları, Hepinize, hepinize merhaba SİZİ de SEVİYORUM! Yağmuru, denizi, kokusunu toprağımın Gök mavisinde güvercinleri, martıları. Dağ eteklerinde gelincikleri seviyorum ateş kırmızısı Bindallılarıyla köy kızlarını Ve elleri hamur kokan anaları Hepsini sende seviyorum SENİ SEVİYORUM! Senin sevdiğin gibi topluyorum saçlarımı, Siyah kazağımı daha çok yakıştırıyorum kendime Ve daha çok seviyorum limonlu çayı... Senin sevdiğin her şeyi seviyorum Türkülerini memleketin, feneri, kara kartalı senin için, Davamızı ve şiiri sende seviyorum. SENİ SEVİYORUM! İyi ki doğdun iyi ki varsın. Doğum günün kutlu olsun! SENİ ÇOK SEVİYORUM! SENİ ÇOK SEVİYORUM! Yaşamaksa seni sevmek, Ben hiç ölmedim... SENİ SEVİYORUM! Şebnem Kısaparmak |
Açık Deniz Mavisi Açık deniz mavisi gözlerine bakardım Ellerini tutardım saatlerce Hiç bıkmadan seyrederdik dalgaları Sonra göz kapakların inerdi üstüme Göğsüme yaslanırdın Neden sonra açardık Açık deniz mavisi gözlerimizi Düşler kurardık Açık deniz mavisi Kimse bulamadı, Bizde bulamadık o yeri Bir gün çekip gittğinde Açık deniz mavisi gözlerin yoktu artık Yanlızca deniz vardı Cengiz Azman |
Al da Gel Kendini Sana yazdığım şiirleri özledim, Sevgi dolu, sözlerime ne oldu? Bilmem ki nasıl alışır? Sana, ağlamaya gözlerim! İçime akan, gülüşünü özledim... Sen değil miydin halinden, anlayan sevenin? Al da gel kendini, ne olur.... Satır arası sanki, durduğum bu yer. Önümde, arkamda cümleler Tek ses, yok senden! Üstelik, sövüyorum da, suçlayıp kendimi! Al da gel kendini, ne olur.... Kağıttan gemilerini al gel Gel batır yalnızlığımda Bu hasret senin, her tonuna Sinen mavinin! Sen değil miydin dilinden, anlayan kalbimin? Al da gel kendini, ne olur... Ayşen Gencer |
elin de duran o fotoğrafı tanımazsın bakma boşuna seni sewen güreği nerden bilçeksin sewmek neymiş hiç bilmezdim seni le bidim aşkı sana werdiğim degeri bulamazsın başka kalpte ben seni bu kalbe yazdım yaşam sewinçim oldu gözlerin bakmazsam olamam sensiz bu 2 kelime oldu ben de sır sewdiğimi senden başkasına diyemedim sen bunu hiç bilmedin bu şiiri ben sana yazdım ama sen bilmiçeksin bakma o resme tanıyamazsın gülen gözlerim aglamaklı sen çok uzaklardasın inan seni çok özledim sen için ölüm bile yetmez sewmek işte anlatamadım şimdik beni anlıyormusun bilmiyorum bu şiirimi okuyormusun bensiz yaşam nasıl ki seni çok özledim seni çok sewiyorum send beni özledinmi sen de beni sewiyormusun ZEYENP(NAIAS) |
KIRÇİÇEĞİNİN ÖLÜMÜ Seni yolda buldum, Hem koparıp, hem de atmışlar. Oysa; ne canlı, Pırıl pırıldı renklerin Sen, koparılmadan önce. Kaderi bana benziyen kır çiçeği Gizleme n'olur gözlerini. Ağlıyorsun... Yokluğuna içerliyen Dağ öksüz, arı kızgın. Dokunmaya kıyamadım Ama okşadım, sevdim. Sessiz bir çığlık Büyüdü yüreğimde. Bir damla yaş, Süzülürken yanaklarından Söylenmemiş şeyler Yarım kaldı dudaklarında. Kimse de duymadı sesini Dağdan, kelebekten ve benden başka. Anlatılması zor, tarifi güç Koptu benden birşeyler. Kırçiçeğim, bir zamanlar Sen de yaşıyordun Sevgililerin Eline geçmeden önce... M.Fatih ÖZTEMİR |
Aşıklar Balosu Gözlerindeki uçurumdan attım kendimi, Düştüm, düştüm , derinlerden; derine, İndim yüreğine, Vardım en sonunda sevda yerine... Bir balo başlamış, her seven orda, Yürek orkestra, Kan çeker halay, Tüm bedenler oynar, Zevkten dir, vayy , vay... Kötülükler bitmiş, Duygu; ışıktan, Ayağın aşmasın, Bir kez eşikten, Görürsün ki, geçilmiyor aşıktan... Güllerden gelinlik, Sarmaşıktan taç, Sevdalı bakışlar, Binbir ışıktan... Dudaklar arzulu, Her söz bir şarkı, Her bakış öykü, Her gülüş roman, Offf, amaaaan, aman... Gönüller dopdolu, Aşk balosunda, Kimsenin kimseden, Yoktur tek farkı... Eller tivist eder, Dansta duygular, Hayatın her rengi, Bu baloda var... Ve benim yakamda, En emsalsiz gül, Ve yalnız olsam, O baloda en güzel kadın sen olsan... Ve ben desem , gülüm, Ve dese gönlüm, Bana bu dansı lütfeder misin ? Ve lütfedip te isterim, Kıskançlığı bile kıskandırasın... Söyle lütfeder misin ? Yine sen mi deyip , Balo'yu terkeder misin... 29.04.2004 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca |
Hangi Ayrılık Hangi gün karar verdin, Küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, Böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, Hangi uçak, hangi tren; Seni benden götüren, Beni bir kuş gibi öttüren? Hangi kırılası eller dolanır şimdi, Kırılası belinde? Hangi rüzgar şarkı söyler, O ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, Tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, En mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam; Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, Hangi masaları dağıtsam? Ben de bu sersem başımı, Karakolun duvarına vursam! Kendimi caddeye atıp, Arabaların altına savursam!. Hangi tercih beni, En hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de Ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, Şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri, Seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki Böyle musluk gibi, içime damlasın? Hiç sanmam, hasta kalbim, Bunu bir süre daha kaldıramaz.. Feriştah olsa, böyle Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!.. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, Ateşimi söndürmeye? Olur mu be, olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi; Buruşturup bir kenara atılır mı? Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı, satılır mı? Hangi hırsız çaldı Seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı, Bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü, Yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel, Çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara, Seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj, Böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaatler, O saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze-eze, Hangi anası tipli parlak çömeze Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin, O masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi, El değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi, Benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır, İnsanlara olan inancımı? Hangi bekçi, Hangi polis artık zapteder beni? Ve hangi su bağışlatır, Hangi musalla temizler seni? Hangi sevgili var ki Senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki Benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki Böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taşyürek var ki Benim kadar ağlasın? Kaynak: Gözleri İntihar Mavi Yusuf Hayaloğlu |
ACIYI GÖRMEK Mİ İSTİYORSUN? GÖZLERİME BAK Acıyı görmek mi istiyorsun? Gözlerime bak! Dudaklarımda söyleyemediğim sana ait duyguları, Bana her fırsatta bıraktığın yokluğunun acısını fark edeceksin. O zaman anlayacaksın acının sende ne kadar masum durduğunu. Ayrı yetişmiş güllerin birbirine hasreti gibi, Umutla kurudum sensiz. Ve sen hiç gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyemedin. Oysa sırf bu kelime için kurduğum hayallerdi beni hayatta tutan Bir boşluktan içeri girdim her gece, Senli düşlerden sensiz karanlıklara süzülür gibi. Ellerin nasıldı? Küçük müydüler? Ve parmakların ince uzun mu? Parmaklarını parmaklarımın arasında hissedip, Seninle sahil boyu denizi hiç fark etmeden bir birimize bakıp yürüyemedik. Gözlerinin yeşilinde geleceğe dair hayaller kuramadan, Sadece umut ettim gözlerini görebilmeyi. Ve o gözlerinde ki ışıltıyla karanlık gecelerime yol göstermeni istedim. Acıyı görmek mi istiyorsun. Gözlerime bak! Ve yaşanmamış boşa geçen anların hüzünlü şiir'ini oku, Kirpiklerinden sıyrılıp yanaklarına düşen dizelerimde. Bensiz yattığın o yataklarda benli hayaller kurma artık. Sabahlara merhaba derken beni seven bir şair var deyip gurur duy sadece. Ve hiç bilme o şairin senin için her gün defalarca öldüğünü. Ve bil ki insan sevdiğiyle beraber olacak mahşerde. Tek avuntum bu şimdilik. Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben, Ben seni bu dünyalık mı sevdim sandın? Ölüm'müş, terk edilişmiş umurumda değil, gelme istersen. Nasılsa bir gün hayat biletimi kestiğinde, Kavuşma vakti olacak benim için ölüm. Dudaklarımda ki acı tat? Yoksa acı bir tebessüm mü olacak sana ulaşmayı beklemek? Ne yazık hiç bilemeyeceğim. Acıyı görmek mi istiyorsun? Gözlerime bak! Sen uzakta çok uzakta Bensiz bir yaşamın anlamsız günlerini yaşamaktasın, Benim gibi. Seni seviyorum, Gerçeğin ta kendisi bu iki kelime, Sırf dudaklardan çıkması istenen değil de İçimde taa içimde senin için atan bir kalbin feryadı, Haykırışı bu sevdiğim. Sana ulaşamasam da, Biliyorum ki zavallı kalbim Sana ait her şeyi saklıyor en gizli yerlerinde Kanlı ve uykusuz gözyaşlarımın Her gece aynalardan süzülmesi gibi acı veriyor uzaklarda oluşun. Biliyorum beni sevdiğini Acıyı tattığını da benden uzaklarda Ama hiç bana sana ait bir şeyi vermedin? Acı tek taraflı olsaydı, Ne yürek dayanırdı ne yaşamın bir anlamı olurdu. Ama yokluk kötü sevdiğim. Bir beden olmak isteyen yüreklerde ayrı ayrı yaşamak kötü. Sana her fırsatta koşmak isterken beni durdurmaların, Yüzüne hasret kaldığım günlerde Beni ısrarla kırışlarını hiç anlamış değilim. Eminim yine okuyunca bu şiirimi büzeceksin dudaklarını Ve eminim ağlayacaksın. Ağlamak seni ben yapar sevdiğim Ve beni sen yapanda içimde senin için yanan bir kalple yaşamak. Her gün Üsküdar’da oturup kendimi dinlerim Oysa konuşan sendin hep benimle, Ne martıların vapurlara takılışı, Ne işportacıların bağırışıydı fark ettiğim. Ben denizi seyrederken gözlerinde boğulmayı sevdim. Yosun tuttu gözyaşlarım sensizliğin dalgalarında. Gözlerim ve ben her Üsküdar’a inişimizde Bir gün seninle bir bankta oturup Sadece ve sadece hiç konuşmadan gözlerine bakmak istedik. Kaç zamandır bir hüzün dolaşıyor odamda. Duvarlar bir şeyler söylüyor sanki Adım adım yok oluşumu izliyorum Her batan güneşin karanlığı getirmesiyle. Sabahlara kadar uykusuz gözlerimle uzaklara, Karanlıklara bakıyorum mütemediyen Kayan her yıldızda tek bir şey diliyorum? Ve Senin için yalvardığım namazlarda secdeye kapanıp Rabbime ettiğim dualarım, Tuttuğum dilekle aynı olması ve sonra umudumu yitirmeden Rabbimin bir bildiği var deyip Kabul olmadığında dualarımın Tekrar tekrar yalvarmalarım. Seni okyanusların diplerinde Bir midyenin içinde ki İnciyi görme ihtimalimin olmadığı gibi kabul ettim aşkım Ve seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde Tek bir şey düşündüm? Dokunamadan tenine, Öpemeden öpülesi dudaklarını mahşere erteledim vuslatı. Ben o kargaşada ne yaparım bilmem ama İnsan mahşerde sevdiğiyle beraberdir derler Seni seviyorum meleğim. Acımasız olan ne sensin ne de ben, Bize gümüş tepsiyle sunulan hüzünlü bir hayat sadece Ve kabul etmesi zor olan bu ayrılıklara katlanmak sanırım. İnsan yaşamın değerini Yüzü ve kalbi güldüğünde anlıyor Anlıyor ki ölüm sadece toprağa girmek değil Ve nefesi kesilene kadar yaşadığı her şeyin Gözlerinin önünden geçmesi değil. Ölüm sensizliğin sadece yaşarken verilen cezası sevdiğim. Seni bulduğumda sevgi anlam kazandı Her anımsadığımda yaşamamım oldu gülüşlerin Hiç tükenmedi içimde senin için yanan ateş Ve ben o ateşle yanmayı, Sırf seni sevmek olduğu için İnan bana çok sevdim. Oysa Doğum günüme sadece 10 gün kalmıştı Eğer yanımda olsaydın Yaşama daha bir sıkı sarılacaktım.. Şimdi ölüm ne anlam taşıyor? Yaşamak ne anlam? Hiç anlayamayacağım Sensiz bedenim toprağa girmedikçe |
Anladım Aşkın SonunU İlk önce bakışlarınla tanıştım. Gözlerindeki parıltıya alıştiı, ve yalnızlığımı yenmeye çalıştım, çalistim ama, aramıza koyduğun mesafelere takıldım. Senin buhranlı gecelerime ışık saçmanı ben mi istedim? İkide bir karşıma çıkmanı, elimi tutmanı ben mi söyledim? Yoksa gönlümün her an seni anmasını ben mi arzuladım? Ben yalnız bir kuru ümide, bir sıcak sevgiye sarılmayı diledim. Bir hasret ki, günden güne vücudumu sarıyor, sanki kör testereyle kalbim parçalanıyor. Umudunu yitirmiş ellerim tutunacak dal arıyor. İdrak içinde bedenim hakka yöneliyor. Sende bir yıldız gibi kaymışsın ne çıkar? Sevginin kaynagi o, sevmemeye imkan mı var? Sahte sevgilere kanarak kalmışım bizâr... Yaradana bir gün dönmemeye çare mi var? Ahmet Arslan |
Hani bulutlarla bana haber yollayacaktın, Sen her yağmur damlasına bir kelime yazacak; bende o damlaları avuçlarıma alıp, yazdığın mektubu okuyacaktım. Kokunu çiçeklere iliştirip yollayacaktın hani? Söz vermiştin... Bülbüller sözlerini getirecekti bana. Dalgalar, vurup vurup hasretini solumayacak mıydı? Yıldızlar, sana giden yolu gösterecek, mehtap, yolumuzu aydınlatacaktı. Aşkımıza ondan başka kimse şahit olmayacaktı Öyle sevecektik ki birbirimizi, sorgusuz sualsiz girecektik cennete. Kıskanacaktı nur'umuzu melekler bile... Şimdi neden solgunsun böyle bir tanem, Niçin açıp gözlerini ellerimden tutmuyorsun? Uzat ellerini, al beni de yanına. Bunca hasret yetmez mi çıkmak için katına, Yoksa gittin ve unuttun mu beni; Unuttun mu oralarda? Göz kırp bana yıldızlardan. Bir an bile durmam buralarda inan; Davetini bekliyorum Çağır geleyim artık, Çağır meleğim artık... Y.Bilinmiyor |
Ayrılmayalım Yağmurla geldin sen, güneşim oldun Kalbimi çaldın sen, tek eşim oldun Seninle kaybolan benliğim buldum Bitmesin bu dostluk, ayrılmayalım Gönlümde solmuştu, hazan gülleri Aşılmaz sanırdım, sevda yolları Seni buldum aştım, karlı dağları Bitmesin bu dostluk, ayrılmayalım Yağmurları artık çok seviyorum Her damlada seni hatırlıyorum Sırılsıklam olsam, üşümüyorum Bitmesin bu dostluk, ayrılmayalım Engin Tunca |
O Vakit Erken Gel Daldığın düşler seni ne zaman yıpratırsa, Aklına hayal kırıklığı gelip giderse, Yalnızlık içine kor misali dert olursa, O vakit erken gel. Çok düşünüp karar verdiğin anı unutmadan. Yüreğine kararın tam yattığı dakikadan, Geç kalmadan ,beni azraile kaptırmadan, O vakit erken gel. Sesimi ne zaman özlediğini hissedersen, Beni ne vakit hatırlayıp,ağlar ,önemsersen, Gururumu yerlere attığını düşünürsen, O vakit erken gel. Yaptığın hataları net hatırlayıp, Vicdan denilen duyguları atmayıp, Bana bir özür borçlusun saklamayıp, O vakit erken gel. Senin için zehir ettim ömrümü, Soldurdun baharda açan gülümü, Yakındır mahşer görürüm yüzünü, Sen mahşeri beklemeden; O vakit erken gel. Gamze Güler |
MERHABA ! Merhaba! Doğan gün Dal uçları, tomurcuklar Dağların esen rüzgârı Sığırcık kuşlarının sevinci bahar Güneşe koşan çocuklar Merhaba! Merhaba! Sevgi düşüm Utangaç gülüşüm İlk yaşam çığlığım Gelin duvağım Türkü tadındaki yaşam Yürekteki sevda, gözlerdeki ışıltı Dudaktaki şarkı, Özlemi çekilen yarınlar İçerdekiler, dışardakiler Hasreti kanayan dostlar Merhaba! Merhaba! Ağaçta göveren dal Güllerin güne gülüşü Yerdeki çiy, gökteki ay Yağmurun çimlere dökülüşü Yedi iklim, dört mevsim Evrenin renk renk cümbüşü Salkım saçak umut Merhaba! Merhaba! Güneşle beslediğim Sevgiyle süslediğim Dostluk diyarı ülkem Hasretim, Asyam, Anadolum Yüreğim, sevdam, yeni gelinim Merhaba! Nuri CAN |
Bir hasret ki, günden güne vücudumu sarıyor, sanki kör testereyle kalbim parçalanıyor. Umudunu yitirmiş ellerim tutunacak dal arıyor. İdrak içinde bedenim hakka yöneliyor. Sende bir yıldız gibi kaymışsın ne çıkar? Sevginin kaynagi o, sevmemeye imkan mı var? Sahte sevgilere kanarak kalmışım bizâr... Yaradana bir gün dönmemeye çare mi var? Ahmet Arslan |
GÜLE HASRET… Ey gül! Sen bahar yağmuruna karışan, Bize diriliş şarabı olan…korkma! Güneş yakmaz, ay büyüleyemez artık bizi… Kar kıyamet kopsa da bu şehirde, Ölmez adam can vermeden… Bilirsin ya! Sen gönüllerde açan bir yarasın, her dokunuşta kanayan kutlu bir emanet… Yürekte taşınan paslı bir hançer, gözyaşlarıyla arınan şehidimden ölüme son davet… Sen alnı öpülesi topraktan… Özgürlük gemisini hasrete tutsak bırakan… Sancak sancak dalgalanan bayrağımın ilahi türküsü… Sen olmazsan sanki hiç doğmayacak güneş, Yaşamayacak kırmızı hem onurlu hem de çilekeş… Düşünsene yüreklere hitap eden ilahi kuvvet! Asrın çilekeşinin toprağın altında ki hicranını… Unuttun mu; mabedim önce Allah’a sonra sana emanet. Hatice Kübra TÜZÜN |
Bülbül Olsam Varsam Gelsem Bülbül olsam varsam gelsem Hakk'ın divanına dursam Ben bir yanıl alma olsam Dalında bitsem ne dersin Sen bir yanıl alma olsan Dalımda bitmeğe gelsen Ben bir gümüş çövmen olsam Çeksem indirsem ne dersin Sen bir gümüş çövmen olsan Çekip indirmeğe gelsen Ben bir avuç darı olsam Yere saçılsam ne dersin Sen bir avuç darı olsan Yere saçılmağa gelsen Ben bir güzel keklik olsam Bir bir toplasam ne dersin Sen bir güzel keklik olsan Bir bir toplamağa gelsen Ben bir yavru şahan olsam Kapsam kaldırsam ne dersin Sen bir yavru şahan olsan Kapıp kaldırmağa gelsen Ben bir sulu sepken olsam Kanadın kırsam ne dersin Sen bir sulu sepken olsan Kanadım kırmağa gelsen Ben bir deli poyraz olsam Tepsem dağıtsam ne dersin Sen bir deli poyraz olsan Tepip dağıtmağa gelsen Ben bir ulu hasta olsam Yoluna yatsam ne dersin Sen bir ulu hasta olsan Yoluma yatmağa gelsen Ben de bir Azrail olsam Canını alsam ne dersin Sen de bir Azrail olsan Canımı almağa gelsen Ben bir Cennetlik kul olsam Cennet'e girsem ne dersin Sen bir Cennetlik kul olsan Cennet'e girmeğe gelsen Pir Sultan üstadın bulsan Bilece girsek ne dersin Pir Sultan Abdal |
Anladım diyemem ki! Suçluyum Belki ben anlatamadım sana kendimi Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi Her gün her dakika seni özlerdim Bitmezdi kederim senin yanında bile Susardım, gözlerime baktığın zaman Mermer bir heykelin çaresizliğiyle Oysa neler düşünürdüm sen yokken DUYGU AKYÜREK |
BAYRAK Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü! Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım. |
Nasıl Seviyorum Kokun hasretimin özlemin ızdırabı gibi sardı. Tahammülüm de yok seni görmemeye Ne güzel sevmişim. Seni gülüşünü Bakışını Nefes alışın kadar yakın olmayı özlüyorum. Ya da gözlerine bakmayı özlüyorum..... Ne güzel seviyorum. Avuçlarındaki falını Sırma saçlarını Sesini duymayı Adımı söylemeni sevdiğim kadar seviyorum seni Sana olan amansız sevdayı seviyorum. Seni özlemeyi seviyorum. Adını dağa haykıracak kadar, Sana özenle seçilmiş kelimelerden şiir yazacak kadar seviyorum. Seni sevmeyi seviyorum. Elinle yanağımı okşaman kadar Gözlerine bakarken sevdiğimi görmeni Ya da söylememi bıkmadan sevdiğimi söyleyecek kadar seviyorum seni. Martının suya dokunması , Turnanın hasretlere uçması, Minik serçe yüreğinin heyecanı Çocuk kalbinde oyunlar Sevmekle başlayan umutlar kadar seviyorum seni Seni seviyorum sevebildiğim kadar. Özleyebildiğim kadar Rüyalarımda kalbine dokunmak Ateşe vermek aşksız günleri Suya vermek sevgisiz dünü Aşık olmak gelecek gün gibi Doğacak güneşi beklemek gibi seviyorum seni. Mehtap seyretmeyi beraberce Sonbaharda yürümek Ve bir bardak demli çay gibi Bir sigarayı efkarında kürek çekmek misali Bin nefesin alınışı kadar yürekli ve devamlı seviyorum seni. Seni seviyorum yaşamak adına Gece uyumak ve güne uyanmak gibi seviyorum. Seni özlemek ve hasret duymak gibi seviyorum. Yanında olduğumda duyduğum özlem kadar seviyorum. Gözlerine vurulduğum ölmeyi istediğim kadar çok seviyorum Hüsamettin Edebali |
Âriflerin İrfanı Var Âriflerin irfanı var İki cihandan ileri Âşıkların meydanı var Kevn ü mekandan ileri Her birinin bir hâli var Yollu yolunca yolu var Gerçeklerin beyanı var Vasf u beyandan ileri Her hâlin bir lisanı var Bir can içre bin canı var Ma'şukların nişanı var Nam u nişandan ileri Her zamanın bir ıssı var Anınladır kevne karar Tâlip isen isteyi var Menzil yok andan ileri Kaygusuz eydur velidir Sözleri gerçek dilidir Cumie hâl insan hâlidir Ne var insandan ileri |
Saymadım kaç ay oldu sen gideli saysam ne olacakki ayrıldık işte bir fırtınadır alıp gotürür beni hasretlere şimdi ben viraneyim yaralı zavallı yüreğim... unutmak istedim düsşündüm uzun uzun uykularımı bölüp aklıma geldi her defasında gözlerin bırakmadı beni hayalin uzaklara dalar gözlerim yaralı kaldı ardında benim yüreğim... çıkıpta gelsen bana umut versen derman bulamadım ben sensen sonra hüzünlü şarkılarda kaybolup gidiyorum her gen her gece sana içiyorum ağlıyor gözlerim adına binlerce şiir yazıyor ellerim ve ardında yaralı kaldı yüreğim... haydi gel ben kaybolup gitmeden karanlıklarda bırak inadı gülüm inan günahıma giriyorsun dertlere salıyorsun... şimdi ellerim yokluğuna tutsak bense hasretine bu ayrılık deli ediyor beni yaralıyor yüreğimi dayanamıyorum sevdiğim dilimde hep o ayrılık şarkısı bir başka yakıyor ayrılığın acısı kimse bu ızdırabımı görmez çekmeyen acımı bilmez güneşimi getir bana gülüm gözlerin aydınlatsın dünyamı ben kaybettim senden sonra rotamı titriyor bak ellerim ardından yaralı kaldı yüreğim... olmuyor işte her kadeh her şarkı her şiir seni hatırlatıyor inan yüreğimle ben artık dayanamıyorum ve sana soruyorum BEN ÖLÜNCE Mİ GELECEKSİN??? OKAN ERGÜVEN |
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne Tuttum, ta içime oturttum seni Aldım, okşadım saçlarını, öptüm Içtim yudum yudum güzelliğini Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette Bendeydi özlemlerin en korkuncu Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan, Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim Biri vardı ağlayan gecelerce Biri vardı sana tutkun; o bendim Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük En solmayan güller açtı içimde Omrumu değerli kılan bir şeydin Sen benim bozbulanık gençliğimde Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya Bir çizgiye vardım seninle beraber Ve bir gün orada yitirdim seni Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni? Ümit Yaşar Oğuzcan |
BENİ BAĞIŞLA, SENİ SEVİYORUM Beni bağışla aşkım, aşkımı hoşgör artık Beni hoşgör, beni bağışla, seni seviyorum. Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim Yüreğim tir tir, örtüsünden kurtulmuş Şimdi yoksul, şimdi çırılçıplak, şimdi soyunuk Acını esirgeme benden, ko sarınsın yüreğim Ko giyinsin, ko kuşansın, ko örtünsün. Sonra Beni bağışla aşkım, beni hoş gör, seni seviyorum. Eğer bir lokmacık bile sevemezsen beni, Hiç mi hiç sevemezsen eğer Acımı bağışla, beni hoşgör, seni seviyorum. Bana öyle eğri bakma, ırak durma ellerden De, kuytuma çekilirim, de karanlığa kavuşurum Sımsıkı tutarım ellerimle utancımı Sarıp sarmalarım, dürüp bükerim O an yüzün eğ benden aşkım, kaçır benden Beni hoşgör, beni bağışla, seni seviyorum Gün gelir, hayalin erişir karanlık yiter Meyil verirsin bana, gün gelir Şimdi çaresizim, yalnızım, kolum kanadım kırık Beni bağışla aşkım, beni hoşgör, seni seviyorum Seni seviyorum, yüreğim mutluluk selinde Kapıp koyveriyor kendini gurbetlere varıyor Gülme bu korkulu gidişime, gülme bağışla aşkım Beni bağışla, beni hoşgör, seni seviyorum. Rabindranath Tagore |
EN İYİSİ Dağ tepesinde bir çam olamazsan, Vadide bir çalı ol. Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın. Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver. Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol. Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın. Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz. Dünyada hepimiz için bir şey var. Yapılacak büyük işler, küçük işler var. Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir. Cadde olamazsan patika ol. Güneş olamazsan yıldız ol. Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir. Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın. Douglas MALLOCH |
VATAN ŞAİRLERİ Hürriyet Kasidesi Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten Kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar Fütur etme sakın milletteki za'f u betaetten Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten Ziya dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret Ezilmez şiddet-i tazyikten te'sir-i sıkletten Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl Cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gaflettenŞair : Namık Kemal |
Ceviz Ağacı Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a. Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u. Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım. Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. Balçik - 01.07.1957 Nazım Hikmet Ran |
VAKİT BELKİ ÖLÜM bir kalabalığa sürüklenir gibi vurdum kendimi o yola (zaman: gece yarısı) (mekân: bilinen ana cadde) ölmek bir defa olur sabaha yakın bir zamanda işçiler henüz uyanmamıştır (mekân: önemli değil) ama sen ol yanımda ne güneş, ne su ne de ekmek bir de 'hazin hazin ağlar gönül' ah istemez miydim güneşin bol ölmenin kıt olduğu bir ahir zamanda hem senin de çok olduğun ama vurdum kendimi o yola o halde ilke bir: asla geriye dönme ilke iki: yaşamayı öğren soru: bu saksıların içinde ne büyür ki? KEMAL TAŞTEKİN |
Bayrak Ey bir muharebe meydanında Avuçları kanımla dolu Kafası gövdemin altında Bacağı kolumun üstünde Cansız uyuyan insan kardeşim Ne adını biliyorum Ne günahını. İhtimal aynı ordunun neferleriyiz, ihtimal düşman. Belki de tanırsın beni Ben İstanbul'da şarkı söyleyen Tayyareyle Hamburg'a düşen, Majino'da yaralanan, Atina'da açlıktan ölen, Singapur'da esir edilenim. Alınyazımı kendim yazmadım. Bununla beraber biliyorum, O yazıyı yazanlar kadar olsun, Çilekli dondurmanın tadını Cazbant sesindeki sevinci, Meşhur olmanın azametini. Sen ne nimetler tanırsın biliyorum; Çaydan, simitten , Kalınca bir paltodan gayrı Zeytinyağlı enginar, kremalı keklik Bir kadeh Black And White viski, Kıl pranga kızıl çengi bir esvap. Yirmi yıllık çalışmanın Bir kurşunluk hükmü varmış Hayata Harkof bölgesinde atılmakmış nasip Aldırma Biz bir bayrak getirdik buraya kadar Onu daha da ileriye götürürler; Şu dünyada topu topu iki milyar kişiyiz Birbirimizi biliriz. Orhan Veli Kanık |
Bilmediğim o baharının güneşini ararım Seni yalnızlığımın hazanın da bulmuştum Güller seninle açmıştı, erguvanlar sarkmıştı Sanki yaşam seninle bozkıra neşe saçmıştı Bir anda yüreğim yekpareliğin keyfini andı Umutlarım salkım saçaktı, seninle açmıştı Yanağıma düşen damlalar yine baharı andı Gecelerimin karanlığı yine seninle aydınlandı Aklına geliyor muyum dahi bunu bilmiyorum Ayak seslerin, klavyeye dokunan naif ellerin Çayı yudumlarken nefesin senin hissettiklerin Gecenin sessizliğinde ki gizemlerin o şiirlerin Boğazıma düğümlenen ayrılığın fısıltıların da Bir kez yüzüne hasretimi bile söyleyemeden Giderken hayalin avuçlarımda mısralaşırken Sessizliğine çekilerek bir umut vermiyordun Bu aşkın bu sevdanın bu hazzın bu ahengin Meşkine kanmama hiç bir fırsat vermiyordun Anılarınla yaşıyordun, silinmezleri anıyordun Benim için bir meşkin kapısını aralamıyordun Mustafa Cilasun |
KIŞ BAHÇELERİ Dinmiş denizin şarkısı, rüzgar uyumakta, Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta, Mazi gibi sislenmiş Emirgan Çınaraltı. Can verdi kışın sunduğu taslarla zehirden Her gonca kızıl bir gül açarken yolumuzda, Üstündeki son dallar ağarmış diye birden Pas tuttu nihayet suların rengi havuzda. Yerlerde gezen hatıralar var korulukta; Yapraklar, atılmış nice mektuplara eştir. Mehtaba çalan sapsarı benziyle ufukta, Binlerce dalın verdiği tek meyve güneştir. İçlenme tabiattaki yekpare kederden, Yas tutma dağılmış diye kuşlarla çiçekler. Onlar dönecektir yine gittikleri yerden, Onlarla giden günlerimiz dönmeyecektir. Faruk Nafiz Çamlıbel |
Neler yapıyorsun diye sorma akşamları kızıl guruplarda artar hüznüm bir çocuk ürkekliğinde sessizliğe bürünürüm bu sessizlik, bu sensizlik sarar bedenimi sarmaşıklar gibi sıcak nefesini ararım ensemde taze soluğunu pür dikkat sesleri dinlerim ağaçlardaki inilti kapıdaki gıcırtı pencerenin uğultusuna takılır kafam hepsinden bir şeyler çıkarmak isterim senin sesine benziyen şikayetçi zannetme sadece yokluğun üzer beni ama ben umutlarımla yaşarım aniden , birdenbire kapıdan girecekmişsin gibi bu saatlerde kapının zili kadar telefonun sesi kadar hiç bir şey mutlu edemez beni. selahattin arslan |
İki Şey Silmeye çalışma yavrum lekeni gözyaşlarınla, çünkü bitektir leke taşır görkemli düşlere mahvolmaz renklerini dehşetin karanlık yol açıp kendine en yalın suda bile bir uçurum özü tanır güvenli derbentlere, sıfatıdır ölüm kavrulan işçi arının azgın peteğinin içinde, sayıklasa da ağaç gövdesine kazılı adı sürecektir yaprağını bucurgatların sesine, ve ay soğutacaktır kıkırdağını uçarı, gergin tayların, silmeye çalışma yavrum bir bildiridir leke günden ve bedenden yüreğe ve kansere Sivas'ta mı Malatya'da mı bir çocuk görmüştüm eskiden kaşları uzaklardan geliyor sımsıcak bitişiyordu alnında, dişlerinde boylamların serinliği, tam ben uyanıp bir iki çift söz söyleyecektim ki bir şey oldu birden nasıl oldu bilmiyorum bir anda çarpıtıverdi yeryüzünü bir kelime mi söylemişti? Bir şeye dikkat mi ettimşti? Sivasta'mı Malatya'da mı_ baktım her yaprak sarartıyordu şehri, güz kanıtlarıyla işleyen bir kış düzlükleri tutmak üzereydi, baktım mekkareleri güneşin çekip götürüyordu patikalardan saçı sakalına karışmış dağlara ağır ağır bir ikindiydi. İki şey: aşk ve şiir bunlar kuşkuyla çiftleşir bir şey eksiktir sanki ve vakit vardır daha, ikircikler içinde sallamaz Eflatun'u çünkü pazarlık birazbilgi işidir, çığlık çünkü avurtlarından değil iliklerinden kopar öksüz çocukların, Ferazdak'ın savunması gibi şeytansı, cesur, silmeye çalışma yavrum, iki şey: aşk ve şiir mutsuzlukla beslenir biri biri ona dönüşür ikisi de düzeltilmez gelişir Cemal Süreya |
Bahar Ve Sen Ne Zaman Seni Düşünsem Ala Bir Ceylan Dolaşır Kırlarda Ağaçlar En Güzel Yemişlerini Verir Kuşlar Cıvıldar Dallarda Ne Zaman Seni; O Gülen Gözlerini Düşünsem Al Bir Güneşdir Doğar İçimde Umut Ekinleri Büyür Sevda Rüzgarları Eser Gönlümde... Kelebekler Konar Ellerime... Ne Zaman Seni Düşünsem Kekik Kokulu Yarim, Bir Bahardır Kaplar Benliğimi Havaya Aşk Kokusu Dolar Alır Götürür Sana Yüreğimi. Gökhan Buzdoğan |
Çünkü Sen Beni Sevmiyorsun Ne acı değil mi? sevmekten korkuyorum. Seni, hem de seni sevmekten. Ne acı değil mi? lanet okuyorum. Gözüme kıymadığım,dilimden düşürmediğim.. Sana, hem de sana lanet okuyorum Kendimi bilmiyorum, gâh gülüyor gâh ağlıyorum. Aynı bandı sürekli çalıp duruyorum.. Aynı şarkılar, aynı mısralar hep dilimde. Birde sen,seni dinliyorum,seni diliyorum Uyuyorum,uyanmadan uyuyorum.. Rüyalarımda arıyorum. Kapı kapı dolaşıyor, seni soruyorum. Yılmadan,herkese soruyorum. Gelmez,gitti diyorlar. Ne yöne diyor,peşine koşuyorum. Soluksuz,sadece seni arıyorum. Üşüyorum,hem de çok üşüyorum. Gözyaşlarım,akmadan donuyor gözlerimde. Çok üşüyorum bir tanem. Lanet olsun! bak halen seni seviyorum. Bir tanem diyorum. Ama sen duymuyor,anlamıyorsun. Seni öyle sevmek istiyorum ki! Ölümüne,her an,her saniye,sonsuza dek.. Bir tanem,canım,zaafım demek istiyorum Ama olmuyor,boğazımda tıkanıyor. Çünkü sen beni sevmiyorsun Sevdikçe batıyor.. Kaçtıkça yaklaşıyorum.. Bir kor oldun,artık seni tutamıyorum. Bir nur oldun,artık seni göremiyorum. Bir rüya oldun,rüya gibi bir rüya. Neden biliyor musun ? Çünkü sen beni sevmiyorsun. İçimi döktükçe,dökülüyor. Meğer ne doluymuşum ben.. Kafiye yok,uyak yok,kural yok. Sadece duygularımı yazıyorum.. Herkes gibi bende seviyorum. Ama herkesten daha çok seviyorum. Çünkü sen beni sevmiyorsun... Mehmet Akif Ak |
Sen ve Ben Sen: Sevgisin yüreğimde taşıdığım Sen: Gül goncasısın her gün kokladığım Sen: Yüreğimde yanıveren ateşsin Sen: Yüzüne bakmaya doyamadığım Ben: Bütün sevgimi sana vereceğim Ben: Yollarına gülleri sereceğim Ben: Yüzünü bir gün bile göremezsem Ben: Senin için mecnuna döneceğim Sen: Karlı dağlarımda açmış çiçeksin Sen: Çiçekli kırlarda ki kelebeksin Sen: Hiçbir zaman yakalayamadığım Sen: Eşi bulunmaz kanatsız meleksin Ben: Olsam senin için bir bal arısı Ben: Koynuna girsem bir gece yarısı Ben: Konuversem kalbinin üzerine Ben: Olsam yüreğinin diğer yarısı. Hasan Yüksel |
ASKIMIZ Senin kollarinda ölmek ne güzel Gülen gözlerine baktiktan sonra Senden ayrilmaya kiyamaz ecel Ben seni böyle sevdikten sonra Yas olan dökmem yanaklarimdan Gül olsan koparmam ince dalimdan Vazgeçmem senin askindan Aglama istemem sil gözlerini Vazgeçmem senin askindan Aglama istemem sil gözlerini Unutma verdigin son sözlerini Ruhumda açilan ask izlerini Melekler de anlar gördükten sonra Öp ki dudagimdan tadi kalsin Gel ki mezarimda güller açsin Sula topragimi kuru kalmasin Askimiz yesersin öldükten sonra..! |
Arka Mahalle Ağladım gözyaşlarım döndü denize Ben derdimi kimseye söyleyemedim Kurşunlara gelirken arka mahlede Düştüm de yerlere bir of demedim Başıma neler geldi sana diyemedim Beni kaç kere dövdüler adını söylemedim Off off yıkılsın evin Ağladım gözyaşlarım düştü ateşe Yine de bu yangını söndüremedim Bağıra bağıra yazdım seni içime Bir kez olsun yüzünü güldüremedim Başıma neler geldi sana diyemedim Beni kaç kere vurdular adını söylemedim Off off yıkılsın evin |
Bu ne şimdi????.... Ay daha asılı dururken gecenin içinde ben güneşin meyve veren bahçeleri nasıl aydınlatacağını düşünüyorum. Elimde okumaya çalıştığım saçma sapan bir kitap tüm o saçmalıkların ortasında sen çıkıveriyorsun aklımın orta yerinde. Bilmem kaçıncı sayfaya geldiğimde fark ediyorum ben senin o bana gülümserkenki son halini düşünüyorum. Bu sayfaya ne zaman geldiğimi de şimdi fark ediyorum. Kitabı diğerlerinin yanına bırakıyorum, oda yarım kalıyor tamamlanmayı bekleyen diğerleri gibi. Bugün bu kaçıncı karşılaşmamız bilmiyorum. Fikrimin fikri uğramamalısın buralara. Ben gidiyordum sen çıkageldin. ben gidecektim ama.... Tamda toparlamıştım iç dağınıklığımı yoksa daha da mı çok dağıtmıştım da sen gelmiştin. Ya şimdi daha da dağıtıyorum yada topluyorum hangisi bilmiyorum. . Fikrimin fikri rahat edemedin aklımda oradan oraya gidiyorsun. Bir sigara yaktım karanlığa da bana da aklımdaki sana da iyi gelecek. Ordasın işte aklımın ortasındasın bir tarafım yok ol diğer tarafım yok olma diyor. Bu iyiye mi yoksa kötüye mi işaret bilmiyorum. Hani bir dağa tırmanırsın ya dağın orta yerinde nereye düşeceğini bilmeden bırakırsın kendini. Bıraksam aklımı sana nereye düşersem düşeyim. Ama ya çok canım acırsa, kırılırsa kalbim aklımın sana düştüğü yerde. Bu ilk olmayacak olsa da korkuyorum. Tam bırakıyorum aklımı, sana düşmesine az kala bir yerlere tutunup asılı kalıyorum. Asılıp kalıyorum ortalarda bir yerde. Aklım bende değil senin dağının yamaçlarında, düşeceğim yerde. Belki de düşmek için iyi bir gün değil, aydınlık bir saati seçmeliydim belki de kim bilir.. Gecenin içinde asılı duran Ay'a değil, meyve bahçelerine düşecek olan parlak güneşe de değil, senin o bana gülümserkenki son haline aldandım. Umarım aklımın kaçtığı dağ yamaçların yanıp kül olmaz. Bunu da senden niye umuyorum bilmiyorum. Sen biliyor musun? Vazgeçesim geliyor ama biliyorum aklım vazgeçmeyecek. Ben vazgeçmek istedikçe aklım daha çok kaçacak sana. Seni umuyorum düştüğüm o yerde. Gitmeliyim belki de. Seni hiç misafir etmemeliyim aklımın yetmediği yerde. Korkuyorum çünkü. Korkuyorum elim kolum olacaksın. Sol anahtarım olacaksın ve tüm bunlar olduğunda sende diğerleri gibi gideceksin. Ve yine yeniden düştüğüm o yerde senin dağının yamaçlarında kırıklıklarımı topluyor ve açık yaralarımı sarıyor olacağım. Ve beni yine kan tutacak. Kan beni tutmadan, belki de ben aklımda seni hiç tutmamalıyım... AHMET ARİF |
Belli Belirsiz Gidişler Sonbaharda dolunaylarla belli belirsiz gidişler. Derin uzaklarında ayın krater gözleri görülür. Her yolcu belli belirsiz gider, bakışlara gider. Gözler gözlere gider yolculara yoldaş gözler. Tenler tenlere uzanırken yolcular ellerle gider. Omuzlara özlem konar, ağırlaşır, biner de biner. Ağır trenler gibi yaşlar raylarında akar dudaklara. Belli belirsiz gözlerin peronlarında yollar başlar. . Her yolcusu yolunda gibi belli belirsiz yolların. Belli belirsiz sevdalara gider yürekleri yolcuların. Ömer Serdar |
Yedi zılgıt tadında duydum acının ağıt yakışını. Gözyaşlarına gözümü yumdum Ölüm denilen şey ayrılık olsaydı susardım Ve bir gün Tekrar dönüşüne, gülüşüne susardım. Yedi zılgıt tadında duydum ölümü. Alnında hala lirası Ve boynunda yüz görümü Yedi zılgıt tadında sevdim ölümü. Ekmeği bölmeyi Azrail'e gülmeyi Ölmeyi Ve bir gün tekrar dirilmeyi Ölüme bile giderken Göğsüm dik, başım ilerde Ardımdan yedi zılgıt duymayı sevdim. Toprak damlarına yıldızlar yağar memleketimin. Dilek tutasın diye yıldızlar kayar Elazığ'ın camları Harput'a bakar Sadece kayısı değil, Malatya'dan delikanlı da çıkar Munzur'la dertleşir gençleri Tunceli'nin Kızlarıda ağıt yakar. Uzun hava Urfa'dan Türkücü Adıyaman'dan çıkar. Yedi zılgıt tadında sevdim memleketi. Yollara düşmeyi Karlı dağlardan geçmeyi Çeşmeden su içmeyi Kaybolmuş bir izin peşine düşmeyi Odun taşıyan analarla selamlaşmayı Çocuklarla gülüşmeyi sevdim. Beni memlekete gömün Doğarken memlekete gömülmeyi sevdim. Uğur Arslan |
Gölgeli Adam Şehrin yakamozları Fakir bir yansımayla Denizin dalgaları arasında Saklambaç oynamaya başladı Kıyıda gölgeli bir adam Dalgaları tutmaya, Yakamozları bulmaya çalışıyor Ve ağlıyor Balıkçı motorları geçiyor açıktan O,gözyaşlarını saklıyor Ve belli etmiyor Yenilmişliğini son lodosa Ve hırpalanmışlığını gece yağmurlarında Martılar da uçmuyor yağmurda Banklar da ıslak, onun gibi Kimsesiz ve yalnız duruyor Sahilden geçen her gemi sanki Yalnızlığını yüzünüe vuruyor Kıyıda gölgede bir adam Öylece duruyor Dalgalar vuruyor kıyıya Dalgalar kıyıya mı vuruyor Yoksa onun yaralı gönlüne mi belli olmuyor O sadece duruyor Dalgalar vuruyor Rüzgar vuruyor Ama O aldırmıyor Bize komaz bunlar sana gönül koduğum kadar der gibi Sahilde gölgeli bir adama öylece duruyor Yaralı gönlüne yaren oluyor Bazen bir olta atıyor denize Kısmetine küçük bir balık geliyor Balığı avcuna alıyor Bakıyor bakıyor, sonra onu denize geri atıyor Bilmemki niye Belki bir bekleyeni vardır diye Sahilde gölgeli bir adam Güya oltayla balık avlıyor Belki avlıyor belki avlamıyor Ama ağlıyor ve gözyaşını balıklardan bile saklıyor Bir sigara yakıyor gölgesinden gizli Nemden tutuşmayan kibriti alev alıyor Yüzünü aydınlatıyor Kimsenin göremediği Dönüp de bakılmayan Ve balıkçı ağlarına takılmayan Kıyıda gölgeli bir adam Öylece duruyor Ve gözleri seni soruyor . Uğur Arslan |
Ben 19 yaşındaydım öldüğümde. Daha ayaklarım yere basmamıştı Konmamıştı aşkın adı Gözlerim, bir dilberin gözlerine bir karış mesafeden dahi bakmamıştı. Ve genzime inmemişti hiç yar kokusu Bir dağ ceylanı, yayla kekiği aklımı başımdan almamıştı. Ben 19 yaşındaydım öldüğümde 19 umdaydım şimdiye kadar söylenmiş tüm yalanlar gözlerimin önüne serildiğinde Gerçek gibi görülen yalanların ve yalan gibi görülen gerçeklerin sahiciliği serildi önüme. 19 undaydım tüm doğruları gönül gözümle gördüğümde Ben 19 undaydım öldüğümde Daha saçlarıma ak düşmemişti Babamın başı düştüğünde öne Kırışıklık değmemişti yüzüme Ne ayaklarım asker botuna girmiş Ne de başım yaslanmıştı yar göğsüne Ben 19 undaydım öldüğümde Belki de herkes öldü Ben dirildiğimde Ölüm bile anamın feryadı kadar canımı acıtmadı Ben 19 yaşındaydım öldüğümde Köyün genç ve bekar kızları taşıdı tabutumu Ola ki birinde gönlüm kalmıştır diye Hiç olmasa gittiğim yerde ruhum huzur bulsun diye Köyün genç bekar kızları taşıdı beni musalladan öteye Ve en çok içlerinden biri ağladı Adı Safiye.......... Ağlama cananım, ağlama anam Dünya fanidir, hayat yalan Ne kaybettiğine üzül ne yan yıkıl Nede kazandığına gül hiçbir zaman Köyün genç ve bekar kızları taşıdı beni musalladan öteye Ola ki birinde gönlüm kalmıştır Hiç olmasa gittiğim yerde ruhum huzur bulsun diye Meğer ne çok mezar varmış bu köyde Kim bilir kaç meçhul sevgili ve kaç yarım hikaye Hiç dokunma sakın bizimkine Hasrete ve sevdaya doymamış bir hayat işte Her mezar yaralı güllerin ıssız aşk tepecikleri Her tepecikte bir ulu dağın dumanlı gölgesi Yazık ki bir avuç topraktı işte yaşadığının nihayeti Her ölüm aşktan inan Enfarktüs kalp şeker külliyen yalan Son nefeste unutamadığınsa zira canan canan canan Ağlama cananım, ağlama anam Dünya fanidir, hayat yalan Ne kaybettiğine üzül ne yan yıkıl Nede kazandığına gül hiçbir zaman Uğur Arslan |
Telefon numaranı bana yönlendir bundan sonra Arayan benden duysun sesini Ben anlatayım her günün, bütün ömrünün efsanesini Bütün hilelerini benden bilsinler senin Bütün yalanlarını ben söyledim sevdaların Her ayrılığın fâiliyim bundan sonra Ben yalancı, ben zalim, ben kaçak Ben sözünde durmaz, ben kazandığı gün çekip giden... Benden bilsinler; Ben her hikayenin katili. Gamzelerine astığın suçluluğu, Gençliğimin firâri fikrine yönlendir Arayan benden sorsun tarihinin ağır günahlarını Bırak benden bilsinler bu ayaklanmayı Bütün ipuçlarını bende arasınlar bu eylemin Bende kurulsun adaletin mahkemesi Yakınların çeksinler ipimi Sen yine yalancı şahit, meçhul tanık Sen hep olduğun gibi kal yani. Sen yine bana ödet, Harcadığın bütün kıymetli değerlerin bedelini Benden bilsin herkes hayata taktığın borçları Ben bağladım masumiyeti haraca Ben kestim bütün sevmelerin yüklü hesabını Aşkın sesini duyduğumda kaçacağım ben Ben bütün uyruksuz oyunların öz vatanı Ben yalnızlığın acı sitemi Ben eylemci, ben firâri, ben yok! Silah kullanmam hiç. Aldatırım ben Sen dünyanın bütün denizlerini, kuraklığının terkisine yönlendir bundan sonra Özleyen bende baksın gözlerinin mavi demine Bırak benden bilsinler sulak yerleşim bölgelerine giden toplu göçleri Çağların bütün savaşlarında beni yensinler Bende arasınlar dünyanın aşka açlığının ekolojik nedenlerini Sen ölü kuşların kanatsız ruhlarına takılıp cennete git. Sen yine yalan söyle. Sen ihanet et her sevgiye yine Sen kavgalarımın ilk tokadını atıp kaçıver kalleşçe Sen sancı ol, deliliğimin koğuşu ol. Yokluk ol sen yine Benden bilsinler bu evin viraneliğini Ben yıktım duvarlarını bütün binaların Ben korktum yüreğimi açık etmekten Kaçtım iste bir aşkın esaretine düşmekten Kaçtım iste Bütün gidişlerin sebebiyim aslında Ben korkak, ben deli, ben tokatçı. Ne kadar asil bir eylem de olsa Boyun eğilmez aşka! İçimde esaretin kütlesini duyumsadığım an geçerim verdiğin her güzellikten. Ben asırlık sevdaların kelepçesine tüneyen hain kusun ta kendisiyim. Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana Sen en iyisi beni sırtımdan vurmakla kal Yalnızca benden götürdüklerinden ibaret dur orada Yalnızlığımın bas ağrıları gibi kal aklımda Sen bana hiçbir şeyini yönlendirme sakın Sen aslında kendini benden sakın Hiçliğine alışmak mümkün gibi Sigarayı bırakmak gibi yani alışkanlığını üzerimden silkelemek Yani ilk gün çıkmıyorsun aklımdan İkinci gün daha çok özlediğim de doğru Diğer günlerin halini hatırlamıyorum bile Bildiğim bir şey var lakin; hala ara sıra sigara gibi sabrımı yokladığım. Dumanımda bir görünüp kaybolduğum Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana Batak sularımda devir dur Ara sıra ufkumda görünüp, kır dümenini sonra İnsanlığımın tarihine çektiğin bıçağı taşıyamıyor gururum Yokluğuna alışmayı sanki daha hassasiyetli buluyorum Sen en iyisi benden uzak dur Ben yalnızlığın acı sitemi Ben eylemci, ben firâri, ben yok! Silah kullanmam hiç aldatırım ben! . Uğur Arslan |
Kavuşursak biteriz biz Biz mutlu sonlar katiliyiz Kavuşursak biteriz biz Sevgiyle bakan gözleri kör ederiz Herkesin bildiği bir aşk Herkesin attığı bir imza Herkes gibi değiliz biz Belki biraz serseri Belki biraz deliyiz Ama kavuşursak biteriz biz Pervane böceğinin mum alevine sevdası Ateş böceğinin susuzluğuyuz biz Yanar ama su içmeyiz Etrafında döner, alevle dansederiz Bize kimseden zarar gelmez Biz zararı ancak kendi kendimize veririz Severiz, özleriz, aşktan ölsek kimseye söylemeyiz Biz artık biz değiliz Ruhlar kavuşur ve konuşur gökyüzünde bir yerde Ama bedenen kavuşursak biteriz biz Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz Onu bilir, onu söyleriz Kavuşursak biteriz biz İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz Dokunursak kanar ellerimiz Kimselere söylemez gizli gizli severiz Ama kavuşursak biteriz biz Bir kor var içimizde yanan Onu küllendiremeyiz Görüşemeyiz, konuşamayız ve sevişemeyiz Bir aşk var bizi biz yapan Kavuşursak biteriz biz Biz herkes gibi değiliz İstadeğimiz zaman gelip İstediğimizde gidemeyiz Kahve içip, gülüp, konuşup, başbaşa yemek yiyemeyiz Ne bir filmdeki mutlu son Ne de göz yumulacak bir kaçamak değiliz biz Sadece özlemle severiz Ve kavuşursak biteriz biz Sevda iki kişinin birbirine aşkı değil artık Artık her aşk her ağızda sakız Biz birbirimize aslında her aşıktan daha yakınız Belki ayrı şehirlerdeyiz Ama her gece aynı mehtapta buluşur Yağmur yağarsa, çıkar Aynı yağmurun altında ıslanırız Bu aşkı ancak biz biliriz Şiirleri güvercinlerin kulağına fısıldar Mektupları suya yazarız Biz belki ayrıyız Ama her gün aynı geceyi sabahlarız Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz Onu bilir onu söyleriz Kavuşursak biteriz biz SEHER ÇEMBERLİAY |
Hoşçakal seninle şehrin her sesinde sözlerimizi bıraktık her yerde yürüdük gözlerimizle baktık son bir defa ben baktım şehrin her tarafına hayata anlamlar bulmaya çalıştık tuhaf ilginç ve gıcık sen başımı dizlerinin arasına koyup uyurdun sana bakardım saatlerce bakmak isterdim anlamak isterdim seni o gülücükler saçan tatlı çocuk ben hep platonik olmam derdim hayaller gerçeklerle boy ölçüşemez hayaller çocuklar içindir oysa gerçekler sen hep büyü artık bense bilmiyorum dedim benim hep kafam karışık canım sıkkın miğdem kötüydü sana hep sessizce sarılmak isterdim ne bileyim sen hep... ne düşünebilir ki insan sevdiği biri hakkında önce konuştuklarını bile anlamadan sonra tanımlayamadığım bakışları sen gidince hiçbir hüzün bırakmayacağım içimde tadında bırakacağım hüznü hiç de ağlamayacağım sen gidince istediğime bakma hiç huyum değildir ağlayınca insan kötü olurum bilirim sen gidince sensizlik de koymayacak bana çünkü umursamamayı öğreneceğim dertleri senin de dediğin gibi kadere inanmak bu olsa gerek nerden sonrası kader ve neden sonrası kader işte bundan sonrası kader "hoşçakal" |
| Saat: 10:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık