![]() |
Sensiz geçen her günüm heba olup yazılır ziyan defterime, Dinlesem bir şarkıyı, yeniden dert ekliyor bitmeyen dertlerime. Her şiir bir hasret mektubu gibi girerken gündemime, Hasretin gündüzü bile gecesi gibi karanlık oluyor leylam... Kanunlara yazılmamış bir cezadır hasret olgusu bize, Hasret ki, bir kan gibi oturuyor sevdalı gözlerimize. Gözler ağlıyor, sözler ağlıyor kelimelerle vururken dilimize, Göz yaşları, mum damlası olmakta hiç sönmeyecek kandilimize. Hasretin gündüzü bile gecesi gibi karanlık oluyor leylam... Ne kadar büyük bir hazmış senin gözlerine bakmak, Ne kadar güzel bir yolmuş ışıltılı gözlerinden gönlüne akmak, Ne güzel bir durakmış bir ömür o tatlı gözlerinde durmak, Ne güzel bir nimetmiş öyle, seven bir yürekte çarpmak, Ne güzel bir hazmış öyle, sevdan ateşiyle tutuşup yanmak, Hasretin gündüzü bile gecesi gibi karanlık oluyor leylam... |
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, yani, beyaz masadan bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini biz yene de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini. Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. Diyelim ki, hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın, daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız, insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla yani, duvarın arkasındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerde olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaanacak... |
sana olan sevgim küçük bir çocuğun elindeki sevinçtir tebessümdür,dost bildiğin insanların yüzünde kokuşmuşluğun dünya üzerinden silindiği andır.... bilirmisin? sana olan sevgim hissettiğimdir,suret değiştirirken gece ve her an sana doğru gelişimdir... bilirmisin? sana olan sevgim gözlerimdeki uçurumda bir şahinin süzülüşüdür duyduğumdur ilk ışığın hışırtısını sabahla bir bardak çayı içişimdeki sıcaklıktır... bilirmisin? sana olan sevgim.............. nereden bileceksin? |
Yeni gün ağlamaklı gözlerinde durmalı cesur asker gibi gözyaşların yeni güne doldukca anılar vurmalısın delice ölüce susmalısın bir şimşeğin ardından kalbinde gözlerin kadar umudun da yakınlaşmalı sevgiye... ah! demeli af dileyebilmeli merhamet ve kutsanmış bir kaç söz taşıyorsa en keskin sürgünlere bu yürek ah! diyebilmeli lav durgun;gönlünce erimeli şiirlerin birinde şehre dolmalı ne varsa yamalı bakışlarından kalan eski dağların aldatılan yüreğime rağmen doğurmalı gemiler en yeni aşk sandallarını ki bulmalıyım yeni günde kendimi saray pencerelerindeki serânatta senin odanın hafif-sarı ışıkları dolmalı sonsuzca kollarıma ben sarılmalıyım onlara sana sarılmış gibi! |
Ben İstanbul Olmuştum Bu gece Serdim yüreğimi İstanbul'un üstüne Ses oldum duyulmayanı dinledim Göz oldum, görülmeyeni seyre daldım Öyle bir an geldi ki, İstanbul ben, Ben de İstanbul olmuştum. Bir ses yankılandı gök kubbeden Kazancı yokuşuna indi Çığlık çığlığa insanlar bağırışıyordu Feryatlar bir deniz misali Döküldü boğazın serin sularına. Üsküdar'daki evden yanık bir ses yükseliyordu Aşkından mecnun olmuş kızın Katibine yaktığı türkü Kalbime hançer gibi saplandı O an, ben de Aşk oldum Gönlümün sahiline vuran nağmelerde Uzaktan telaşla atlılar koşturdu Padişah Vahdettin'in ihtişamlı arabası Saraydan çıkıyordu Ay ışığı vurmuş yüzünde keder vardı. Gözlerinde bir Güneş batıyordu... İmparatorluğun bitişini, top sesleriyle bildim. Zamansız zamanlar dolmuş, Ülkenin bağrında Can vermeye gelmiş Şehitler yükseliyordu. İstanbul'un boğazlarında, Cümle düşman gemiler oradaydı Tek bir vücut olmuş, tek bir yumruk olmuş Ölümüne, dönüşü olmayan bir yolda Türkler yürüyordu. Atatürk'ün sesi yankılandı rıhtımda Her seste Türkiye yaratılıyordu 'Geldikleri gibi giderler' İçimde güneşler doğdu, yüzyıllık zindanlara Karanlıktan bir Ulus çıktı İstanbul'un surlarına Sesler, Görüntüler ve Tarih İstanbul'un üzerinde birbirine karıştı. Her bir köşesinde buram buram İstanbul kokan lale oldu, erguvan oldu İhtişamlı Yalıların ışığında Ezan sesleri Çan seslerine Simitçi çocuğun sesi Tarih kokan ıslak kaldırımlara ulaştı Bu gece Kayboldum ben İçimde bin bir İstanbul sesiyle. Ben İstanbul olmuştum... Ben de saldım kendimi Hazerfan Çelebi gibi Galata'dan İstanbul üstüne. Seyre daldım, İnci misali Dünyanın boynuna takılmış İstanbul'u ve Boğaziçi'ni O anda bildim ki Ben İstanbul olmuştum! |
Yazmadan edemedim rüzgar bu şiiri sana götürsün kağıttan yaptığım o işlemelikayıklar fırtınalara dayanan. koş rüzgar koş. yazmadan edemedim. |
Zirvede tek kişiye yer olurdu hep. Yalnızlık demekti bana göre zirve!! İnsan ısrarla zirvede olmak ister. Hem zirveyi özler, Hem de zirvedeki yalnızlığından yakınmayı hak görürdü kendisine.... Oysa yanında bir kişilik bile yer açılsa orası zirve olmaktan çıkmıştır artık. O anda iki kişi de gözlerini daha yukarılara bir yerlere dikmişlerdir usulca.... Zirve hep korku barındırır,bağrında Çünkü sadece tepedekiler bilirler, acı veren düşüş korkusunu. Tepedeki yalnızlık ne denli bunaltıcı olursa olsun, düşüş hep daha yoğun bunaltıların sarmaladığı,ürkütücü bir korkudur. |
1800’ler ile 1930’lar arasında, Bazı Anadolu ve Rumeli kentlerinde Yaşayan bu kavme dair Pek az belge var elimizde. Bildiğimiz: Kamış kalemlerini sevgiye batırıp, Mührelenmiş kâğıtlara içirdiler; Ney üflediler, tambur söylettiler, Birçoğu muhabbet mülkü sultanına esir idiler. Uysal ve sessiz yaşadılar, burası kesin, Her talepte ibrâzı mecbûri aylık seyahat varakalarını, Memur efendilere göstererek, Meselâ Pendik’e Samatya’ya, Dağılırlardı akşamları. Frenklerden sevgi beklemeden, Severek Fransızca çalıştılar. Son derece hayretlerini muciboldu Batıdan gelen her haksızlık; "Niye hukuk-ı milel bizim için mer’i değil?" Onların redingotları siyah- yeşil Önceden söyler gibiydi siyah topraklarının, Üstünde bitecek otları. Ne oldular onlar, neden gittiler? Bizim duymadığımız bir sayha mı işittiler? Şairlere göre onları Gülcemâl Bir defaya mahsus olmak üzere Gemiler geçmeyen Bir ummâna bırakmıştır. Bu kadar unutulacaklardı demek, Niye yaşadılar sanki? Niye verdiler uygarlıklarının O sırlı dokusuna emek? Ve onları izleyen kavim, Genellikle iyi asker veyâ muallim, Millî bayramlarda heyecanlı, Yaşadı ve çabuk çekildi şimdi yok. Sistir o günleri canlandıran... Tophane’ye sis bastığı günler, Seyrisefain idaresi önünde Sisten bir Rıza Bey çıkar ve sorar Ne zaman gemi kalkacağını, Hiç gitmeyeceği Napoli’ye Muallim Feyzi’den Farisî öğrenen Mekteb-i Sultani talebeleri Tırmanırken Kadiriler yokuşunu Sorar Rıza Bey nerde Napoli? -İtalyan padişahının şehri- Devran çarkını tersine çevirmeli, Önce ölmeli, sonra görmeli. Çok geçmez dağılır sis ve duman, Yalnız sistir o günleri canlandıran. |
BiLinmeyen yerdeyim Nefesimin aci cektigi düsLerimin karardigi aniLardayim. Gecermi bu anLar? Sehrin körerdigi, buLutLara mahkum bir sema Günes küssede, umutLari bekLemek! .. Bahara muhtac bir fidan gibiyim DaLLarim sevgiye susamis Bir mucizenin sevda tohumLarina birakacagi iki damLa BeLkide ufukta acacak bir demet sevgi BekLeyecegim... *alıntı |
Yaşıyoruz Ben ölmedim... Beni öldüremediler de; Yaşıyorum, yaşıyorum işte, At kıçında sinek gibi, Töööbe, töbe! Kapandı yüzümüze dergi kapakları, Bir varmış bir yokmuş olduk sağlığımızda. Şiir... O yosmanın boyuna. Gazete... Gelene gidene başyazı. Ara ki bulasın sayfalarda Şair Rıfaz Ilgaz’ı. Düştükse itibardan Ölmedik ya, yaşıyoruz işte, Yaşıyoruz dedik, yaşıyoruz be, Heeeey, fincancı katırları! Yollar ve zaman sen bir yalnızlığı koşup gittin de bir yerde buluşulur diye, belki de... elbet buluşulur, orda, o yerde... bir hüzün töreniyle kutlanır bulunur birşeyler ve saklanır saklanan Zaman mı, yoksa yol mudur aranır bahçelerde ve şiirlerde? kimbilir ki dün'dür, ölgündür kalbimiz yollarsa her zaman biraz küskündür yokuşlarda ve inişlerde... Zaman'dır seni sardığım kumaş bekledin, örtülsün ki yavaş yavaş... erguvandın, kayboldun dilegelişlerde Yol göründü ince dağlar,uzun dağlar yol göründü,yar bitti yüreğim kırgın ağlar sapa vurdu hayat beni kırdan sarı kuşum uçtu gurbet oldu,yol göründü dert dediğin bir avuçtu sen gidince çok büyüdü |
| Saat: 00:07 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık