![]() |
İstanbul Kokusu İstanbul kokusu sinmiş üzerine, Boğaz ’dan mı geçtin güzel yar, Marmara’nın mavisi çekilmiş gözlerine, Eyyub’ un şefkatiyle beni kollarına sar. Taç olmuş Sultanahmet başına, Eteklerinde Yeni Camii’nin güvercinleri, Sırtını dayamışsın Topkapı Sarayı’na, Ellerinde taptaze Emirgan’ın gülleri. En masum bakışınla bakarken Galata’dan, Bir Rumeli rüzgarı savursa saçlarını, Zaman çekiliverse aradan, Kızkulesi prensesinden alsan selamı. Üsküdar’ dan bir sesleniversem, Adalar diziliverse gerdanlığına, İsmini yazıversem İstanbul hecelerinden, Çamlıca ‘ nın kar yağmış yollarına. Tutuversem elini bir şair eli ile, Mısralarıma kondursam kayıp yeditepede, Cana can katan sevgili gibi, Arayıp, bulsam seni İstanbul güzelliğinde. |
Yirminci Yüzyılın İlk Yarısı Yirminci yüzyılın ilk yarısı Ölüm çağı oldu Zulüm çağı oldu Yalan çağı oldu. Yirminci yüzyıl insanları Asıp kestiler Kesip biçtiler Tepeler gibi ölü yığıp deryalar gibi kan içtiler. Çocukları ağlattılar Kadınların ırzına geçtiler. Yirminci yüzyıl, insanların Ağlamasın da kimler ağlasın! |
Bana bunu yapmayacaktın Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin Ve öylesine gururlu bitişin. Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu Erken düştü masken yüzünden Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil Bir hiçtin Görüyorsun işte Gittin Ve de bittin… Bana bunu yapmayacaktın Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni? Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin? İşte ellerimde Suç ortağın bir sinema bileti Bir pastane köşesi Bir tiyatro gişesi. Bu kadar ucuza gitmeyecektin Sigara dumanlarında harcamayacaktın bu aşkı Ve aşk cellatlarına meze yapmayacaktın beni Şimdi boş bir mezar bulsam Seni böylesine sevdiği için Oraya bırakırdım kalbimi… Bana bunu yapmayacaktın Böyle küstürmeyecektin şiirlerimi Kaz kırmızısı yağmurlar Yağdırmayacaktın gecelerime Kanatlarını kırmayacaktın umutlarımın Beni böyle çıldırtmayacaktın! Artık Adın ihaneti çağrıştırıyor bana Ve tadın bir yılanın en öldürücü zehrini Söyle Şimdi hangi yüreğe saplıyorsun O acımasız hançerini? .. Bil ki Bundan böyle Yasaklanmış kitaplarım gibisin bana Yaklaşmam yasak Dokunmam yasak Ve ömrümce Sarılmam yasak sana! .. |
Yitik Kentler Büyütüyor Yalnızlığımız Gök yolu sokaklarında kentin, mevsimlerden güz Sönük lambalar gizliyor, deniz rengi gözlerini Merdivenlerinde yolcular peronların, Ertelenmiş buluşmalar getiriyor trenler İstasyonlarını geçiyoruz bir bir çizgil kentlerin Tere boğulmuş at sırtında gibi - erken - Kırkında kadınların kösnül trajedileri sokaklarda İstasyonlarını geçiyoruz bir bir kuşatılmış semtlerin... Eski giysiler karşılıyor Son tangoda takılı kalmış yüzleri Atlı tramvaylar geçiyor tarih köprülerinden Birlikte sürüyoruz yorgun izini dansların Eğilen gökdelenleri utancın Gülüyor sevi taşıyla örülü eski yapılar Ağaçlar ağlıyor dal ucunda ve de tanrılar Boşalması bu yağmur bulutlarının Gülüyor sevi taşıyla örülü eski yapılar... Ey kent uzaksın kocamış çınarlar görkeminden Kavrulurken güneş acında karanlıkların Kerbelalar çiziyorsun ortasında suların Tulumbacılar çıkarıyor yangınları, çerçevelerden fırlayıp Koca kent haraca kesiliyor Kerbelalar çiziliyor ortasında suların... Tiner kokluyor çocuklar , köprü altlarında, renkleri uçuk Kaldırımlara uzanmış küçük dilenciler Çiğneniyor sivri topuklarında rüküş kadınların Gök yolu sokaklarında kentin mevsimlerden ilk yaz Mecnunlar yiterken menevişinde çelik rayların Kapatma dolsun gözlerine teni eski aşk şarkılarının Sönük lambalar gizliyor deniz rengi gözlerini Ay doluyor içimize, içimiz yakamoz aynası İstasyonlarını geçiyoruz bir bir kuşatılmış semtlerin Kiraz bahçeleri üzgün, frezyalar ve papatyalar Yitik kentler büyütüyor yalnızlığımız Sönük lambalar gölgesinde deniz rengi gözlerin... Hüzzam bir hasret şarkısıdır eski İstanbul uykusunda -Senden hatıra kalan bir sarı saçtı- |
-Baharla Gelsen… Bir dağ inşa etmeye koyulduk Gözlerinden ruhsat alarak Tam da şehrin bittiği yerde Tan vaktinde tarifsiz bir sevinç Yeni bir ufku olacak seherin Ama gönlüne bıraksak Güneş hiç doğmayacak Gözlerinde zifiri karanlığın O küstah egemenliği… Dudaklarına hiç bilmediğim bir dilin Bakir İtiraz sözcükleri sinmiş Gözlerinden ruhsat alarak Tam da şehrin bittiği yerde İnşa etmeye koyulduğumuz Mor sümbüllü dağa Bir de kokunu versen Baharla gelsen… Böyle tatlı telaşlara alışık değiliz Uğramaz semtimize şiddetli fırtınalar Bir de kurtulsak boynumuza asılı dağlardan Anlarız ki uzatmış pembe dudaklarını Yumuşak huylu ilkbahar Vahdet Nafiz Aksu |
İstanbul Rüyası Bir İstanbul rüyası gördüm dün akşam; Masmavi denizin üstünde: Pasparlak güneşin altında, Boğazın bilmemki neresinde idim. ''o'' ne letafetti öyle...! ''o'' ne esrarengiz giz....! Bir elimde sancak, bir elimde silah; Koşuyordum İstanbul'u kurtarmak için, Askerlerin en önünde. Arkama döndüm ve şöyle bir baktım: Ardımda Anadolu,önümde Avrupa! ... ''Eeeey gidi İstanbul ey'' Bir yanda Taksim,Karaköy,Mecidiyeköy....! Diğer tarafta Kadıköy,Ümraniye,Maltepe...! '''Ooof yüce Rab'bim...! Bu ne saltanat böyle; İki ayrı kıta'yı Boğaziçi bağlamış birbirine, Dedimya İstanbul rüyası gördüm dün akşam...! Halen ''o'' sarhoşluktayım,ayılamadım. Zaten ayılmak isteyende kim ki'' Bırakın hep böyle kalsın uyanmayayım: Bu İstanbul rüyası ile yaşayayım....! |
Yolculuk ve gül nerde o sarısabır, safran ve sarı sesi akşamın? duymak sanki bir gülün yolculuğu gibidir bahçeden sana doğru; gelsin, bilsin ve sensin, yağdığın o yağmuru alıp gidensin işte, daha ergin bir yaza... bahçemde yer kalmadı, her taraf tıka basa yaşlı yazlarla dolu... orda, elbet o çölün ortasında yabansı, ürkek ve sanki garip bir şeyler duyuyorum... sesler, şeyler? ölünün son gördüğü o gülü çağrıştıran, -nedense... ben yine bahçemleyim, bu belki kendimleyim mi demek? yolcu ten'dir, eğer yollar bedense… |
Çamurdan yaptım resmini Küçüktüm küçücüktüm, Oyuncaklarım çamurdan kilden olurdu hep benim. Önce eşyalarımızı yapar şekil verirdim küçük parmaklarımla Sıra sana gelir yetiremezdim, az gelirdi gözlerini anlatmaya Hepsini birler topaklardım yeniden, Senden başlardım bu sefer, uzun sarı saçların, Sindi gibi,leyla gibi olurdun namerdim. Birde çocuklarımız; onlara hiç çamur ayıramazdım. Sığmazdı hayallerim çamurlara nedense Birden aydınlanırdı yüzüm,bulmuştum! Kardan bir evimiz olacaktı fındık bahçelerinde sarım sıcak, Buzdanda çocuklarımız, Nereden bilebilirdim bir gün güneş atıp Hepsi eriyecek……….. |
Ne Olur Gelmeeğer elindeyse ne olur bu gece gelme rüyama sensizlikle uğraşmaktan yoruldum düşte dahi olsa seninle ilgilenememekten korkuyorum da bu gece gelme ne olur elindeyse eğer o elle tutulur heyecanı yaşayamamak da olsa bedeli, gelme ne olur gelme... |
yüzünde ağartıp iki elinle savunmasız ne varsa düştün ardına oysa kan kırmızı bakışlarını süzen yoksul bir sokak ucuydu kalbin teninde yeri olmayan suskun çığlıkları uyandırıp kırık dökük bulup getirdikçe çocuk pusularımda kuşatıp yoldun üstüme sarmaşık sürgünü bakışlarını unutuldukça eskiyecekti aklına düşürdün yine suç sayılan karanfilin tomurcuk halini |
| Saat: 02:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık