![]() |
Ne Sen Ne de Gölgen Diyelim ki balıkmışım ben Sende bir balıkçı ..... İkimizde biliriz sinege bile kıyamayız Öyle boş oltayı atarsın denize Bilirsin salak olmadığımı ... Ama aşık olduğumu bilmessin Ben sana inat yakalanırım sen ise şaşırısın nerden geldi bu diye İstediğin balik değildi ki sadece iskelede oturmak boş boş olta atmak Mecbur çekersin yukarıya Acı çekiyorum nede olsa... Dedimya kıyamassın uzanırım avuçlarına dudaklarıma dokunursun İğneyi çıkartacaksın ya yoksasevdiğinden fala değil Bilirim senin yanında yaşıyamıyacağımı sen de bilirsin bana kıyamadığını Bakarsın avuçlarındaki aptal balığa Bende sana..... Sen beni kurtarmayıseçersin Ben ise avvuçlarında ölmeyi Bırakırsın denize yüzünde kahraman bir gülümseme Hayat kurtardın ya az önce Sessizce boğulurken mavi sularda Son kez bakarım iskeleye Ne Sen kalmışsın ne de gölgen |
Duyacak Mısın İstanbul İstanbul yalnızca bir gülüş gerek bana, Eminönü kadar renkli,hüzünlü Üsküdar kadar, İstanbul,hıçkıra hıçkıra ağlasam yaslanıp omuzuna, Gözümden herkesçe sır olan yaşamlar damlar. Bazen Kızkulesi tutar ellerimden, Sarılır bana Üsküdar,dönüp de bakmam, Bazı bazı yaşaran gözlerimle, Topkapı'ya karşı ağlarım, İnciler süzülür,ta yüreğimden. Ey şehir! Sana acının müphem anahtarını veriyorum, Bana adımı söyle,sana kim olduğunu söyleyeyim, Böyle depderin izlerken seni Çamlıca'dan, Hasreti kalbime gömdükçe gömüyorum. Nedir sende bu ateş,bu yangın ne İstanbul? Senden firak zor,senle vuslat zor, İstanbul,gel yalnızlığıma sokul! Bir anlaşabilseydik seninle, Aynı sahile baksaydık, Bir gün Ortaköy'den Boğaz,Hisar'dan bütün sen bir gün, Haliç'ten yürüseydik,sen ve hüzün el ele, Ben hüzün'üm İstanbul, Hani ikiz kardeşin, Öbür adı ölmenin. İstanbul,sana büyük gelir benim yalnızlığım, Üzerine giyemezsin, Sen bir kale burcunda dalgalanan bayrak, Ben bir papatya o burcun yamacında, Göremezsin beni İstanbul,göremezsin! ... |
Ne Uzun Zaman Oldu Ne uzun zaman oldu Birine seni seviyorum demeyeli Ne uzun zaman oldu Gözlerine bakmayalı Bu uzun zaman değimli Beni bu hale getiren Tıpkı kör bir insanın ışığı unuttuğu gibi Benimde seni unutalı Ne uzun zaman oldu Ne uzun zaman geçti Dizlerine uzanıp uyumayalı, Sokaklara çıkmayalı, Yağmurda dolaşmayalı Sabahlara kadar içip içip sızmayalı Ne uzun zaman oldu Seni seviyorum demeyeli Ne uzun zaman oldu ismini anmayalı Şerefine kadeh kaldırıp içmeyeli Lanet olsun Ne uzun zaman oldu |
Yürek Yolcularina ithaf olunur... Bütün yaptiklarimdan ve bütün söylediklerimden Kimse anlamaya çalismasin kim oldugumu Bir engel vardi, bir engel, bütün eylemlerimi Ve bastan asagi tutumumu degistiren Hep bir engel vardi tam konusacagim sira Susturuverirdi beni En göze çarpmamis davranislarimdan En kapali sözlerimden, yazdiklarimdan Yalniz onlardan anlasilabilirim Ama belki de degmez bunca çabaya Bunca dikkate, gerçekte kim oldugumu bulmak, Daha güzel bir toplumda, ilerde Bir baskasi tipki bana benzeyen Çikar kuskusuz, yasar özgürce. |
Ne Varsa Aşka Dair ne varsa aşka dair yaşanıp yaşanıp çöp sepetlerini dolduran kırışmış kağıt parçalarındaki özene bezene yazılmış duygu şifreleri karmaşık kelimelerin melankolik havasını kaldıramayan zamanın kötü örneklerine kapılan tuhaf sevgililer içinde ne varsa aşka dair su yüzüne çıkmaya korkan egoların evrimini tamamlamış kelimelerin kıyılara vurması gibi kaybolup gidecek bir gün |
Yüreğe uygun acılar bir sağ omzum vardı bir de sol omzum bir kez bile koymadın başını insan yüreğine uygun acılar yaşamalı adı kötüye çıkmış bir iklimde fazla kalmamalı yüzü yeşile dönük de olsa her mevsimce benimsenen bir ağacı sevmemeli ve uykuları göçebeleşiyorsa bedeninde birer sığıntı gibi duruyorsa rüyaları oturup yatağını kollamalı kışlara koşar adım giden güneş bahçelerin dışında büyümeyi aklına koyan ahlat ağacı ve terli avuçlarımdan tekin olmayan sulara inen geyik sürüleri beni yalnız bırakıp gitmeyin gitmeyin anlayın işte ben onu çok özledim yüzüne bakılmaz bir yalandı beni sevdiğin yüreğimin akıl sır erdiremediği bir yalan bir türlü yüreklenip resmine bakamıyorum kalbimin rutubetinde şimdi yüzüne kirli bir esmerlik çöreklenmiştir saçların ve aseton kokan tırnakların uzamıştır ve yıldız yüklü gecene becerikli bir ay bile konmamıştır dolunay tozlu köy yolunda beni bekliyordur şimdi elbet aklımı alacak bir öpücüğü daha vardır babamın ve annemin kötü günler için sakladığı saçlarımı okşayacak ellerinden kalmıştır iklimlerin silkelediği bir bahçede ağaçlarda aldatıcı bir kahkaha gibi patlayınca kuş kanatları yüzümü güneşe çevirip terli avuçlarımı kurutacağım uzayan tırnaklarımı ve saçlarımı seveceğim yüreğim sen beni anlarsın ya omuzlarım onun bir kez bile başını koymadığı omuzlarım asıl onları nasıl avutmalı |
Ne Yapmak İstiyorsun Sana bir sır vereceğim beni dinliyormusun Seni nasıl sevdiğimi sanki bilmiyormusun Maksadın beni sefil ve perişan etmek mi Böyle acı vererek ne yapmak istiyorsun Uçurumlardan atıp kalbimi parçalamak Ateşlere atıp ta diri diri yakmak mı Müebbetten vazgeçip kalemini kırarak Darağacını kurup idam edip asmak mı Ne yapmak istesen de hiç umrumda değil Bu kalbim, bu canım, bu ruhum sana esir Geçse de acı dolu, çileli uzun yıllar Sana olan duygularım aşktan daha derindir |
Aşk yağıyor üzerime Bu gece Aşk yağıyor üzerime. Sağnak yağış halinde. Çekin elinizi yıldızlar. Gölge etmeyin, Bu aşkın üzerine. Bu sabah doğma güneş. Randevunu biraz ertele. Sırılsıklam edince beni aşk. O zaman dokunursun. Islak bedenime... Bu gece aşk yağıyor üzerime... Sevda kokuyor üstüm başım. Cömert Yılmaz |
Yürümek yürümek; yürümeyenleri arkasında boş sokaklar gibi bırakarak, havaları boydan boya yarıp ikiye karanlığın gözüne bakarak yürümek.. yürümek; dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup, kelleni orta yere yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek .. yürümek; yolunda pusuya yattıklarını, arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek .. yürümek; yürekten gülerekten yürümek ... |
İstanbul'u anlat diyorsun bana! İstanbul'u anlat! diyorsun bana, Bunu kimler, ne şairler denediler. Nedim'ler, Yahya Kemâl'ler, Orhan Veli'ler. Onların günahı yoktu, Yetersiz kalmıştı tüm kelimeler. Yedi tepe üstüne kurulmuş bir diyar, Boynunda taşıdığı eşsiz bir gerdanlık var. Süzülür Marmara'da Boğaz'da, Kuğu timsali vapurlar. Çevresinde güzellik ve gizem dolu yalılar. Danseder mavinin tonlarında, İstanbul'un simgesi gelinlik giymiş martılar. Uğrayalım önce Hisar'lara, Bak! Yıldırım Beyazit, Fatih duruyor karşında. Cesaret, tarih gizli hisarın her taşında. Sarıyer, Emirgan, Çengelköy, Tarabya, Bu cennet köşelere, göz diken insanlara, Derim ki, vazgeçin bu sevdadan, Onlar sadece rüya. İşte Galata kulesi, Üzerinde ay yıldızlı bayrağı, Meydan okuyor, zamana ve Dünya'ya Tarih kokan Üsküdar, Kucağında destanlara konu olan Kız Kule'si Burada ninni olur, denizin çırpınan sesi. San'at ve zerafet içerir, Sultan Ahmet camii'nin her minaresi. Sessiz ol! ve dinle! Derinden derine geliyor, Kanûni'nin kükreyen sesi. İstanbul'u anlat! diyorsun bana, İstanbul anlatılmaz, yaşanır, hissedilir, görülür. İçtiysen suyundan, bastıysan toprağına, Onunla yaşanır, onunla ölünür. Nakkaştepe'den Boğazı,Çamlıca'dan mehtabı, Salacak'tan gurubu seyreyle! Canlılık mı istedin? Yanaş yosun kokan bir iskeleye, Uzanıver Sultan Ahmet'e,Ortaköy'e Etiler'e. Bu şehirde yaşanır, büyük isyanlar, Büyük acılar, büyük aşklar. İstanbul bir başka yer, taştan topraktan değil, Bedeni var, ruhu var. Ebedi bir sevgili, vazgeçilmez bir yar. Dünya'da bir İstanbul, İstanbul'da binbir dünya var. |
| Saat: 02:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık