![]() |
Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir, Senin ağına düştükten sonra aklı ben nideyim, Sende uzakta geçen ömür suyun taşına benzer, Yaşamın sırrı yüreğinde, bırak da ben gireyim. Kader ağını örmüş, düşecek birisini bekler, Sunacağın zehir olsa da gönüllü ben geleyim, Senden uzakta geçen ömür çözülmüş ağa benzer, Yaşamın sırrı kollarında, sarıl da ben öleyim. |
Başlasa Gündüz Gece; Her taraf ufuksuz, Her taraf durgun Gölgesiz karaltılarla dolu ortalık Ölüm ağırlığınca çökmüş karanlık Etrafta sükun, Sessiz kalabalık! Odam; Her şey darmadağın! Konuşurlar kelimesiz, hecesiz Dört duvardan özge dört canavardır Üstüme gelmeye ahdleri vardır An geçmez işkencesiz! Mübarek, sanki mezardır Ben; Gözlerim faltaşı, El ayak düşmüş Tek bir seğrime yok, kaskatı bir yüz Uykuyla kavgalı, huzurdan öksüz Başına binlerce soru üşüşmüş! Gayrı ufuklardan başlasa gündüz |
Çocukluğum Ve en çok seni özledim ben. Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni. Her teyzeyi annen gibi sevmeni. Sanki ayıpmış gibi kimselere söylememeni. Ve o bisikleti ilk gördüğünde koşuşunu. Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği. Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı. Yaz akşamlarında oturduğun kaldırımı.Seni bir kez daha görmek isterdim... hiç konuşmadan.. kısa pantolonlu siyah beyaz halini.. bir lokma boyunu.. diz çöküp yere sımsıkı...ama çok sıkı sarılmak sana.. gözyaşlarımı omuzlarına bırakıp gitmek istiyorum şimdi sana kim olduğumu söylemeden...arkama bakmadan ağladığımı sana göstermeden seni çok özledim ama çok özledim çocukluğum! ! |
Beddua kendi göklerimden indim kendi duvarlarıma konduğum duvarlar yıkılsın bahtiyâaar havuzlarımda birkaç damla su içip ağaçlarımın çiçekli dallarına uçtum konduğum dallar kurusun bahtiyâaar seni bahçelerimde uyuttum seni duvarlarımda sakladım havuzlarıma güneşler vurduğu zaman gözlerini açıp bana gülerdi bahtiyâaar yazık sana verdiğim emeklere |
Çok Sevmişti Herhangi bir geminin limandan ayrılmasına bile ağlar oldum Sonra akşamların gelişi gündüzlerin vedası üzdü beni Sayende yaşadığıma bile efkarlanıyorum Artık gerisini sen düşün Sebepsiz hüzünlerdir benim kirpiklerim İster istemez öpüp kaçarlar beni Hiçbir şey olamamış gibi Nasıl bir selama mutlu oluyorsam Sensizliğimde bir yağmur damlası bazen kahrediyor beni Çok genç ölücem belki Belkide yaşayanlar kendi nefeslerine bile inanamayacaklar öldüğümde Elbette her veda gibi hüzünle uğurlanıcam Kimileri üzülecek kimilerinden fazla Az yaşadı diyecekler arkamdan az yaşadı Ama çok sevmişti... |
Belli Belirsiz Gidişler Sonbaharda dolunaylarla belli belirsiz gidişler. Derin uzaklarında ayın krater gözleri görülür. Her yolcu belli belirsiz gider, bakışlara gider. Gözler gözlere gider yolculara yoldaş gözler. Tenler tenlere uzanırken yolcular ellerle gider. Omuzlara özlem konar, ağırlaşır, biner de biner. Ağır trenler gibi yaşlar raylarında akar dudaklara. Belli belirsiz gözlerin peronlarında yollar başlar. . Her yolcusu yolunda gibi belli belirsiz yolların. Belli belirsiz sevdalara gider yürekleri yolcuların. |
Damla Bir tatlı sevinçti, gelişinin heyecanı yüreyindeydi. Gökyüzünden süzüldü bana doğru yaklaştı. Beni seçmişti. Dudaklarıma dokundu, dudaklarımı ıslattı. Ama gitti... Bir serseri yağmur damlasıydı... |
Ben Ağlarım Yane Yane Ben ağlarım yane yane Aşk boyadı beni kane Ne akılem, ne divane Gel gör beni aşk neyledi Derde giriftar eyledi Gah eserim yeller gibi Gah tozarım yollar gib Gah akarım seller gibi Gel gör ben aşk neyledi Derde giriftar eyledi Ben Yunus'u biçereyim aşk elinden avareyim Baştan aşağı yareyim Gel gör ben aşk neyledi Derde giriftar eyledi |
Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak. O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak, Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak. Çalma kurban olayım hepsini, ey hırslı çakal Gariban halkımada bir pul, bırakacak kadar al Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemal Ben ezelden beri aç yaşadım, aç yaşarım Hangi hükümet beni kurtaracakmış? Şaşarım Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım. Mali Krizler, yoluna örmüşse çelikten duvar, Benim cağız, ceğiz diyen bir hükümetim var Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar Avrupa Birliği denen tek dişi kalmış canavar. Arkadaş, Meclise namusuyla çalışanları uğratma sakın İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın. Yaktığın yerleri orman diyerek geçme, tanı Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı Satılmadik o kaldı, durma satıver vatanı. Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda Semizletin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda Uydurma kanunlarla Meclisten getirin seda Onbin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda. Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli? Yediginiz herzelere başka ne demeli? Oyuverin altını, iyice sallansın temeli Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli.... O zaman durur belki gözümden akan yaşım O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım O zaman boşa gitmez yıllar süren uğraşım HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM... Dalgalanın sizde dolar gibi şimdi ey suçlular Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar Hakkıdır Garip yasamış vatandaşın da gülmek Hakkıdır ezilmiş milletimin aydınlık bir İstikbal..... |
Ölüme Dair Buyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz. Biliyorum, ben uyurken hücreme pencereden girdiniz. Ne ince boyunlu ilâç şişesini ne kırmızı kutuyu devirdiniz. Yüzünüzde yıldızların aydınlığı başucumda durup el ele verdiniz. Buyrun, oturun dostlar hoş gelip sefalar getirdiniz. Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor? Osman oğlu Hâşim. Ne tuhaf şey, hani siz ölmüştünüz kardeşim. İstanbul limanında kömür yüklerken bir İngiliz şilebine, kömür küfesiyle beraber ambarın dibine... Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız simsiyah başınızı. Kim bilir nasıl yanmıştır canınız... Ayakta durmayın, oturun, ben sizi ölmüş zannediyordum, hücreme pencereden girdiniz. Yüzünüzde yıldızların aydınlığı hoş gelip sefalar getirdiniz... Yayalar-köylü Yakup, iki gözüm, merhaba. Siz de ölmediniz miydi? Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp çok sıcak bir yaz günü yapraksız kabristana gömülmediniz miydi? Demek ölmemişsiniz? Ya siz? Muharrir Ahmet Cemil? Gözümle gördüm tabutunuzun toprağa indiğini. Hem galiba tabut biraz kısaydı boyunuzdan. Onu bırakın Ahmet Cemil, vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan, o ilâç şişesidir rakı şişesi değil. Günde elli kuruşu tutabilmek için, yapyalnız dünyayı unutabilmek için ne kadar çok içerdiniz... Ben sizi ölmüş zannediyordum. Başucumda durup el ele verdiniz, buyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz... Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdildir» — diyor,— «aynı haşmetle vurur şahı fakiri.» Hâşim, neden şaşıyorsunuz? Hiç duymadınız mıydı kardeşim, herhangi bir şahın bir gemi ambarında bir kömür küfesiyle öldüğünü?... Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdildir» — diyor. Yakup, ne güzel güldünüz, iki gözüm. Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir... Fakat bekleyin, bitsin sözüm. Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdil...» Şişeyi bırakın Ahmet Cemil. Boşuna hiddet ediyorsunuz. Biliyorum, ölümün âdil olması için hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz... Bir eski Acem şairi... Dostlar beni bırakıp, dostlar, böyle hışımla nereye gidiyorsunuz? |
| Saat: 00:07 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık