![]() |
Neredesin? Burkulur yüreğim, gözlerim muhtaç Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Ellerim yumrukta, ihtirasım aç Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Yokluğun ufkumda satır be satır Yürür, etrafımı zulmet kapatır Yüzünden yayılan nur aydınlatır Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Isınmaz ortalık etraf hala kar Düşer vücut ısım, yüreğim donar Biraz ateş getir, az ısıt ne var! Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Bozuldu, kalmadı ağzımın tadı Uçmaz gönül kuşum, kırık kanadı Bütün bedenimin ortak feryadı Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Muhtacım sesine ve sohbetine Gül yüzünde açan gül demetine Çöllerde Mecnunun su niyetine Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Saçımda gezmiyor sihirli elin Kollarımdan çokca uzakta belin Nedir meşakkatin, nedir engelin Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Ne tatlı buse var, ne hırslı öpme Kendini saklama, hainlik etme Benden tarafa gel, uzağa gitme Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Bir keyiftesin sen, bir kederdesin Tarif olunmayan bir eserdesin Herhalde dönülmez bir seferdesin Nerdesin sevgili, hani nerdesin? |
Tanımak İnsanlar Üzerlerinde Tabelalarla yaşasalardı Sırtlarında Etiketler taşısalardı Ne kolay olurdu Gerçek yüzlerini tanımak Ederlerini anlamak Ne kolay olurdu İstemediğinden saklanmak Aradığını bulmak Ne kolay olurdu İnsan olanlarla İnsan taklidi yapanları Ayırmak |
Nergisli Sone - Bağırdı: 'Orada kim var?', 'Var,' diye cevap verdi yankı. Odvidius, Narkhisos ile Ekho - Yetmiş ikide Vegas'ta bir sentle çalışan Tek kollu bir canavar bulduyduk geceyarısı Üç çocuk, yorgun, unuttuyduk her şeyi -Nedense birden nergisler açtı beynimde Onu ve iki arkadaşını Sanayi'de görünce- Nasıl sevinçle el salladılar birbirlerine Gelen çocuklar da onun gibi çıraktılar El sıkıştılar, şakalaştılar, sigara yaktılar Umurlarında değildi dünya: Haftalık diye Aldıkları üç kuruş para bir yana Ağır iş, kılıksızlık, kir-pas, çamur-çaylak Solduramıyordu henüz gülümseyişlerini Dosttular, bu yetiyordu belki de onlara Üç çocuk, yorgun, unutmuşlardı her şeyi. |
Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil bu anılacak şey değil Apansız geliyor aklıma Nerdeyse gün doğacaktı Herkes gibi kalkacaktınız Belki daha uykunuz da vardı Geceniz geliyor aklıma Sevdiğim çiçek adları gibi Sevdiğim sokak adları gibi Butun sevdiklerimin adları gibi Adiniz geliyor aklıma Rahat döşeklerin utanması bundan Öpüşürken o dalgınlık bundan Tel orgunun deliğinde buluşan Parmaklarınız geliyor aklıma Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm Kahramanlıklar okudum tarihte Cağımıza yakışan vakur, sade Davranışınız geliyor aklıma Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil, unutulur şey değil Çaresiz geliyor aklıma |
Ne Söylenmişse Sevmek Ne söylenmişse sevmek üstüne sanki sezedir Bütün güzel şiirlere uygun her yeriniz Çekip götüren saçlarınızdır o saatleri bir bir Dünyaya sizinle baktığımı bilmelisiniz Benim bu evlere düşkünlüğüm sizin yüzünüzden Şiirlerim bu yüzden aşklara aşklara doğru Nasıl hazırlanırım sizin gecenize gündüzden Siz olmasanız ekmekler sular ne olurdu Sizin yolunuzdur başlayan nereye düşse ayaklarım Rum ateşleriyle oymalı koç başlarıyla tunç kapılarda Sizin içindir durup durup kentleri kuşatmalarım Söylediğim sizseniz ne denli geniş olsa yerim Korkarım harcamaktan sözlerimizi boş kalıplarda Çirkin bir şey diyecek olsam ellerimiz durur önümüze güzeltirim. |
Adını Koyamadığımsın Ne zaman tanıdım seni diye düşündüm Dün gece Bulamadım Sanki hep vardın bir yerlerde Saklanmış Ve bir anda Ortaya çıkmıştın Sen Zamanda bulamadığımsın Ne kadar sevdim seni Sevgi... aşk Tutku... hayal Sanki hepsinden de öte Kalbimde En derinde Bir Duygusun Sen Adını koyamadığımsın Bitecek ve gideceksin bir gün Biliyorum Sen bende kalacaksın Ama Ben sende olacak mıyım Bir soruyum Sen de Cevabını bulamadığım... |
Sana sevdalanmış Sana sevdalanmış bu yüreğim Sana aşık olmuş Seni sevmiş Ve yanıp kor olmuş Bir kor gibi yakıyor beni Onun sıcağı ile yanıyor bedenim Sana susamış damağım Olmuyor be gülüm seni bir kere görmekle Ne yangınım sönüyor nede susuzluğpum gidiyor Sönmeyen bir ateş gibisin Yanımda olmamış geçmez ne ateşin yaktığı yangın Nede susuzluğum Sigaram gibi içtikçe içesim geliyor....... O gözlerin |
Nesin sen? Karli dagdan kopup gelen sel misin? Poyrazlardan esip gelen yel misin? Rüyâlarda gördügüm güzel misin? Söyle bana dilber, kimsin, nesin sen? Su düstügüm derde, çâre misin sen? Gökte aradigim, melek misin ki? Içimde tuttugum, dilek misin ki? Arzulanan tebessümlü gülüs mü? Efsânevî masallarda cümbüs mü? Yoksa bir gün, gerçeklesecek düs mü? Bir söylesen, târif etsen, nesin sen? Yürekleri yakan yâre misin sen? Gökte aradigim, melek misin ki? Içimde tuttugum, dilek misin ki? |
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir... Beynimi uyuşturuyor özlemin... Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum. Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp sürekli bir boşluğa dönüşüyor. Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken... Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... O şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek... "Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde... Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..." Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana... Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek... Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek... "Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor... Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden, sesin, kokun hala beynimdeyken... Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek... Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı, yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor... Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek... Yokluğunu beklemek, ne zor... Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp, terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden... Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum. Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve "Dön bebeğim" demek istiyorum: "Geri dön... Kulüben seni bekliyor..." Can Dündar |
İBRAHİM ! İbrâhim, içimdeki putları devir elindeki baltayla Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim? Güneş buzdan evimi yıktı, koca buzlar düştü Putların boyunları kırıldı. İbrâhim, güneşi evime sokan kim? Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri bühtannaşır put yaptı Ben ki, zamansız bahçeleri kucakladım, güzeller bende kaldı. İbrâhim, gönlümü put sanıp kıran kim? Asaf Halet ÇELEBİ |
| Saat: 13:03 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık