MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -1- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/333-siir-nehri-1-arsiv.html)

shaggy 31 Ağustos 2006 01:09

Yüzey kusuru tarıyor
İlerleyici yaşlanma
Likit dinamit
Çözülüyor
Kalbin taş kuyusunda
Susuyorum susuyorum susuyorum
Belki de korkuyorum
Bir konuşsam ortaya çıkacak olan
İçimin simyasından


Mystic@L 31 Ağustos 2006 01:11

Hüzün senfonisi

senin güzelliğin kızım
eski bir söylencede anlatılırdı
hava gül sarhoşu keser yürüdün müydü
dağlı yürek taştan taşa çalar kendini
aşkın ki şaki eder insanı
dinden imandan çıkarır
dağa düşürür .
bir gülüşün nicesinin dirimi
bir bakışın nicesinin ölümü
kan tutmaz
korku tutmaz
uyku tutmaz
gözlerin tutar...
senin güzelliğin gülüm
eski bir söylencede anlatılırdı...


TheGrudge 31 Ağustos 2006 01:11



İstanbul Duyguları


Üsküdar'a giderken “yağmadı yağmur”
Susuzluğunu akşamdan giderir çiçekler
Sevincimi medreseler, camiler arar da bulur
Gönlümün ferahlığına sevgiler ekler

Hafiften hafiften düşen damlalar
Alır ruhumun buz gibi, ateşini
Damlalarda hayalin serinliği var
Sonsuzluk öylece söndürür nefreti, kini

Yollar kıvrım kıvrım yollar karmaşık
Yollar sevgiliye uzayan bir merdiven
Istıraplı yollarda hüzünlü bir aşık
Yollardır sevgi canlısına hırçınla dikilen

Sallanan bir çocuk gibiyim beşikte
Dalgalar her dem vapurlarla oynaşır
Denize bir dalan sonra uçan martılarla birlikte
İstanbul ile gönlüm sevgiyle kaynaşır

Caddelerde yorgun arabalar, bahçelerde çiçekler
Altunizade Camii ve şen Üsküdar...
Sevda bahçelerinde gönlüm O'nu bekler;
Ruhumda İstanbul'un farklı bir yeri var.


Mystic@L 31 Ağustos 2006 01:15

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin;
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden,
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?
Heeeey!
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.


TheGrudge 31 Ağustos 2006 01:17



Ben Sana Demir Attım İstanbul


Önce uzaktan sevdim seni,
Sonra sevdalandım İstanbul.
Uslanmaz bir aşık gibi,
Ben sana yandım İstanbul.

Nice dalgalarla boğuştum,
Nice denizler aştım.
Nice fırtınalar yedim,
Geldim, sana ulaştım.
Kaldırımlarında yürüdüm akşam sabah,
Meyhanelerinde içtim.
Kuşlara yem verdim cami önlerinde,
Parklarında sevdalımla buluştum.
Bir liman gibi sığınmış kollarında her kul,
Ben sana demir attım İstanbul.

Bilmiyorum kaç bahar yaşadım,
Kaç mevsim tükettim sende, saymadım.
Yudum- yudum içtim seni,
Buram- buram kokladım, doymadım.
Bir yar gibi kollarında,
Her gece seninle yattım İstanbul,
Ben sana demir attım İstanbul.

İşte karşımda yıldız- yıldız adalar,
Uzatsam ellerimi,
Dokunurum bel ki.
Heybeli, Burgaz, Kınalı,
Kadıköy, Bostancı, Küçükyalı.
İçinde ne güzeller gördüm, ne kadınlar tanıdım.
Kimi ince uzun boylu, kimi tombul,
Ben sana demir attım İstanbul.

Dün Galata köprüsünde,
Olta attım, balık tuttum.
Bazen dolu geldi, bazen boş.
İki güzel gelip durdu yanıma,
Beni seyrettiler uzun- uzun.
Takıldı bakışlarımız ansızın,
İnan kendi adımı unuttum.
Elinde karanfil vardı birinin, ötekinde gül,
Ben sana demir attım İstanbul.

Bir yaz günü üç- beş kafadar,
Binip bir motorluya akşamdan,
Dolaştık boğazı, sabaha kadar.
Büyük bahçeli saraylar gördüm nakış nakış,
Yanında, eskiyip dökülen konaklar vardı.
Kim bilir, ne günahlar işlendi içinde,
Ne aşklar yaşandı.
Bebek, Tarabya, Sarıyer, Kavaklar,
Herkes aleminde sazında,
Havalar coşkulu, gönüller hoş.
Düşünmüyor hiç kimse, ne para, ne pul,
Ben sana demir attım İstanbul.

Sende şairliğim depreşti,
Sende aşık oldum, sende sevdalandım.
Sende tutuştu yüreğim, ben sende yandım.
En güzel şiirlerimi sende yazdım,
En güzel kadınları sende tanıdım.
Kimi genç kız, kimi dul,
Ben sana demir attım İstanbul...


Mystic@L 31 Ağustos 2006 01:18

Hüzün Savaşı

Hüzün, çevirdi etrafımızı; derin bir hazla
Delinmez ağ ördü çevremize, yavaşdan yavaş!
Temeli; mazi derinliğince, üstü; istikbal
Kadar yüksekçe bir seddir gayrı, gel de bunu aş!
Çekeriz, zaten aşinayızdır bunca senedir
Dostça uzatırız elimizi, dokunuruz; taş!
Henüz sönmemiş umudumuzun uzaktan, şuhca
Göz kırpan yıldızlarıdır yalnız, bize arkadaş
Budur bizi hüzne asi eden; hala bir umut!
Bu; nöbetine tutulduğumuz afyon ve haşhaş
İç içe gönlümüze öğerler, ince bir zevkle
Hüzün; çalan yanık bir bestedir, tevekkül; nakkaş!
Bazen daraltır sınırlarını; sıkar da sıkar
Teskin etmek için yalvar, ağla, uğraş ha uğraş!
Savaş hüzünle değildir dostum, onu yeneriz
Özümüz kılınç çalar ya bize, bu gerçek savaş!
Kendi kendimizle didişiriz.. İşte bu var ya!
Delinmez ağ ördü çevremize, yavaşdan yavaş




TheGrudge 31 Ağustos 2006 01:25



İstanbul Ağlarken


Bir İstanbul tablosunda dolaştım bu sabah.
Başlarken gözlerimde yağmur,
Ve sürerken kalbimde sağnak
Dolaştım İstanbul'u aylak aylak.

Alırken nasibini sokaklar rahmetten,
Damlarken sular eteklerimden,
Dinlerken yağmuru şemsiyemden
Ve duyarken vapur düdüğünü Kadıköy'den
Düşündüm seni İstanbul ağlarken.

Bakarken gökyüzünde martılara,
Dalıp gitti gözlerim uzaklara.
Hani Beşiktaş' tan Üsküdar'a
Tam da Kız Kulesi'nin oralarda
Ağlarken İstanbul sen geldin aklıma.

Beyoğlu'nda ıslanırken parke taşları
Ve Ortaköy' de yağarken son gözyaşları,
Isıtırken içimi dost sohbetleri ve çayları,
Seni düşündüm İstanbul' da akşamları.


Mystic@L 31 Ağustos 2006 01:38

Hikaye

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz agaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Şimal rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,


TheGrudge 31 Ağustos 2006 01:43

Seni Ölümüne Seven Oldu mu? ..

Söyle sevgilim, bir tanem, Can’ın canı
Seni benim kadar seven oldu mu? ..

Dolaşırken ıssız karanlık gecelerde..
Sensizliğin sessizliğinde kahrolan oldu mu? ..

Her güne hasretinle başlayıp,
Seni sensizlikte yaşayan oldu mu? ..

Kalbindeki sevgisini, yaşamını,
Yalnızca sana adayan oldu mu? ..

En ufak bir seste sen geleceksin diye,
Kalbi fırlarcasına çarpan oldu mu? ..

Kalbindeki tahtın en güzel köşesine,
Seni oturtan oldu mu? ..

Üzüntüsüne, mutluluğuna ve Canına,
Senin resmini çizen oldu mu? ..

Seninle ağlayıp seninle gülen,
Dertlerine ortak olan oldu mu? .

Arkadaşın, dostun, sırdaşın,
Seni benim kadar seven oldu mu?

Gözlerime bak ve kalbinin sesini dinle de söyle;
Seni benim gibi ölümüne seven oldu mu? .


Mystic@L 31 Ağustos 2006 01:50

Hoşgeldin

.............................. Esrarlı bir camın ardında olan
.............................. Yepyeni bir dünya aklımı çeldi
.............................. Bundan daha gerçek olamaz yalan
.............................. Adı var kendi yok bir güzel geldi

Hoş geldin!
Yedi renge boyadın ufuktaki karayı
Güneş ülkesinden olmalı yükün
Tavan arasından sızıp, incecik
Sonra büyüyerek sardın burayı
Belli oldu mülkümdeki köhnelik
Açığa çıktı gönlümün tozlanmışlığı
İn cin top oynar ya salonlarında
Sükunet ağırlayan gönlüm sarayı
Seni konuk edecek artık
Umulmadık misafirdin
Hoş geldin!

.............................. Hayal mi, gerçek mi anlaması zor
.............................. Orda biliyorum, hemen yakında
.............................. Belki yutar beni, bu bir anafor
.............................. Ve bir haz bırakır sonra ardında

Hoş geldin!
Kucağında bir yığın çiçek
Üstüne sinmiş elhak, mis gibi kokuyorsun
Meylediyorum o yana doğru
Cezbediyor beni bu esrarlı buğu
Başımdan bir sevda mı geçecek
Bu zafiyeti gözlerimden mi okuyorsun
Onardı usarelerin gönül kırıklarımı
Nasıl yetişiyorsa o maharetli eller
Gönül tezgahına aşk dokuyorsun
Hayret, nasıl becerdin
Hoş geldin!

.............................. Dağın arkasından ay doğar gibi
.............................. Gizeme sarınmış güzel manzara
.............................. Ey bu resmin bilinmeyen sahibi
.............................. Beni yanına al, koyma kenara

Hoş geldin!
Elinde nadide bir fırça
Boyamaktasın usul usul ve renk renk
Kararmış duvarlarını gönlümün
Sözcükler uçuşuyor pırıltılarla
Kalkıyor ufku kapatan yeisden kepenk
Çok yakında can atarım
Yüreğimi ayaklarına sermeye
Ve başlar hüzünle, yeniden bir cenk
Belki de beklediğim ihtiyat sendin
Ne iyi ettin de geldin
Sevgiden muştu getirdin
Yaşantıma renk verdin
Ab-ı hayat içirdin
Hoş geldin canım,
Hoş geldin!



Saat: 20:37

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık