![]() |
Yüzey kusuru tarıyor İlerleyici yaşlanma Likit dinamit Çözülüyor Kalbin taş kuyusunda Susuyorum susuyorum susuyorum Belki de korkuyorum Bir konuşsam ortaya çıkacak olan İçimin simyasından |
Hüzün senfonisi senin güzelliğin kızım eski bir söylencede anlatılırdı hava gül sarhoşu keser yürüdün müydü dağlı yürek taştan taşa çalar kendini aşkın ki şaki eder insanı dinden imandan çıkarır dağa düşürür . bir gülüşün nicesinin dirimi bir bakışın nicesinin ölümü kan tutmaz korku tutmaz uyku tutmaz gözlerin tutar... senin güzelliğin gülüm eski bir söylencede anlatılırdı... |
İstanbul Duyguları Üsküdar'a giderken “yağmadı yağmur” Susuzluğunu akşamdan giderir çiçekler Sevincimi medreseler, camiler arar da bulur Gönlümün ferahlığına sevgiler ekler Hafiften hafiften düşen damlalar Alır ruhumun buz gibi, ateşini Damlalarda hayalin serinliği var Sonsuzluk öylece söndürür nefreti, kini Yollar kıvrım kıvrım yollar karmaşık Yollar sevgiliye uzayan bir merdiven Istıraplı yollarda hüzünlü bir aşık Yollardır sevgi canlısına hırçınla dikilen Sallanan bir çocuk gibiyim beşikte Dalgalar her dem vapurlarla oynaşır Denize bir dalan sonra uçan martılarla birlikte İstanbul ile gönlüm sevgiyle kaynaşır Caddelerde yorgun arabalar, bahçelerde çiçekler Altunizade Camii ve şen Üsküdar... Sevda bahçelerinde gönlüm O'nu bekler; Ruhumda İstanbul'un farklı bir yeri var. |
Gün doğmadan, Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, İçinde bir iş görmenin saadeti, Gideceksin; Gideceksin ırıpların çalkantısında. Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; Sevineceksin. Ağları silkeledikçe Deniz gelecek eline pul pul; Ruhları sustuğu vakit martıların, Kayalıklardaki mezarlarında, Birden, Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin; Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi? Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı? Heeeey! Ne duruyorsun be, at kendini denize; Geride bekliyenin varmış, aldırma; Görmüyor musun, her yanda hürriyet; Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; Git gidebildiğin yere. |
Ben Sana Demir Attım İstanbul Önce uzaktan sevdim seni, Sonra sevdalandım İstanbul. Uslanmaz bir aşık gibi, Ben sana yandım İstanbul. Nice dalgalarla boğuştum, Nice denizler aştım. Nice fırtınalar yedim, Geldim, sana ulaştım. Kaldırımlarında yürüdüm akşam sabah, Meyhanelerinde içtim. Kuşlara yem verdim cami önlerinde, Parklarında sevdalımla buluştum. Bir liman gibi sığınmış kollarında her kul, Ben sana demir attım İstanbul. Bilmiyorum kaç bahar yaşadım, Kaç mevsim tükettim sende, saymadım. Yudum- yudum içtim seni, Buram- buram kokladım, doymadım. Bir yar gibi kollarında, Her gece seninle yattım İstanbul, Ben sana demir attım İstanbul. İşte karşımda yıldız- yıldız adalar, Uzatsam ellerimi, Dokunurum bel ki. Heybeli, Burgaz, Kınalı, Kadıköy, Bostancı, Küçükyalı. İçinde ne güzeller gördüm, ne kadınlar tanıdım. Kimi ince uzun boylu, kimi tombul, Ben sana demir attım İstanbul. Dün Galata köprüsünde, Olta attım, balık tuttum. Bazen dolu geldi, bazen boş. İki güzel gelip durdu yanıma, Beni seyrettiler uzun- uzun. Takıldı bakışlarımız ansızın, İnan kendi adımı unuttum. Elinde karanfil vardı birinin, ötekinde gül, Ben sana demir attım İstanbul. Bir yaz günü üç- beş kafadar, Binip bir motorluya akşamdan, Dolaştık boğazı, sabaha kadar. Büyük bahçeli saraylar gördüm nakış nakış, Yanında, eskiyip dökülen konaklar vardı. Kim bilir, ne günahlar işlendi içinde, Ne aşklar yaşandı. Bebek, Tarabya, Sarıyer, Kavaklar, Herkes aleminde sazında, Havalar coşkulu, gönüller hoş. Düşünmüyor hiç kimse, ne para, ne pul, Ben sana demir attım İstanbul. Sende şairliğim depreşti, Sende aşık oldum, sende sevdalandım. Sende tutuştu yüreğim, ben sende yandım. En güzel şiirlerimi sende yazdım, En güzel kadınları sende tanıdım. Kimi genç kız, kimi dul, Ben sana demir attım İstanbul... |
Hüzün Savaşı Hüzün, çevirdi etrafımızı; derin bir hazla Delinmez ağ ördü çevremize, yavaşdan yavaş! Temeli; mazi derinliğince, üstü; istikbal Kadar yüksekçe bir seddir gayrı, gel de bunu aş! Çekeriz, zaten aşinayızdır bunca senedir Dostça uzatırız elimizi, dokunuruz; taş! Henüz sönmemiş umudumuzun uzaktan, şuhca Göz kırpan yıldızlarıdır yalnız, bize arkadaş Budur bizi hüzne asi eden; hala bir umut! Bu; nöbetine tutulduğumuz afyon ve haşhaş İç içe gönlümüze öğerler, ince bir zevkle Hüzün; çalan yanık bir bestedir, tevekkül; nakkaş! Bazen daraltır sınırlarını; sıkar da sıkar Teskin etmek için yalvar, ağla, uğraş ha uğraş! Savaş hüzünle değildir dostum, onu yeneriz Özümüz kılınç çalar ya bize, bu gerçek savaş! Kendi kendimizle didişiriz.. İşte bu var ya! Delinmez ağ ördü çevremize, yavaşdan yavaş |
İstanbul Ağlarken Bir İstanbul tablosunda dolaştım bu sabah. Başlarken gözlerimde yağmur, Ve sürerken kalbimde sağnak Dolaştım İstanbul'u aylak aylak. Alırken nasibini sokaklar rahmetten, Damlarken sular eteklerimden, Dinlerken yağmuru şemsiyemden Ve duyarken vapur düdüğünü Kadıköy'den Düşündüm seni İstanbul ağlarken. Bakarken gökyüzünde martılara, Dalıp gitti gözlerim uzaklara. Hani Beşiktaş' tan Üsküdar'a Tam da Kız Kulesi'nin oralarda Ağlarken İstanbul sen geldin aklıma. Beyoğlu'nda ıslanırken parke taşları Ve Ortaköy' de yağarken son gözyaşları, Isıtırken içimi dost sohbetleri ve çayları, Seni düşündüm İstanbul' da akşamları. |
Hikaye Senin dudakların pembe Ellerin beyaz, Al tut ellerimi bebek Tut biraz! Benim doğduğum köylerde Ceviz agaçları yoktu, Ben bu yüzden serinliğe hasretim Okşa biraz! Benim doğduğum köylerde Buğday tarlaları yoktu, Dağıt saçlarını bebek Savur biraz! Benim doğduğum köyleri Akşamları eşkiyalar basardı. Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem Konuş biraz! Benim doğduğum köylerde Şimal rüzgarları eserdi, Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır Öp biraz! Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin! Benim doğduğum köyler de güzeldi, Sen de anlat doğduğun yerleri, |
Seni Ölümüne Seven Oldu mu? .. Söyle sevgilim, bir tanem, Can’ın canı Seni benim kadar seven oldu mu? .. Dolaşırken ıssız karanlık gecelerde.. Sensizliğin sessizliğinde kahrolan oldu mu? .. Her güne hasretinle başlayıp, Seni sensizlikte yaşayan oldu mu? .. Kalbindeki sevgisini, yaşamını, Yalnızca sana adayan oldu mu? .. En ufak bir seste sen geleceksin diye, Kalbi fırlarcasına çarpan oldu mu? .. Kalbindeki tahtın en güzel köşesine, Seni oturtan oldu mu? .. Üzüntüsüne, mutluluğuna ve Canına, Senin resmini çizen oldu mu? .. Seninle ağlayıp seninle gülen, Dertlerine ortak olan oldu mu? . Arkadaşın, dostun, sırdaşın, Seni benim kadar seven oldu mu? Gözlerime bak ve kalbinin sesini dinle de söyle; Seni benim gibi ölümüne seven oldu mu? . |
Hoşgeldin .............................. Esrarlı bir camın ardında olan .............................. Yepyeni bir dünya aklımı çeldi .............................. Bundan daha gerçek olamaz yalan .............................. Adı var kendi yok bir güzel geldi Hoş geldin! Yedi renge boyadın ufuktaki karayı Güneş ülkesinden olmalı yükün Tavan arasından sızıp, incecik Sonra büyüyerek sardın burayı Belli oldu mülkümdeki köhnelik Açığa çıktı gönlümün tozlanmışlığı İn cin top oynar ya salonlarında Sükunet ağırlayan gönlüm sarayı Seni konuk edecek artık Umulmadık misafirdin Hoş geldin! .............................. Hayal mi, gerçek mi anlaması zor .............................. Orda biliyorum, hemen yakında .............................. Belki yutar beni, bu bir anafor .............................. Ve bir haz bırakır sonra ardında Hoş geldin! Kucağında bir yığın çiçek Üstüne sinmiş elhak, mis gibi kokuyorsun Meylediyorum o yana doğru Cezbediyor beni bu esrarlı buğu Başımdan bir sevda mı geçecek Bu zafiyeti gözlerimden mi okuyorsun Onardı usarelerin gönül kırıklarımı Nasıl yetişiyorsa o maharetli eller Gönül tezgahına aşk dokuyorsun Hayret, nasıl becerdin Hoş geldin! .............................. Dağın arkasından ay doğar gibi .............................. Gizeme sarınmış güzel manzara .............................. Ey bu resmin bilinmeyen sahibi .............................. Beni yanına al, koyma kenara Hoş geldin! Elinde nadide bir fırça Boyamaktasın usul usul ve renk renk Kararmış duvarlarını gönlümün Sözcükler uçuşuyor pırıltılarla Kalkıyor ufku kapatan yeisden kepenk Çok yakında can atarım Yüreğimi ayaklarına sermeye Ve başlar hüzünle, yeniden bir cenk Belki de beklediğim ihtiyat sendin Ne iyi ettin de geldin Sevgiden muştu getirdin Yaşantıma renk verdin Ab-ı hayat içirdin Hoş geldin canım, Hoş geldin! |
| Saat: 20:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık