![]() |
Benden sor Bunca acının çiçeği içimde büyüdü Mahpushane saksılarındaki baharı benden sor.. Kulak ver gecenin sessizliğinde ağan sese, Ölümcünün böldüğü uykuları benden sor. Silahlar doğanın yüreğini arıyor durmadan, Bu kan kokusunun ürettiği soruları benden sor... Gördük ki, türkülerin sonu yok dilimizde, Kopup geldikleri dağları benden sor. |
BEN BENDE DEĞİL Ben bende değil,sen de hem sen ,hem ben, Ben hem benimim,hemde senin ,sende benim, Biröyle garip hale bugün geldim ki Sen ben misin,bilmiyorum.ben mi senim.. MEVLANA |
Beni Alnımdan Öpmeyecekler beni anlnımdan öpmeyecekler çünkü kimliğimde yazan herşeyi sildim bir ananın, bir babanın oğluyum yalnızca bulutlara yarsıyan gençliğim eyvahla son buldu dikenli tellerde parçalandı vücudum uysallığın hattında yağmura aldırmıyorum artık karatenli kızların kokularından bıktım şairliğimle barıştım, sonra gökyüzüne giden gözlerini öptüm, arasıra parmak uçlarını ne yana düşer yüzüm, yüreğim orta yerde parmağımı yak sevgilim insanlar bakıyorken usulca, şamdanları yak atları öldür imrahor yokken bele bebeğini toprağa, yüzü yüreğine dönük sezgisi zakkum ağaçlarında 1982 |
DEMEDİM Mİ? Oraya gitme demedim mi sana, seni yalnız ben tanırım demedim mi? Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im? Bir gün kızsan bana, alsan başını, yüz bin yıllık yere gitsen, dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi? Demedim mi şu görünene razı olma, demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl, onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi? Ben bir denizim demedim mi sana? Sen bir balıksın demedim mi? Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın, senin duru denizin ben'im demedim mi? Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi? Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im, senin kolun kanadın ben'im demedim mi? Demedim mi yolunu vururlar senin, demedim mi soğuturlar seni. Oysa senin ateşin ben'im, sıcaklığın ben'im demedim mi? Türlü şeyler derler sana demedim mi? Kötü huylar edinirsin demedim mi? Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi? Yani beni kaybedersin demedim mi? Söyle, bunları sana hep demedim mi? MEVLANA |
"Sen kalbsizsin; hani senin gençliğinin hayatı?" "Aşklarım mı? Bir nefesle solabilen bu şeyler, "Bir yanar-dağ ateşiyle kömür gibi karardı; "Şimdi isi yerlerinde bir sıtmalı yel eser. "Evet, benim her şi'rimde yılan dişli diken var; "Sizler gidin, bal verecek yeni açmış gül bulun. "Belki benim acı sesim kulakları tırmalar, "Sizler gidin, genç kızların türküsüyle şen olun! "Varın sizler, onlar ile korularla el ele "Gezin, gülün, bir çift bülbül aşkı ile yaşayın; "Yalnız kendi, yalnız kendi ruhunuzu okşayın! "Zavallı ben, elimdeki şu üç telli saz ile "Milletimin felaketli hayatını söyleyim; "Dertlilerin gözyaşını çevrem ile sileyim!..." |
Yüreğime Sinen Gülüşün Olmasa... Bu kentin sahte aşklar pazarında Mağlubiyetler bildirisi yokluğun Çığlık çığlığa okunan Ve Her satırı yüreğimi vuran acımasızca... Bu kentin aymaz akşamlarında Müşkül sorular soruyor deliliğim aklıma Kapanmayan kirpiklerimden Süzülüyor hasret Ve Kanayan yanlarım yansıyor Sırsız aynalara... Bu kentin umuttan uzak sabahlarında Sevdayı dayayıp şakağıma Kaç kez “benden bu kadar” dedim hayata Kaç defa meydan okudum ömür denen yazgıya... Ve Çoktan ölmüştüm sessiz sedasız Yüreğime sinen gülüşün olmasa... .................................................. Gel Ey Sevgili. Yokluğunun ayazı Kardelenler misâli titretir içimi Uyku düşmez kirpiklerime Düşler öpmez gözbebeklerimi... Yorgunum Biçâreyim Gel ey sevgili Devral hasret burcundaki nöbetlerimi... Üşüyor yüreğim Zemheri sevdalarda Kışlarda, ayazlarda Koyma ümitlerimi... Gel, ey sevgili Hasret vadilerinde Katmer katmer açan özlem güllerim Yaşasın binbir renkli beşinci mevsimini.... ............................................................ Sayki Bir Düş Bu Sevda... Bu Gece...Bilirim, Hasret okşar saçlarını Ellerimin yerine... İsyanların yazılır her gece Yüreğimin tenhalarına... Ten kulağı ile değil, Can kulağı ile beklersin çağrımı Yusuf’un kuyularında... Bilirsin, Ömrüm bahr-ı zulmetlerde Kederler yüzdüren Züleyha... Sevinçlerden kovulmuş Vuslat meclislerinden Adı silinmiş dilâra... Bekleme ey yâr! .. Aşılmaz surlar örülü yollarımda... Bir buse kondurup Göm seherlerin bağrına avazımı Say ki, bir düştü bu sevda... .................................................................. Bu gece, Bütün ışıklarını söndürdüm ruhumun Geceden daha karanlık kabuslarla Dans ettim düşlerimde... Yaşamdan başka her şeye yakındım Ve en çok ölümü yakıştırdım yüreğime... Bu gece, Aynalara baktım uzun uzun Hasretin yansımasıydı gözlerimde gördüğüm. Yokluğuna dokundum ağladım Ağladıkça sensizlik koktu avuçlarım. Tek başına kaldım hiç bilmediğim bir ülkede... Bu gece, Vuslatı aradım çıkmaz sokaklarda Ürperten çığlıklar duydum İçimde yankılanan İlk kez korktum yaşamdan... Yaşanmamış bir ömrün tortuları vardı ellerimde... Bu gece, Bozguna uğradım bütün savaşlarda Tutuştu umutlarım Savruldu külleri yarınlarıma. Ve bütün ışıkları doldurup bir odaya Kapısını naçarlıkla mühürledim... Bu gece, ben ben değildim.... ( Seynur İnal ) |
BİRİ BİZİM İÇİNDİR Düşünürsen; Yalnızlığımın resmi oturmayacaktır gözlerine Söz verdiysem bir kere unutmayacağım diye Unutmayacağımdandır. Görebilseydin keşke, Tahta masamda yemeğimi yerken, İki bardak iki tabak koyduğumu her vakit Görebilseydin. Karşımda duran sandalyede Var saydığımı seni Anlardın ki Unutmadığımdandır. Çay demliyorsam iki kişilik, Perondan iki bilet alıyorsam giderken uzaklara İki kişilik çınlıyorsa kahkahalarım İki sesle ağlıyorsam şarkılarda Şaşırma .. biri senin içindir. Çiçekler ekiyorsam saksılara Açtığında kanatlanıyorsa yüreğim petunyalarda iki yürek uçuruyorsam sevincimin renklerinden rüzgara Sevmeyi vefa diye bildiğim içindir. Arılar göz bebeğimin kelebeği yapıyorsam Bulutları hasretimin şımarık çocukları, Lafımı olur acıların, Lafımı olur sensizliğin Yağmurları sen sanıp ıslanıyorsam Eskisi gibi. İki kişilik yaşıyorsam hayatı |
Sabrı Anlat Bana Sabrı anlat bana, Mağlubiyetlere dayanmayı öğret ruhuma Bir ışık yak aydınlansın ufuklarım Söyle ne vâkit sona erer bu amansız sınanma... Özlemi anlat bana, Göğünde kanat çırpan vuslat kuşları Nereye konarlar yorulduklarında? Ayaz yemiş sevdaların bakışlarındaki Ümitsiz ümitleri anlat Yalnızlığın dili olsaydı sormazdım sana... Sevgilerin nihayetini anlat, Nasıl biter bir sevda? Yakıp, yıkılan umutların külleri Nereye savrulur sonunda? Ben sustukça sen anlat, Hüzünlerine geldim Bir damladan derya yaptığım hasret Ve Dinmek bilmeyen bir sancıyla. Al kat acılarımı acılarına... Hep vuslatı düşünürken savruldum Yüreğimin esir rüzgârlarıyla... Hayat körebe oyunuydu Sobelendim yaşanmamışlıklara Anlat, merak ediyorum Her zaman ışık var mıdır, tünellerin ucunda? (Seynur İnal) |
Yağmur Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır boz bulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin arasına dikilir yesil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler sahinin hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydim Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradim Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefsinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım |
Diyebilir misin En guzel sey nedir deseler asktır diyebilir misin ? En cok kimi seviyorsun deseler ismini soyleyebilir misin ? Neden aglıyorsun deseler sevgilim icin diyebilir misin ? Beni unutmanı soyleseler hic bir zaman diyebilir misin ? Yasamak guzel mi deseler onsuz anlamsız diyebilir misin ? Soyle sen kimsin kimsinin deseler asıgım ve sadece onunum diyebilir misin ? Soyle nerde olmek istiyorsun deseler onun kollarında diyebilir misin ? Z.S.U |
| Saat: 13:03 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık