![]() |
Gidisim Sessiz Olacak Benim kaderim mi bu, Hep uzulmek hep sessizce aglamak, Sevipte karsilik bulamamak. Sevipte kavusamamak mi? Neden senin deger verdiklerin, Senin değerini bilmezler, İnsanlari karsılıksız sevmezler. İste ben geldim gidiyorum, Bu dunya düzelmez bunuda biliyorum. Herkes bir maske takmis yuzune hep oynuyor. Ben oyunumu sonraya biraktim, Kimligimi gizlemeden, maskesiz oynayacagim. Gelisim gibi, gidisimde sessiz olacak. Z.S.U |
Hayatıma girişini bir lütuf sanmışım, Öyle inanmışımki aşkına, Uğruna, uğruma ölcek birinden vazgeçmişim insafsızca, Öyle kanmışımki sana, hep aşkını sayıklamış dudaklarım... Sen duymamışsın içimdeki sevgi çığlıklarımı, Ben bağırmışım...sen yine duymamışsın.... Aşkına saygımdanmıdır bilinmez? Yanına gelince lal oluvermişim isteksizce, Ve o yaz yeşili gözlerine baktığımda içimi duyup cevap vermeni beklemişim... cevap vermemişsin...bakıp gözlerine, bu çocuk kalbim uğruna kimleri yarıda bıraktı demek istemişim, gururumdanmıdır, yoksa aşkımı üste çıakrtmak istemeyişimdenmidir bilinmez? Söyleyememişim... Sana çok isyanım vardı sevdiğim, ama söyleyememişim... Tam söylemek istemişim, ''Sakın söyleme!'' demişsin, Ruhum bozulmuş... Gözlerine her baktığımda, Ruhundaki iyimser çocuğu her gördüğümde, ben o iki sözcüğü hep söyledim sevdiğim... ''Seni Seviyorum...'' Senin hiç telaffuz etmediğin, belkide hissetmediğin o beklediğim iki sözcüğü ben hep söyledim sevdiğim... Ama sen neler duydun onu bilmiyorum.... |
http://www.yazgulu.com/Guller/172.jpg Seni seviyorum diye Gelişine kadar rötar yapmış hayatımı Seninle yaşamaya hazırlanırken Sana uzanan yollarımı kapaman niye? Biliyorum haykırışlarım boşuna Şahin pençesinde asılı serçe gibi Nafile tüm çırpınışlarım Boşuna sesleniyorum duymayacağını bile, bile Seni beklemem nafile Gözlerinde zifir siyah bir perde Alkış tutuyorsun alabildiğine Şamdandaki mum gibi eriyip bitişime Sen kulaklarını değil Yüreğini tıkamışsın sana seslenişime Oysa ben Tüm yokluğuna inat varlığını yaşatırken içimde Gül pembesi çizgilerle resmini işliyorum Karanfil moru gecelere Şiirleri seninle yüklüyorum kanatırcasına Dizeleri ağlatıyorum. Seni işliyorum hecelere Tüm yaşayamadıklarıma inat Seni yaşamak istememdi ütopyalarım Tek sana adanmışlığımdı ölümüne Tek senin doldurduğundu rüyalarım Şimdi Bir tutam gücüm kaldı en sona sakladığım Bilmiyorum Ansızın çıkıp gelecekmisin aniden Bir avuç toprak olmadan sonunda Sen diye kucakladığım. Bir gün Anlayabilme ihtimalin var ya sevdiğimi Düşüp gelme umudun var ya yüreğinin peşine Yüreğin bende emanet biliyorsun Ve ben Yüreğin yüreğimde Yüreğin ellerimde Çok yakında Çekip gideceğim yok oluşun koynuna Beni düşürdün ya bu hale Günahı boynuna. |
SEN YOKKEN BİRAZ DAHA ÖLÜYORUM BEN Sen yokken biraz daha ölüyorum ben Gönlüm sonbahar, yaprak yaprak dökülüyor Her mevsim kış, hergünüm gece Sonu yok yolların, yarını yok saatlerin Ve ben biraz daha ölüyorum sensizliğin ortasında Kokusu yok çiçeklerin, gök kuşağının rengi yok Ateşi yok sevmelerin, sigaramın dumanı yok Gözlerin her yerde, ne yana baksam gözlerin Ve ben biraz daha ölüyorum gözlerinin ortasında Alevi yok yangınların, suyu olmadığı gibi yağmurun Denizin mavisi yok, tıpkı gözlerin gibi Gözlerin her yerde, ne yana baksam gözlerin Ve ben biraz daha ölüyorum sensizliğin ortasında Dostu yok gecelerin, geceler çok uzun Geceler bir ömür, ömür dediğin bir tutam ümit Ümidi yok yarınların, Tıpkı senin yokluğun gibi Ve ben biraz daha sana hasret Hasret bir ip boğazıma düğümlenmiş Düğümler her tarafımda, bütün yollar kör düğüm Ve ben biraz daha ölüyorum sensizliğin ortasında Yalnızlığını ben yazarım şiirlerin, ayrılığını ben Karamsarlıkları hep senden Hayalinle süslenen bu şehir Ve ben ölüyorum bu şehirde sensizlik ortasında |
Avuçlarda Saklıdır Özgürlüğün Zilan Vakti Ay düşer geceye, bilinmezlikle dolu bir bilmecedir gece... Melez şafakların utangaç yüzüdür Öte yüzü ışık, öte yüzü biz olan yanımızdır. Biz ışığa devrilen gecelerden geliriz... Tan doğanda ışığı hep biz avuçlarımızda saklarız... Düşümüz de hep yıldız yağmurunun hazanlarıdır Ve biz ışığa aşığız. Avuçladığımız, doya doya içtiğimiz, baktıkça utandığımız ve her döngüsünde kendimiz olduğumuz gerçekliğimizdir O. Ve O içimizdedir. Bizde umudun içinde. Bazen baharı selamlayan gelinciğin nazlı kirpiğinde takılıdır. Bazen bir uçurum sessizliğinde, bazen de sim kapıların ışıldayan tokmağında asılıdır. Belki zaman tünelinde kaybolan geçmişimizdir. Belki de mekanı biz olan benliğimiz... Ama her zaman yüzümüzü döndüğümüz Kybele'dir ışık... Biz ışığa aşığız. Mani'nin bahçesi kadar tutkunuzdur O'na. Onda yaşar, onda ölür, onda ararız umudu. Umut bir ateş parçası içimizde, bir kurulu volkan, ışığın huzmelerinde arınan gerçektir umut... Ve bu yürek atışında, bir geleceğin kıyısına oturmuş tarihin seyrindeyim. Ay düşmüş gecede yıldızlara uzandım. Zülüflerine dokundukça ağladım. Bir haziran yüreğimle Fırat'a aktım ve tarih benim seyrimdeydi... FIRAT. Taşkın öfkende kabarır yüreğim Süzülen perçeminde, Kınalı yataklarında döllenir umudum. Döllenen umudumla Fırat'taydım. Kıyılarına değen çapalara, toprağa düşen tohumlara dokundum. İştar'ı gördüm, kara başlı çocukları, şiir dilli anaları... İştar'ı tılsımlı toprağın şafağında gördüm, utandım. Deniz gülüşleriyle dokundu bana. Tanrıça kadar sıcak, tanrıça kadar yakındım ona... Sonra umuduma dokundu, kutsanmış toprağını avuçlarımda sakladı. Ve ben suskundum. Yıldızlar gezinirken gecede ben tarihin ötesindeydim. Tarih kıvrılıp giderken mekana zamandaki izlerini aradım ve nazlı geleceğimle ben Diclem'e akıyordum. Dicle onbinyıllık yalnızlığımdı. Hangi mekan döngüsünde akansın DİCLEM Hangi bilinmez kıyılarda. Aktıkça mekan olur yüreğim, Ve sen mekanıma dolarsın... Seni bir zaman yokluğunda damıttım, Tarih yok olmuş mekandır DİCLEM... Tarih uçsuz medeniyetin kıyısında DİCLEM'dir... Dümensiz bir mekanda Diclem'deydim. Dicle nazlı, Dicle geleceğin umudunu serper kayalara... Star'ın kırpışan bakışlarında kıvrılırdı Dicle... Kıyısına takılır gözlerim. Kıyısı bize koşan ötemizdir. Ve biz ötesinde inzivadayız... Sessiz kulelerde soylu... Bir sunak taşına serilir yüreğimiz bir haziran sonu. Umudumuz ateşte tavlanır ve biz sunaklara adanmışlardanız... Peçeli gözleri ile Zerdüşt'ü sunakta gördüm. Geceyi yalayan ışığında gülümsüyordu bana... Zifiri bir gecede yıldızlar uzandı. Bir tutam yıldızı sunaklarda adadı. Kızıllığında kutsayıp avuçlarıma uzattı. Ürktüm... Bir avuç ateşle çığlıklayan meşaleydim... Ve Ahriman gölgemde çökmüştü. Bir avuç toprak, bir avuç ateş ile tarihin seyrindeydim. Mehtaplı bir gecenin evrilen haziranında içkindim... Yalnızlığım, sessiz isyanlarımda haykırıyordu artık. Artık suskundum. Bir alabora sonrası Munzur'a aktım. Ali boğazından Kutu deresine dolandım, coşkundum, kabaran binyıllık kuraklığımla Deriya Sim'deydim... Ağıtlı bir anayı kıl çadırında gördüm... Lorili ezgilerinde beşiğine dokundum, duruldum. Umudum, isyanım, geleceğimdi ellerinde yoğrulan... Burnundaki hızmaya, ayağındaki halhala vuruldum, utandım... Uzanıp yanaklarına dokundum. Islak kirpiklerinden gözyaşını topladım. Gözyaşını yüreğime akıttım. İçtim... İçtikçe susadım. İçtikçe doydum, içtikçe boğuldum. Soluksuz bir nefesin kıyısına vurdum, bitkindim... Gezdiğim bir tarih kıyısı belki kirpiğe takılmış bir düştü... Uyandım ve düşümde gözyaşlarını içtim... Avuçlarıma baktım, gelecek çizgilerine karışmış kıvrımlarında toprağın nemini gördüm. Alev rengi parmaklara dokundum, sarı-sıcak mekanların yalaz korlarıydı ışıyan. Zamanı ise bir 30 Haziran şafağı... Bir tanrıça soyluluğu ve bir GÜNEŞ suskunluğu... Her şey suskun dillerin çalınmış beşiklerin ve ağlamaklı bebelerin çığlığında başladı. Belki esmerleşen bir gülüşte, belki de umut ortaklığında. Her şey alaca bir geyiğin seken yürüyüşünde başladı. Ama her şey bir 30 Haziran'da başladı. Oysa biz uyuyan gecenin ninnileriyle büyümüştük, belki lorilerin ezgili büyüsünde... Biz onu geleceğin seherlerinde içmiştik. Çünkü o biz olan gerçekliğimizdir. Ve biz tarih kıyısına demir atmış umut gibiydik... Mağrur ama cesur... Ağıtlarımız analarımıza miras kalmıştı, deşilmiş karınlarımız ise körpe gelinlerimize... Çocuklarımıza ise hep yalın ayak, korkulu ninniler kalmıştı ve biz hep suskun, biz hep virandık... Kapı kapı dilenip umut dileyen, efendisinden merhamet umandık. Biz nüfussuz bir şehir gibi dilsizdik. Biz, biz olmayan başkasıydık. Bin yılların hazinesinde fakirdik... Bilinmezlik koylarına demir attığımız korkularımızdı. Dedelerin, ninelerin, şeyhlerin ve mirlerin muskalayıp sakladıkları, derinlerimize gömdükleri umudumuzdu. Ve umut içimizde aranmalıydı yitirilen yerde... Belki bir pınar başında, belki zapt edilmiş göklerde, belki sim kapıların eşiğinde. Kim bilir belki bir tanrıça sunağında... Bir ışık gerekiyordu geceye... İştar gibi, Venüs, İsis, Zilan gibi bir yıldız gerekiyordu geceye... Patlayan bombalar, yalpalayan mermiler gibi. Zerdüşt gibi bir alev yakmalıydı korkuyu. Tıpkı yedi günlük kelebeğin heyecanlı koşuşturmasında ateşte kutsanmalıydı. Ve tanımalıydı ışığı... Işıyan gerçekliğini içmeliydi belki... Belki de yıldızlara uzanıp Zühal'e tırmanmalıydı, göğün son katında Zühal'in avuçlarından içmeliydi sonsuzluğu... Ve bilgeliğin sınırında ölümsüzleşmeliydi. Belki de Ahu'lu bir sözün kıyısında GÜNEŞ'e dokunmalıydı... kim bilir belki de bir 30 Haziran günü. Her hücresinde bir asır Her bakışında bin umut Her dokunuşunda sonsuz gelecek ile kendini yaratmaktı... Tanrıçalaşmaktı. Ve bir 30 Haziran günü güneşin kızıllığında arınıyordu Zilan... Ateş oluyordu, toprak, soluduğumuz hava, içtiğimiz su... Dicle'sinde öfkemiz, Fırat'ında sevdamızdı. Zilan, gerçek olan zamanın tek mekansal tanığı. Onbin yıllık esaretin zapt edilmiş zaferiydi. Ve Zilan; hücre hücre, petek petek ve damla damla biriken ve ilmik ilmik dokunan geleceğimizdi. Çünkü Zilan umuttu, Çünkü Zilan içimizdeki tanrıçaydı. Ve bir 30 Haziran devrilirken geceye tunç el'in eridiği bir alev girdabında kana bulanmış, al perçemli zülüflerine dokundum, deniz gözlerine, kınalı avuçlarına... Minik avuçlarından toprağın nemli kokusu geliyordu. Hasadı yapılmamış bir tanrıça kıyısı, suskun... Saçlarından süzülen kızıllık durulanıp yüreğime akmıştı. İksiri bozulmamış göz yaşı kadar duru... Yüreğinin tam ortasında sıkı sıkıya tuttuğu, sunaklarında adanmış ateşi gördüm, eridim... Ve... Ve soluksuz dudaklarından bitimsiz havasıyla umudu soludum, dirildim... Sonra... Eğilip gözlerine baktım, deniz gözlerin alevinde güneşi gördüm...! Ve sözünü güneşe adadım... Tanrıçalar dile gelse Ve sorsalar dileğimi Onlara derim ki: Bana Bir avuç toprak, Bir avuç su, Bir avuç ateş ve Bir içimlik soluk verin... 'Neden bir avuç' diye sorarlarsa eğer onlara derim ÖZGÜRLÜĞÜN ZİLAN VAKTİ AVUÇLARDA SAKLIDIR...! |
Zaman gece yarısı yine seni düşünüyürum Islak gözlerimle camda belki gelir diyorum Hani bir şarkımız varya hep onu söylüyorum Ben seni ölesiye seviyorum belki birgün gelir diyorum Günler sensiz geçmiyor zaman duruyor sanki Aniden giriyorsun gece rüyalarıma Korkuyla terle uyanıyorum ayırıyorlar bizi Kimse ayıramaz ayıramaz bizi sevgilim Gezdiğimiz yerleri sensiz dolaşıyorum Gözlerimde yaş evime geri dönüyorum Ne olacak benim bu halim bir çare bulamıyorum Kimseye derdimi anlatamıyorum Ayrılık olsun acı olsun hepsine razıyım Biliyorum sonunda bizde kavuşacağız Acılarımız bitecek göz yaşlarımız duracak Seni unutmayı bir türlü başaramıyorum |
O durmadan kaçıyor; Sen ardından gitmiyorsan; O günün her saatinde saklanıyor, Sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan; O sana acıların en büyüğünü tattırıyor, Sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan; Boşuna aldatma kendini, Onu sevmiyorsun demektir. Elindeki içki kadehinde, Dudağındaki sigarada , Okuduğun kitapta, Mırıldandığın şarkıda, Söylediğin şiirde, Gördüğün rüyada Ve yaşaman icin Ciğerlerine doldurduğun havada O yoksa; Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan; Onu sevmiyorsun demektir. Renkler onunla değerlenmiyorsa, Örneğin; onsuz kırmızı kırmızılığının, Mavi maviliğinin farkında değilse, Beyaz yalnız o giydiği zaman Güzelliğini haykırmıyorsa, Sabahları onu görünceye kadar Güneş doğmuyorsa Ve onsuz gökyüzü geceleri Aya, yıldızlara hasret değilse Onu sevmiyorsun demektir. |
-Kalbimden Sana Taç Mahal Yaptım- Sana ne verebilirdim? Bülbülü versem, Sabırsızdır, sitemlidir. Gülü versem, Gül yerinde güzeldir. Yıldızlar mı? Senin yanında sönük kalır. Ay; yüreğindeki mehtabı kıskanır.. Bendeki sana bakarak, Başladım mabedimi yapmaya. Kalbinin temizliğini kullanarak, Bembeyaz mermerler oluşturdum. Gözlerinden aldığım parlaklıkla, Mermerlerin içine, pırlanta koydum. Sevmeye doyamadığım ruhunla, Kubbe var oldu, tüm vakarıyla. İnsanca yaşamaktaki azminle, Minareler göklere uzandı, haşmetle. Bana akan sıcaklığınla, Duvarların her yerine, 'Seni seviyorum' yazdım. Yüreğinden taşan sevginle, Öyle bir bahçe oluştu ki, Kaşmir´deki Shalimar´dan görkemli. Şah Cihan görseydi, Sana gıpta ederdi. Mümtaz´a olan sevgisi, Seninkinin yanında azmış derdi. Üzgünüm canım.. İçimdeki seni, Hiçbir kalıba sığdıramadım. Yere, göğe koyamadım. Kalbimden sana yakışır, Taç Mahal yaptım. Şahı sen, Sultanı benim. Saltanatın ise, Yüreğim...! |
Ben bir adam gördüm kendi kendine "ah ayrılık"diyordu Ben bir kadın gördüm kendi kendine"ah ayrılık"diyordu bir çocuk gördüm "ah ayrılık"diyordu ama bu kendi kendi "ah ayrılık"demiyordu ayrılığa ah ayrılık diyordu.... ben de artık ah ayrılık diyorum her geçen gün seni istiyorum her geçen gün seni daha çok seviyorum her geçen gün VE SENİ ÖZLÜYORUMMM HER GEÇEN GÜNNN |
Ben Sokak Çocuğuyum şu dört direkli köprünün altında açmışım gözlerimi sahipsiz rüzgar sarmış kundağımı yağmurla beslenmişim adımı insanlar koymuş benden habersiz benimsemişim serseri derler, hırsız derler .... derler, anlamam da alınmam da hiç fiyakalı dolaşmadım sokaklarda marka satmadım gökyüzü yorganım oldu hep dirseğim yastık alışkınım; kara, yağmura, soğuğa üşümem sıcak dokunur bana özlemem, hiç tanımadığım hisleri istemem varlığını bilmediğim şeyleri kıskanmam hiç kimseyi özenmem halbuki bilmez kimse kendilerinden şanslı olduğumu daha özgür ve daha zengin şu deniz herkesten çok benimdir arkasındaki orman da bütün sokaklar benimdir herkesten çok her simitçi biraz bana çalışır aslında her çocuktan daha çocuğum canım hiç sıkılmaz buralarda en sevdiğim oyundur köşe kapmaca yalnız da değilimdir yüzlerce kardeşim var benim gibi, bana benzer kimse ayırt edemez bizi birbirimizden geceleri toplanmaya başlarız el ayak çekildikten sonra konuşuruz, güleriz, dertleşiriz biraz farklı olsa da herkes kadar biz de umut besleriz hayallerimiz de vardır ayın dolaştığı yerlerde herkes kadar okumuşluğum da vardır her tip insandan bir harf öğrendim insanları en iyi ben tanırım okuldan, öğretmenden anlamam ama bu sokakların mektebini bitirdim bana lazım olanı öğrendim herkes kadar insanım da galiba herkes kadar ben de bazen ağlarım kafam da var, kalbim de severim de, düşünürüm de yalnız ben sokak çocuğuyum sokaklarda yaşamak tek suçum bir gün ben de gideceğim buralardan herkes gibi yalnız biraz sessizce kimseler anlamadan cenazem omuzlar üzerinde gitmeyecek belki belediye kaldıracak gürültüsüzce ağlayanlar olmayacak başucumda bir hayırsever uğramazsa geçerken mezarım da çorak kalacak sonunda benim gibi içimizden kimin gittiği fark edilmeden biri alacaktır yerimi vakit geçmeden evet, ben sokak çocuğuyum bu sokaklarda ne ilk ne de sonuncuyum |
| Saat: 01:20 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık